Ben Olmayan'a Yönelik Korku: Zenofobi
Remziye Yeşilyaprak
Psikolog
Psikolojik travmada iki tehdit unsuru mevcuttur. Bunlar, fiziki tehdit ve psikolojik tehdittir. Psikolojik tehdit içinde başat bir role sahip olan ve PTSB’yi tetikleyerek zarar verici etkisini arttıran olaylardan biri de zenofobidir. Zenofobi (Xenophobia) sözcüğü Yunanca "yabancı" anlamına gelen "xenos" ve "korku" anlamına gelen "phobos" sözcüklerinin birleşiminden oluşur. Zenofobinin tarihteki izi sürüldüğünde çok eski tarihlere, Sodom ve Gomore topluluklarına kadar gidilebilir. Bir grubu ‘diğeri’ olarak nitelendirip o gruptan korkma ve nefret etme zenofobi olarak tanımlanmaktadır. Zenofobinin temel nedenlerine bakıldığında kısaca şu maddelerle özetlenebilir:Travma; aniden, beklenmedik bir şekilde gerçekleşen, kişinin kendisine yahut çevresindekilere zarar veren, geçmiş ve geleceği ayıran olayların bütünü olarak tanımlanır. Travmatik olaylar; olağandışı, zorlayıcı ve kişinin başa çıkma yeteneğini aşan olaylardır. Kişinin ölüm yahut yaralanma gibi bir olay yaşaması, bir başkasının yaşamına yönelik tehdide tanık olması ve bu olaylar karşısında aşırı derecede korkması, çaresiz hissetmesi veya dehşetle tepki vermesi psikolojik travmadır. Travmatik olaya gösterilen tepkilerin bir ayı geçen bir süre zarfında devam etmesi Post Travmatik Stres Bozukluğu (PTSB) olarak isimlendirilmektedir.
- Devletlerin etnisiteyi temel alan politikaları (seçilmiş, kutsal ırk gibi)
- Yabancı ya da göçmenlerle ilişkide yaşanmış geçmiş temelli kötü deneyimler
- Söz konusu yabancı ya da göçmenlerle ilgili toplumda oluşan dil ve buna bağlı gerçekçi olmayan analizler. (lakap takmak, aşağılayıcı fıkra ya da hikâyeler oluşturmak vb.)
- Kültürel farklılığı yorumlamada gerçekçi olmayan tutumlar
- Belirli bir grubun davranışlarını gerçekçi olmayan bir algıyla genelleştirmek (Beçene, 2012).
Travmatik bir olay sonucunda meydana gelen zenofobide, kişi, en temelde kendisine yahut çevresindekilere yönelik bir tehdit algılar. Bu tehdit sonucunda içe kapanır ve diğerlerine yönelik bir korku duymaya başlar. Bu korku kişinin kendisini güçsüz ve çaresiz hissetmesine sebep olur. Bu açıdan, kişi çevresindekilerle ilişki kurmada zorlanır, uygunsuz ve zarar verici davranışlar gösterebilir. Bu tepkiler PTSB tepkileriyle son derece benzerdir.
Kişide korku, kaygı ve savunma hâlinin olması ‘diğeri’ne yönelik nefreti pekiştirir. Kişi başlangıçta biz/onlar şeklinde bir düşünce yapısına sahipken bu ayrım zamanla diğerine yönelik sürekli korku haline dönüşür. ‘Diğeri’ne yönelik sürekli korku sonucunda meydana gelen nefret yumakları, şiddet şeklinde patlak verir. Koloni topluluklarından günümüz demokratik düzenlerine varıncaya kadar geçen süreçte farklı bölgelerde ve ülkelerde birçok zenofobi örneği gözlemlenmiştir. Fields (2007), dünya toplumları açısından düşünüldüğünde zenofobinin meydana geliş şekline göre dört kategori içerisinde ele alınabileceğini belirtmiştir:
İlk kategori koloni sisteminin olduğu ülkelerde görülen, hâkim grup dışında kalan azınlık gruplara bir şeylerin dayatılması, şeklinde ortaya çıkan zenofobidir. Azınlık grup, hâkim grubun yasalarını, dilini, kültürünü vb. özelliklerini benimsemeye zorlanmaktadır. Kabul etmediği yahut karşı çıktığı takdirde ‘vatan haini’, ‘düşman’ olarak nitelendirilir ve bu gruplara yönelik şiddet olayları meydana gelebilir. Dünya devletleri açısından düşünüldüğünde koloni geçmişi olan Kuzey İrlanda bu konuda güzel bir örnek teşkil etmektedir. Kuzey İrlanda bir zamanlar birçok grubun bir arada yaşadığı bir bölgeydi. Ancak 1532 yılında İngiltere kralı VIII. Henry'nin Protestanlığı kabul etmesi ülkede mezhep savaşlarının habercisi olmuştur. Ülkede yaşayan Katolikler birçok olumsuzlukla karşılaşmışlardır. “Vatan haini” ilan edilerek şiddet olaylarına maruz kalmış, göçe zorlanmışlardır. Malları ellerinden alınarak paylaştırılmıştır. Geçmiş dönemde meydana gelmiş ve Katolikleri ‘diğeri’ olarak nitelendirip onlara yönelik nefret temelli gerçekleştirilen olayların tesiri günümüzde de hâlâ devam etmektedir.
İkinci kategoride ekonomik veya politik anlamda stresli bir süreç geçiren toplumlarda meydana gelen zenofobidir. Bu kategori için Almanya güzel bir örnek teşkil etmektedir. I. Dünya Savaşı sonucunda yenilen Almanya ekonomik açıdan sıkıntılı bir süreç geçirmiştir. Bu süreçte meydana gelen zararlar Almanya’yı günah keçisi aramaya yöneltmiştir ki bu olay sonucunda günümüzde hâlâ insanlık tarihinin utanç verici olayları arasında anılan anti-semitist olaylar meydana gelmiştir. Almanlar kısa bir süreliğine kendilerine somut düşmanlar yaratmışlardır. Bu düşmanlar onların arasında yaşayan Alman olmayanlar yani yabancılardı. Nazi Partisi’nin iktidara gelmesinin ardından Yahudilere yönelik şiddet içerikli birçok eylem gerçekleştirilmiş ve bu gruplar yok edilmeye çalışılmıştır.
Üçüncü kategoride ele alınacak zenofobi türü için örnek gösterilecek iki grup İsrail ve Filistin’dir. Bu iki grup kendi toprakları olarak kabul ettikleri bölge için yıllardır savaşmakta ve bir grup diğer grubu suçlayarak bölgeye sahip olmaya çalışmaktadır. Bu iki grup arasında diğer grubu ötekileştirme ve şiddet uygulayarak üstün gelmeye çalışma hâli sömürge güçlerinin eliyle ve büyük dünya devletlerinin etkisiyle yıllardır süregelmektedir. Bu grupların apayrı iki dine mensup olmaları da birbirlerine yönelik korku ve nefret kökenli şiddeti, zenofobik eylemleri pekiştirmektedir.
Dördüncü ve son kategori içinde ise sömürge güçlerinin zenofobik eylemlerine maruz kalmış Güney Afrika ülkeleri gösterilebilir. Bu ülkeler önce Hollanda ardından İngiliz sömürgesi olarak yıllarca ırkları, dilleri, kültürleri, en önemlisi varlıkları konusunda mücadele vermişlerdir. Ten rengine bağlı olarak birçok zenofobik eylemle (aşağılanma, yok sayılma, şiddete maruz kalma vb.) yüz yüze gelmişlerdir. Özellikle de ırka veya etnik kimliğe yönelik ayrımcılık örnekleri dünya tarihi açısından bakıldığında oldukça sık karşımıza çıkmaktadır.
Bir grubu ‘diğeri’ olarak sınıflandırıp günah keçisi ilan etmek ve üzerine çamur atarak mağdur hâle getirmek sık sık karşılaşılan vakalardır. Buna göre ’diğeri’ olan grup; korkutucu, tehlikeli ve nefret edilmesi gereken olarak görülmekte ve gruba yönelik itici, kusurlu ve esnek olmayan genellemeler yapılmaktadır. Dahası bu grup; aşağılayıcı söylem, dışlama, şiddet gibi yollarla cezalandırılmaktadır.
Gruplar arasında meydana gelen önyargılı ve ayrımcı tutumlar dezavantajlı konumdaki grup üyelerinin travmatize olma oranını arttırmaktadır. Dezavantajlı konumda olan grup üyeleri içe kapanarak yahut şiddet uygulayarak tepki verebilir. Bu gruplar baskı ve aşağılanmalara dayanamayarak göç yapmaya zorlanabilir. Örneğin, 1960 yıllarında Fransalı Cezayirlilere yönelik önyargıların artması birçok kişiyi göçe zorlamıştır. Okullarda kendi kültürlerine özgü simge veya kıyafetleri kullanmaktan alıkonulmaları birçok çocuğun travmatize olmasına neden olmuştur.
Travmatik bir olaya maruz kalan çocuk ve ergenlerde güçsüzlük ve çaresizlik duyguları gözlenebilmektedir. Kimlik arayışında oldukları bir dönemde zenofobik olaylara maruz kalan bu bireyler çevreye yönelik saldırgan eğilimler gösterebilmektedir. Sürekli aşağılanma ve dezavantajlı konumda olma bu kişilerdeki kızgınlığı tetikleyerek intikam duygusuna yol açabilmektedir. Bunun sonucunda sürekli devam eden kuşaklar arası iç savaşlar söz konusu olabilmektedir.
Geçmişten günümüze zenofobi pratikleri düşünüldüğünde bu pratiklere en çok maruz kalan gruplardan birinin de göçmenler/mülteciler/sığınmacılar olduğu bilinmektedir. Ülkelerinde yaşadıkları olumsuzluklar nedeniyle başka ülkelere sığınmak zorunda olan bu gruplara yönelik ‘diğeri’ etiketi her dönemde kullanılmıştır. Günümüz Türkiye’si açısından da Suriyeli mülteciler ‘diğeri’ konumundadır. Bu gruplara yönelik önyargılı tutumlar ve buna eşlik eden ayrımcı davranışlar sık karşılaşılan durumlardandır. Bu grupların kendi kültürleri yok sayılarak egemen kültürün dayatılmaya çalışılması, grup üyelerinin iş yerlerinde çalıştırılmak istenmemesi, bu kişilerin ev sahipleri tarafından kiracı olarak istenmemesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanmamaları gerektiğinin düşünülmesi zenofobik düşüncenin çıktılarıdır. Literatürde yapılan birçok araştırmada mültecilerin diğerlerine nazaran daha fazla PTSB belirtisi gösterdiği gözlenmiştir.
Zenofobi, PTSB’yi tetikleyerek kişilere fiziksel ve duygusal birçok zarar vermektedir. Zenofobiyi engellemek amacıyla kişilere ‘diğeri’ne yönelik korkularını aşmaları noktasında terapiler uygulanabilir. Devlet politikaları ve yasaları bu korkuları engelleyici şekilde yeniden düzenlenmelidir. ‘Diğeri’ kabul edilen grup üyeleriyle temasa geçilerek sosyal hayatta ve finansal anlamda uygulanılan ayrımcılıklar en aza indirgenmelidir. Bu kişilerle ortak projeler oluşturularak dayanışmanın hayatta kalmak için ne kadar önemli bir unsur olduğu hatırlatılmalıdır. Günlük hayatta ‘diğeri’ kabul edilen birçok grup üyesinin diğer grup üyesiyle komşu, akraba, evli vb. konumlarda olduğu unutulmamalıdır. Gruplararası eşitsizlikler ve adaletsizlikler kanunlarla giderilmelidir.
Zenofobi en temelde zihinsel düzlemde bitirilmesi gereken bir problemdir. İnsan en başından beri ‘diğeri’yle birlikte var olmuştur. Diğer bir deyişle, var olmak için her zaman ‘diğeri’ne ihtiyaç duymuştur. Bu bakımdan ‘diğeri’ korkulan, nefret edilen olarak değil; tam aksine insanların birbirine güvenmesini ve esenlik içinde yaşamasını kolaylaştıran bir zenginlik olarak görülmelidir. ‘Benim’ ‘ben’ olmam için ‘ben olmayan’ bir ‘diğeri’ne her daim ihtiyacım yok mudur?
Kaynaklar
Beçene, M. (2012). Zenofobi Nedir? Belirtileri Nelerdir?
http://www.aktuelpsikoloji.com/zenofobi-nedir-belirtileri-nelerdir-11590h.htm
(Erişim Tarihi: 25.06.2016).
Fields, R. M. (2007). Xenophobia: a consequence of posttraumatic stress disorder. Trauma psychology: issues in violence, disaster, health, and illness (1. Baskı) içinde (289-305). United States of America: Praeger Publishers.