ONTO

Online Psikoloji Dergisi

Küçürek Foto-Öykü 01


 

 

Dedemin Şapkası

Bazı şeyler bırakılır olduğu yerde, ve unutulur niyetsiz. Sessiz ve sitemsiz kalakalır, dışarıda, yokluğa karışıp gitmiş bir ânın mabedi gibi. Sonra… Oraya döndüğünde bir zaman, ağırlaşır adımların ve bakışların. Çocukluğun atlar sırtına, tüm yükünü verir omuzlarına. Ceplerinde olsa da ellerin hanidir, üşürsün. Kar yağmıştır. Üstelik, tutmuştur da…


Babaannemin Elleri

Proust kokudan dem vurduğunda anlamıştık hepimiz. Bir koku, bir ömrü sığdırabilir mi içine? Bu bakır ibrikte, bu kara sacda, bu kuru odunlarda kırışmış o kadının elleri… Bu ateş eritmiştir nice tasayı, gamı, çileyi, ve umudu. Şimdi, şu küçük odaya yayılan sıcacık ekmek ve susam kokusu, midelerden evvel, doyurmaktadır o kadim, o topraktan ruhu.


Rengârenk Ölüm

Renkler toprağa yakışmıyor bazen. Öldürmek, hem de keyif için öldürmek nasıl oluyor da bu toprakları, bu suyu, bu kuşu böceği yeri yurdu bellemişlerin ellerinden çıkıyor? Köylü’nün içine doğup göverdiği tabiatla kurduğu ilişki, modern aklın muhakemeyle kavrayabileceği alanın ötesine düşüyor kimi zaman. Aynı eller onu, tabiatı mayasına, sofrasına katan da, sükunetle, tereddütsüz canını alan da.


Teslime Ebenin Kapısı

Yaşı doksanı geçkin. Yalnız yaşıyor. Ben orada durduğum sırada içeriden gelen sesini duyuyorum, bir şeylere söyleniyor. Bir çift terlik ve baston, belki kendisi kadar yaşlı tahta kapının önünde sahibiyle buluşup onun adımlarına katılmayı bekliyor. Kapının ardından, içeride geçen koca bir hayat değil bu. Dışarıda, yürüyerek geçen koca bir hayat. Bazen bir insanın yürümesi, sadece yürümesi hani, başka hiçbir şeyin anlatamayacağı şeyleri anlatıyor bana. Teslime ebe, hâlâ yürüyor, dışarıda.

Leave a Comment