Çeviri: 21. Yüzyıl Teknolojisinin Psikolojisini Yansıtan Bir Dizi: Black Mirror


Ali Mattu
Bilim kurgu psikoloğu; brainknowsbetter.com
blogunun yazarı; (Dr.) Klinik psikolog

Bilim kurgu psikoloğu, brainknowsbetter.com
blogunun yazarı ve (Dr.) Klinik psikolog

 

Ya Black Mirror nedir zerre bilmiyorsunuz yahut da onun aşırı derecede hayranısınız. Başka ihtimal yok!

Black Mirror (Kara Ayna) 2011 yılında Birleşik Krallık’ta yayımlanmaya başlayıp yakın zaman önce ABD’ye, Netflix’e geçti. Dizi, The Twillight Zone (Alaca Karanlık Kuşağı) gibi her bölümünün özgün bir öykü ve rol dağılımına odaklandığı antoloji dizisidir. Yalnızca yedi bölümü bulunduğundan, bir günde bitirmeniz mümkün.[1]

Dizi, teknolojinin toplumu nasıl değiştirdiğini tartışıyor. Yapımcısı Charlie Brooker Black Mirror’ı “her duvarda, masada, her avuç içinde soğuk ve parlak bir TV, monitör yahut telefon ekranı bulacaksınız,” sözleriyle izah ediyor.

Televizyonda Black Mirror’ın bir örneği daha yok. Battlestar Galactica’dan beri izlediğim en akıllıca bilim kurgu olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca 21. Yüzyıl teknolojisini ele alan ilk dizi. Wired şöyle diyor:[2]

Bu bölümler “TEKNOLOJİ KÖTÜDÜR!!!” diye bağırmıyor. Ne gündelik yaşamdan tamamıyla kopuk, ne de alışageldik biçimde… Bunun yerine, usulca ve özenli bir biçimde, teknoloji hakkında nelerin bu kadar korku verici olmaya başladığı noktasında meselenin özüne doğru bir oyuk açıyor: en kötü yanlarımıza hitap eden şeyleri yapma eğilimimiz. Ve bu, dostlar, distopik bilim kurgunun ta kendisi.

Bu açıklama, Black Mirror’a neden bu kadar kafayı taktığımın resmidir – insan doğası hakkındaki karanlık gerçeği ortaya çıkarması ve dikkatli olmazsak nelerin gerçekleşeceği konusunda bizi uyarması.

Yazıda bu konuyu daha da açacak ve Black Mirror psikolojisinin izini süreceğim. Bölümlere ilişkin spoiler vermeyeceğim –neler beklediğini bilmeksizin içeri dalmanız isabetli olacak. Daha önce diziyi izlediyseniz, nelerden bahsettiğimi fark edeceksiniz. İzlemediyseniz, umuyorum ki, en azından denemeye ikna olacaksınız. Sadece ilk bölüm, “The National Anthem”i (Milli Marş) geçin; kimse sevmez onu. Geri kalanının harikulade olduğu konusunda sizi temin ederim.

İnsanlar göz teması olmadığında acımasızlaşır

“The Waldo Moment” (Waldo Anı) bize, bir ekranın gerisinde oturduğunuzda aslında hakaret etmenin ne denli kolay hale geldiğini gösteriyor. Facebook zorbalığının, Twitter GamerGate[3] ölüm tehditlerinin, blog gönderilerinin yorumlarındaki hiddetli savaşların, Xbox Live’daki[4] nefret konuşmaların benzer şekilde gerçekleştiğini görüyoruz. İnternetin insanı kolaylıkla acımasızlaştırabilen yanı nedir? Göz temasının olmaması![5]

Diğerinin ne düşündüğü, ne hissettiğini kavrama yeteneği olarak empati[6], diğer insanları gördüğümüzde gerçekleşir. Şöyle işlediği söylenebilir:

  1. Zararlı/incitici bir şey yaparsınız.
  2. Diğer kişinin bundan zarar gördüğünü fark edersiniz.
  3. Ayna nöronlar (empati beyin hücreleri) acıyı tespit eder ve kötü hissetmenize yol açar.
  4. Diğer insanı inciten şeye son verirsiniz ve (eğer zarif biriyseniz) yaptığınızdan ötürü özür dilersiniz.

Bunların hiçbiri sosyal medyada olmaz. Eylemlerinizin duygusal etkisini görmezsiniz. Göz teması olmaksızın ayna nöronların yapacağı bir şey yoktur. Empati mempati yok!

Başınıza geldiğinde benim şu formülümü[7] kullanarak ‘online öfke’yi tahmin edebilirsiniz: (Öfke + Anonimlik) – Göz Teması = İnternet Trolleri Psikologlar bu olguyu pislik etkisi (the nasty effect)[8] olarak adlandırmaktadırlar.

Peki, çıkar yolu nedir? Benim bu konuda elim boş – internet mahremiyetini koruyup da empatiyi teşvik etmek bir hayli zor mesele. Düşüncelerin çeşitliliğinin ödüllendirilip trollüğün cezalandırıldığı, kendi kendine hükmeden topluluklar yaratmak (şu an için) elimizdeki en makul seçenek.

Bugün elini veren yarın kolunu kaptırır

“Fifteen Million Merits” (15 Milyonluk Hak), TV gerçekliğini, online avatarları, freemium oyunları ve bir miktar da Kickstarter’ları içeren pek çok konuyu ele almaktadır. Dr. Jamie Madigan, video oyun avatarlarının, Candy Crush[9] ve Kickstarter’ın[10] psikolojisi dâhil olmak üzere birçoğunu konu olarak işliyor.

Aydınlatmak istediğim şey “kapıya-ayak-koyma-stratejisi”. Bilimsel temeli olan eski bir satış/ikna taktiği: İnsanlardan kabul edebilecekleri ufak bir şey iste ve büyük isteği kabul etmeleri daha olası hale gelsin… Belki bir arkadaşınızda HBO kanalı yok ve Game of Thrones izlemek için size gelip gelemeyeceğini soruyor. Zevkle kabul ediyorsunuz, Westeros’un ihtişamını paylaşmak sizi iyi hissettiriyor. Birkaç gün sonra, o arkadaşınız HBO Go şifrenizi isteyiveriyor. İşte kapıya-ayak-koyma-stratejisinin bastırdığı an! Ricayı kabul etmeye eğilimli olursunuz, bunun sebebi önceki eyleminizle tutarlılığınızı korumak istemenizdir. Bu olgu (bilişsel çelişki) hakkında insanların neden bilimi inkâr ettiği üzerine bir yazımda[11] ve The Psych Show’da[12] epey şey keşfettim.

Kapıya-ayak-koyma-stratejisi oldukça kazançlı: Başkan Obama’nın 2012 kampanyası, size gönderdikleri e-postaları açmanızı sağlayarak çok para kazandırdı; önce küçük bir miktar bağışta bulunmanızı daha sonra daha fazlasını isteyerek. Kickstarters projeleri başarılı oldu çünkü bir kere para bağışı yaptığınızda, diğerlerini de bağışçı yapmaya meyilli oluveriyorsunuz. Ücretsiz bir oyuna zamanınızı verip mesai harcadığınızdaysa, seviye atlamak için bir miktar para vermek büyütülecek bir mesele olmaktan çıkmış oluyor.

Anılara yeniden uğramak onları değiştirir

Hayatınızda deneyimlemiş olduğunuz her şeyi tekrar etme yeteneğiniz olsaydı? Bu, benim favori Black Mirror bölümüm “The Entire History of You”nun (Senin Bütün Tarihin) dayandığı temeli işaret ediyor.

Anılar, geçmişte yaşananların kusursuz kayıtları değildir.[13] Bir şeyler düşündüğümüz her anda, yeni enformasyon gelip eski bir anıyla bütünleşir. Anıları canlı bir konserdeymiş gibi düşünün – aynı şarkı mekâna göre farklı soundlarda, grubun o günkü performansına göre ve konserde nasıl hissettiğimize göre şekilleniyor. Deneyimlediğimiz aynı anının sonsuz yolu var.

Bu “senin bütün hikâyenle” nasıl uyum içinde olur? Geçmişte yaşanılanların mükemmel bir kaydına sahip olsanız dahi, hiçbir zaman kusursuz bir belleğe sahip olamazdınız. Tekrarladığınız her an, o anıya ilişkin deneyiminiz nasıl hissettiğinize, kimle birlikte olduğunuza ve kaydedildikten sonra neler yaşandığına dayalı olarak değişebilir. Anıya daha fazla uğramanız halinde, daha fazla değişebilir. Eğer kişi kayıtta ne olduğuna ilişkin yalan söylüyorsa, keskin detaylar hasıraltı edilerek, bir kısmı kaybolup kusurlu anılar kolaylıkla yeniden yaratılabilir.

Kayıtlara istinaden de, anılar farklılaşabilen biçimler alır.[14] Tatilinizin her anını instagramlamanın kötü bir fikir olmasının sebebi de bu – çevrenizde olanların bütünüyle farkında olamayacaksınız. Farkındalık pratiğinin[15] ve gerçekten hatırlamak istediğiniz, kesin detayların fotoğrafını çekmek daha makul bir yaklaşım olacaktır.

Bir şey daha – kaydettiğiniz her şeyin her detayına aşırı derecede takıntılı olma, zihinsel geviş getirme (ruminasyon) adı verilen depresyon belirtisinin nedeni olabilir.

Çevrimiçi gönderilerin neyse, sen de osun

“Be Right Back”deki (Hemen Geliyorum) gibi (ve sanki Caprika’dayken) kendi çevrimiçi kimliğine dayalı birini canlandırabilir misiniz? Evet, çoğunlukla.

İnsanların internet kullanımını araştırmak meşakkatli iş. Bilim ağırkanlı ilerler – araştırmanın geliştirilmesi, etik engellerin kaldırılması, çalışmanın analizi gibi noktalardan ötürü zaman alıyor. Bunun yanında, teknoloji süratle gelişmekte. Bir gün herkes Meerkat[16] hakkında konuşurken, bir başka kişi Periscope’a geçmiş oluyor. Gelgelelim şu an için bildiğimiz şey, internet kullanım biçimimizin kim olduğunu yansıtmakta bir hayli başarılı olduğu.[17]

Kişilik ve sosyal medya arasında güçlü bir ilişki olduğu görünüyor. Güncellemeleriniz ve beğendiğiniz şeyler, diğer kimselerle ne kadar birlikte olmak istediğiniz, insanlara ne kadar güvendiğiniz, duygularınızın kalıcılığı, organizasyon yeteneğiniz ve merakınız gibi açılardan temel kişiliğinizin (bkz. beş faktör kişilik özelliği) iyi bir yansıması. Bunun yanında, sosyal medya; cinsiyetiniz, dini inancınız, cinsel yöneliminiz ve uyuşturucu kullanımınızı, kıvırcık patates yahut gök gürültülü sağanak yağışı sevip sevmemenize dayanarak tahmin edebilir…

Tüm bunlar önemli olsa da, kişilik ve demografik verilerinizden çok daha fazlası var. Geçmişte yaptıklarınız, gelecekte yapacaklarınızın her zaman için iyi bir yordayıcısı değildir.[18] Eylemleriniz; öğrendikleriniz, hissettikleriniz, çevrenizde olup bitenler ve anlık fikirlerinizin karman çorman bir bileşkesidir. İnternet pro-filinizin tüm bunlara erişimi yok, en azından şimdilik.

Şu anda üzerimizdeki etkisi ortada. Şirketler ekran uygulamaları için Google aramalarını kullanıyorlar. Facebook beğenilerinizin kredi puanlarınızı, tweetlerinizin sağlık sigortası priminizi etkileyecek olması uzak bir geleceğin tahayyülü değil. Belalı soruysa; ölümünüzün ardından sosyal medyanızı kimin kullanacağı…[19]

Kaydedilmek insanın davranışlarını değiştirir

İnsanlar kendi akıllı telefonlarıyla sizin fotoğraf ve videolarınızı çekse neler olur (tıpkı “White Bear”daki –Beyaz Ayı– gibi)? Nesnel öz-farkındalık denen şey.

Aynadaki aksinizi gördüğünüzde, bankada izlendiğinizi fark ettiğinizde yahut sosyal medyada kendi fotoğrafınızı gördüğünüzde gerçekleşir bu. Gerçekten olduğunuz ile olduğunuzu düşündüğünüzü siz’i mukayese edersiniz. Bu, çoğunlukla sizi değişikliğe götürür. Belki saçlarınızı düzeltir, daha profesyonel rol keser ya da vücudunuzun belirli bir kısmını düşünmekte takılı kalırsınız.

Teknoloji, nesnel öz-farkındalığı popülerleşen takılabilir aksesuarlar, uzaktan kumandalı uçaklar ve canlı-yayınlarla artırırken, her şey günbegün kötüye gidiyor.[20]

Öz-farkındalık yapay zekâyı canlı tutar

Black Mirror’ın en son bölümü “White Christmas” (Beyaz Noel) yapay zekânın etiğine dokunuyor. Şu sıralar ilgi gören bir konu; Her, Chappie, Ex Machina, ve gelecek Avengers: Age of Ultron filmleri benzer meseleleri konu ediniyor.

Büyük soru şu: Bir yapay zekânın canlı olup olmadığını nasıl bileceğiz? Fütürist Martine Rothblatt, siber bilincin alandaki öncüsü, nesnel öz-farkındalığın bunu çözebilmek için kullanacağımız bir test olduğuna inanıyor.[21] Yapay zekâ ne olduğunu anlayabilir mi? Kendi hayatına değer verir mi? Öyleyse, nasıl yaşamak ister? Tıpkı temel insan hakları gibi, Rothblatt, yapay yaşamın ifade hakkı gibi bir seçim olması gerektiğine inanıyor. Siber bilinç insan bilincine yaklaştıkça, yapay zekânın inanları taklit edip etmediği ya da gerçekten canlı olup olmadığını bilmek gittikçe zorlaşan bir sorun haline gelmekte.

Bu teknolojik tuhaflık zamanları, insanlığın yüzleştiği en büyük sınav haline gelebilir – bizim kadar zeki bir türe nasıl davranacağız? Star Trek: The Next Generation’dan fazlasını, Terminator’den azını umuyorum.

Black Mirror, teknoloji psikolojisi ve bir tür olarak nereye gittiğimiz üzerine söyleyebilecek pek çok şey var. Bu noktada artık neler düşündüğünüzü sorarak, size bırakıyorum: Distopik bir bilim-kurgu-gelecekte yaşamaya mecbur mu bırakılmışız ya da tüm bu teknoloji barış ve refahı getirecek mi?

Not: Black Mirror hakkında daha fazlası için Super Fantastic Nerd Hour[22] üzerine yazımı inceleyebilir, tüm bu akademik şeylerden kurtulmak içinse Black Mirror: In Real Life’ı[23] takip edebilirsiniz.


Çeviren: Sercan Karlıdağ


[1] Yazının yayım tarihi itibariyle yedi bölüm olduğunu hatırlatmak gerekir (ç.n.). Bkz. tam da bunun için bir kılavuz: www.goo.gl/HPx2Nd

[2] Bkz. www.goo.gl/KUFwdi

[3] Bkz. www.goo.gl/qc3FCJ

[4] Xbox Live, Xbox kullanıcılarına sunulan çevrimiçi platform (ç.n.).

[5] Bkz. Lapidot-Lefler, N., & Barak, A. (2012). Effects of anonymity, invisibility, and lack of eye-contact on toxic online disinhibition. Computers in human behavior, 28(2), 434-443.

[6] Bkz. www.goo.gl/B12y1k

[7] Bkz. www.goo.gl/OD7fAi

[8] Bkz. www.goo.gl/vuSu9M

[9] Bkz. www.goo.gl/2RRcDS

[10] Bkz. www.goo.gl/KvsWr3

[11] Bkz. www.goo.gl/PSrvi8

[12] Bkz. www.goo.gl/Vg3jRG

[13] Bkz. www.goo.gl/V6AQEa

[14] Bkz. www.goo.gl/WX2WWN

[15] Bkz. www.goo.gl/zyOfO3

[16] Twitter üzerinden canlı yayın akışı sağlayan sosyal ağ (ç.n.).

[17] Bkz. www.goo.gl/LzGdaf

[18] Bkz. www.goo.gl/aWncYo

[19] Bkz. www.goo.gl/ALN6xP

[20] Bu konu hakkında daha fazlası için; teknolojinin herkesi nasıl ünlü birine ve paparaziye çevirdiği üzerine şu videomu izleyebilirsiniz: www.goo.gl/bJNrQc

[21] Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. SXSW konuşması: www.goo.gl/Ixi4IB

[22] Bkz. www.goo.gl/lNJ1tZ

[23] Bkz. www.goo.gl/l8EkLh

[i] 21 Nisan 2015 tarihinde “Black Mirror Reflects the Psychology of 21st Century Technology” başlığıyla yayımlanmış yazının orijinal hâline http://www.brainknowsbetter.com/ adresinden erişmeniz mümkündür.