Afrika’dan Evimize: İklim Krizinin Adaletle İmtihanı


Ezgi Mehmetoğlu Cömert

Bağımsız Araştırmacı

İklim krizi yaşadığımız bu dönemde, dünya zorlayıcı bir dönemeçten geçiyor. Evet, iklim krizi bir zamanlar kapımızdaydı, şimdi ise evimizin içerisinde. Bu sürece ek olarak iklim krizi yokmuşçasına, savaşlar ve devletler arasındaki gerilimlerle yaşamaya devam ediyoruz… Devletlerin silahlanma süreçleri, Rusya ve Ukrayna savaşı ve diğer dünya ülkelerinin aldığı konumlar, Filistin’in varoluş çabası… Tüm ülkelerin kendi çıkarlarını korumaya odaklandığı bu zamanlarda Afrika’nın belirli bölgelerinde iklim krizinin de etkisiyle kıtlık yaşanıyor. Bazı gruplar günlük yaşamlarını idame ettirebilmek için göç ediyor (Almulhim ve ark., 2024; Nawrotzki ve Bakhtsiyarava, 2017; Zickgraf, 2019). Tüm bu sosyal çevrenin içerisinde yaşarken, birkaç soruyla başlamak istiyorum. İklim krizi kimin krizi? Biz sosyal bilimciler olarak bu krizin neresindeyiz? Üreteceğimiz veya ürettiğimiz bilgiler kime veya neye hizmet ediyor? Elbette ürettiklerimiz her zaman belirli bir yere hizmet etmek zorunda değil fakat biz ürettiğimiz bilginin sorumluluğuna sahip çıkmak zorundayız.

İklim krizi dünyanın her bölgesini eşit şekilde etkilemiyor. Kimi bölgeler iklim krizinin olumsuz etkilerini daha güçlü hissediyor. Bu bölgelerde yaşayan grupların bir kısmı hem daha kırılgan hem de kaynak yetersizliğine sahip. Peki bu noktada kim veya kimler dönüşüm sürecinde daha etkin? Biz ürettiğimiz bilgilerle daha etkin bir rolü üstlenebilir miyiz? Bunu nasıl yapabiliriz? Yanıtları aramadan önce adalet kavramına değinmek istiyorum çünkü bu konunun temelinin buradan geçtiğini düşünüyorum. Adil ne demek? İklim krizi ile adaletin nasıl bir ilişkisi olabilir? Örneğin bir ürün ekip, ailesini beslemeye çalışan çiftçi veya deniz ürünleriyle geçimini sağlayan olta balıkçılığı yapan kişi ile, elektrikli bir araç alarak iklim krizine çözüm getirmeyi tercih eden kişi arasında iklim krizinden etkilenme ya da iklim krizine katkıda bulunma açısından bir fark var mı? Ek olarak şunu belirtmeliyim ki, elektrikle üretilen araçların bataryaları geri dönüştürülemediği ve kısa ömürlü oldukları için benzin ile üretilen araçların dünyaya verdiği zararla neredeyse eş düzeyde (Li ve ark., 2022). Bunu örnek vermemin sebebi, Dünya’nın batısında insanları elektrikli araçlara yöneltme konusunda, çevre psikolojisi alanında yapılan çalışmalara yer vermeleri (Liu ve ark., 2020; Raineri ve ark., 2023). Şimdi yeniden konumuza dönelim.

Adalet kelimesi, Arapça kökenli “adl” kelimesinden türemiştir. Adl; doğru, dürüst, dengeli olana vurgu yapmaktadır (Güriz, 2013). Cevizci (1996) adaleti “Bir toplumda, değerlerin, ilkelerin, ideallerin, erdemlerin somutlaşmış, hayata geçirilmiş olması, herkesin hak ettiği ödül ya da cezayla karşılaşması durumu” olarak tanımlamıştır (ss. 11-12). Burada adalet, insanın davranışını ahlaki açıdan inceleyen ve eleştiren bir düşünce, uygun ve doğru muamele olarak karşımıza çıkar. Toplumların ya da kişilerin hakları arasında uyumun bulunması, hak ve hukuka uygunluk, devletin farklı, hatta karşıt çıkarları olan insanlar arasında hakka uygun bir denge oluşturması durumu” olarak tanımlanmıştır. Kuçuradi’ye göre adaletsizlik hak çiğneme ya da hakları göz ardı etmek ile ilişkilidir ve bu yer temel insan hakları ilkelerinin türetildiği noktadır. Kişisel düzeyde, kişilerin haklarının doğrudan veya dolaylı bir şekilde çiğneyen ya da yaşanmasını engelleyen bir biçimde; ülkeler düzeyinde, yurttaşların temel haklarının başka yurttaşlar tarafından çiğnenmesi veya görülmemesi ve bu duruma müdahale edilmemesi veyahut kendi organlarının haklarını yerine getirmediği-getiremediği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Dünya düzeyinde adaletsizlik belirli koşullarda temel kişi haklarının zorunlu sonuçları olan grup haklarının, grup çıkarları lehine çiğnendiği ya da göz ardı edildiği durum olarak ortaya çıkmaktadır. Adalet; yaşamda hak ettiklerimiz, bize zarar verenlerin nasıl cezalandırılması gerektiği gibi soruların yanı sıra iyi bir hayatın nasıl olması gerektiğine içkin bilgiye de ışık tutar. Bununla birlikte adalet tıpkı hakikat gibi çeşitliliğe çok kolay izin veren bir kavram değildir. Anlayışlar değişse bile evrenseldir ve yaşamın varlığı için gereklidir (Solomon, 2004).

Çevresel adalet kavramı, ilk dönemlerinde çevrenin tanımlanması ve çevreyle kurulan ilişkide risk ve zarara maruz kalan tarafın belirlenmesi yani çevresel dezavantajlılık üzerinden şekillenmiştir. Daha sonraki süreçte çevre tanımının genişlemesi, sürdürülebilirlik anlayışının yerleşmesi ve çevresel adalet hareketlerindeki çeşitliliğin artmasıyla birlikte kavram, “çoğulcu adalet” anlayışına doğru evrilmiştir. Bu bağlamda çevresel adalet, yalnızca eşitlik, tanınma ve katılımı değil; kişi ve toplulukların temel ihtiyaçlarını ve işlevselliğini de kapsar. Günümüzde çevresel adalet, insanın dezavantajlı konumunu, bu dezavantajın yaşandığı çevreyi ve doğal dünyanın durumunu bir arada ele alan bir anlayışa dönüşmüştür (Schlosberg, 2013). Tam da bu noktada, doğa ile kurduğumuz ilişki, iklim krizi ve çevresel adalet kavramı birbirleriyle yakından bağlantılıdır.

İklim krizi son 10 yılda, pek çok farklı alanla ve farklı yönde çalışılmaya başlandı. İklim değişikliği kavramı ile başlayan bu yolculuk zaman içinde iklim krizi kavramına dönüştü. Hem sıklığı hem de yoğunluğu artan küresel felaketler, dünyanın pek çok bölgesini etkilemeye devam ediyor. Yapılan çalışmalar hâlâ bazı ülkelerin iklim krizini inkâr ettiğini belirtmekle beraber (Nartova-Bochaver ve ark., 2022; van Stekelenburg ve ark., 2024) hem bireysel hem de kolektif düzeyde eşitlikçi yaklaşımların iklim krizine ilişkin inkârını azalttığını göstermektedir. Bazı çalışmalar ise, iklim krizinin çözümünün öncelikle kişinin davranışlarının belirlenmesi, bu davranışları etkileyen temel faktörlerin tespiti, bu davranışlara ilişkin müdahalelerin oluşturulması ve bu müdahalelerin etkililiğinden geçtiğini literatürde göstermektedir (Steg ve Vleg, 2009). Pearson ve arkadaşları (2016) ise iklim krizini kolektif ve çok düzeyli, ilişkisel bir yapı olarak ele almaktadır. İklim krizi, temelde bireylerden ziyade bir grup olarak bizi etkileyen kolektif bir sorundur. Hem nedenleri hem de etkileri sosyal gruplar arasında eşitsiz biçimde dağılır ve bu durum, toplumsal yapıdaki örüntüleri ve güç ilişkilerini yansıtır. Ayrıca, kişilerarası ve gruplar arası ilişkiler üzerinde olumsuz etkiler yaratarak toplumsal istikrarsızlığa da yol açar.

İnsanların iklim değişikliğini bir eşitsizlik sorunu olarak ne ölçüde gördüğü hâlen net değildir. Bunu araştırmak amacıyla, İngiltere, Amerika, Yeni Zelanda ve Avustralya’da yapılan bir çalışmada katılımcılara, iklim değişikliği eşitsizliği, iklimle ilgili duygusal deneyimler, iklim yardımı politikasına destek ve politik yönelimleri hakkında anket uygulanmıştır. Araştırma, iklim değişikliğinin bir eşitsizlik sorunu olduğunu daha güçlü bir şekilde kabul eden katılımcıların, iklim değişikliği konusunda daha yoğun olumsuz duygular yaşadıklarını ve iklim yardımı politikasına daha fazla destek verdiklerini göstermektedir (Stanley ve ark., 2025).

İklim değişikliğinin gerçekleşmekte olduğu ve etkilerinin hem insanı hem de ekolojik sistemleri tehlikeye attığı görülmektedir. Bu noktada sosyal psikoloji, grup içindeki insan davranışını ve kültürel etkileşimleri anlamada önemli bir araçtır. İklim değişikliği konusunda sosyal psikoloji literatürünü sistematik olarak inceleyen Tam ve arkadaşları (2021) bu konuda sosyal psikoloji çalışmalarının çok sayıda olmasına karşın; Batı dışı ve gelişmekte olan ülkelerin temsiliyetinin azlığına vurgu yapmıştır. Halk dışında farklı sosyal gruplar ile yapılan çalışmaların artması gerekliliği, temel odağın iklim değişikliğini azaltmak yerine bu konudaki adaptasyonun önemi ve kişilerin günlük yaşamlarında iklim krizinin yeri, kendi gruplarıyla bu bilgilerin nasıl paylaşıldığı, zamanla bu paylaşımın tutum ve davranışlarla nasıl değişim gösterdiği literatürde eksik kısımlar olarak belirtilmiştir. Bu konuda nitel çalışmaların önemi, dijital verilerin sıkça kullanılmasına karşın bunların yaratabileceği yanlılık ve eksikliklere dikkat çekilmesiyle ortaya konmaktadır. Ayrıca çalışma, iklim değişikliğinin küresel bir sorun olması nedeniyle birliktelik ve sosyal değişim gerektirdiğini de vurgulamaktadır.

İklim değişikliğine uyum politikalarında çocuk sağlığının ne ölçüde ele alındığını inceleyen bir çalışmada ülkelerin %43’ünün çocuk sağlığına hiç değinmediği ve herhangi bir eylem planı sunmadığı; düşük ve orta gelirli olarak tanımlanan Güney Amerika ve Güney Asya gibi ülkelerin, yüksek gelirli ülkelere kıyasla daha bu konudaki politik arka planlarının daha güçlü olduğunu göstermektedir (Ubalde ve ark., 2025). Bir diğer önemli çalışma, 1995–2024 yılları arasında psikoloji ve iklim değişikliği alanındaki önemli eğilimleri ve çalışmaları incelemiştir (Anjum ve Aziz, 2025). Öne çıkan önemli bulgulardan biri, çalışmaların büyük ölçüde güçlü kaynaklara sahip Batılı ülkelerde yürütülmesi ve bu nedenle en çok etkilenen gelişmekte olan ülkelerin literatürde zayıf biçimde temsil edilmesidir. Bu durum, sosyo-kültürel boyutların yeterince ele alınamamasına yol açmaktadır. Çalışma, iklim değişikliğinin psikolojik etkilerini ayrıntılı biçimde incelemesine karşın; elde edilen bilgilerin politika geliştirmede kullanılmasının ve iş birlikçi yaklaşımlarla adil çözümler üretilmesinin önemini vurgulamaktadır.

Afrika’da iklim değişikliğinin incelendiği çalışmalar ise oldukça sınırlıdır. Göçebe çobanlar ile çiftçiler arasındaki kaynak çatışmasını inceleyen bir çalışmada, Ocak 2015–Eylül 2022 dönemini kapsayan sekiz yıllık bir veri seti kullanılmıştır. Bu veri seti, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne ait ayrıntılı hava ve arazi verilerini içermektedir. Çalışmada, hava ve arazi koşullarındaki değişimlerin bölgedeki topluluklar arası ilişkilere etkisi, makine öğrenmesi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışma bulguları, pastoral çatışmayla (başka bir anlatımla göçebe çobanlar ile yerleşik çiftçiler arası yaşanan kaynak çatışmalarıyla) ilişkili çevresel risk faktörlerinin ülkeler arasında farklılık gösterdiğini ve tek bir model yaklaşımının bu dinamikleri anlamada yetersiz olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durumda, her bölgenin ihtiyacını belirleyerek, bölgelere ilişkin çatışma önleyici düzenlemeler yapılması gerektiği gelecek çalışmalar için önemli bir sonuçtur (Sola ve ark., 2025). İklim değişikliğinin etkileri, yerel kalkınma koşulları ve kırılganlık bağlamlarını şekillendiren diğer sosyo-çevresel süreçlerle kesişmektedir. Afrika ülkelerinde daha düşük karbon emisyonuna sahip kıyı toplulukları, iklimsel zorluklarla karşı karşıya kalmakta ve söz konusu toplulukların iklim değişikliğinin getirdiği etkilerden daha fazla zarar gördüğünü görülmektedir. (Hagan ve ark., 2025). Buna karşın; iklim krizinin etkilerinin ruh sağlığı boyutu genellikle göz ardı edilmektedir. Bu konudaki çalışma bulguları iklim krizinin temel geçim kaynakları ve mülk kaybına yol açtığını, başa çıkmak için fiziksel ve psikolojik iyilik hâlini bütüncül bir şekilde entegre eden bir yaklaşım gerekliliğini göstermektedir. Bu durumla baş etmek için ise iş birliğinin, dindarlığın ve yer değiştirme umudunun kullanıldığı görülmektedir (Hagan ve ark., 2025). İklim krizi, Afrika’daki gençlerin yaşadığı toplumsal sorunları ağırlaştırmakta ve onların genel iyi oluşunu da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durumun kaygı, travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon ile güçlü şekilde ilişkili olduğunu göstermektedir. Gençlerin savunmasızlığı, topluluk bağlarının bozulması ve sınırlı destek sistemleri nedeniyle bu etkilerin arttığı görülmektedir (Akpan ve ark., 2025). İklim değişikliği ve göç ile ilgili yapılan bir sistematik gözden geçirme çalışmasının bulguları ise oldukça çarpıcıdır. Araştırmalar, iklim göçmenlerinin iklim değişikliğinden en çok etkilenen, uzun mesafeli göç etme kapasitesi sınırlı bir grup olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, bu toplulukların çoğunlukla bölgesel düzeyde göç etme eğiliminde oldukları anlaşılmaktadır. Bu durum en ağır mağduriyeti bu gruplara yüklemektedir. İklim göçü, ulusal güvenlikten ziyade insan güvenliğini temel alır. Bu nedenle, iklim kriziyle birlikte ortaya çıkan süreci daha doğru değerlendirebilmek için göçün yeniden tanımlanması ve konumlandırılması büyük önem taşımaktadır (Chigudu, 2024).

Lewins ve arkadaşları (2025), 2007 yılı sonrasında Afrika’da yayımlanan iklim krizi çalışmalarını savunmasız gruplar temelinde derlemiştir. Bu çalışmada savunmasız gruplar, geçim kaynakları veya yaşam biçimleri iklimin istikrarına bağlı olan çiftçiler ve göçebe topluluklar ile düşük gelirli aileler, yaşlılar ve uzun süreli sağlık sorunları bulunan bireyler olarak tanımlanmıştır. Bu grupların, zihinsel sağlık sorunları yaşama açısından yüksek risk taşıdığı vurgulanmıştır. Kenya, Gana, Etiyopya, Nijerya, Güney Afrika, Tanzanya, Namibya, Uganda, Botsvana, Burkina Faso ve Zimbabve’de yapılmış olan çalışmalar incelendiğinde, iklim krizinin hem doğrudan hem de dolaylı etkilerinin kaygı, depresyon ve intihar olaylarını artırdığını göstermiştir. Bu durumun temelinde, kırsal toplulukların iklim krizi nedeniyle öngörülemeyen hava koşullarının tehdidi altında kalmaları ve buna bağlı gelir kayıpları yer almaktadır. Ayrıca gençlerin gelecekleriyle ilgili yaşadıkları varoluşsal endişeler ile kadınların maruz kaldığı sosyal ve ekonomik eşitsizlikler de bu tabloyu ağırlaştırmaktadır. İklim krizi sonucunda afet mağdurlarının yaşadığı fiziksel yaralanmalar ve altyapı kayıpları ise bu etkilerin en somut örneklerindendir.

İklim değişikliğine ilişkin algı ve inançlar oldukça karmaşık bir yapı sergilemektedir. Bazı çalışmalar, iklim krizinin hâlihazırda yaşanan bir gerçeklik olduğu varsayımıyla yola çıkarken; diğerleri, krizin insan kaynaklı olduğuna inanarak araştırmalarını bu temelde yürütmektedir. Clayton (2024), iklim krizine sosyal psikoloji perspektifiyle daha bütüncül bir bakış açısı sunmaktadır. Elbette iklim krizine ilişkin tutumlar, duygular, kimlikler ve normlar on yıllardır sosyal psikoloji literatüründe yer almakta fakat bu çalışmaların büyük bir kısmı da insanın iyi oluşunu arttırma amacıyla çevre ile kurulan ilişkiyi incelemektedir. Ardından, iklim değişikliğinin sonuçları ile insanın iyi oluşu arasındaki ilişkiye dair değerlendirmeler yapılmaktadır. Son olarak ise, soruna verilecek uygun tepkiler ya da geliştirilecek çözümlere ilişkin algılar ve tutumlar ele alınmaktadır.

Tüm bu bilgiler ışığında konumuzun temasına geri döndüğümüzde; çevresel adalet ve iklim krizini bir arada düşündüğümüzde, iklim krizine birlikte adapte olabilmek için neler yapmalıyız? Literatürün bir kısmında da vurgulandığı üzere, yerel iş birliklerini artırmalıyız. Sokakta veya mahallede iklim krizi hakkında konuşulanları dinlemeli, odak grup, görüşme gibi nitel çalışmalara yönelerek, bu konudaki bilgi havuzunu arttırmalı ve bu bilgileri hem bugüne hem de geleceğe yararlı olacak şekilde dönüştürmeliyiz. Literatürü incelerken, olası yanlılıkların farkında olmak ve büyük verilerle çalışmanın yararlarının yanı sıra, yerel bilgileri yeterince yansıtmayabileceğini de unutmamak gerekir. Ayrıca, dünya literatürünün büyük ölçüde güçlü kaynaklara sahip Batı ülkelerinde üretildiğini bilerek konuya daha eleştirel bir bakışla yaklaşmanın hem geleceğimiz hem de insan hakları açısından gerekli ve önemli olduğunu düşünüyorum.

Kaynaklar

Akpan, U. U., Ja’Afar, I. K. ve Eke, S. C. (2025). Addressing the psychological impact of climate-induced disasters on young people in Africa: Challenges and pathways forward. Cambridge Prisms: Global Mental Health, 12, e50.

Almulhim, A. I., Alverio, G. N., Sharifi, A., Shaw, R., Huq, S., Mahmud, M. J., Ahmad, S. ve Abubakar, I. R. (2024). Climate-induced migration in the Global South: An in-depth analysis. Npj Climate Action, 3(1), 47.

Anjum, G. ve Aziz, M. (2025). Bibliometric analyses of climate psychology: Critical psychology and climate justice perspectives. Frontiers in Psychology, 16, 1520937.

Cevizci, A. (1996). Felsefe sözlüğü (1. Basım). Ekin Yayınları.

Chigudu, D. (2024). Human security and mobility in the context of climate change in Africa. Watershed Ecology and the Environment, 6, 242-251.

Clayton, S. (2024). A social psychology of climate change: Progress and promise. British Journal of Social Psychology, 63(4), 1535-1546.

Güriz, A. (2013). Adalet kavramının belirsizliği. A. Güriz (Ed.), Adalet kavramı içinde (ss. 7–38). Türkiye Felsefe Kurumu.

Hagan, S., Darkwah, E., Boafo, Y. A., Agyemang, C. B. ve Ekem-Ferguson, G. (2025). Climate change impacts and mental health in poor urban coastal communities in Ghana. PLOS Mental Health, 2(4), e0000284.

Kuçuradi, I. (2013). Adalet kavramı. A. Güriz (Ed.), Adalet kavramı içinde (ss.39-48). Türkiye Felsefe Kurumu.

Lewins, A., Churchard, A. ve Kennedy-Williams, P. (2025). The mental health impact of the climate and ecological crisis on vulnerable populations in Africa. Cogent Mental Health, 4(1), 1-46.

Li, P., Xia, X. ve Guo, J. (2022). A review of the life cycle carbon footprint of electric vehicle batteries. Separation and Purification Technology, 296, 121389.

Liu, R., Ding, Z., Jiang, X., Sun, J., Jiang, Y. ve Qiang, W. (2020). How does experience impact the adoption willingness of battery electric vehicles? The role of psychological factors. Environmental Science and Pollution Research, 27(20), 25230-25247.

Nartova-Bochaver, S. K., Donat, M., Kiral Ucar, G., Korneev, A. A., Heidmets, M. E., Kamble, S., Khachatryan, N., Kryazh, I. V., Larionow, P., Rodríguez-González, D., Serobyan, A., Zhou, C. ve Clayton, S. (2023). The role of environmental identity and individualism/collectivism in predicting climate change denial: Evidence from nine countries. Journal of Environmental Psychology, 84, 101899.

Nawrotzki, R. J. ve Bakhtsiyarava, M. (2017) International climate migration: Evidence for the climate inhibitor mechanism and the agricultural pathway. Population. Space Place, 23, e2033.

Pearson, A. R., Schuldt, J. P. ve Romero-Canyas, R. (2016). Social climate science: A new vista for psychological science. Perspectives on Psychological Science, 11(5), 632-650.

Rainieri, G., Buizza, C. ve Ghilardi, A. (2023). The psychological, human factors and socio-technical contribution: A systematic review towards range anxiety of battery electric vehicles’ drivers. Transportation Research Part F: Traffic Psychology and Behaviour, 99, 52-70.

Schlosberg, D. (2013). Theorising environmental justice: The expanding sphere of a discourse. Environmental politics, 22(1), 37-55.

Sola, L., Chen, Y., Murphy, S. K. ve Subrahmanian, V. S. (2025). Quantifying the risk of pastoral conflict in 4 central African countries. EPJ Data Science, 14, 77.

Solomon, R. C. (2004). Adalet tutkusu (E. Altınay, Çev.) Ayrıntı Yayınları. (Orijinal yayın basım tarihi 1995).

Stanley, S. K., Ghasemi, O., Kerr, J. R., Ross, R. M., Marques, M. D., Mede, N. G., Berger, S., Alfano, M., Levy, N., Ferreira, M. ve Cologna, V. (2025). Community attitudes towards advancing climate justice with climate aid. Journal of Environmental Psychology, 106, 102679.

Steg, L. ve Vlek, C. (2009). Encouraging pro-environmental behaviour: An integrative review and research agenda. Journal of Environmental Psychology, 29(3), 309-317.

Tam, K. P., Leung, A. K. Y. ve Clayton, S. (2021). Research on climate change in social psychology publications: A systematic review. Asian Journal of Social Psychology, 24(2), 117-143.

Ubalde, J., Bradshaw, C. J., Le Souëf, P. N. ve Judge, M. A. (2025). Climate change policies fail to protect child health. Globalization and Health, 21: 47, 1-16.

van Stekelenburg, A., Bleize, D. N., van’t Riet, J., Schaap, G., Vlasceanu, M. ve Doell, K. C. (2024). Communicating consensus among climate scientists increases estimates of consensus and belief in human-caused climate change across the globe. Journal of Environmental Psychology, 100, 102480.

Zickgraf, C. (2019). Climate change and migration crisis in Africa. C. Menjívar, M. Ruiz ve I. Ness (Ed.), The Oxford handbook of migration crises (çevrim içi baskı). Oxford University Press.