Ahlaki Temeller Kuramı: Mülkiyet Yeni Bir Ahlaki Temel Olabilir mi?


Mehmet Karasu

Araş. Gör.

 

Ahlak; psikoloji, eğitim, ilahiyat gibi çeşitli disiplinlerin sıklıkla ele aldığı konular arasında yer almaktadır. Bu bağlamda ahlaka ilişkin pek çok kuramsal yaklaşım geliştirilmiştir. Bu kuramsal yaklaşımlar odaklandıkları yöne göre dört kategori altında incelenebilir: (1) ahlakın duygusal yönüne vurgu yapan kuramlar (örn., Aronfreed’in özgeci ve sempatik davranış kuramı, Eisenberg’in olumlu sosyal gelişim ve davranış kuramı, Hoffman’ın empati ve ahlaki gelişim kuramı); (2) ahlakın davranışsal yönüne vurgu yapan kuramlar (örn., Eysenck’in ahlakın davranışsal kuramı, Mischel ve Mischel’in ahlakın bilişsel sosyal öğrenme kuramı); (3) ahlakın ahlaki yargı ve ahlaki muhakeme gibi bilişsel yönünü vurgulayan kuramlar (örn., Piaget’in ahlaki yargılama kuramı, Kohlberg’in ahlaki gelişim kuramı; (4) ahlakın duygusal, davranışsal ve bilişsel yönlerinin iki ya da üçünün vurgulandığı birleşik kuramlar (örn., Bandura’nın sosyal bilişsel kuramı, Blasi’nin ahlaki anlayış ve ahlaki kişilik bütünleşmesi yaklaşımı, Gibbs’in (Kohlberg ve Hoffman’ın ahlakla ilgili kuramlarını birleştirdiği) yaklaşımı, Krebs ve Van Hesteren’in özgecilik gelişiminin birleştirilmiş modeli ve Rest’in ahlakla ilgili dört bileşenli modeli) (Ma, 2013).

Yukarıda bahsedilen tasniflemenin dışında ahlak çok farklı şekillerde de ele alınabilir. Örneğin bazı kuramlar (örn., Freud’un psikanalizi, Turiel’in alan kuramı) ahlakın evrensel bir formda olduğunu ileri sürerken, bazı kuramlar (örn., Shweder’in üç etik kuramı, Fiske’nin ilişki modelleri kuramı) bağlamın, ilişkilerin ve kültürün ahlak için ayırıcı önemine vurgu yapmaktadır. Diğer yandan, ahlakı tekçi temele dayanarak açıklayan kuramlar (örn., Kohlberg’in ahlaki gelişim kuramı) olduğu gibi çoğulcu temellere yaslanarak temellendiren kuramlar (Haidt’in ahlakın temelleri kuramı) da söz konusudur (Cesur, 2018). Çeşitli parametrelere göre yapılan bu tasniflemelerden de görüleceği üzere ahlaka ilişkin pek çok kuramdan söz edebiliriz. Ancak bu yazı kapsamında Ahlaki Temeller Kuramı odağa alınmış ve bu kuramın temellerine ilişkin olası yeni ahlaki bir temelin imkânı üzerine bir soruşturma yürütülmüştür. Şimdi kısaca Ahlaki Temeller Kuramı’nı özetleyelim, ardından bu kurama ilave edilmesi gerekliliğini ileri sürdüğümüz mülkiyet ahlaki temelini çeşitli boyutlarda irdeleyelim.

Ahlaki Temeller Kuramı, ahlakın beş (ya da altı) farklı sezgisel temel üzerinden meydana geldiğini ve bu sezgisel temellerin birbirinden çeşitli özelliklerle ayrılan evrimsel bir arka planı olduğunu ileri sürmektedir (Graham, Haidt ve Nosek, 2009).Bu ahlaki temellerden birincisi bakım/zarar boyutudur. Bakım/zarar boyutu, kişinin kendi çocuğunun hayatta kalmasına dönük hassasiyetinden gelişmiştir. Evrimsel düzeyde bu boyutun açığa çıkmasını sağlayan temel tetikleyici yavruların ya da zayıf olanların acı çekiyor olmasıdır. İkinci boyut adalet/hilekârlıktır. Adalet/hilekârlık boyutu, diğeriyle birlikte yaşayan insanın ilişkilerinde iş birliği ve bencilliğine dayalı çıktıları fark etmesi için gelişmiştir. Bu boyut insanların adalet ve eşitlik erdemlerine temel oluşturmaktadır. Üçüncü boyut sadakat/ihanettir. Sadakat/ihanet boyutu, grup(lar) hâlinde yaşayan insanın, bir gruba ait olmaktan dolayı elde ettiği avantajlı hâllerini muhafaza etmek için grubun birbirine bağlılığı duygusu üzerine gelişmiştir. Dördüncü boyut otorite/yıkımdır. Otorite/yıkım boyutu, çeşitli yararları bakımından hiyerarşik ilişkileri kurmak ve sürdürmek için otoriteyi takip etme, savunma, yüceltme üzerine gelişmiştir. Beşinci boyut kutsallık/bozulmadır. Kutsallık/bozulma boyutu, parazit, patojen ve çeşitli tehlikelerden korunma temelinde; bu tehditleri işaretleyen kokular, görüntüler veya diğer duyusal işaretlerle gelişmiştir (Haidt, 2012). Kuramın klasik beş boyutlu ahlaki temeline özgürlük/baskı ahlaki temeli de eklenmiştir. Bu ahlaki temelin kurama eklemlenmesi konusunda tam bir görüş birliği olmasa dahi özgürlük/baskı boyutunun altıncı ahlaki temel için en uygun olanı olduğu düşünülmektedir. Özgürlük/baskı boyutu, zorbalara ve baskı uygulayanlara karşı insanların dayanışmayla kendi özgürlüklerini sağlamak için geliştirdikleri bir boyuttur (bkz. Iyer, Koleva, Graham, Ditto ve Haidt, 2012).

Ahlaki Temeller Kuramı, ahlaki ihlaller söz konusu olduğunda tetiklenecek bazı prototip duygular olduğunu da ileri sürmektedir. Örneğin, bakım ihlalleri merhamet duygusunu, adalet ihlalleri öfke duygusunu, sadakat ihlalleri köpürme/hiddetlenme duygusunu; otorite ihlalleri kin (resentment) ve korku duygularını, kutsallık ihlalleri ise iğrenme duygusunu açığa çıkarmaktadır (Haidt ve Joseph, 2004; 2008; Haidt, 2012). Ahlaki duygular üzerinden yapılacak manipülasyonların ahlaki temellere ilişkin ihlallere verilecek tepkileri, yani ahlaki yargılamaları doğrudan etkileyeceği düşünülmektedir. Buna göre, bazı ahlaki ihlallerin bazı duyguları daha fazla açığa çıkardığına ilişkin çeşitli kanıtlar bulunmaktadır. Sözgelimi merhamet ve iğrenme duyguları bakım ve kutsallık boyutlarıyla doğrudan ilişkilidir (Landmann ve Hess, 2018). Bu konularda yapılan çalışmaların önemli bir kısmı iğrenme duygusu üzerine odaklanmaktadır (örn., Schnall, Haidt ve Clore, 2008; Wheatley ve Haidt, 2005). Bu çalışmalar, genel olarak, iğrenme duygusunun harekete geçirilmesinin daha sert ahlaki yargılamalara yol açtığını göstermektedir. Ancak herhangi bir ahlaki ihlalin karmaşık duygulara yol açabileceğine ilişkin tutarlı görüşler yer almaktadır (bkz. Cameron, Lindquist ve Gray, 2015; Landmann ve Hess, 2018).

Ahlaki Temeller Kuramı, insanların mülkiyetle ilgili konularda yaşadıkları ahlaki tutum ve yargılarına doğrudan bir açıklama sunmamaktadır. Oysaki mülkiyetle ilgili konular arasında yer alan örneğin mala zar vermek, hırsızlık yapmak gibi eylemler hem evrensel ve yerel hukuk metinlerinde hem de kişilerarası ilişkilerde ahlaki olarak doğrudan yanlış ve kötü olarak nitelendirilmektedir. Bu durum, yüzeysel bir açıklamayla, bakım/zarar ahlaki temeli kapsamında ele alınamayacak kadar farklı dinamiklere sahip görünmektedir. Çünkü bakım/zarar ahlaki temeli, kişinin kendi çocuğunun hayatta kalmasına dönük hassasiyetinden gelişmiştir. Evrimsel düzeyde bakım/zarar ahlaki temelinin açığa çıkmasını sağlayan temel tetikleyici yavruların ya da zayıf olanların acı çekiyor olmasıdır (Haidt, 2012). Deyim yerindeyse bu ahlaki temel, “diğeri”ne ilişkindir. Oysaki mülkiyet ahlaki temeli, kişinin diğerinden ziyade (örn., yavruya) kendi varlık alanına doğrudan yatırım yapmasıyla ilişkili görünmektedir. Buna göre mülkiyet ahlaki temelinin ana tetikleyicisi, kişinin kendi varlık alanının bir uzantısı olarak mülkiyetini doğrudan tehdit eden durumlar (örn., bebeğin memeden ayrılması) şeklinde tanımlanabilir. Mülkiyet ahlaki temelinin günümüz tetikleyicileri ise sahip olma üzerinden kurulan her türlü ilişkilenmeleri içermektedir. Buna göre mülkiyetin kapsamı oldukça geniş bir biçimde yorumlanabilir ve mülkiyet; nesneleri, fikirleri, aile üyelerini, bedenleri ve eylemleri içerebilir (Friedman ve Neary, 2008).

Mülkiyet ahlaki temeli kapsamına giren konuların (örn., hırsızlık, mülkiyete zarar verme vb.) adalet/hilekârlık ahlaki temeliyle açıklanabileceği de ileri sürülebilir. Ancak mülkiyet ahlaki temeli, adalet/hilekârlık temelinden farklı özellikler taşımaktadır. Adalet/hilekârlık ahlaki temeli, diğeriyle birlikte yaşayan insanın ilişkilerinde iş birliği ve bencilliğine dayalı çıktıları fark etmesi için gelişmiştir. Bu boyut, insanların adalet ve eşitlik erdemlerine temel oluşturmaktadır (Haidt, 2012). Ancak mülkiyet ahlaki temeli, mülkiyet haklarının gelişimine bir temel oluşturduğu için insanların yakın geçmişten bu yana kurageldikleri ortak medeniyetin gelişimini mümkün kılan ana etkenlerden biridir. Çünkü ortak medeniyetin gelişmesi için yerleşik yaşama geçilmesi; dahası bu yeni yaşam formunda yerleşik yaşamın işaretleyicileri olan mülkiyetin korunması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet haklarının gelişimi doğal bir çıktı olarak bu sürecin sonunda ortaya çıkmaktadır. Ayrıca mülkiyet ahlaki temeli, birlikte yaşama kültürüne hizmet ederek insan sosyalliğini patlamalı bir biçimde, yani tahmin edilenden çok daha büyük bir etkide geliştirmiş görünmektedir.

Çocuklar iki yaşından itibaren mülkiyetle ilgili bir farkındalık geliştirebilmektedirler (bkz. Fasig, 2000). Dolayısıyla insanların mülkiyetle kurdukları ilişki okul öncesi döneme kadar rahatlıkla götürülebilir. Mülkiyete ilişkin farkındalık ve davranışlar, yaşamın diğer dönemlerinde de sürdürülmektedir. Örneğin pek çok araştırmacıya göre özel mülkiyet evrensel bir olgu olarak değerlendirilmektedir (bkz. Brown, 1991; Herskovits, 1952). Ayrıca hem bebeklerle yapılan çalışmalarda hem de Oyun Teorisi kullanılarak oluşturulan çatışmalı durumlarda mülkiyete ilişkin ilk sahiplik durumunun sahiplenme tercihlerini önemli düzeyde etkilediğini ve çatışmalı durumların çözümlenmesine yardımcı olduğunu göstermektedir (Friedman ve Neary, 2008; Gintis, 2007; Hare, Reeve ve Blossey, 2016; Maynard Smith, 1982) Bu durum mülkiyetin doğuştan, yaşamın farklı evrelerinde gözlenebilen bir olgu olduğu fikrini desteklemektedir. Ayrıca mülkiyetin ahlaki bir temel(foundation) olarak değerlendirilmediği ancak iş birliğine katkı sağlayan ahlaki bir alan (domain) olabileceği fikrini ileri süren güncel çalışmalar da söz konusudur. Bu yaklaşıma göre ahlak, insanın sosyal yaşamında tekrar eden iş birliği sorunlarına biyolojik ve kültürel çözümlerin bir araya getirildiği bir olgudur (bkz. Curry, Chesters ve Van Lissa, 2018).

Mülkiyet ahlaki temelinin Ahlaki Temeller Kuramı’na eklenmesi; hırsızlık, mülkiyete zarar verme, mülk edinme, mülkiyet hakları gibi konulara ilişkin ‘hassas’ tutum ve davranışların, yani sert/katı tepkilerin arka planında yer alan sezgisel ahlaki eğilimlerin daha iyi anlaşılmasını mümkün kılabilir. Buna göre, mülkiyet ahlaki temeline ilişkin olası kanıtlar ahlaki duygular üzerinden yapılacak manipülasyonlarla izlenebilir.

Kaynaklar

Brown, D. E. (1991). Human universals. New York: McGraw-Hill.

 

 

 

 

 

Cameron, C. D., Lindquist, K. A. ve Gray, K. (2015). A constructionist review of morality and emotions: No evidence for specific links between moral content and discrete emotions. Personality and Social Psychology Review, 19, 371-394.

Cesur, S. (2018). Ahlâkın sosyal psikolojisi. İstanbul: Pales Yayınları.

Curry, O. S., Chesters, M. J. ve Van Lissa, C. J. (2018) Mapping Morality with a Compass: Testing the theory of ‘morality as cooperation’ with a new questionnaire [Taslak].

Fasig, L. G. (2000). Toddlers’ understanding of ownership: Implications for self-concept development. Social Development, 9, 370-382.

Friedman, O. ve Neary, K. R. (2008). Determining who owns what: Do children infer ownership from first possession? Cognition, 107, 829-849.

Graham, J., Haidt, J. ve Nosek, B. A. (2009). Liberals and conservatives rely on different sets of moral foundations. Journal of Personality and Social Psychology, 96, 1029-1046.

Gintis, H. (2007). The evolution of private property. Journal of Economic Behavior & Organization, 64, 1-16.

Haidt, J. (2012). The Righteous Mind: Why good people are divided by politics and religion. New York: Pantheon.

Haidt, J. ve Joseph, C. (2004). Intuitive ethics: How innately prepared intuitions generate culturally variable virtues. Daedalus, 133, 55-66.

Haidt, J. ve Joseph, C. (2008). The moral mind: How five sets of innate intuitions guide the development of many culture-specific virtues, and perhaps even modules. P. Carruthers, S. Laurence ve S. Stich (Ed.), The innate mind, volume 3: Foundations and the future içinde (ss. 367-392). Oxford: Oxford University Press.

Hare, D., Reeve, H. K. ve Blossey, B. (2016). Evolutionary routes to stable ownership. Journal of Evolutionary Biology, 6, 1178-1188.

Herskovits, M. J. (1952). Economic anthropology: A study in comparative economics. New York: Afred A. Knopf.

Iyer, R., Koleva, S., Graham, J., Ditto, P. ve Haidt, J. (2012). Understanding libertarian morality: The psychological dispositions of self-identified libertarians. PloS One, 7, e42366.

Landmann, H. ve Hess, U. (2018). Testing moral foundation theory: Are specific moral emotions elicited by specific moral transgressions? Journal of Moral Education, 47, 34-47.

Ma, H. K. (2013). The moral development of the child: an integrated model. Frontiers in Public Health, 1, 1-18.

Maynard Smith, J. (1982). Evolution and the theory of games. Cambridge: Cambridge University Press.

Schnall, S., Haidt, J. ve Clore, G. L. (2008). Disgust as embodied moral judgment. Personality and Social Psychology Bulletin, 34, 1096-1109.

Wheatley, T. ve Haidt, J. (2005). Hypnotic disgust makes moral judgments more severe. Psychological Science, 16, 780-784.


Yazar notu: Bu yazının ilk versiyonuna yaptıkları düzeltmeleri için değerli arkadaşlarım Sercan Karlıdağ ve Betül Kanık’a çok teşekkür ederim.