“Birlikte” Hatırlayışın ve Unutuşun Bilimi: Kolektif Bellek Olgusuna Sosyal Psikolojiden Yaklaşmak


Merve Çavuşoğlu
Uludağ Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Dr. Öğr. Üyesi

Bireysel belleğin her zaman sosyal bir bağlam içinde işlediği düşüncesine dayanan “kolektif bellek” kavramı, sosyal bilimlerde köklü bir geçmişe sahiptir. Maurice Halbwachs’ın (1925/1992), kolektif belleği bir çalışma alanı olarak tanıtması, bu alandaki araştırmaların hızla gelişmesine öncülük etmiştir. Halbwachs’a göre bireylerin anıları, topluluk içinde inşa edilir ve gruba özgü bir karakter taşır. Bu anlayış, kolektif belleğin birey-üstü bir yapı olarak ele alınmasına yol açmıştır. Kolektif belleğin bireysel bellekten farklı bir kavramsal çerçevede ele alınması gerektiğini vurgulayan Halbwachs, sosyal bağlamın hatırlama üzerindeki belirleyici rolünü ön plana çıkarmıştır. Yirminci yüzyılın başlarındaki bu gelişmeler, hatırlamanın toplumsal ve kültürel etkilerden bağımsız olmadığına dair bir anlayışın oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu doğrultuda, kolektif belleğin incelenmesi başta sosyoloji, siyaset bilimi, antropoloji, tarih, edebiyat ve psikoloji gibi sosyal bilimler olmak üzere çeşitli disiplinler arasında giderek yaygınlaşmıştır (Hirst ve Manier, 2008). Bazı disiplinler kolektif belleği bireysel süreçlerin bir yansıması olarak görürken diğerleri bireyi dışlayarak daha makro düzeyde toplumsal yapılarla ilişkilendirmiştir. Genellikle paradigmatik bir yaklaşımı benimsemeyen kavramsallaştırmalar disiplinler arasında konuya yaklaşım açısından birbiri ile uzlaşamayan “iki ayrı kültür” oluşmasına yol açmıştır (Olick, 1999). Yakın zamanda, genişletilmiş zihin (extended mind, Clark ve Chalmers, 1998) ve dağıtık biliş (distributed cognition, Hutchins, 1995) gibi kavramlar aracılığıyla felsefe ve bilişsel bilimler de bu alana önemli katkılar sunmaktadır (Barnier ve Sutton, 2008; Hirst ve Stone, 2015). Bu gelişmelerle birlikte zihinsel süreçlerin yalnızca bireyin zihniyle sınırlı olmadığı, bunun ötesine geçerek sosyal çevreyle ve bireylerin etkileşimde bulundukları ortamlarla bir bütün oluşturduğu görüşü savunulmaktadır (Hirst ve Stone, 2015). Genel olarak bu konuya ilişkin literatür, kolektif belleğin farklı boyutlarını ve işlevlerini ele alarak bireyin geçmişle olan ilişkisini bireysel deneyimlerin ötesine taşımayı amaçlamaktadır (Olick ve ark., 2011).

Tarihsel Bağlam

Psikoloji araştırmacıları sosyal etkileşimlerin bellek üzerindeki etkilerini ele alma yöntemleri konusunda farklı yaklaşımlar benimsemişlerdir. Ebbinghaus (1885/1913, akt. Hirst ve ark., 2014), belleği dış dünyanın “karıştırıcı” etkilerinden arındırarak incelemeyi hedefleyen araştırmalarında, uyaranları sosyal bağlamlarından bağımsız hâle getirmek için anlamsız heceler kullanmış ve bu tercihiyle bireyci ve deneysel yöntemin öncüsü olmuştur. Bununla birlikte, psikolojinin erken döneminde sosyal etkilerin önemine dikkat çeken yaklaşımlar da geliştirilmiştir. Örneğin, Vygotsky, tüm pratiklerin hem psikolojik hem de sosyal düzlemlerde eş zamanlı olarak gerçekleştiğini savunmuş ve belleğin kültürel ve tarihsel yapılar tarafından biçimlendirildiğini öne sürmüştür. Ona göre bellek, topluluk üyeleri arasında sözel olarak paylaşılan bir form kazanır (Olick ve ark., 2011). Benzer şekilde, Bartlett (1932/1995, akt. Hirst ve ark., 2014), hatırlama sürecinin bağlamından etkilendiğini ve sosyal faktörlerin göz ardı edilmesinin belleği anlamayı önemli ölçüde sınırlandıracağını vurgulamıştır.

1950'lerin ortalarından itibaren bilgi-işlem yaklaşımının psikoloji alanındaki bellek araştırmalarına dâhil edilmesiyle birlikte, Ebbinghaus’un bireyci ve deneysel yöntemi hâkim paradigma hâline gelmiştir. Bu çalışmalarda temel olarak bireyin zihninde gerçekleşen süreçler incelenmiş; sosyal bağlamları içeren “dünyada yer alan” unsurlar ise birbirleriyle ilişkili olsalar da birbirlerinden bağımsız işleyen yapılar olarak değerlendirilmiştir (Hirst ve ark. 2014; Manier ve Hirst, 2008). Bu yaklaşımın etkileri yakın döneme kadar devam etmiş olsa da zamanla bazı itirazların ortaya konulduğu görülmektedir (Hirst ve Manier, 1996). Bilişsel bilim felsefesinde, zihinsel süreçlerin sosyal bağlamlarla ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğu fikri giderek daha fazla kabul görmektedir. Bu alandaki bazı filozoflar, bilişin yalnızca bireyin zihninde değil, aynı zamanda bireyler arasındaki etkileşimler ve çevresel ağlar boyunca dağıldığını savunmaktadır (Clark ve Chalmers, 1998; Hutchins, 1995). Sutton ve meslektaşları (2010), bireylerin bilişsel süreçlerinin dış kaynaklar—gruplar, medya, kültürel kurumlar ve sosyal ağlar—tarafından sürekli olarak desteklendiğini ve bu kaynakların bireyin bilişsel yapılarının ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini ileri sürmüştür. Bu bakış açısı, sosyal boyutun önemini göz ardı eden psikolojik yaklaşımların eksikliklerini açıkça ortaya koymaktadır. İnsanlar sadece kişisel yaşamlarındaki olaylarla ilgili değil, içinde yaşadıkları topluluklarla ilgili olaylara dair de anılar oluştururlar. Birçok durumda bu anılar topluluğun sadece birkaç üyesi tarafından değil, bir bütün olarak topluluk tarafından sahiplenilir ve topluluğun kolektif anılarını oluşturur. Kolektif anılar o topluluğun kimliğini şekillendirir ve topluluk üyelerinin ortak anıları olarak kavramsallaştırılmaktadır (Hirst ve Manier, 2008).

Psikolojide kolektif bellek çalışmaları nispeten yeni bir alan olmakla birlikte toplulukların ortak geçmişlerini nasıl temsil ettiklerine dair önemli bulgular ortaya koymaktadır. Hirst ve meslektaşları (2018) günümüzde bu alandaki psikoloji araştırmalarının iki temel yaklaşım ekseninde şekillendiğini ileri sürerler: Yukarıdan aşağıya (top-down) ve aşağıdan yukarıya (bottom-up) yaklaşımlar. Yukarıdan aşağıya yaklaşım, mevcut kolektif anıları ele alarak bu anılarla ilgili bilişsel mekanizmalara odaklanırken aşağıdan yukarıya yaklaşım, bilişsel mekanizmaların bir kolektif anının oluşum sürecindeki etkilerine odaklanır.

Yukarıdan Aşağıya Yaklaşımlar

Bu yaklaşımın temel amacı, kolektif anıların hangi unsurlardan oluştuğunu ve neden bazı kolektif anıların diğerlerine kıyasla daha fazla öne çıktığını anlamaktır. Yaklaşım, mevcut bir topluluğu temel alır ve topluluğun hangi anıları paylaştığını ve bu anıların neden kolektif bellekte yer aldığını açıklamaya odaklanır. Bu doğrultuda ulusların ve tarihin sosyal temsilleri, ulusal anlatı şablonları, flaş anılar, tarihsel olayların ve tarihsel olarak anlamlı kişisel anıların kuşaklar arası aktarımı bu araştırma alanının ana başlıkları arasında yer alır (Hirst ve Merck, 2024). Örneğin, dünya tarihinin sosyal temsillerine odaklanan çalışmalarda katılımcılardan dünya tarihi için en önemli gördükleri bir veya birkaç olayı listelemeleri istenir. Bu tür çalışmalarda genellikle katılımcılar, yakın tarihli, güç ilişkilerini ve sosyal pratikleri yansıtan olaylara vurgu yapmaktadır (Liu ve ark., 2005). Bunun yanı sıra, temsiller üzerine yapılan araştırmalar topluluklar içinde çelişkili tarihsel temsillerin var olduğunu da ortaya koymaktadır (Licata ve ark., 2018).

Bu alandaki bir diğer önemli inceleme konusu, ulusların kendi tarihsel temsillerine odaklanır. Ulusların tarihi, ulusal kimliği tanımlayan ve ulusal tutumları etkileyen normatif ve dinamik özelliklere sahip önemli “kurucu olaylar” (charter events) ile şekillenir (Hilton ve Liu, 2008). Wertsch’e (2008) göre, ulusların tarihi, “şematik anlatı şablonları” olarak adlandırılan yapılarla çerçevelenir. Şematik anlatı şablonları aynı temel olay örgüsünü takip eden birden fazla spesifik anlatının oluşturulmasını sağlayan genel yapılardır. Bu şablonlar, tarihsel olayları belirli bir düzen ve anlam içinde anlatmayı kolaylaştırır. Örneğin, bazı ülkelerin tarihsel anlatı şemaları barışçıl bir başlangıcı, dış düşmanların saldırısını, kahramanca bir savunmayı ve nihai zaferi içerirken diğer ülkeler, zulüm ve mağduriyet temaları etrafında şekillenen anlatılar benimseyebilir. Bu şematik anlatı yapısı, bireylerin geçmiş olayları hatırlamalarını ve bugünkü olayları anlamlandırmalarını kolaylaştıran bir çerçeve sunar. Bu, geçmişin sadece hatırlanması değil, aynı zamanda toplumsal değerlerle uyumlu şekilde yeniden yapılandırılmasıdır. Bu şemalar, kuşaklar boyunca büyük ölçüde istikrarını korur ve genellikle bilinçsiz bir şekilde uygulanır. Wertsch (2008), şematik anlatı şablonlarının muhafazakâr yapısını, bu şemaların derin kolektif anılarda (deep collective memory) kökleşmiş olmalarıyla açıklar. Bu şablonlar, soyut ve genel yapıları nedeniyle fark edilmesi zor ve sorgulamaya dirençlidir. Ayrıca, zamanla bazı detaylar değişebilse de şemaların genel yapıları (örn., “kahramanca savunma ve zafer” gibi) büyük ölçüde sabit kalır ve tarihsel süreklilik gösterir. Wertsch’e (2008) göre, derin kolektif anılar ve bu anıların etrafında örgütlendikleri anlatı araçları, geçmişin yorumlanmasında gruplar arasında- sanki farklı gezegenlerdeymiş gibi- bir ayrışmaya neden olur. Böylece kolektif bellek, tarihsel anlatılarda da etkili olarak farklı ulusların kendi tarihlerini yorumlama biçimlerini ve bu yorumların kültürel farklılıklarla nasıl şekillendiğini açıklar. Wertsch’e (2008) göre gruplar arasındaki bu uçurumu aşmanın en umut verici -belki de tek- yolu, resmi tarihin sorgulama ve söylem biçimlerini, derin kolektif belleği biraz daha arka plana itecek şekilde kullanmaktır.

Öte yandan konu uzak ve yakın tarihsel olaylar arasındaki ayırım dikkate alındığında biraz daha karmaşıklaşmaktadır. Uzak geçmişte gerçekleşmiş ve dolaylı olarak öğrenilen olaylara dayanan kolektif anılar ile bireyin yaşadığı dönemde (yakın geçmiş) gerçekleşen kamusal olayları doğrudan ya da dolaylı deneyimlemesi, niteliksel olarak farklı kolektif anılar ortaya çıkarır (Manier ve Hirst, 2008). Bu farklılık, bireylerin söz konusu olayları nasıl anlamlandırdığı, yorumladığı ve kolektif anılarına nasıl entegre ettiğiyle şekillenir (Hirst ve Merck, 2024). Bu konudaki literatürde kuşak etkisi (cohort effect), tarihte yaşama etkisi (living in history effect) ve flaş anılar (flashbulb memory) üzerine yapılan çalışmalar yer almaktadır. Kolektif bellek üzerine yapılan çalışmalarda, geniş çaplı toplumsal ve kültürel dinamikler ele alınırken, kuşak farklılıkları da sıklıkla araştırılan bir konu olmuştur. Schuman ve Scott (1989), farklı kuşaklardan Amerikalıların gençlik dönemlerinde yaşanan ulusal olayları veya dünya olaylarını farklı şekilde hatırladıklarını belirlemişlerdir. Bu bulgu, kolektif belleğin kişisel ve kültürel bağlamlara bağlı olarak şekillendiğini ve aynı olayların farklı kuşaklar tarafından farklı anlamlarla yorumlanabileceğini göstermektedir. Bu durum, kuşakların geçmişe dair algılarının kendi yaşam deneyimleri ve toplumsal bağlamlarına göre değiştiğini ortaya koyar. Tarihte yaşama etkisi (Brown ve ark., 2009) üzerine yapılan çalışmalarda, önemli geçiş dönemlerinden geçmiş ülkelerden gelen katılımcıların bu dönemlerdeki kamusal olayları kişisel olaylarını tarihlendirmek için bir referans noktası olarak kullandığı görülmektedir. Sonuç olarak kuşak etkisi ve tarihte yaşama etkisi bulguları, kolektif belleğin dinamik ve değişken bir yapıya sahip olduğunu, aynı zamanda kültürel bağlamın bu süreç üzerindeki belirleyici rolünü vurgular. Bu durum, bireylerin toplumsal tarihe nasıl katıldıklarını ve bu tarihsel olayları kendi yaşam deneyimleriyle nasıl bütünleştirdiklerini anlamamıza katkı sağlar.

Kişisel deneyim ile tarihsel olayın kesiştiği nadir örneklerden biri olan flaş anılar bireyin duygu yüklü, şaşırtıcı kamusal bir olayı öğrendiği duruma ilişkin ana dair belleğinde canlı kalan anılardır (Brown ve Kulik, 1977). Her birey için kendine özgü bir içeriğe sahip olsalar da flaş anılar, bireyin belirli bir topluluğa aidiyetini simgeleyen bir işaret olarak değerlendirilir (Berntsen, 2018; Neisser, 1982). Bu nedenle, yalnızca bireysel belleğin bir parçası değil, aynı zamanda toplumun kolektif belleğini şekillendiren önemli bir unsur olarak görülürler (Hirst ve Phelps, 2016).

Kolektif anıların korunmasında anma törenleri, tarih eğitimi, kitle iletişim araçları, mekânlar, kalıntılar, çevre düzenlemeleri, anıtlar ve kentsel mimari unsurlar kritik bir rol üstlenir (Wertsch, 2008). Bu unsurlar, toplulukların tarih algılarını şekillendirme ve ortak bir geçmiş inşa etme süreçlerini anlamada önemli bir araçtır. Geleneksel olarak bu konudaki çalışmalar, sosyal olgular ile sosyal pratikler arasındaki ilişkileri sosyolojik bir bakış açısıyla ele almıştır (Assmann, 1995). Bietti (2024) ise Buenos Aires ve Berlin gibi şehirleri inceleyerek kentlerin kolektif hatırlama süreçlerinde merkezi bir rol oynadığını göstermiştir. “Bilişsel etnografi” metodolojisini kullanan Bietti (2024), bireylerin anıtlarla kurdukları etkileşimlerin kolektif anılar üzerindeki etkilerini değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, anıtları sadece fiziksel yapılar olarak değil, aynı zamanda insan zihninin dış bellek sistemleriyle kurduğu etkileşimlerden doğan bilişsel ağların bir parçası olarak ele alır. Böylece anıtların hem hatırlanan olayların sınırlarını çizdiği hem de bu olaylara anlam kattığı dış bellek sistemleri olarak işlev gördüğünü vurgular.

Aşağıdan Yukarıya Yaklaşımlar

Bu yaklaşım, kolektif anıların topluluk üyelerinin kişiler arası etkileşimleri yoluyla nasıl inşa edildiğini inceler. Geçmişe dair iletişimler gibi kısa süreli sosyal pratiklere odaklanan bu inşa süreci yalnızca hatırlamanın değil, unutmanın da rolünü vurgular. Araştırmalar, belleğin temel psikolojik işleyiş süreçlerini, ikili etkileşimlerin anıları nasıl şekillendirdiğini ve bu etkilerin grubun geneline nasıl yayıldığını incelemektedir (Hirst ve Merck, 2024). Görgül çalışmalara dayanan sosyal biliş literatürü, bu yeniden yapılanma özelliğine odaklanarak dinleyiciler ve konuşmacılar arasında bir konuşma sonrasında anı ortaklığının nasıl sağlandığını ve bu etkilerin topluluğun diğer üyelerine yayılarak geçmişin benzer bir yorumunu nasıl oluşturduğunu inceler. Bu süreçle şekillenen kolektif bellek hem kolektif kimliklerin inşasına hem de toplumsal bağların oluşumuna ve güçlenmesine katkıda bulunur (Hirst ve Echterhoff, 2012). İnsanlar, ortak bir olay (örn., bir doğal afet veya spor karşılaşması) hakkında konuşarak, bireysel anıları birlikte yeniden yapılandırır. Bu tür sohbetler, bireylerin birbirlerini daha iyi anlamalarına ve güven oluşturmalarına katkı sağlar. Hirst ve Echterhoff (2012) bu tür bireysel etkileşimlerin sosyal ağlar üzerinden yayılabileceğini ve sonunda kolektif belleğin oluşumuna katkıda bulunabileceğini vurgular.

Bireysel belleğin işleyiş mekanizmasına ilişkin en net bulgulardan biri anıların zaman içinde yeniden yapılanma özelliği taşımasıdır. Hirst (2010), bu özelliğin bazı araştırmacılar tarafından olumsuz bir nitelik (bir tür “günah”) olarak görülürken diğerleri tarafından sosyal ve dolayısıyla olumlu bir işlev olarak değerlendirildiğini belirtir. Bu önemli araştırmacıya göre, belleğin bu özelliği ayrı bireysel anıların zamanla ortak olmasını sağlayarak kolektif anıyı teşvik edebilir.

Hatırlama genellikle bir iletişim bağlamında, özellikle de konuşmalar sırasında gerçekleşir. Bu tür bağlamlarda konuşmacıların hem dinleyicilerin hem de kendi anılarının üzerindeki dönüştürücü etkisine odaklanmış araştırmaları derleyen Hirst ve Echterhoff (2012) üç psikolojik süreç tanımlamıştır: Tekrar (rehearsal), sosyal bulaşma (social contagion) ve geri çağırma kaynaklı unutma (retrieval induced forgetting). Tekrar mekanizması, anıların oluşturulması ve sürdürülmesini mümkün kılmaktadır (Roediger ve ark., 2009). Elizabeth Loftus’un olay sonrası yanlış bilgi etkisi deneyleri bağlamında ortaya çıkan sosyal bulaşma (Roediger ve ark., 2001) ise bireylerin ortak bir gerçeklik inşa etmelerinde önemli bir mekanizma olarak değerlendirilmektedir (Cuc ve ark., 2006). Bu süreçte, bireylerin anılarına dışsal kaynaklardan gelen bilgiler dâhil edilmekte ve bu da kolektif anının yeniden yapılandırılmasına yol açmaktadır. Geri çağırma kaynaklı unutma ise konuşmalar sırasında dile getirilmeyen bilgilerin hem konuşmacının hem de dinleyicinin anısında değişikliklere neden olduğunu göstermektedir (Cuc ve ark., 2007). Bu çalışmalara göre konuşmalarda söz edilmeyen bilgiler, söz edilenlerin tekrarlanma avantajına bağlı olarak daha kolay unutulmaktadır. Bu durum, kolektif anının oluşumunda belirleyici bir rol oynamaktadır. Grup içi (örn., statü, sosyal kimlik) ve gruplar arası dinamikler hem sosyal bulaşma hem de geri çağırma kaynaklı unutma süreçlerinde belirleyici bir rol oynamaktadır (Andrews ve Rapp, 2014; Coman ve Hirst, 2015). Son olarak ikili etkileşimlerin yanı sıra araştırmacılar sosyal ağların işleyiş dinamiklerine de odaklanmakta, bilgisayar simülasyonları ile sanal toplumlar yaratılarak kolektif anıların oluşum dinamikleri incelenmektedir (Coman ve ark., 2012). Sosyal medya, çevrim içi etkileşim ve sanal gerçeklik alanlarındaki baş döndürücü gelişmeler de dikkate alındığında kolektif bellek çalışmalarının yakın zamanda ne denli hızla gelişeceğini öngörmek zor değildir. Örneğin, sanal müzeler ve çevrim içi hafıza mekânları, tarihi olayları ve kültürel mirası dijital ortamda erişilebilir kılarak kolektif belleğin daha geniş kitlelere aktarılmasını sağlar. Ayrıca, kullanıcıların çevrim içi platformlarda geçmişe dair kişisel hikâyelerini paylaşması veya artırılmış gerçeklik teknolojisiyle tarihi mekânların yeniden canlandırılması, belleğin yeniden inşasında ve yorumlanmasında yeni yollar açmaktadır. Bu dijital araçlar, hem bireylerin kolektif belleğe katılımını kolaylaştırmakta hem de geçmişin dinamik ve çok boyutlu bir şekilde yeniden şekillendirilmesine olanak tanımaktadır.

Öte yandan, konuşmanın kolektif anı oluşumu ve sürdürülmesi üzerindeki etkisine dair deneysel yaklaşımlar, konuşmacıların ve dinleyicilerin anılarındaki değişiklikleri etkileyen bilişsel mekanizmalar (örn., sosyal bulaşma, geri getirme etkileri vb.) ve kişiler arası sosyal etkileşim süreçleriyle (örn., ortak gerçeklik/anlayış geliştirme motivasyonu, mesajın dinleyicinin varsayılan bilgisine veya beklentilerine göre uyarlanması vb.) sınırlıdır (Hirst ve Echterhoff, 2012). Bu süreçte konuşmacı ve dinleyiciler arasında farklı anıların paylaşılması, hatırlama ve unutma gibi mekanizmalar aracılığıyla kolektif bir bellek oluşumuna katkıda bulunur. Ayrıca, bu etkiler yalnızca bireyler arasındaki etkileşimlerle sınırlı kalmaz; kalabalık kitlelere hitap eden konuşmalar ya da topluluk içinde sürekli devam eden ilişkiler yoluyla daha geniş gruplara yayılır ve topluluk genelinde bir fikir birliği veya kolektif bellek oluşumunu destekler (Coman ve Hirst, 2012).

Sonuç

Günümüz psikolojisinde aşağıdan yukarı ve yukarıdan aşağı olmak üzere iki temel yaklaşım ekseninde şekillenen kolektif bellek araştırmaları yeni bir alan olarak hızla gelişmektedir. Bu çalışmalar, psikolojik süreçler ile makro düzeydeki toplumsal dinamikler arasındaki bağlantılara ilişkin bilgiler sağlaması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu kuramsal ve metodolojik yenilikler, yalnızca kolektif anıların nasıl oluştuğunu ve sürdürüldüğünü anlamaya yönelik bir çabanın da ötesine geçmektedir. Öte yandan, kendi içlerine sıkışmış bir görüntü sergileyen bu iki yaklaşımın bütünleştirilmesi için bazı ek teorik girişimlere ihtiyaç duyulduğu da açıktır. Sosyal psikoloji alanındaki görece yeni teorik çerçevelerin (örn., Sosyal Kimlik Kuramı, Sosyal Baskınlık Kuramı ve Sistemi Meşrulaştırma Kuramı) bu açıdan yararlı olacaklarını ileri sürmek mümkün görünmektedir (Çavuşoğlu ve Kuşdil, 2023; Devine-Wright, 2003).

Kolektif bellek konusundaki aşağıdan yukarı ve yukarıdan aşağı yaklaşımları sosyal psikolojinin çok düzeyli kuramları kapsamında bütünleştirmek olguyu daha net bir şekilde incelemek ve açıklamak açısından önemli faydalar sağlayabilir. Faydalardan önde geleni, psikolojideki kolektif bellek çalışmalarının en ciddi sorunu gibi görünen indirgemecilik eğilimini kırmaktır. İndirgemecilik, kolektif belleğin kapsayıcı, dinamik ve çok sesli doğasına aykırı olduğu için hem akademik araştırmalarda hem de toplumsal uzlaşma süreçlerinde ciddi sorunlara yol açar. Doise (1986), psikoloji genelindeki indirgemecilik sorununu aşmak için, farklı düzeylerden kavramları birleştiren daha bütüncül, eleştirel ve çok katmanlı kuramların kullanılmasını önermektedir. Bu çözüm, bellek süreçlerini yalnızca bireysel düzeyde değil, aynı zamanda kişiler arası, konumsal (bir bireyin veya grubun sosyal, ekonomik, politik ya da kültürel sistemler içindeki konumu), toplumsal ve kültürel düzeylerde de ele almayı mümkün kılabilir. İlişkili bir diğer fayda da aşağıdan yukarı ve yukarıdan aşağı yaklaşımlarla üretilen bilgilerin bütünleştirilmesinde ortaya çıkacaktır. Bireylerin bellek süreçleri, toplumsal deneyimlerin bireysel düzlemde anlamlandırılmasından (içsel-kişisel düzey), kişiler arası ilişkilerdeki yakın bağlama dayalı etkilere (kişiler arası-durumsal düzey), toplum içindeki sosyal konumların etkilerine (konumsal düzey) ve genel toplumsal inanışlar ile kültürel normların biçimlendirici rolüne (ideolojik/kültürel düzey) kadar uzanan çok katmanlı bir yapıda işlerlik sergilemektedir.

Konuya böyle yaklaşıldığında sosyal psikolojinin bu tür çalışmalar için teorik açıdan artık hazır olduğu görülmektedir. Böyle bir yaklaşımın örnekleri literatürde yavaş yavaş görülmeye başlamıştır. Örneğin, Çavuşoğlu, Özdemir ve Kuşdil (2021), 15 Temmuz 2016 darbe girişimi gecesine ilişkin flaş anıları nitel ve nicel yöntemlerle incelemiş, bu anıların bireyler arasında yaygın olarak paylaşıldığını ve kolektif bellekte kalıcı bir yer edindiğini göstermiştir. Araştırma, güçlü flaş anılara sahip bireylerin, olayın sosyal temsillerinde daha belirgin ve zengin içerikler sergilediğini saptamıştır. Bu bulgu flaş anıların yalnızca bireysel bir hatırlama biçimi olmadığını, aynı zamanda toplumsal düzeyde paylaşılan anlamlar ve anlatılar ürettiğini göstermektedir. Bu bağlamda flaş anılar, sadece bireyin hafızasında özel bir yer tutan olaylar değil, aynı zamanda toplumsal bellek süreçlerinin bir parçası olarak, geçmişin nasıl hatırlandığını ve geleceğin nasıl şekillendirildiğini etkileyen önemli araçlardır.

Liu ve meslektaşları (2021) tarafından yürütülen bir çalışmada, farklı ülkelerden katılımcılar, kendi toplumları üzerinde en büyük etkiye sahip olduğunu düşündükleri tarihsel olayları sıralamaları istenmiştir. Bu kültürel-düzey araştırmanın bulguları, katılımcıların bildirdiği tarihsel olayların sayısının düşük sosyal baskınlık yönelimi[1] ve düşük sistem meşrulaştırma eğilimi[2] ile güçlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymuştur. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, grup eşitliği talebinin yakın dönem tarihsel anılarda yaygın bir tema olduğu ve bu durumun ulusal kimlik inşasını desteklediği görülmüştür (örn., bağımsızlık mücadeleleri, sömürgecilikten kurtuluş hareketleri, demokratikleşme süreçleri). Bununla birlikte, daha az gelişmiş ülkelerdeki tarihsel anılar, ulusal ilerleme hedefleriyle birlikte küresel sistemdeki düşük statüye yönelik eleştirileri (örn., Batı merkezli ekonomik eşitsizlikler) de içermektedir.

Çavuşoğlu ve Kuşdil (2024) tarafından yapılan ve 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin anıları konu alan bir başka çalışma ise, kolektif belleğin önemli bir bileşeni olan flaş anıların işlev ve özelliklerinin, bireylerin toplumsal sistemi meşrulaştırma eğilimlerinden önemli ölçüde etkilendiğini ortaya koymuştur. Var olan toplumsal sisteme bir tehdit niteliği taşıyan darbe girişimi, özellikle sistemi meşrulaştırma eğilimi yüksek olan bireylerde hem yapısal (önem, bireyin yaşamı için sonuç üretme derecesi ve duygusal değer) hem de işlevsel (benlik tutarlılığı, sosyal bağ kurma ve yönlendirme) açılardan daha güçlü bir anı niteliği sergilemiştir. Böylesi bulgular, flaş anı özelinde kolektif anların oluşum ve sürdürülme süreçlerinin sadece yukarıdan (örn., kurumlardan) ya da aşağıdan (örn., bilişsel süreçlerden) hareketle anlaşılamayacağına işaret etmektedir. Bireylerin eşitsizliklerle dolu toplumsal sistemlere ilişkin algılarının flaş anı gibi bireysel temelleri çok güçlü olan otobiyografik anılarda bile hatırlamayı (ya da unutmayı) etkiliyor olması kolektif bellek olgusunun çok daha geniş çaplı bir teorik çerçeveyi hak ettiğini göstermektedir.

Yukarıda da bahsedilen çok düzeyli teorik çerçeveler bu yöndeki girişimler için önemli ve ilgi çekici katkılar sunabilir (bellek araştırmalarında analiz düzeyleri uygulamaları ile ilgili bazı öneriler için bkz. Çavuşoğlu ve Kuşdil, 2023; Devine-Wright, 2003). Kolektif bellek konusundaki araştırmalar açısından henüz ciddi adımların atılmadığı bilinen gruplar arası ilişkiler alanının da bu türden bütünleştirici girişimlerden fayda sağlayacağını ileri sürmek mümkündür. Dolayısıyla, çok da uzak sayılmayacak bir gelecekte, bugüne kadar birbirlerinden uzak kalmış olan bu iki disiplinin insan gruplarının sosyal gerçeklik inşalarını birlikte keşfetmeye yönelecekleri öngörülmektedir.


Yazarın notu: Bu yazıyı okuyarak görüşlerini aktaran değerli hocam Prof. Dr. M. Ersin Kuşdil’e teşekkürlerimi sunarım.


Kaynaklar

Andrews, J. J. ve Rapp, D. N. (2014). Partner characteristics and social contagion: Does group composition matter? Applied Cognitive Psychology, 28(4), 505–517.

Assmann, J. (1995). Ancient Egyptian antijudaism: A case of distorted memory. D. L. Schacter, G. D. Fischbach, J. T. Coyle, M.- M. Mesulam ve L. E. Sullivan (Ed.), Memory distortion: How minds, brains, and societies reconstruct the past içinde (ss. 365–376). Harvard University Press.

Barnier, A. J. ve Sutton, J. (2008). From individual to collective memory: Theoretical and empirical perspectives. Memory, 16(3), 177–182.

Berntsen, D. (2018). Flashbulb memory and social identity. O. Luminet ve A. Curci (Ed.), Flashbulb memories: New challenges and future perspectives içinde (ss. 112–134). Psychology Press.

Bietti, L. M. (2024). Memorials: Collective memory, distributed cognition and urban environment. URBEāctĭo. Revista de Urbanismo, Territorio y Arquitectura. 1(1), 515.

Brown, N. R., Lee, P. J., Krslak, M., Conrad, F. G., Hansen, T. G. B., Havelka, J. ve Reddon, J. R. (2009). Living in history: How war, terrorism, and natural disaster affect the organization of autobiographical memory. Psychological Science, 20, 399–405.

Brown, R. ve Kulik, J. (1977). Flashbulb memories. Cognition, 5, 73–99.

Çavuşoğlu, M. ve Kuşdil, M. E. (2023). Bellek çalışmalarının (a)sosyalliği: Ana akım bakış açısının sosyal kimlik yaklaşımı ışığında değerlendirilmesi. Y. Bayar ve M. Kavaklı (Ed.), Cumhuriyetin 100. yılına armağan sosyal ve beşeri bilimler: Psikoloji içinde (ss. 7–46). Necmettin Erbakan Üniversitesi Yayınları.

Çavuşoğlu, M. ve Kuşdil, M. E. (2024). Flashbulb memories in the context of group hierarchies: Effects of gender, system justification, and social dominance orientation on negative private and public flashbulb memories. Frontiers in Psychology, 15(1), 1–16.

Çavuşoğlu, M., Özdemir, G. ve Kuşdil, M. E. (2021). Can flashbulb memory characteristics predict prototypicality in social representations? A Study on a Turkish sample’s recollections of the 2016 Coup Attempt. Papers on Social Representations, 30(2), 1–24.

Clark, A. ve Chalmers, D. (1998). The extended mind. Analysis, 58, 7–19.

Coman, A. ve Hirst, W. (2012). Cognition through a social network: The propagation of induced forgetting and practice effects. Journal of Experimental Psychology: General, 141(2), 321–336.

Coman, A. ve Hirst, W. (2015). Social identity and socially shared retrieval-induced forgetting: The effects of group membership. Journal of Experimental Psychology: General, 144, 717–722.

Coman, A., Kolling, A., Lewis, M. ve Hirst, W. (2012). Mnemonic convergence: from empirical data to large-scale dynamics. S. J. Yang, A. M. Greenberg ve M. Endsley (Ed.), Social computing, behavioral-cultural modeling and prediction içinde (ss. 256–265). Springer-Verlag.

Cuc, A., Koppel, J. ve Hirst, W. (2007). Silence is not golden: A case for socially- shared retrieval-induced forgetting. Psychological Science, 18, 727–733.

Cuc, A., Ozuru, Y., Manier, D. ve Hirst, W. (2006). On the formation of collective memories: The role of a dominant narrator. Memory & Cognition34, 752762.

Devine-Wright, P. (2003). A theoretical overview of memory and conflict. E. Cairns ve M. D. Roe (Ed.), The role of memory in ethnic conflict içinde (ss. 9–33). Palgrave Macmillan.

Doise, W. (1986). Levels of explanation in social psychology. Cambridge University Press.

Halbwachs, M. (1925/1992). On collective memory. (L. A. Coser, Çev.). University of Chicago Press.

Hilton, D. J. ve Liu, J. H. (2008). Culture and intergroup relations: The role of social representations of history. R. Sorrentino ve S. Yamaguchi (Ed.), Handbook of motivation and cognition across cultures içinde (ss. 343–368). Academic Press.

Hirst, W. (2010). A virtue of memory: The contribution of mnemonic malleability to collective memory. P. A. Reuter-Lorenz, K. Baynes, G. R. Mangun ve E. A. Phelps (Ed.), The cognitive neuroscience of the mind: A tribute to Michael S. Gazzaniga içinde (ss. 1–23). MIT Press.

Hirst, W. ve Echterhoff, G. (2012). Remembering in conversations: The social sharing and reshaping of memories. Annual Review of Psychology, 63, 55–79.

Hirst, W. ve Manier, D. (1996). Remembering as communication: a family recounts its past. Memory, 4(4), 379–394.

Hirst, W. ve Manier, D. (2008). Towards a psychology of collective memory. Memory, 16, 183-200.

Hirst, W. ve Phelps, E. A. (2016). Flashbulb memories. Current Directions in Psychological Science, 25(1), 36–41.

Hirst, W. ve Merck, C. (2024). Memory for salient shared events: A Top-down approach to collective memory. M. J. Kahana ve A. D. Wagner (Ed.), The Oxford handbook of human memory içinde (ss. 213968). Oxford University Press.

Hirst, W. ve Stone, C. (2015). A unified approach to collective memory: Sociology, psychology, and the extended mind. S. Kattago (Ed.), The Ashgate research companion to memory studies içinde (ss. 103–115). Ashgate.

Hirst, W., Coman, A. ve Coman, D. (2014). Putting the social back into human memory. T. Perfect ve D. S. Lindsay (Ed.), The SAGE handbook of applied memory içinde (ss. 273–291). SAGE.

Hirst, W., Yamashiro, J. K. ve Coman, A. (2018). Collective memory from a psychological perspective. Trends in Cognitive Sciences, 22(5), 438–451.

Hutchins, E. (1995). Cognition in the wild. MIT Press.

Jost, J. T. ve Banaji, M. R. (1994). The role of stereotyping in system-justification and the production of false consciousness. British Journal of Social Psychology, 33(1), 127.

Kuşdil, M. E. ve Çavuşoğlu, M. (2023). Kolektif travma, kolektif bellek ve sosyal temsiller. Varlık Dergisi, 1387, 14–18.

Licata, L., Khan, S. S., Lastrego, S., Cabecinhas, R., Valentim, J. P. ve Liu, J. H. (2018). Social representations of colonialism in Africa and in Europe: Structure and relevance for contemporary intergroup relations. International Journal of Intercultural Relations, 62, 68–79.

Liu, J. H., Goldstein-Hawes, R., Hilton, D., Huang, L. L., Gastardo-Conaco, C., Dresler-Hawke, E., Pittolo, F., Hong, Y.-Y., Ward, C., Abraham, S., Kashima, Y., Kashima, E., Ohashi, M. M., Yuki, M. ve Hidaka, Y. (2005). Social representations of events and people in world history across 12 cultures. Journal of Cross-Cultural Psychology, 36, 171–191.

Liu, J. H., Zeineddine, F. B., Choi, S. Y., Zhang, R. J., Vilar, R. ve Paez, D. (2021). Living historical memory: associations with national identity, social dominance orientation, and system justification in 40 countries. Journal of Applied Research in Memory and Cognition, 10, 104-116.

Manier, D. ve Hirst, W. (2008). A Cognitive taxonomy of collective memories. A. Erll, A. Nünning ve S. B. Young (Ed.), Cultural memory studies içinde (ss. 253-262). Walter de Gruyter.

Neisser, U. (1982). Snapshots or benchmarks? U. Neisser (Ed.), Memory observed: Remembering in natural contexts içinde (ss. 43–48). W. H. Freeman.

Olick, J. K. (1999). Collective memory: The two cultures. Sociological Theory, 17(3), 333–348.

Olick, J. K., Vinitzky-Seroussi, V. ve Levy, D. (Ed.). (2011). The collective memory reader. Oxford University Press.

Roediger, H. L., Meade, M. L. ve Bergman, E. T. (2001). Social contagion of memory. Psychonomic Bulletin & Review, 8(2), 365–371.

Roediger, H. L., Zaromb, F. M. ve Butler, A. C. (2009). The role of repeated retrieval in shaping collective memory. P. Boyer ve J. V. Wertsch (Ed.) Memory in mind and culture içinde (ss. 138–170). Cambridge University Press.

Schuman, H. ve Scott, J. (1989). Generations and collective memory. American Sociological Review, 54(3), 359–381.

Sutton, J., Harris, C.B., Keil, P.G. ve Barnier, A. J. (2010). The psychology of memory, extended cognition, and socially distributed remembering. Phenomenology and the Cognitive Sciences, 9, 521–560.

Wertsch, J. V. (2008). Collective memory and narrative templates. Social Research, 75, 133–156.

 

[1]      Sosyal baskınlık yönelimi bireylerin sosyal hiyerarşiyi ve grup eşitsizliğini ne derece desteklediklerini açıklayan bir kişilik özelliğidir (Sidanius ve Pratto, 1999),

[2]      Sistemi meşrulaştırma eğilimi bireylerin içinde bulundukları sosyal, ekonomik veya politik sistemi haklı, adil ve meşru olarak algılama eğilimini ifade eder (Jost ve Banaji, 1994).