Küçürek Foto-Öykü 08

Yalın Ayak
Onu duyan kimse yoktu. İki elini de var gücüyle kaldırdı, savurdu kollarını sağa sola, fakat gören de olmadı. Bıraktı bağırmayı, adımlarını yavaşlattı, yetişemeyecekti onlara. "Çok uzak," dedi boğuk, bitkin bir sesle. Dili damağı kurumuş, saçlarının içi toz toprak dolmuştu. Durdu olduğu yerde ve son defa baktı arkalarından. O an aklından geçenleri bilmeyeceğiz. Göz bebeklerinin ıslak olup olmadığını ve dudaklarının titreyip titremediğini de... Sonra döndü arkasını ve ilerledi köyün içine doğru. Caminin önüne geldi, birkaç taş basamağı çıktı, avlu kapısı açıktı. İçeri girdi ve çeşmenin karşısındaki tahta sedire oturdu yavaşça. Yüzü karşıya dönüktü. O an yakından baksaydık suratına, kolları sıvalı ve yakası açık gömleğine, kucağındaki kirli bez torbasına, soluk yeşil pantolonuna, nihayet gözlerimiz aşağı ineceğine göre, baksaydık en son yalın ayaklarına, aklımızdan şu geçerdi belki: "İşte, geride kalmış biri ve şimdi sadece ayakları var yürümek için.