Çalışmak ve Üretmenin Psikolojisine Bir Bakış
Ayşe Nur Genç
Psikolog
Pandemi dolayısıyla günlük rutinden çıktığımız ve evde kaldığımız dönemlere bakacak olursak, gerek sosyal medya paylaşımlarında gerek alışveriş trendlerinde (Güven, 2020) önemli bir ortaklık yakalayabiliriz: üretkenlik. Resim yapmak, çeşitli el işi faaliyetlerine başlamak, bir müzikal enstrüman edinmek, hatta yemek yapmak dahi bu kapsamda yer alabilir. İçinde bulunduğumuz dönem itibariyle, çalışma ve üretme motivasyonlarına psikolojik açıdan odaklanmak ve bunları çeşitli bağlamlarda ele almak, farklı bakış açıları kazandırabilir.
Üretim davranışları, belirli bir vaktin değerlendirilmesini sağlar. Pandemi özelinde düşünüldüğünde, bu vakit aynı zamanda hızlıca geçirilmek ve geride bırakılmak istenen bir vakittir. Diğer bir nokta ise, söz konusu olumsuzluğun ölüm olgusuyla ilişkili olmasıdır.
Zamana Meydan Okumak
Homo Sapiens’in benlik bilincinde en üst düzeye evrilmesi, ölüme tezat süregelen bir yaşama işaret etmektedir (Solomon ve ark., 2004). Öyle ki, temel prensibi “hayatta kalmak” olan ilkel beyin yapısı ve ölüm olgusuna yönelik farkındalığı sağlayan prefrontal lob aynı organizasyon içinde yer almaktadır (Quirin, Klackl ve Jonas, 2019). Greenberg, Pyszczynski ve Solomon (1986) tarafından öne sürülen Dehşet Yönetimi Kuramı, mevcut durumla ilişkilendirilebilmektedir. Bu ilişkinin odağında, var kalımı sembolize etme gayreti olduğu söylenebilir. Çünkü bedenler yok olsa da zihinsel çıktılar ya da bazen bu çıktıların fiziksel dünyada da varlığını sürdürebilen ürünleri, zamana meydan okumaktadır. Arkeolojik buluntular, bilimin geleceğine yön veren keşifler ve icatlar, hatta ebeveynlik edilen çocuklar dahi, fiziksel dünyada varlıklarını sürdürebilen ürünler olarak düşünülebilir. Bununla birlikte, bir düşüncenin ya da ideolojinin bir parçası olmak da temsil yönüyle sürdürülebilirliğe işaret edebilir. Dolayısıyla insanın alet yapımıyla başlayan evrim yolculuğunda geliştirdiği üretim motivasyonu sayesinde, ölüme tezat süregelen yaşamla başa çıkabilir hâle geldiğini söylemek mümkündür. Çünkü üretmenin zamana karşı duran bir potansiyeli vardır ve çeşitli üretim çıktılarına dair sahip olunan değişkenler, psikolojik bir zeminde kavuşturulabilmektedir.
Bu noktada, Freud’un konuya paralel bir görüşünden bahsedilebilir. O’na göre hayat, sevmek ve çalışmak olarak formüle edilebilmektedir (Freud, 2015). Bu doğrultuda, çalışmanın da üretmenin zamana karşı duran potansiyelinden beslendiği düşünülebilir. Yani çalışıp çabalamak, üretim potansiyelinden ileri gelebilmektedir. Üretim çıktıları çalışma sürecinin ve harcanan eforun bir nevi ödülü olarak düşünüldüğünde, çalışma süreci de potansiyel ödüle giden yola işaret etmektedir. Dolayısıyla bireylerin, doğrudan ya da dolaylı bir şekilde sağlayacakları çıktılara dair beklenti ve motivasyonla çalışıp çabaladıkları söylenebilir.
Üretimle Ödüllenen Çaba
Gösterilen çaba, üretim beklentisiyle ve bu beklentiye bağlı olarak ödül motivasyonuyla ilişkili düşünüldüğünde, mesele dopaminerjik sistem açısından da ele alınabilir hâle gelmektedir. Çünkü dopamin, beyindeki ödül mekanizmasıyla ilişkilendirilen bir nöro-iletken maddedir (Sapolsky, 2017). Dopamin seviyesinin ödüle ulaşıldığı andan ziyade, ödüle uzanan zaman dilimi için daha kritik olduğunu öne süren çalışmalar mevcuttur (akt.,, Sapolsky, 2017). Bu çerçevede motivasyonun (Berridge, 2007), dolayısıyla harcanan eforun dopaminerjik sistemle bir ilişkisi olduğu söylenebilir.
Söz konusu çalışmalardan Salamone ve arkadaşlarının (2002) deneysel bir çalışması da bu süreci tarif etmektedir. Bu deneyde, beynin nucleus accumbens bölgesiyle ilişkilendirilen dopamin reseptörleri etkisiz hâle getirilen farelerin davranışları gözlenmiştir. Normal şartlar altında, fareler onlara verilen günlük yemlere nazaran, şeker küplerini daha fazla sevmektedir. Bunun bir işareti olarak hem kontrol grubu hem de deney grubundaki fareler, günlük yemleri ve şeker küpleri yan yana sunulduğunda şeker küplerini tercih etmişlerdir. Ancak şeker küplerine ulaşmak için bir miktar çaba sarf edilmesi gerekirken günlük yemler kolay bir erişimle sunulduğu koşulda, durum değişmiştir. Dopamin reseptörleri etkisiz hâle getirilmiş fareler, şeker küplerini yemek için gerekli çabayı göstermemiştir. Bu noktadan hareketle, ödülün kendisine ulaşmanın değil, ödül beklentisinin temel odak olduğu söylenebilir. Dolayısıyla ödülden ziyade ödüle giden yolun, bu doğrultuda üretim süreci için de harcanan eforun kritik olduğu ileri sürülebilir.
Zamanı Hızlı Geçirmek
Albert Einstein’ın zamanın göreliliğini şöyle açıkladığı söylenir: “Elinizi sıcak bir sobanın üzerine koyduğunuzda bir dakika bir saat gibi geçer. Güzel bir kızla geçirdiğiniz bir saat ise bir dakika gibi geçer. İşte bu izafiyettir.” Sıcak bir sobayı tutmak fiziksel bir acı verdiğinden, böyle bir koşulda zamana müdahale edilme şansı olsaydı, büyük olasılıkla zamanın hızlıca akmasını sağlayabilecek şekilde müdahale edilirdi. İster fiziksel ister psikolojik olsun, olumsuz etkilenilen bir ortamda geçen zamana bu şekilde yön vermeye çalışmak muhtemel. Bu metaforu pandemi döneminde artış gösteren zaman alıcı aktivitelere ve üretim davranışlarına uyarlamak da mümkün. Nitekim insanlar birtakım üretim aktivitelerine zaman geçirmek maksadıyla yönelerek, zamanı içten içe kovalamış olabilirler. Bu bağlamda, vakit harcanan aktiviteler ve gösterilen efor, aynı zamanda zaman algısıyla da ilişkili olabilir.
Üretim beklentisiyle harcanan efor ve buna yönelik motivasyon dopaminerjik aktivasyonla ilişkilendirilebileceğinden, zaman algısına değinmek de mümkündür. Nitekim dopamin seviyesindeki değişimlerin, zaman algısını etkilediği düşünülmektedir. Bu ilişkiyi deneysel olarak gösteren bir çalışmada (Soares, Atallah ve Paton, 2016) fareler, dinledikleri sesin ölçüt sesten daha uzun ya da kısa olması durumunda sırasıyla sol ya da sağ alana girmeleri konusunda eğitilmişlerdir. Farelerin dopaminerjik sistemleri uyarıldığında sağ alana, baskılandığında ise sol alana girme eğiliminde oldukları gözlenmiştir. Buna göre, dopaminerjik aktivasyonla birlikte zaman daha kısa algılanabilmektedir.
Ödül mekanizmasının zaman algısıyla ilişkisine bağlı olarak, bizler de harcadığımız efor boyunca bunun meyvesini yani ödülünü alacağımıza dair beklentiye geçtiğimizde, zamanı daha hızlı algılıyor olabiliriz. Hele de bu zaman dilimi pandemi gibi olumsuz bir dönemi kapsıyorsa, zamanı içten içe ileri sarmak istediğimizden çabaya ve üretime özellikle yoğunlaşmamız muhtemel.
Sonuç Yerine
Ortaya bir ürün koyduğumuzda, o ürün bir nevi var oluşumuzun ölüme ve zamana karşı açtığı savaşı temsil etmektedir. Fakat doğrudan ya da dolaylı olarak ürettiklerimiz, elbette ki çalışmalarımızın bir sonucudur. Dolayısıyla çalışmanın, insan yaşamında önemli motivasyonlardan biri olduğu söylenebilir. Özellikle pandemi döneminde adeta ileri sarılmak istenen zaman ve bu dönemle ilişkili ölüm olgusunun bir bileşkesi olarak, üretim faaliyetleriyle geçen süre ve üretimin temsil ettiği anlam daha da değer kazanabilmektedir.
Kaynaklar
Berridge, K. C. (2007). The debate over dopamine’s role in reward: the case for incentive salience. Psychopharmacology, 191(3), 391-431.
Freud, S. (2015). Mutluluk dediğimiz şey (P. Demirel, Çev.). İstanbul: Aylak Adam Kültür Sanat Yayıncılık.
Greenberg, J., Pyszczynski, T. ve Solomon, S. (1986). The causes and consequences of a need for self-esteem: A terror management theory. Public self and private self içinde (ss. 189-212). New York, NY: Springer.
Güven, H. (2020). Covid-19 pandemik krizi sürecinde e-ticarette meydana gelen değişimler. Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 7(5), 251-268.
Quirin, M., Klackl, J. ve Jonas, E. (2019). Existential neuroscience: A review and brain model of coping with death awareness. Handbook of terror management theory içinde (ss. 347-367). Academic Press.
Salamone, J., Arizzi, M., Sandoval, M., Cervone, K. ve Aberman, J. (2002). Dopamine antagonists alter response allocation but do not suppress appetite for food in rats: Contrast between the effects of SKF 83566, raclopride, and fenfluramine on a concurrent choice task. Psychopharmacology, 160(4), 371-380.
Sapolsky, R. M. (2017). Behave: The biology of humans at our best and worst. New York: Penguin.
Soares, S., Atallah, B. V. ve Paton, J. J. (2016). Midbrain dopamine neurons control judgment of time. Science, 354(6317), 1273-1277.
Solomon, S., Greenberg, J., Schimel, J., Arndt, J. ve Pyszczynski, T. (2004). Human awareness of mortality and the evolution of culture. The Psychological Foundations of Culture. M. Schaller ve C. Crandall (Ed.), The psychological foundations of culture içinde (ss. 15-40.). Hillsdale, NJ: Lawrence Erlbaum.