Akıl Hastalıkları ve Suç İlişkisi: Şizofreni Örneği


Melih Varol

Psikolog

Antropoloji Öğrencisi

 

Şizofreni duygu, düşünce, davranış ve algılama alanında önemli sorunlara ve bozulmalara neden olan patolojik bir durum olarak tanımlanmaktadır (Kring ve ark., 2015). Şizofreni çeşitli biyolojik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu yaşamın kritik dönemlerinde (ergenlik ve genç yetişkinlik) ortaya çıkar (Arieti, 2008). Şizofreni tanısı alan bireyler gündelik ve mesleki hayatlarını devam ettirmede güçlük çekmelerine sebep olan birtakım belirtiler geliştirirler. Bu belirtiler çok çeşitlidir, bu sebepten dolayı araştırmacılar vakaları daha iyi analiz edebilmek amacıyla belirtileri pozitif ve negatif olarak iki alana ayırmıştır (Crow, 1980, akt., Liddle, Carpenter ve Crow, 1994). Pozitif ve negatif olarak belirlenen iki alt tipe daha sonra dağınık belirtiler alt tipi eklenmiştir (Lenzenweger, Dworkin ve Wethington, 1991).

Pozitif belirtiler normalde gözlenmeyen aşırı davranış ve algıları (sanrı ve halüsinasyonlar) kapsar. Sanrılar, gerçeklikle örtüşmeyen, ikna ve kanıt sonucu ısrarla devam eden yanılgılı düşüncelere verilen addır. Sanrılar günlük hayatta sıradan insanlarda ve öteki ruhsal bozukluklarda da (hezeyanlı bozukluk gibi) gözlemlenebilir. Şizofrenide gözlemlenen sanrıları öteki durumlarda görülebilen sanrılardan ayıran ölçüt, şizofrenideki sanrıların sistematik ve mantığa uygun olmamasıdır. Örneğin, bir adam ahlaken yanlış olan çeşitli davranışları her meydana getirdiğinde dünyada çeşitli doğal felaketlerin geldiğine inanıyor olabilir. Sanrının çeşitli alt tipleri vardır (Carpenter, 2013): Erotomanik sanrı (onunla herhangi bir iletişimi olmayan ünlü birinin ona âşık olması), persekütif sanrı (herhangi bir kanıt ve neden olmamasına rağmen ona zarar verileceğine inanması), mistik hezeyanlar (“ben tanrıyım”), grandiyöz sanrı (“dünyadaki en zeki insan benim”), somatik sanrı (“iç organlarım çürüdü”) ve kıskançlık temalı sanrı (“karım beni Kuzey Kore lideriyle aldatıyor”). Halüsinasyon kişilerin dünyayı olduğundan farklı olarak algılamasına sebep olan algısal bozukluğa verilen addır. Kişi olmayan sesler duyabilir, olmayan şeyler görebilir veya tartışma sesleri duyabilir. Bütün bunlar kişinin etrafında olup bitenlere dikkat ederken zorlanmasına neden olabilir. Negatif belirtiler kişinin daha çok sosyal dünyadan çekilmesine neden olan silik belirtilerdir (Carpenter, 2013). Bu belirtilerin arasında rutin aktivitelere devam etmekte isteksizlik, asosyallik, duygunun dışa ifade edilememesi ve konuşma miktarında azalma yer alır. Özetle kişi deneyim ve ifade alanlarında zorlanma yaşar, sosyal dünyadan çekilir. Dağınık belirtiler ise düşünce, davranış ve konuşmada yaşanan organizasyon problemini ifade eder (Carpenter, 2013). Dağınık belirtiler çağrışımların gevşemesi, toplum normlarına uymayan rastgele davranışları ve ruh hâlindeki dalgalanmaları kapsar.

Belirti kümelerinin gözlenme sıklığına göre şizofreni alt tipleri belirlenmiştir. Alt tipler şizofreniyi anlama ve ayırt etmede etkili olsa da kesin değildirler, şizofrenin seyri aynı vaka içerisinde geçişler gösterebilir (paranoid tipte başlayıp rezidüel tipe geçmesi gibi). Bu alt tipler temel olarak paranoid tip, katatonik tip, dezorganize (dağılmış) tip ve basit (rezidüel) tip olarak sıralanabilir (McGlashan ve Fenton, 1991). Katatonik tipte negatif belirtiler hâkimdir (Schizophrenia Bulletin, 1991). Birey günlük hayatla bağını azaltır veya kopartır. Belirtilerin arasında konuşmayı kesmek, yemek yememek ve boşluğa bakmak yer alır. Dezorganize tip karmaşık belirtilerin gözlemlendiği bir alt tiptir, bol miktarda iç içe girmiş hezeyanlar ve halüsinasyonlar barındırır. Bireyin kafası karışık ve darmadağın hâldedir, davranışları tutarsızdır. Basit tipte daha çok negatif belirtiler gözlemlenir (Kızıl, 2006). Günlük ve mesleki hayatında gösterdiği performans, beceri ve zekâsı ile doğru orantılı değildir. Rutin aktivitelere devam etmede zorlanma, iletişim kurmada isteksizlik ve sosyal olarak içe çekilme ile karakterize edilir (Kızıl, 2006). Paranoid tipte daha çok pozitif belirtiler gözlemlenir, sanrı ve paranoya hakimdir (Schizophrenia Bulletin, 1991). Paranoid tipte kişi belirli bir sebepten dolayı saldırıya uğrayacağını, birilerinin ona zarar vermek istediğini veya aldatıldığını düşünür. Kişi paranoid tipteki inançlarını güçlendirecek çeşitli halüsinasyonlar görebilir veya çeşitli sesler duyabilir. Şizofreni ile suç ilişkisini inceleme bağlamında paranoid şizofreni alt tipi önemli bir konumda yer alır, çünkü suç ve şizofreni bağlamında yürütülen birçok çalışmada (Belli ve ark., 2010; Richard-Devantoy ve ark., 2009; Ural ve ark., 2013) suç işleyen ve şizofreni tanısı alan bireylerin çoğunun paranoid şizofreni alt tipi tanısı aldığı tespit edilmiştir. Bu durumun olası sebeplerinin paranoid alt tipinde bilişsel yetiler açısından öteki alt tiplere oranla daha az kayıp olması ve birtakım sanrıların (kıskançlık, emir veren işitme ve alınma gibi) kişiyi şiddet davranışına motive edebileceği düşünülmektedir (Ural ve ark., 2013).

Bilindiği kadarıyla doğada hayatta kalabilmek için insanlar bir araya gelip çeşitli topluluklar oluşturdular ve bu toplulukların hayatta kalabilmesi için çeşitli kural ve düzenlemeler geliştirdiler. Bu kural ve düzenlemelerin bütünü toplum sözleşmesi olarak tarif edilebilir (Rousseau, 2016). Toplum sözleşmesi, yapılması ve yapılmaması gereken davranışları tanımlayarak o topluma tabi olan vatandaşların hak ve görevlerini belirler. Belirlenen görevleri yerine getirmeyen veya öteki vatandaşların hakkını gasp eden vatandaşlar toplumsal sözleşmeyi bozmuş olur. Toplumsal sözleşmenin ana ilkelerine aykırı olarak gerçekleştirilen davranışlar suç olarak adlandırılır. Suç olarak adlandırdığımız davranışlar belli bir topluluğun belirli bir zamanda var olan toplumsal sözleşmesine aykırı olan davranışlardır. Bu yüzden farklı toplum ve zamanlarda suç olarak adlandırılan davranışlar değişim gösterebilir. Örneğin, kürtajın suç açısından değerlendirilmesi ABD ve öteki ülkelerde zaman içerisinde değişime uğramıştır ve bu konuda çıkartılan yasaların içeriği günümüzde hâlâ farklılık göstermektedir (Hale, 1867, akt., Lerner ve Lerner, 2016). 1973 yılında Amerikan Yüce Divanının verdiği Roe v Wade kararına kadar kürtaj Amerika’daki eyaletlerin büyük çoğunluğunda tamamen yasadışıydı, bazı eyaletlerde ise annenin hayatını kurtarmanın haricinde kürtaj olmak veya yapmak suç olarak değerlendiriliyordu (Guttmacher, 1972). Günümüzde ABD’de kürtaj yasal olsa da eyaletler arasında farklılıklar (bekleme süresi, psikolojik danışma zorunluluğu ve hangi aylar arasında kürtajın yapılabileceği gibi) bulunmaktadır.

Suç işlenmesi ortak yaşamı olumsuz yönde etkiler ve toplumsal sözleşmeye duyulan güveni sarsabilir (Oral, 2019). Sarsılan güveni sağlamlaştırmak ve toplumsal düzeni güvence altına almak için suç davranışına cevap geliştirilmesi gerekir. Geliştirilen cevaba ceza adı verilir. Suç işleyen birine ceza verilmesinin çeşitli sebepleri vardır: Suç işleyeni ıslah etmek, suç işlemek isteyenleri suçtan caydırmak, toplumu korumak, ileride suç işlemeyi düşünenlere ibret olması ve adaleti sağlamak gibi (Çınar, 2019). Düzen kurucu olması ve adalet duygusunun pekişmesini sağlaması açısından ceza kavramı psikoloji ile yakından ilişkilidir. Freudyen teoride baba, yasa koyucu pozisyonda yer alır. Baba, anne ile olan ilişkisinde çocuğa sınır koyarak çocuğun ötekinin varlığını anlamasını ve davranışlarının sonucunun olduğunu idrak etmesini sağlayarak saldırganlığını kontrol etmesini sağlar (Oral, 2019). Çocuğun baba ile olan ilişkisi üstbenliğinin ve dolayısıyla vicdanının oluşmasını sağlar (Akvardar ve ark., 2010). Yasalar yoluyla da benzer bir şekilde yasaklar ortaya koyulur ve gerektiği zaman ceza verilerek toplumun vicdanının korunması amaçlanır. Suça üstte sıralanan gerekçelere hizmet ettiği sürece ceza verilir, bu gerekçelere hizmet etmeyen ceza verilmez. Bazı durumlarda (yaş, akıl hastalığı, sağırlık ve dilsizlik ile madde etkisi altında olmak gibi gerçeklik algısının ve davranışların kontrolünün yitirildiği geçici durumlar) işlenen suça ceza verilmesi hukuki gerekçelere uygun değildir (Çınar, 2019). Suçun işlendiği bağlam ve sebepler çerçevesinde ceza hukukuna uygun bir şekilde ceza verilmeyebilir veya cezada indirim uygulanabilir. Bu yazıda da ceza hukukundaki akıl hastalığı maddesi çerçevesinde şizofreni ve suç ilişkisi incelenecektir.

Şizofreni, akıl hastalığı bağlamında ceza hukukunun 32. Maddesi çerçevesinde ele alınmıştır (Hakeri, İçer ve Ünvel, 2016, s. 122). “Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.” Şizofreni tanısı almış bireyler suç işledikleri taktirde onlar için 57. Madde (Hakeri, İçer ve Ünvel, 2016) bağlamında yüksek güvenlikli sağlık kuruluşlarında güvenlik tedbiri uygulanır. Burada amaç kişinin kendine ve diğer insanlara zarar vermesini engellemektir. Güvenlik sorunu bittiğinde bu bireyler kontrol edilme şartı ile serbest bırakılabilirler. Ceza verilmemesinin temel sebebi gösterdiği belirtiler (sanrı ve halüsinasyonlar) yüzünden gerçeklik algısını, davranışlarını kontrol etme gücünü ve davranışlarının sonucunu kestirebilme yetisini kaybetmiş olmasıdır. Bu durumun yanı sıra şizofreni tanısı almış bireye ceza vermek hukuki gerekçelerle örtüşmez. Ceza bu durumda bireyi ıslah etmez, benzer durumda olan kişileri caydırmaz ve ibret vermez, çünkü birey cezayı ve nedenlerini algılayamaz, adaleti sağlamaz. Davranışını ve sonuçlarını anlamayan birisini suçlamak adil değildir ve toplumu korumak için farklı mekanizmalar kullanılır.

Yapılan çalışmalarda genel olarak paranoid alt tipi suç ile ilişkilendirilmiştir (Belli ve ark., 2010; Richard-Devantoy, Olie ve Gourevitch, 2009; Ural ve ark., 2013). Daha çok negatif ve karmaşık belirtilerle ilişkilendirilen öteki alt tipler (katatonik, dezorganize ve basit tip) suç davranışı açısından düşük risk barındırırlar (Oral, 2020). Paranoid atak içerisinde şizofreni tanısı almış bireyin suç davranışını gerçekleştirme ihtimali daha yüksek olarak kabul edilir, fakat ruh sağlığı durumunun kendisi suç davranışını tetiklemez. Kişi çeşitli görsel ve işitsel halüsinasyonlar ile yaşıyor olabilir fakat harekete geçirici olan çevresel yaşam şartları ve motivasyondur (Oral, 2020). Sosyal desteğin ve yaşamsal desteğin azlığı gibi durumlarda suç ortaya çıkar. Yapılan çalışmalarda madde kullanımının (Çinik ve ark., 2015) ve işsizliğin (Öncü ve ark., 2007) şizofreni tanısı almış bireylerin suç işleme olasılığı üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu gözlemlenmiştir. Şizofreni hastalarının başkalarına yönelik şiddet suçu işlemesi ihtimalinin düşük olarak kabul edilir (Türkiye Psikiyatri Derneği, 2012; Yılmaz, 2018). Fakat şizofreni tanısı almış bireylere yönelik benimsenen birtakım önyargılar (tehlikeli ve şiddete eğilimli olmaları, tedavisinin olmaması ve güvenilmez olmaları gibi) damgalamaya ve ayrımcılığa yol açmaktadır (Üçok, 2003). Ayrımcılığa örnek olarak Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 2012 yılında şizofreni tanısı almış bireyleri kontrol altında tutmak için başlatmış olduğu çalışma örnek olarak verilebilir: Bu çalışmada şizofreni tanısı almış bireylerin kayıt altına alınması (nerede yaşıyorlar, nerede çalışıyorlar gibi) hedeflenmiştir (NTV, 2012).

Saldırgan davranışlar şizofreni hastalarının yalnızca %10’unda gözlenen bir durumdur, tedavi ile bu oran daha da azaltılabilmektedir (Türkiye Psikiyatri Derneği, 2018). Bütün şizofreni hastalarının şiddete eğilimli olduğunu iddia ederek insan haklarını kısıtlayacak uygulamaları benimsemek (özel hayatın gizliliğini ihlali) ve NTV haberinde olduğu gibi genelleyici ve damgalayıcı haberler yapmak (örneğin “şizofrenler şiddete yatkın” ifadesi) şizofreni tanısı almış bireylerin hak ve onuruna zarar vermektedir (Tokmak-Yüksel ve ark., 2018). Bu bireyler, başkalarından daha çok kendileri için tehlike oluştururlar, şizofreni tanısı almış bireylerin %20-50’sinin intihar girişiminde bulunduğu bilinmektedir (Atmaca ve Durat, 2016). Aynı zamanda şizofreni tanısı almış bireylerin başkalarından zarar görme olasılığı toplumda yaşayan öteki bireylere oranla 2 ile 14 kat daha fazladır (Türkiye Psikiyatri Derneği, 2018).

Sonuç Yerine

Şizofreni tanısı almış bireyler, yaşı küçük çocuklar gibi suça sürüklenmiş olarak kabul edilebilir. Çevresel faktörler ve motivasyonlar, suç üzerinde ruh sağlığı durumundan çok daha fazla etkilidir. Madde kullanımı ve sosyoekonomik seviye gibi demografik özellikler ile sosyoekonomik desteğin yokluğu ve iş sahibi olmamak şizofreni tanısı almış bireylerin suç işlemesi üzerinde etkili olan durumlar olarak kabul edilir. Şizofreni tanısı almış bireyler çeşitli toplumsal önyargılar sebebiyle toplum tarafından dışlanmakta, gerekli sosyal ve ekonomik desteğe erişemediği için suça sürüklenmekte ve kendileri de işlenen suçların hedefi olmaktadırlar. Davranışı ve davranışın sonuçlarını algılayamayan kişileri suça yatkın olarak kabul edip damgalamak yerine herhangi bir dezavantajlı grupla yapılması gerektiği gibi iletişime geçip onları suça iten faktörleri anlayarak yaşam şartları iyileştirilmeli ve destek (sosyal, ekonomik ve/veya psikolojik) verilmelidir. Şizofreni tanısı almış bireylere verilen desteğin yanı sıra toplum da bu bireyler ve damgalamanın etkileri üzerine eğitilmelidir. Gerekli tedavi olanaklarına erişebilen, sosyoekonomik destek alan ve toplum tarafından ötekileştirilmeyen şizofreni tanısı almış bireylerin suça sürüklenme oranının düşmesi beklenmektedir.

 

Kaynaklar

Akvardar, Y., Çalak, E., Etaner, U., Hürol, C., Sunat, H., Tükel R., Üçok, A. ve Yücel, B. (2010). Üstbenlik ve suçluluk duygusu. Psikanalitik kurama giriş (4. baskı) içinde (ss. 106-108). Ankara: Bağlam yayıncılık.

Appendix: Five Criteria Sets for DSM-IV Field Trials of Schizophrenia and Related Disorders (1991). Schizophrenia Bulletin, 17(1), 143–156.

Arieti, S. (2008). Nedenler. Bir şizofreni anlamak (2. Baskı) içinde (ss. 81-97). (A. Eti, Çev.) İstanbul: Doruk yayıncılık. (Orijinal çalışma basım tarihi 1955).

Atmaca, G. D. ve Durat, G. (2016). Şizofreni hastalarında intihar ve depresyon. Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 6(1), 51-55.

Belli, H., Özçetin, A., Ertem, U., Tüylüoğlu, E., Namlı, M., Bayık, Y. ve Şimşek, D. (2010). Perpetrators of homicide with schizophrenia: Sociodemographic characteristics and clinical factors in the eastern region of Turkey. Comprehensive Psychiatry, 51(2), 135-41.

Carpenter, W. T. (2013). Key features that define the psychotic disorders. Diagnostic and statistical manual of mental disorders: Fifth edition (DSM – V) (1. baskı) içinde (ss. 87-90). Virginia: American psychiatric association.

Çınar, A. (2019). Türk ceza hukukunda akıl hastalıklar [Kriminal psikoloji yayınlanmamış ders notları (2019-2020 güz dönemi)]. İstanbul: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.

Çinik, E., Güçlü, O., Şenormancı, Ö., Aydın, E., Erkıran, M. ve Erkmen, H. (2015). Şizofreni hastalarında madde kullanımının suç ve şiddet özelliklerine etkisi. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 16(2), 104-112.

Guttmacher, A. F. (1972). The genesis of liberalized abortion in New York: A personal insight. Case western reserve law review, 23(4), 756-778.

Hakeri, H., İçel, K. ve Ünver, Y. (2016). Karşılaştırmalı ceza hukuku yasaları (10. Baskı). İstanbul: Beta Yazım Yayım Dağıtım.

Kızıl, E. T. Ö. (2006). Basit şizofreni. Klinik Psikiyatri, 9, 82-88.

Kring, A. M., Johnson, S. L., Davison, G. ve Neale, J. (2015). Şizofreni. Anormal psikolojisi (12. Baskı) içinde (ss. 250-285). (Y. Ar, Çev.). Ankara: Nobel yayınevi. (Orijinal kitap basım tarihi 2014).

Lenzenweger, M. F., Dworkin, R. H. ve Wethington, E. (1991). Examining the underlying structure of schizophrenic phenomenology: Evidence for a three-process model. Shizophrenia Bulletin, 17(3), 515-524.

Lerner, B. W. ve Lerner, K. L. (2016). Who are the criminals?. Crime and punishment: Essential primary sources (1. baskı) içinde (ss. 8-11). Michigan: Thomson gale.

Liddle, P., Carpenter, W. T. ve Crow, T. (1994). Syndromes of schizophrenia. British Journal of Psychatry, 165, 721-727.

McGlashan, T. H. ve Fenton, W. S. (1991). Classical subtypes for schizophrenia: Literature review for DSM-IV. Shizophrenia Bulletin, 17(4), 609-632.

Oral, G. (2019). Ceza [Adli psikoloji yayınlanmamış ders notları (2018-2019 bahar dönemi).] İstanbul: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.

Oral, G. (2020). Şizofreni [Adli psikoloji yayınlanmamış ders notlar (2019-2020 bahar dönemi)]. İstanbul: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.

Richard-Devantoy, S., Olie, J.P. ve Gourevitch, R. (2009). Risk of homicide and major mental disorders: A critical review. Encephale, 35(6), 521-30.

Rousseau, J. J. (2016). Toplum sözleşmesi (B. Kaynak, Çev.). Ankara: Nilüfer yayıncılık. (Orijinal kitap basım tarihi 1762).

Şizofreni hastalarına polis takibi. (2012, 18 Aralık.) NTV. https://bit.ly/2LBphC0 adresinden 24 Aralık 2020 tarihinde alındı.

Şizofreni hastalarına potansiyel suçlu muamelesi yapılamaz. (2012, 30 Aralık.) Türkiye Psikiyatri Derneği. https://bit.ly/35nWnN1 adresinden 24 Aralık 2020 tarihinde alındı.

Tokmak-Yüksel, F., Karataş, B., Saygılı, E. ve Çolak, A. (2018). Şizofreni ve medya: Damgalamanın önlenmesi. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Yayını, 5(1), 14-22.

Ural, C., Öncü, F., Belli, H. ve Soysal, H. (2013) Adli psikiyatrik süreç içindeki şizofreni hastalarının şiddet davranışı değişkenleri: Bir olgu kontrol çalışması. Türk Psikiyatri Dergisi, 24(1), 17-24.

Üçok, A. (2003). Şizofreni hastası neden damgalanır? Klinik Psikiyatri Dergisi, 6(1), 3-8.

Yılmaz, C. (2018). Kriminolojik açıdan: Akıl hastalığı ve suç. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 24(2), 743-765.