Barışmak Savaşmaktan Neden Daha Zordur? Bazı Sosyal Psikolojik Açıklamalar


Ahmet Demirdağ
Araş. Gör.

İlkokul yıllarından itibaren tarih kitaplarından öğrendiğimiz en temel gerçeklerden biri insanlık tarihinin savaş ve gruplar arası çatışmalarla dolu olduğudur. Barış zamanlarını arzu edilen ideal bir durum olarak ele alırsak, savaşları bu ideal durumu sürekli kesintiye uğratan olaylar olarak tanımlayabiliriz. Tarih kitaplarında öne çıkarılan savaş nedenlerinin çoğunlukla güvenlik tehditleri, siyasal üstünlük mücadelesi ve ticari rekabet gibi, bir grubun fiziksel varlığını, refahını ve iyiliğini hedef alan “gerçekçi” çıkar çatışmalarıyla (Sherif, Harvey, White, Hood ve Sherif, 1961; Stephan ve Stephan, 2000) ilgili olduğunu söylemek mümkündür. Kuşkusuz söz konusu gerçekçi nedenler, gruplar arası savaş ve barış dengesinde önemli rollere sahiptir. Ancak hikâyenin bütününün bundan ibaret olmadığı da rahatlıkla söylenebilir. Madalyonun diğer yüzünün bir tarafında din ve değer sistemi gibi sembolik nedenler (Stephan ve Stephan, 2000); diğer tarafında ise grubun grup kimliğinin, kolektif özsaygısının ve ahlaki üstünlüğünün tehdit altına girmesi gibi psikolojik nedenler (Bar-Tal, 2000; Nadler ve Saguy, 2004; Noor, Shnabel, Halabi ve Nadler, 2012) bulunmaktadır. Sosyal psikoloji yazınında, gruplar arası kalıcı bir barışa ulaşılmasını zorlaştıran esas nedenlerin ikinci gruptaki etmenler olduğuna dikkat çekilmektedir.

 

Sosyal psikolojinin gruplar arası çatışmalara karşı ilgisi II. Dünya Savaşı’ndan sonra yoğunlaşsa dahi gruplar arası barış konusuna olan ilgisi 1980’lerden sonra artmıştır. Özellikle soğuk savaşın sona ermesiyle dünyanın birçok yerinde kültürel ve etnik nedenlere dayalı yerel çatışmaların çoğalması ve bunların çözümünde politik çabaların yetersiz kalması, araştırmacıların dikkatini psikolojik etmenlere yöneltmiştir (Bar-Tal ve Bennink, 2004; Kelman, 2008; Nadler, Malloy ve Fischer, 2008).

 

Gruplar arası çatışmaların çözümünde geleneksel olarak kullanılan çatışma çözümü yaklaşımı, gruplar arası çatışmaları resmi düzeyde sonlandırmaya odaklandığı için kalıcı bir toplumsal barışı sağlayamamaktadır. Bu nedenle, sosyal psikologlar çatışma çözümü yerine kalıcı toplumsal barışı etkileyen etmenler üzerinde durmaktadır. Bu yaklaşım, çatışan grupların; çatışmalara, kendilerine ve diğer gruba ilişkin eski/çatışmacı inanç, duygu ve bilişlerini barışçıl olanlarla değiştirerek çatışmalara kalıcı bir şekilde son vermesine odaklanmaktadır. Bu yaklaşım, kalıcı gruplar arası barış için tarafların çatışmalar boyunca zedelenmiş olan güvenlik, adalet, mağduriyet ve kolektif saygı ihtiyaçlarının karşılanmasının ve bu yolla tarafların birbirini affetme, anlama, kabul etme ve birbirine güvenmesinin önemi üzerinde durmaktadır (Bar-Tal, 2000; Bar-Tal ve Bennink, 2004; Nadler ve ark., 2008).

 

Ancak bu tarz kalıcı bir barışı sağlamak pek kolay değildir. Örneğin, Bosna-Hersek’te, Kuzey İrlanda’da, Güney Afrika’da ve dünyanın başka birçok yerinde gruplar arası çatışmalar resmi düzeyde uzun zaman önce sonlandırılmasına rağmen bu bölgelerdeki toplulukların aralarındaki psikolojik duvarları henüz aşamadığı ve birbirine hâlâ diş biledikleri bilinmektedir. Bu noktada, “peki neden?” sorusu önem kazanmaktadır. Sosyal psikoloji bu konuda önemli açıklamalar sağlamaktadır.

 

Bazı araştırmacılar (örn. Bar-Tal 2000; Shnabel ve Nadler, 2008), uzun süren çatışmalar sonrasında yapılan barışın kalıcı olmasının, toplumun tamamı ya da en azından büyük bir çoğunluğu tarafından benimsenmesiyle mümkün olabileceğine dikkat çekmektedir. Bu araştırmacılar, barışa ilişkin toplumsal bir uzlaşma yokluğunun uzun yıllar sonra bile çatışmaların yeniden başlamasını kolaylıkla tetikleyebileceğini belirtmektedir.

 

Bar-Tal’a göre (Bar-Tal, 2000; Bar-Tal ve Bennink, 2004), sert ve uzun süren gruplar arası çatışmalar toplumda çatışmacı bir değer sisteminin ortaya çıkmasına yol açmakta ve toplum üzerinde büyük bir psikolojik yüke neden olmaktadır. Örneğin, bu tür çatışmalar kin, nefret ve önyargıları artırarak toplumsal hafızayı çatışmalarla şekillendirebilmektedir. Daha önemlisi en az bir nesil bu çatışmalarla büyümekte ve dolayısıyla bu çatışmaların dışında bir gerçekliği tanıma olanağına sahip olamamaktadır. Böylece, çatışmacı değer sistemi toplumun çatışmaya ilişkin inanç, davranış ve motivasyonlarını şekillendirerek zaman içinde olayların bu çatışmacı değer sistemi içerisinden algılanmasına yol açmaktadır. Bu durum, tarafların sadece kendi seçilmiş travmalarına (Volkan, 2001) odaklanarak olayları yanlı ve tek taraflı olarak değerlendirmelerine yol açmakta ve olaylara bakışını katılaştırmaktadır. Örneğin, her iki grup da çatışmalar/savaş boyunca yaşanan saldırganlıklardaki rol ve sorumluluklarını göz ardı ederek kendi iç gruplarına yaşatılan acının haksız, gayrimeşru ve daha büyük olduğuna inanma ve tüm sorumluluğu dış gruba yükleme eğilimine girebilmektedir (Noor, Brown, Gonzales, Manzi ve Lewis., 2008; Noor ve ark., 2012). Nadler (Nadler ve Saguy, 2004; Nadler ve Shnabel, 2008), uzun ve zorlu gruplar arası çatışmalar sonucunda oluşan böyle bir atmosferin taraflar arasında aşılması zor psikolojik engeller ortaya çıkarabildiğine dikkat çekmektedir. Nadler’a göre, bu tür çatışmalarda tarafların acı, aşağılanma ve mağduriyet duygusu yaşamaları onların grup kimliği ve kolektif özsaygıları için tehdit oluşturmaktadır. Örneğin, düşman tarafından mağdur edilmiş olma hissi grubun kimlik değerinin ve özsaygısının düşmesine neden olarak grubun kimliğine yönelik bir tehdide dönüşebilmektedir. Ayrıca, gruplar arası çatışmalar, iç grubun sadece kimlik değerinin değil, aynı zamanda hem fiziksel varlığının hem de inanç ve değer sisteminin tehdit altında olduğu algısıyla sonuçlanabilmektedir (Stephan ve ark., 2002). Diğer yandan, iç grubun başka gruplara haksız bir şekilde zarar verdiğine inanılması da iç grubun kimliğine ve moral üstünlüğüne tehdit oluşturmaktadır. Bu durum, iç grup üyelerinin savunmaya geçmesine ve üstelik zarar verilen grubu yeterince insan olarak görmemeye (Leyens ve ark., 2000) yol açabilmektedir (Castano ve Giner-Sorolla, 2006). Bütün bu tehdit algıları, bir yandan karşı tarafa yönelik güvensizlik ve öç alma gibi duyguların oluşmasına, bir yandan da diğer grubu kendi kimliğine ve/veya var oluşuna bir tehdit kaynağı olarak görmeye yol açarak barışı zorlaştırmaktadır.

 

Böyle bir durumda, çatışan tarafların geçmişin olumsuz etkisini unutması zor olmaktadır. Bu nedenle, sert ve uzun süreli gruplar arası çatışmaları bitirmek için resmi barış süreçleri tek başına yeterli olamamaktadır. Bar-Tal (2000), bu nedenle, barışın kalıcı ve tam olarak sağlanabilmesi için çatışmacı değer sisteminin yerine, barışçı bir değer sisteminin ikame edilmesi gereğini vurgulamaktadır. Barışçı değer sistemine yer açmanın önemli yollarından biri de barışın önündeki psikolojik engelleri ortadan kaldıracak toplumsal barış süreçlerini yürütmek olabilir. Kalıcı toplumsal barış çabalarının başarılı olmasında tarafların birbirinin kimlik ve insanlığını karşılıklı olarak kabul etmesinin (Kelman, 2008), düşman grubun gayrimeşrulaştırılmasına son verilmesinin (Bar-Tal, 1989, 2000), tarafların çatışmalar boyunca zarar gören kimlik saygısı ve güven duygusunun onarılmasının (Nadler ve Saguy, 2004) ve dış gruba iç grupla aynı düzeyde insanlık atfedilmesinin (Haslam, 2006; Leyens ve ark., 2000) önemine vurgu yapılmaktadır (Tam ve ark., 2007, 2008; Wohl ve Branscombe, 2005). Ek olarak, kalıcı toplumsal barış için, süreç boyunca, taraflar arasındaki ilişki ve iş birliğinin her açıdan eşitlik ve adalet ölçütlerine dayanması gerektiği alandaki araştırmacılar arasında genel kabul gören önemli diğer bir koşuldur. Nitekim, bahsi geçen koşullar sağlandığında gruplar arası affetme, empati ve güven gibi duygular ile gruplar arası barış niyetinin yükseldiği farklı yöntem ve bağlamlarda yapılan birçok çalışmada (örn. Andrighetto, Mari, Volpato, Behluli, 2012; Cehajic, Brown ve Gonzales, 2009; Demirdağ, 2014; Tam ve ark., 2007, 2008; Wohl ve ark., 2012) ortaya konulmuştur.

 

Sonuç olarak, grupların barışmaya karar vermesi savaşmaya karar vermesinden daha zor görünmektedir. Üstelik, barışmaya karar verilse bile, bunun tam anlamıyla gerçekleşmesini ve sürekli kılınmasını zorlaştırma potansiyeline sahip çok sayıda psikolojik engel bulunmaktadır. Bu nedenle, barış süreçlerinde tarafların savaş boyunca ortaya çıkan psikolojik ihtiyaçlarının karşılanması ve oluşan çatışmaları besleyici değer sistemlerinin barışı besleyici olanlarla değiştirilmesi önem arz etmektedir.http://www.ontodergisi.com/barismak-savasmaktan-neden-daha-zor

 

Kaynaklar

Andrighetto, L., Mari, S., Volpato, C. ve Behluli, B. (2012). Reducing Competitive Victimhood in Kosovo: The Role of Extended Contact and Common Ingroup Identity. Political Psychology, 33(4), 513-529. doi:10.1111/j.1467-9221.2012.00887.x

Bar-Tal, D. (1989). Deligitimization: The extreme case of stereotyping. D. Bar-Tal, C. F. Grauman,A. Kruglanski ve W. Stroebe (Ed.), Stereotyping and prejudice: Changing conceptions içinde (s. 151–167). New York: Springer-Verlag.

Bar-Tal, D. (2000). From Intractable Conflict through Conflict Resolution to Reconciliation: Psychological Analysis. Political Psychology, (2), 351. doi:10.2307/3791795

Bar-Tal, D. ve Bennink, G. H. (2004). The nature of reconciliation as an outcome and as a process. Yaacov Bar- Siman-Tov (Ed.), From Conflict Resolution to Reconciliation içinde (s. 11-38). New York: Oxford University Press.

Castano, E. ve Giner-Sorolla, R. (2006). Not quite human: infrahumanization in response to collective responsibility for intergroup killing. Journal of personality and social psychology, 90(5), 804.

Cehajic, S., Brown, R. ve Gonzalez, R. (2009). What do I care? Perceived ingroup responsibility and dehumanisation as predictors of empathy felt for the victim group. Group Processes and Intergroup Relations, 12, 715–729.

Demirdağ, A. (2014). Barış Sürecinin Desteklenmesinde Insanlıktan Uzaklaştırmanın Etkisi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Haslam, N. (2006). Dehumanization: an integrative review. Personality and Social Psychology Review, 10(3), 252-264.

Kelman, H. C. (2008). Reconciliation from a social-psychological perspcetive. A. Nadler, T. Malloy ve J. D. Fisher (Ed.), Social Psychology of Intergroup Reconciliation içinde (s. 15-32). Oxford and New York: Oxford University Press.

Leyens, J. P., Paladino, P. M., Rodriguez, R. T., Vaes, J., Demoulin, S., Rodriguez, A. P. ve Gaunt, R. (2000). The emotional side of prejudice: The role of secondary emotions. Personality and Social Psychology Review, 4, 186–197.

Nadler, A., Malloy, T. E. ve Fischer, J.D. (2008). Intergroup reconciliation: dimensions and themes. A. Nadler, T. Malloy ve J.D. Fisher (Eds.), Social Psychology of Intergroup Reconciliation içinde (s. 3-12). Oxford and New York: Oxford University Press

Nadler, A. ve Saguy, T. (2004). Trust building and reconciliation between adversarial groups: A social psychological perspective. H. Langholtz ve C. E. Stout (Ed.), The Psychology of Diplomacy içinde (s. 29-46). New York: Praeger.

Nadler, A. ve Shnabel, N. (2008). Instrumental and Socioemotional Paths to Intergroup Reconciliation and the Needs-Based Model of Socioemotional Reconciliation. A. Nadler, T. Malloy ve J.D. Fisher (Ed.), Social Psychology of Intergroup Reconciliation içinde (s. 37-56). Oxford and New York: Oxford Univ. Press.

Noor, M., Brown, R., Gonzalez, R., Manzi, J. ve Lewis, C. A. (2008). On positive psychological outcomes: What helps groups with a history of conflict to forgive and reconcile with each other? Personality and Social Psychology Bulletin, 34, 819-832. doi:10.1177/0146167208315555

Noor, M., Shnabel, N., Halabi, S. ve Nadler, A. (2012). When suffering begets suffering: The psychology of competitive victimhood between adversarial groups in violent conflicts. Persn. & Soc. Psych. Review, 16, 351-374. doi:10.1177/1088868312440048

Sherif, M., Harvey, O. J., White, B. J., Hood, W. R. ve Sherif, C. W. (1961). Intergroup conflict and cooperation: The robbers cave experiment. http://psychclassics.yorku.ca/Sherif/. Erişim tarihi: 10.03.2012.

Shnabel, N. ve Nadler, A. (2008). A needs-based model of reconciliation: Satisfying the differential emotional needs of victim and perpetrator as a key to promoting reconciliation. Journal of Personality and Social Psychology, 94(1), 116-132. doi:10.1037/0022-3514.94.1.116.

Stephan, W. G., Boniecki, K. A., Ybarra, O., Bettencourt, A., Ervin, K. S., Jackson, L. A., McNatt, P. S. ve Renfro, C. L. (2002). The Role of Threats in the Racial Attitudes of Blacks and Whites. Personality and Social Psychology Bulletin, 28(9), 1242–1254.

Stephan, W. G., ve Stephan, C. W. (2000). An integrated threat theory of prejudice. S. Oskamp (Ed.), Claremont symposium on applied social psychology içinde, (s. 23-46). Hillsdale, NJ: Erlbaum.

Tam, T., Hewstone, M., Cairns, E., Tausch, N., Maio, G. ve Kenworthy, J. (2007). The impact of intergroup emotions on forgiveness in Northern Ireland. Group processes and Intergroup Relations, 10, 119–136.

Tam, T., Hewstone, M., Kenworthy, J. B., Cairns, E., Marinetti, C., Geddes, L. ve Parkinson, B. (2008). Postconflict reconciliation: Intergroup forgiveness and implicit biases in Northern Ireland. Journal of Social Issues, 64, 303–320. doi:10.1111/j.1540-4560.2008.00563.x.

Volkan, V. (2001). Trans-generational transmissions and chosen traumas: An aspect of large-group identity. Group Analysis, 34, 79-97. doi:10.1177/05333160122077730

Wohl, M., Hornsey, M. ve Bennett, S. (2012). Why group apologies succeed and fail: intergroup forgiveness and the role of primary and secondary emotions. Journal of Personality and Social Psychology, 102(2), 306-322. doi:10.1037/ a0024838