Küçürek Foto-Öykü 09

“Bu kadar toz nereden geliyor anlamıyorum.”
Dirseği pencerenin pervazında, çenesi avucuna oturmuş, bakışları rüzgârda titreyen ağaç dallarında gezinirken öylesine söylediği bir cümleydi bu. Kasımın ortası ve kaç gündür yağıyor yağmur kestirmesi güç.
“Her şey o kadar yavaş oluyor ki aslında... Yine de farkına varmamamız ne tuhaf.”
Genç bir erkek sesi bunu söyleyen. Vakit akşamüstüne yaklaşırken oda öylesine loş ki adamın nerede olduğunu anlayamıyorum. Pencerenin önünde, hiç kıpırdamadan dışarıyı izleyenin bir kadın olduğunu hayal etmiştiniz siz de, değil mi? Adam devam ediyor.
“Bir yerde okumuştum. Evdeki tozların çoğu vücudumuzdan dökülen ölü derilermiş. Sürekli kabuk değiştiriyoruz bir nevi.”
Son cümlesinden etkilenmesini bekledi kadının, muhakkak. Öyle de oldu belki, fakat kadının camdan yansıyan bulanık yüzü hiçbir duygusunu ele vermiyor. Bir şey söylemeli yine de, biliyor beklediğimizi. İşaret parmağını pervazın ahşap yüzeyinde gezdirirken,
“Kabuk” diyor.
“O zaman bu duvarlara ne diyeceğiz?”