ONTO

Online Psikoloji Dergisi

Belirsizin İnsanları


Ayça Ilgaz
Dokuz Eylül Üniversitesi
Yüksek Lisans Öğrencisi

 

Belirsizlik, günlük hayatımız, dünyaya ilişkin bakış açımız, değer sistemimiz gibi farklı yönlerimizi etkileyen bir olgudur. Hayatın vazgeçilmez parçalarından biri olmasıyla, belirsizliğe ilişkin farklı bakış açıları da gelişmiştir.

Belirsizlik, literatürde, ilk anlamı olumsuzluk içeren bir olgu olarak yer almaktadır. Bu olumsuz anlamı takip ettiğimizde, belirsizliğin ve belirsizlik yaratan durumların kontrol altına alınma isteği, farklı araştırmacıların da ortaya koyduğu üzere, insanlar için temel motivasyonlardan biridir (akt., Küçükkömürler, 2017). Çünkü gündelik hayatımızı bazı varsayımlara göre şekillendiririz, bu varsayımların oluşması için ihtiyaç duyulan ise ‘belirgin’liktir.

Belirsizliğin kontrolü konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır, bu yaklaşımlardan öne çıkan iki modeli örnek verebiliriz: Modellerden biri, Greenberg ve Pyszczynski’nin alanyazına kazandırdığı Dehşet Yönetimi Kuramı’dır. Bu kuram, insanların motivasyonlarını, değer sistemlerine bağlılıklarını ve benlik saygılarının hayatlarına olan etkisini ölüm korkusu açısından ele alarak varoluşçu bir yaklaşım izler. Ölümün farkında olmak, insanların ölüm korkusunu hissetmesine ve dehşet duygusuna sebep olur. Dehşet Yönetimi Kuramı, dehşet duygusunun insanların dünya görüşlerini etkilediğini ve değer sistemlerinin devamlılığını sağlayarak belirsizlikten uzak durmak için çabaladıklarını öne sürmektedir (Doğulu ve Sakallı-Uğurlu, 2015).

Van den Bos’un öne sürdüğü Belirsizlik Yönetim Modeli ise belirsizliği insanların hedefleri, kendilerine dair görüşleri ve benlik görüşleri hakkında kuşkulanması olarak tanımlar. Belirsizlik, insanların güven hissini tehdit ettiği için bireyler bu tehditten kurtulmak amacıyla toplumsal değerlerin güven veren ‘belirgin’ sınırlarında bulunmak için çabalarlar. Bu durum da toplumsal norm ve değerlere sıkı sıkıya bağlanmakla sonuçlanır. ‘Diğerleriyle’ benzer değerleri paylaşmak güvenli bir ortamı inşa eder (Yavuz-Güzel ve Şahin, 2018). Küçükkömür (2017) belirsizliği açıklayan bu modellerden hareketle, belirsizlikle karşılaşan kişilerin değer yargılarını ve dünya görüşlerini daha da netleştirdiğini ve bunun bir sonucu olarak da kendi görüşlerine yakın kişilere daha olumlu, görüşlerine karşı olan kişilere ise farklı derecelerde olumsuz tepkiler gösterme olasılıklarının bulunduğunu aktarmaktadır.

Belirsizliğe karşı bakış açımızı ‘olumsuz’la sınırlandırmamız gerektiği de değinilen gerçekçi bir noktadır. Küçükkömür’e (2017) göre, belirsizliğin yeni fırsatlar yaratmakta ve yaratıcılığı tetiklemektedir. Belirsizlikle ilişkimiz bizi var olanın dışında başka seçenekler bulmaya iten bir motivasyon sağlamakta, merak duygumuzu etkinleştirmekte ve belirsizlik yaratan durumu daha çok incelemeye sevk edebilmektedir. Bu noktada, belirsizliğin hayatımıza kazandırdığı anlamlara varoluşçu bakış açısıyla yaklaşabiliriz.

Belirsizlik, içinde bulundurduğu ihtimallerle, ihtimallerin birer seçeneğe dönüşmesiyle, bu seçenekleri seçme özgürlüğünü taşımasıyla varoluşçu yaklaşımın insanı ele alışında üzerinde durduğu bir olgudur. Çünkü belirsizlik insana kendi seçeneklerini belirleme özgürlüğü vermektedir. Bu seçimlerde ‘kötü’ bir tercih yapma ihtimali insanda kaygı uyandırır. Kaygının anlamına değinmek isteğimizde ise, Kierkegaard’ın ‘kaygı nedir?’ sorusuna ‘gelecek gündür’ cevabıyla karşılaşmaktayız. Gelecek, belirsizin mutlaklığıdır. Kaygı ve belirsizlik arasındaki ilişkiyi Kiergaard’ın verdiği başka bir örnekle de inceleyebiliriz: Kaygı, uçurumun kenarında durduğumuz anda yaşadığımız baş dönmesine benzer. Uçurum, belirsizliktir. Adımımızı uçuruma atıp atmamanın kararının bize ait olması ve bu olasılıkların tamamının önümüzde oluşu baş dönmesine sebep olur. Belirsizliğin kararına varan özne, kaygı içindedir (Akış, 2014).

Belirsizlik ve kaygıyı beraber anmanın ardından, onları tamamlayan diğer bir kavramdan bahsetmek gerekir: Özgürlük. Kierkegaard varoluşçuluğunda kaygı ‘özgürlüğün olanağıdır’ (akt., Akış, 2014). Kişinin özgür seçimleri olduğunda kaygı meydana gelir. “Kişinin gerçek seçimleri ancak kaygı içerisinde meydana gelir ki, bu da gerçek özgürlüğün ifadesidir.” Yani kaygıyı üreten, kişinin kendisi olma olanağına sahip olmasıdır. Bu aşamada belirsizlik, içinde bulundurduğu ‘gelecek’ ve ‘seçim’lerle özgürlüğün şartıdır.

Son söz olarak, yazıda üzerinde durulduğu gibi, belirsizliği içinde boğulduğumuz bir okyanus olarak görmek yerine, belki de içinde yüzebileceğimiz, farklı renkleriyle bize yeni dünyalar açan bir derya gibi kabul ettiğimizde, hayatı farklı yönleriyle yaşayabilme olgunluğuna ulaşabiliriz.

 

Kaynaklar

Akış, Y. (2014). Søren Kierkegaard’da kaygı kavramı. İstanbul: Ayrıntı.

Doğulu, C. ve Sakallı-Uğurlu, N. (2015). Dehşet yönetimi kuramı üzerine bir derleme. Türk Psikoloji Yazıları, 18 (35), 33-47.

Küçükkömürler, S. (2017). Belirsizliğin psikolojik etkileri. Nesne, 5(10), 329-344.

Yavuz-Güzel, H. ve Şahin, D.N. (2018). Belirsizlikle ilişkili düşüncelerin ulaşılabilirliği üzerinde psikolojik dışlanmanın etkisi. Arch Neuropsychiatry, 55, 183−188.

Leave a Comment