Bir Algı Yanılgısı: Geştalt


Gülşen Yusra Arpa
Psikolog

Yusuf Altepe
Psikolog

Geştalt yaklaşımı, sanıldığı gibi yalnızca, bütünün parçalarından daha fazlası olduğunu savunan ve algı çalışmaları ile ilgilenen bir kuram olmamıştır. Aynı zamanda döneminin bakış açısına bir başkaldırı, Nazi Almanya’sından ABD’ye göç etmiş bir yolcu, bilişsel yaklaşımlar için bir basamak; problem çözme, öğrenme ve bilgiyi bellekte tutma gibi psikolojik süreçlere açıklamalar getirmeye çalışan değerli bir kuram olmuştur.
 
Bu yazıdaki temel maksat, geştalt kuramının ne olduğunu ve ne ile ilgilendiğini özet bir şekilde aktararak, hem kuram hakkında bilgisi bulunmayanları algı yanılgısından uzaklaştırmak hem de kuram hakkında bilgi sahibi olanların kuramın psikoloji tarihi açısından önemini farklı bir bakış açısıyla görebilmelerini sağlamaya çalışmaktır.

Geştalt her ne kadar kuramsal bir kavram olarak zihinlerde yer edinmiş olsa da kavramsal ve kelime anlamı bakımından farklı anlamlar barındırmaktadır. Geştalt kavramı, Almancada; “koymak” ve “yerleştirmek” anlamı taşıyan “stellen” fiilinden türemiştir. Kelime Türkçeye tam olarak çevrilememiş olsa da literatürde “şekil,” “form” ya da “kalıp” şeklindeki çevirilere rastlanmaktadır. Bu nedenle konuşma dilimizdeki Arapça kökenli “teşekkül” kavramının geştalt kavramını açıklamak için daha uygun bir kelime olabileceği düşünülmektedir (Mungan, 2020). Geştalt kelimesinin telaffuzunda, ilk hece olan “-ge”ye değil “-ştalt” kavramına odaklanmak gerekir zira Almanca’da “–ge” bir başlangıç eki olarak kullanılmakta ve tek başına bir anlam ifade etmemektedir (Erdal, 2006; Mungan, 2020).

Geştaltın kavramsal açıdan tarihçesi incelendiğinde kelimenin ilk defa 1523 yılında yapılan bir İncil çevirisinde “Put before the eyes, exposed to the looks” (“Gözlerinin önüne koy, bakışlarına maruz bırak”) anlamında kullanıldığı görülür (Sinay, 2005, s. 4). Kavramsal olarak geştaltın ilahi bir kitap içerisinde, kuramın ortaya çıkışından yaklaşık 400 yıl önce kullanılması; kurama zemin hazırlayan felsefi düşüncelerin sanılandan çok daha derin temeller taşıdığını gösterir niteliktedir.

Geştalt kavramının akademik yazında ilk olarak 1890 yılında, müzisyen ve aynı zamanda bir düşünür olan Christian Von Ehrenfels’in “Geştalt Nitelikleri Üzerine” makalesinde kullanıldığı görülmektedir. Ehrenfels makalesinde, ortamdaki nesnelere ilişkin ses ve melodi gibi bütünsel biçimlerin algısal süreçlerini ele almaktadır. Makalede, görsel alanın algılanmasında bütünü oluşturan parçaların biçimsel özelliklerinin algı sürecini etkilemediği ve görsel alanın bir bütün olarak algılandığı ifade edilmektedir (akt. Senemoğlu, 2020). Ehrenfels makalesinin devamında melodinin tonu, yani çalınan enstrümanların değişmesi durumunda dahi kişinin melodiyi bir bütün olarak algılayacağını vurgulamıştır. Ayrıca, bütünsel algılanışın bütünü oluşturan parçalardan ayrı değerlendirilmesini “geştalt nitelikleri” olarak ifade eder (Mungan, 2020; Senemoğlu, 2020). Bu bakış açısı, yazının ilerleyen bölümlerinde de görüleceği üzere kuramın öncülerinden olan Max Wertheimer’ın algısal süreçlere olan bakışını etkilemiş ve yaklaşımın bu bakış açısı üzerine kurulmasına zemin hazırlamıştır (Mungan, 2020).

Geştalt yaklaşımının kuramsal altyapısına zemin hazırlayan noktalara bakıldığında ise algının önemi ile karşılaşmaktayız. Zira algı, bilim tarihinde ruhun becerisi olarak ele alınan bir deneyimdir. Berkeley ve Hume’un, algılanan gerçekliğin bilinmesinin tek koşulunun olgu olduğu ile ilgili görüşü, uzun yıllar algısal süreçler üzerine çalışılmasına neden olan etmenlerden birisi olmuştur. Algı ile ilgili çalışmaların yürütüldüğü bu uzun süreç, geştalt için de önemli bir dayanak noktası olmuştur (Erdal, 2006; Schultz ve Schultz, 1969/2002). Ayrıca kuramın kurucularından olan Köhler, Amerikan Psikoloji Birliği (American Psychological Association [APA]) başkanı olduğu dönemde yaptığı konuşmasında geştalt kuramının algıdan başlamasının algı kavramını çalışabilmenin kolaylığından kaynaklandığını belirtmiştir. Çünkü çalışılacak olan yalnızca algılanması gereken bir uyaran ve algılayandır (Mungan, 2021a).

Algı çalışmalarına ek olarak, geştalt kuramının ortaya çıktığı 20. yüzyılın başlarında Almanya’da yapılan fizyoloji, fizik ve psikoloji alanlarındaki çalışmalar kuramın oluşumuna zemin hazırlamıştır. Bu dönemin düşünürleri, yapısalcı yaklaşımların fizyolojik deneysel incelemeler yapmak amacıyla kurulan psikoloji laboratuvarlarında çıkan sonuçlarından memnun olmamışlardır. Düşünürler ve bilim insanları, bu laboratuvarlarda yapılan duyular ve algılar üzerine çalışmaların ortaya çıkarmış olduğu sonuçları yetersiz olarak nitelendirmişlerdir. Bunlara ek olarak Alman bilim insanı Albert Einstein’ın fizik alanında çığır açan görelilik kuramı ile ilişkili düşünceleri de psikoloji alanındaki yapısalcı bakış açısından uzaklaşılmasına etki etmiş ve geştalt gibi bütüncül bir yaklaşıma zemin hazırlamıştır. Einstein görelilik teorisinde, mutlak ve sürekli bir biçimde var olan zaman kavramına karşı çıkarak; zaman, mekân ve hareketin bir birliktelik içerisinde bütünsel bir etkileşim örüntüsü içerisinde şekillendiğini öne sürmüştür. Bu bakış açısının geştalt kuramının temel önermelerine etki ettiği görülmektedir (Erdal, 2006; Schultz ve Schultz, 1969/2002).

Kuramın ortaya çıktığı 20. yüzyılda Almanya’da Adolf Hitler önderliğindeki Nazi partisinin hakimiyeti sürmekteydi. Nazi yanlıları kendi görüşlerinin dışındaki toplumsal söylemlere katı bir biçimde karşıydılar. Üniversiteler gibi bilimsel çalışmaların yapıldığı kurumları Yahudi kökenli akademisyenler başta olmak üzere, kendi fikirlerini desteklemeyen kişiler için barınması imkânsız kurumlar haline getirmekteydiler. Nitekim yazımızın ilerleyen bölümlerinde de göreceğimiz gibi bu durum kuramın öncülerinin Almanya’dan ayrılarak Amerika’ya gitmesine zemin hazırlamış, kuramsal bir göçe sebebiyet vermiştir (Schultz ve Schultz, 1969/2002).

Bu göç süreci gerçekleşmeden önce geştalt kuramının ortaya çıktığı dönemde Almanya’da kabul edilen psikoloji önermelerine ve yapılan çalışmalara bakıldığında ise daha farklı bir tablo karşımıza çıkmaktadır. Dönemin Almanya’sında bilimsel çalışmalar özgürce yürütülebilmekte ve farklı alanlardaki çalışmalar rahatlıkla gerçekleştirilmekteydi. O zamana kadar genellikle düşünce düzeyinde yürütülen psikoloji kuramları ilk defa Wundt’un Almanya’daki laboratuvarlarında deneysel olarak çalışılmaktaydı. Bunun üzerine Almanya’da psikoloji eğitimine yönelik ilgi artmaya başlamıştı. Wundt’un deneysel çalışmalarının düşünsel altyapısını ise yapısalcı yaklaşım oluşturuyordu (Schultz ve Schultz, 1969/2002).

Dönemin hâkim yaklaşımı olan yapısalcılığa göre; değerlendirme parçaların algılanmasıyla mümkündü (Schultz ve Schultz, 1969/2002). Yapısalcılığa adeta bir isyan ve başkaldırı olarak ortaya çıkan geştalt, yapısalcıların aksine parçanın bütünden daha farklı bir şey olduğunu ve bütünü anlamlandırabilmek için parçasal niteliklerin ayrı ayrı incelenmesinin gerekli olmadığını savunmuştur (Mungan, 2020; Schultz ve Schultz, 1969/2002; Smith, 1988).

Daha önce de ifade edildiği gibi Ehrenfels’in “Geştalt Nitelikleri Üzerine” adlı makalesi ve Danimarkalı Edgar Rubin tarafından kaleme alınan “Görsel Algılanan Şekiller” adlı kitap, kuramın öncü isimlerinden Max Wertheimer’ın geştalt kuramı üzerine çalışmalar yürütmesinde etkili olmuştur. Wertheimer bu iki kaynağı referans göstererek çalışmalarını yürütmüştür (Mungan, 2020). Geştalt kavramının kuramsal olarak ortaya çıkışı Wertheimer’ın (1912) “Hareketin Görülmesi Üzerine Deneysel Çalışmalar” adlı makalesiyle birlikte olmuştur.

Zahiri hareket kavramı üzerine daha öncesinde çalışılmış olsa da Wertheimer bu kavrama ilişkin deneyimsel yönleri açıklamaya çalışmıştır. Wertheimer, belirli bir süre içinde yanıp sönen ışıkların algılanması ile ilgili deneyler gerçekleştirmiştir. Yaptığı deneyde ışık kaynağının katılımcılar tarafından hareketli bir biçiminde algılandığını gözlemlemiş ve buradan katılımcıların gerçek hareket ile zahiri hareket arasında bir ayrıma gidemediği yönünde bir sonuç elde etmiştir. Bu deneyim üzerine bir dizi deneysel çalışma gerçekleştiren Wertheimer, uyaranların zihinde mantıksal bir çıkarım sonucu mu hareketli göründüğünü yoksa bu durumun deneyimsel mi olduğunu ayırt etmeye yoğunlaşmıştır. Bunun sonucunda, katılımcıların uyaranı hareket halinde görmesine dayanarak deneyimsel bir durum olduğu yönünde çıkarım yapmıştır. Bu fenomenal durumu “phi etkisi” olarak nitelendirmiştir. Wertheimer çalışmasında “gestaltqualität” (geştalt niteliği) kavramını kullanmış ve phi etkisinin parçaların özel konumunun bütünsel algılayışla ortaya çıktığını belirtmiştir. Bu sonuçlar aracılığı ile Wertheimer, yapısal ekolün hakimiyet kurmuş olduğu bir iklimde; çıkarımın, parçaların tek tek incelenerek değil bütün olarak incelenmesi gerektiği fikrini savunmuştur (Kaplan, 2003; Mungan, 2020; Yılmaz, 2015).

Kuramın diğer bir öncüsü Kurt Koffka ise psikoloji üzerine aldığı eğitimin devamında Birinci Dünya Savaşı sonrası beyin hasarı ve konuşma problemleri olan bireylerle çalışmalar yürütmüştür. Bu çalışmalarını bir Amerikan dergisinde “Algı: Geştalt Teorisine Giriş” adlı makalesinde bir araya toplamıştır. Koffka özellikle algı üzerine çalışmalar yürütmüştür. Kuramın ABD’ye göçü ile beraber kurama ilişkin çalışmaları tanıtma görevinde de öncü bir rol üstlenmiştir. Bununla birlikte, geştalt kuramını algı çalışmaları üzerinden tanıttığı ve hem Almanca hem de İngilizce yaptığı kuramsal çalışmalarda algı çalışmalarına yoğunlaştığı için, kuram yalnızca algı ile ilgilenen bir yaklaşım olarak tanınmıştır. Oysa Wertheimer, Koffka’dan farklı olarak, algısal süreçler dışında düşünme, öğrenme ve sorun çözme üzerine de çalışmalar yürüterek kuramı çok daha geniş bir çerçevede ele almıştır. Koffka’nın algı üzerine yaptığı çalışmalar ve yayınladığı eserler, kuramın şekil ve fon gibi ana kavramlarının tanıtımına da önemli katkılar sağlamıştır (Kaplan, 2003; Mungan, 2020; Yılmaz, 2015).

Kuramın üç kurucusundan diğeri olan Wolfgang Köhler ise kuramın, psikoloji ve fizik arasındaki etkileşiminde önemli rol üstlenmiştir. Fizik alanında almış olduğu eğitimi psikoloji eğitimiyle birleştiren Köhler çalışmalarında sıklıkla fizikte kullanılan kavramları geştalt kuramına uyarlamaya çalışmıştır. Bu çalışmalarda algısal süreçleri ve kuramın ilgilendiği diğer alanlar olan öğrenme ve bellek konularını fizik kavramları ile ilişkili olarak açıklamaya çalışmıştır. Bunun yanı sıra Köhler’in maymunlar ile ilgili çalışmaları, kuramın öğrenme ve deneyimsel süreçler ile ilişkili çalışmalarına büyük katkı sunmuştur (Kaplan, 2003).

Geştalt ekolünün bu üç kurucu ismi; Wertheimer, Koffka ve Köhler, kuramsal fikirlerini ve çalışmalarını “Zeitschrift für Psychologie” dergisinde yayımlayarak mevcut yaklaşımlara yeni bir bakış sunarlar. Ancak bu dergide çıkan birçok yazı hâkim ampirist bakış ile yani bütünün parçaların ardıl biçimde bir araya geldiği anlayışı etrafında şekillenmektedir. Bunun üzerine geştaltın üç kurucu ismi 1922 yılında “Psychologische Forschung: Zeitschrift für Psychologie und ihre Grenzwissenschaften” dergisini kurar ve çalışmalarıyla yaygın bilimsel anlayışa eleştiriler getirirler. Bu sürecin başlangıcından yaklaşık 11 yıl sonra Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesiyle Yahudi kökenli olan Wertheimer ve Koffka baskılar sonucu ABD’ye göç etmek zorunda kalır. Köhler bir Alman olarak orada kalmayı sürdürse de Yahudi kökenli öğrencilere yapılan baskıları reddetmiş ve iktidarın faşist tutumunu eleştirmeyi sürdürmüştür. Ancak yapılan baskılar sonucu yaşanan entelektüel yıkımın ardından Köhler de ABD’ye gitmek zorunda kalmıştır (Mungan, 2020, 2021a; Schultz ve Schultz, 1969/2002).

Ülkelerini terk etmek zorunda kalan kuramcıların ekollerini anadilleri dışında ifade etmek zorunda olmaları kuramın doğru tanıtılmasındaki en büyük engel olmuştur. Ayrıca Koffka’nın kuramı tanıtmak amacıyla bir ABD dergisine yazdığı makalenin başlığının algı odaklı olması geştaltın sadece algı ile ilgilendiği önyargısına neden olmuştur. Bununla birlikte, farklı kıtalardaki anlayış ve kültür farklılığı ile yaygın ekolün davranışçılık olması da kuramın ABD’de yer edinmesini zorlaştırmıştır. Almanya’da temel olarak yapısalcı bakışın algı çalışmalarına eleştiriler getiren geştalt kuramcıları ABD’de zihni konu alan çalışmaları dahi gereksiz bulan davranışçılık ile karşı karşıya kalmıştır. Davranışçı ekol, yalnızca uyaran ve tepki üzerine çalışmalar yürütmekte ve pragmatik bakışıyla geştaltın temel varsayımlarından olan fenomenolojiye tepkili bir tutum göstermekteydi. Davranışçılığın ana akım psikoloji yaklaşımı olmasının ve dolayısı ile bu yaklaşımı destekleyebilecek nitelikteki çalışmalara fon sağlanmasının; bu ekolün yaygın olarak çalışılmasına, geştalt kuramının ve kurama ait önermelerin ise arka planda kalmasına neden olduğu söylenebilir. Bu gibi nedenlerle geştalt kuramı ABD’de çok kısıtlı bir alanda sesini duyurabilmiş ve hiçbir zaman ana akım psikoloji yaklaşımı olamamıştır (Mungan, 2020, 2021a; Schultz ve Schultz, 1969/2002).

Geştalt ekolü mevcut zihinsel iklimde yer edinemediği için kuramcılar ABD’deki üniversitelerde doktora öğrencileri yetiştirememiş, yaklaşımı devam ettirecek bir kitleye ulaşamamışlardır. Buna karşın kuramcıların Almanya’daki bazı öğrencileri geştalt bakışıyla birçok alanda çalışmalar yürütmüşlerdir. Bu çalışmaların ve çalışmacıların akıbeti de yine dönemin Almanyası’ndaki kısıtlı imkanlar nedeniyle istenen etkiyi yaratamamıştır. Kimi öğrenciler ABD’ye göç etmek zorunda kalarak araştırmalarına orada devam etmiştir (Mungan, 2020).

Bu doktora öğrencilerinden biri de “von Restorff etkisi” ya da “ayrışma etkisi” kavramıyla tanınan Hedwig von Restorff’tur. Geştalt kuramının temel önermesi olan şekil-zemin ilişkisiyle bellek üzerine çalışmalar yürüten Restorff ayrışma etkisi kavramını öne sürerek, sıradan uyaranların zemin olduğunu ve hatırlanmasının daha zor olduğunu, farklı uyaranların ise şekil olduğunu ve bu nedenle hatırlanmasının daha kolay olduğunu belirtmiştir. Ancak Restorff, Köhler’in gidişinden sonra Berlin’deki enstitünün kapanmasıyla psikolojiyi bırakarak tıp alanına yönelmiştir. Öğrencilerden bir diğeri olan Karl Duncker, Yahudi olması nedeniyle baskılara dayanamayarak ABD’ye gitmiş, çalışmalarını orada yürütmüştür. “Üretken Düşünmenin Psikolojisi” (1935) adlı bir kitap yazarak geştalt bakışıyla algı ve bellek dışında bir konuya eğilmiştir. Yine geştalt kurucularının öğrencisi olan Rudolf Amheim ABD’de sanat ve algı üzerine çalışmalar yapmıştır. Wertheimer’ın öğrencilerinden olan Hans Wallach ise ABD’de öğrenme ve algı konularında çalışan bir deneysel psikologdur. Bir diğer önemli çalışmacı Erich Goldmeier, ailesinin Auschwitz’de öldürülmesinin ardından ABD’ye gelerek geştaltın kuramsal ilkeleri ile bellek süreci ilişkisine odaklanan çalışmalar yürütmüştür (Mungan, 2020, 2021a, 2021b).

Belirtildiği gibi geştalt yaklaşımı ABD’de geniş bir kitleye ulaşamamıştır. Ancak Köhler ve Koffka ile çalışan Mary Henle çeşitli çeviriler yaparak kuramın derin kavramsal önermelerini tanıtmak üzere büyük uğraş vermiştir. Polonya’dan göç eden Amerikalı Solomon Asch de -pek bilinmiyor olsa da- grup etkisini incelediği çalışmalarını geştalt bakışı ile yürütmüştür (Mungan, 2020). Son olarak sosyal psikolojinin kurucuları arasında gösterilen Kurt Lewin, geştalt kuramının algı ile ilgili yaklaşımlarından hareketle; grubun, parçaların bir araya gelmesi ile oluşan bütünden daha fazlası olduğunu öne sürmüştür (Nichols, 2001/2013; Schultz ve Schultz, 1969/2002).

Görüldüğü üzere bütün dünyayı siyasi açıdan dönüştüren Nazi iktidarı; geştalt kuramını, kuram üzerine yapılan çalışmaları, kuramın tanıtılmasını ve kuramcıların hayatını bütünüyle etkilemiştir. Öncesinde ise bilimsel ilerlemenin merkezi olan Almanya, Osmanlı gibi birçok ülkede bilimsel faaliyetler yürütmekteydi. Alman literatürünün Osmanlıcaya çevrilmesi ve eğitim yardımı gibi programlarla birlikte Osmanlı’daki Fransız etkisini kırma amacıyla Darulfünun’a Almanya’dan öğretim görevlileri gönderilmişti. Bu faaliyetler cumhuriyet döneminde de sürmüş ve yeni yeni uygarlaşan Türkiye, devlet bursuyla öğrencileri eğitim için Almanya’ya göndermiştir (Batur, 2003; Türk ve Çınar, 2013). Bu burs kapsamında eğitim alan Mümtaz Turhan, geştalt psikolojisi ile tanışmış, bu konudaki dersleri yakından takip etmiştir. Turhan’ın tezini Wertheimer danışmanlığında yazdığına ilişkin iddialar bulunsa da bu konuda kesin bir bilgi yoktur (Batur, 2003). 1936 yılında Türkiye’ye dönen Turhan, Pedagoji Enstitüsü’ne atanmış, 1944 yılına kadar da geştalt ekolüyle algı üzerine deneysel çalışmalar yürütmüştür (Batur, 2003; Toğrol, 1988). Turhan’ın çalışmaları dışında geştalt psikolojisi, Türkiye literatüründe 1938 yılında “Ülkü” dergisinde yayımlanan bir makale ile karşımıza çıkar. Sosyolog Ziyaeddin Fahri; Pierre Janet’in, geştalt kuramı derlemesini “Geştalt Nazariyesi” başlığıyla Türkçeye çevirmiştir (Mungan, 2020). Günümüzde Türkçe literatürde geştalt başlığı altında odaklanılan nokta çoğunlukla geştalt terapisidir. Ancak kuramın öncü isimlerinden Köhler, geştalt terapisi ile geştalt ekolünün yalnızca ismen benzediğini vurgulamaktadır (Yılmaz, 2015).

Geştalt kuramının ortaya çıktığı temel ile kuramın etkileri ve etkilendiği süreç değerlendirildiğinde; kuramın birçok ekolden farklılaştığı söylenebilir. Hiçbir zaman hâkim psikoloji bakışı olmamışsa da geştalt kuramı tam anlamıyla unutulan, önermeleri çürütülen bir yaklaşım da ol(a)mamıştır. Hatta geniş bir kitleye eğitim verilememesine rağmen 1950’lere kadar ABD’de azımsanmayacak etkileri olmuş, uygarlık yolunda henüz ilerlemeye başlayan Türkiye’de dahi üzerine çalışmalar yürütülmüştür. Kuramın ifadesindeki zorluklar, yanlış tanıtılması, içine düştüğü bilimsel kültürün pragmatik ve ampirist oluşu kuramın temel önermesinin bile yanlış anlaşılmasına sebep olmuştur. Örneğin, geştalt deyince akla ilk gelen “bütünün kendini oluşturan parçaların toplamından fazla olduğu” önermesi Köhler tarafından, bütünün parçaların toplamından farklı oluşunun niceliksel değil niteliksel olduğunu yönünde düzeltilir. Köhler psikolojinin de benzer biçimde niteliksel olanla ilgilenmesi gerektiğini ifade eder. Köhler’e göre “bütün parçaların toplamından niteliksel olarak farklıdır” (Mungan, 2020, 2021a).

Bunun gibi yanlış anlaşılmalara rağmen geştalt kuramının Wertheimer’ın çalışmasıyla başlayan, Köhler ve Koffka’nın araştırmalarıyla detaylanan, günümüzde de hâlâ birçok alanda incelenen algısal gruplama ilkeleri mevcuttur. Algının, yöntemsel olarak, parçalanarak incelenmemesi gerektiğini belirten Wertheimer bu bakış açısıyla bir dizi deneysel çalışma gerçekleştirir. Ardından, 1923 yılında yayımlanan makalesinde algısal deneyimin belirli ve kendiliğinden gerçekleştiğini belirttiği gruplaşma ve ayrışma süreçlerinden söz eder. Titizlikle incelediği gruplaşma/ayrışma sürecini tanımlarken birkaç ilke sunar:

Yakınlık İlkesi

Bu çıkarıma göre uyaranlar eğer birbirine yakın ise kişi uyaranları gruplayarak algılayacaktır. Bilinçli ek bir çaba göstermez ise uzaktaki diğer uyaranlarla, birbirine yakın uyaranları ilişkilendiremeyecektir. Buradaki önemli noktalardan biri uyaranların sayısıdır. Uyaran sayısı azaldıkça birey bilinçli bir çaba gerektiren ilişkisiz ve birbirine uzak noktaları daha rahat gruplayabilecektir (Mungan, 2020).

Aynılık İlkesi

Wertheimer literatürde “benzerlik ilkesi” olarak karşımıza çıkan bu ilkeyi tanımlarken aynılık, eşitlik anlamlarına gelen “gleichheit” kelimesini kullanır. Mungan (2020), Wertheimer’ın çalışmasında verdiği örneklerin de aynı olanlarla ilişkili olduğunu belirterek bu gruplama ilkesini “aynılık ilkesi” olarak ele almıştır. Bu ilkeye göre aynı uyaranların ve durumların gruplanması daha baskın ve kararlıdır (Mungan, 2020).

Ortak Kader ve İyi Devamlılık İlkesi

Ortak kader ilkesi birlikte hareket hâlinde olan parçaların bütünlük içerisinde gruplanma eğiliminde olması ile, iyi devamlılık ilkesi ise aynı yönde hareket etmekte olan öğelerin gruplanarak algılanma eğilimde olması ile ilişkilidir (Mungan, 2020).

Tamamlama İlkesi

Kapalı bir nesnenin parçaları, kapalı olmayan bir nesnenin parçalarına göre daha kolay gruplanabilir (Kuş, 2013). Kişi var olan boşlukları doldurarak örgütler ve bütün olarak algılar.

Şekil-Zemin İlkesi

Wertheimer’ın çalışmasıyla ele alınan şekil-zemin ilişkisi Koffka’nın (1936) “Principles of Gestalt” kitabıyla detaylandırılır. Belli bir uyaran algılanırken karmaşık ve belirsiz biçimdeyse o uyaran şeklin veya şekillerin algılanma sürecine yönelik bir çıkarımdır. Bu çıkarım algısal olarak nispeten basitleştirilerek gerçekleşir. Örneğin, birçok karmaşık şeklin olduğu uyaran algılanırken kolaylıkla fark edilip anlamlandırılabilen şekil olurken, fark edilmesi için çaba gerektiren, kimi zaman dikkat edilmeyen ve arka planda kalan kısım da zemin olarak ifade edilebilir. Kitapta, şekil ile zeminin ayrımına ilişkin; a) zemin daha geniş ve basit görünümde olduğu; b) üç boyutlu etki gösteren zeminlerin önünde güçlü bir şekil varsa zeminin iki boyutlu göründüğü ve c) şekil ve zemin arasındaki renk, konum gibi farkların şeklin zemine göre nasıl algılanacağı üzerinde etkili olduğu gibi çıkarımlarda bulunulur (Mungan, 2020).

Simetri İlkesi

Koffka şekil-zemin tahlili yaptığı çalışmalarda simetrinin de algılayış biçimini etkilediğini belirtir. İlkeye göre algılanan şekil, bir orta nokta ya da çizgi doğrultusunda algılanma eğilimini taşır. Simetrik olanları gruplamak, asimetrik olanlara göre daha baskındır (Mungan, 2020).

Pragnanz Derecesi

Pragnanz derecesi bir şeyin olabilecek en basit şekilde algılanması ile ilişkilidir. Tekillik ve belirginlik olarak da ele alınmaktadır. Diğer bir ifadeyle pragnanz uyaranın en kararlı algılanış biçimiyle algılanması olarak ifade edilir (Mungan, 2020, 2021b).

Deneyimin Önemi

Max Wertheimer (1923) makalesinde gruplama ve ayrışma ilkeleri dışında algısal sürecin nelerden etkilendiğine de değinir. Algısal süreçte deneyimin etkisini hafifsemez ancak ampirist bakıştaki gibi özel bir vurguyu gerektirmeyecek biçimde ele alır. Bu deneyimin algıya etkisini farklı kültürlerde aynı şeklin farklı algılanabildiği argümanı ile açıklar (akt. Mungan, 2020).

Alanın Etkisi

Geştalt kuramı bir uyaranın algılanma sürecini açıklarken önce bütünsel düzenin belirlenip sonrasında bütünselin spesifik olarak incelenerek içindeki parçalar üzerindeki alan etkisine bakma düşüncesini önerir. Fizik kuramcısı Max Planck’ın öğrencisi olan Koffka fizikteki alan kuramını incelemiş ve algı ile ilgili çalışmalarında bu alan etkisinden faydalanmıştır. Kurama göre bazı yanılsamalar ya da algılayışlar bütünün şekil üzerinde yarattığı alan etkisi sonucu ortaya çıkar (Mungan, 2020). Alanın ve alandaki ögelerin sunuluş biçimlerinin algıya, öğrenme ve akıl yürütmeye olan etkisi Köhler tarafından maymunlar üzerine yaptığı deneylerle oldukça detaylandırılmıştır.

Sonuç Yerine

Geştalt kuramı incelendiğinde kuramın, dönemin yöntemsel anlayışı başta olmak üzere bütün temel varsayımlara cesurca eleştiriler getirdiği görülür. Kuram, zihinsel süreçlerin bütüne odaklanarak incelenmesi gerektiğini belirten bağlamın, kültürün ve fenomenolojinin algısal deneyime etkisini ortaya koyan ve dönemine göre devrim yaratan bir niteliğe sahiptir. Ekolün, tarihin en faşist ideolojisinin hâkim olduğu dönemde yükselişi ketlenmiş, ardından Anglo-Amerikan kültürünün sansür hissi yaratan baskısı kuramın gerçekten anlaşılması, detaylandırılması ve psikoloji tarihinde yarattığı ciddi etkinin fark edilmesinin önüne geçmiştir. Kuramın takipçileri olan Duncker, Goldmeier, Lewin gibi birçok araştırmacının çalışmaları incelendiğinde, kuramın sadece algı üzerine çalıştığı yargısının aksine geştalt bakışının geniş bir alana tesir ettiği görülebilir. Bütün bunların yanında, günümüzde psikoloji biliminin içinde bulunduğu kriz göz önünde bulundurulduğunda, kuramın ilham verici çalışmalarının psikoloji çalışmalarına yeni bir bakış açısı sağlayacağı düşünülebilir. Geştalt kuramının fenomenal olana vurgusu psikolojik süreçlerin; kişiden kişiye, çocukluktan yetişkinliğe, kültürden kültüre değiştiği iddiasını taşır. Psikoloji biliminin içinde bulunduğu krizin bir ayağı da farklılıkların inkârı ve bilim olma iddiası gereği elde edilen bulguların evrenselleştirilme çabası ile ilişkilidir. Geştaltın fenomenolojik yaklaşımı bu tartışmanın farklı bir yönden ele alınmasına katkı sağlayabilir. Bu noktada hâlâ aydınlatılmayan tarafları bulunan geştalt kuramı ve ondan ilham alınarak gerçekleştirilen çalışmalar değerlendirilerek, psikoloji bilimine alternatif bir çıkış yolu sunulabilir. Eleştirel bir bakışa gereksinim duyulan mevcut iklimde psikoloji tarihinde aykırılığıyla dikkat çeken geştalt yaklaşımının doğru anlaşılması, hafızalarda tazelenmesi ve üzerine düşünülmesi gerekebilir (Aslıtürk ve Batur, 2014, 2015; Paker, 2004).

Kaynaklar

Aslıtürk, E. ve Batur, S. (2014). Teknisyenlik ve toplumsallık arasında psikolojinin dünü, bugünü ve yarını. Eleştirel Psikoloji Bülteni, 5, 6-17.

Aslıtürk, E. ve Batur, S. (2015). Psikoloji berbat bir bilim mi? Disipliner ve sosyopolitik bağlam üzerine eleştirel düşünceler. Modus Operandi: İlişkisel Sosyal Bilimler Dergisi, 1, 137-172.

Batur, S. (2003). Türkiye’de psikoloji tarihi yazımı üzerine. Toplum ve Bilim, 98, 255-264.

Erdal, İ. T. (2006). Gestalt kuramının grafik tasarıma etkilerinin incelenmesi [Yayınlanmamış yüksek lisans tezi]. Kocaeli Üniversitesi.

Kaplan, S. (2003). Gestalt görsel algı teorilerinin bauhaus ekolü içinde seramik temel teknikleriyle uygulaması [Yayınlanmamış yüksek lisans tezi]. Anadolu Üniversitesi.

Koffka, K. (1936). Principles of gestalt psychology. Kegan Paul.

Kuş, Ö. S. (2013). Grafik tasarım dersi eğitimine gestalt kuramı ve ilkelerinin yansımaları [Yayınlanmamış yüksek lisans tezi]. On Dokuz Mayıs Üniversitesi.

Mungan, E. (2020). Geştalt kuramı: Bir “nazariye”nin mazisi, akameti ve akıbeti. Nesne, 8(18), 585-618.

Mungan, E. (2021a). Geştalt kuramının problem çözme üzerine çalışmaları ve günümüzün geştaltı. Nesne, 9(20), 354-378.

Mungan, E. (2021b). Geştalt kuramının az bilinen çalışmaları: Bellek. Nesne, 9(19), 147-175.

Nichols, M. P. (2013). Aile terapisi, kavramlar ve yöntemler (O. Gündüz, Çev.). Kaknüs Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1984).

Paker, K. O. (2004). Batı dışı toplumlarda sosyal psikolojiyi yeniden düşünmek: İnşacı yaklaşımın imkânları üzerine bir deneme. S. Arkonaç (Ed.), Doğunun ve batının yerelliği: Bireylik bilgisine dair içinde (ss. 203-248). Alfa Yayınları.

Schultz, D. P. ve Schultz, S. E. (2002). Modern psikoloji tarihi. (Y. Aslay, Çev.). Kaknüs Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1969).

Senemoğlu, N. (2020). Gelişim, öğrenme ve öğretim: Kuramdan uygulamaya. (27. Baskı). Anı Yayıncılık.

Sinay, S. (2005). Gestalt for beginners. Orient Blackswan.

Smith, B. (1988). Gestalt theory: An essay in philosophy. B. Smith (Ed.) Foundations of gestalt theory içinde (ss. 11-81). Philosophia.

Toğrol, B. (1988). Profesör Mümtaz Turhan (1904-1969). Psikoloji Çalışmaları, 16, 1-4.

Türk, F. ve Çınar, S. (2013). Türkiye ile Almanya arasındaki bilimsel ilişkiler: Türk-Alman üniversiteleri. Gazi Akademik Bakış, 7(13), 45-65.

Wertheimer, M. (1912). Experimentelle Studien über das Sehen von Bewegung. Zeitschrift für Psychologie, 61, 162-165.

Wertheimer, M. (1923). Untersuchungen zur lehre von der gestalt. Psychologische Forschung, 4, 301-350.

Yılmaz, P. Ş. (2015). Geştalt psikolojisi, Geştalt terapi kuramını nasıl etkilemiştir? Temas: Geştalt Terapi Dergisi, 2(1), 3-32.

Yazar notu: Yazının erken versiyonuna yaptıkları değerli katkılar için Zeynep Boyvat, Oktay Yıldırım ve Özgül Kırmızıelmaoğlu’na teşekkür ederiz.