Çeviri: Ahlakın Kökenleri
Çeviren: Mehmet Karasu
Arş. Gör.
Prof. Jonathan Haidt* Mayıs 2007’de, bilim insanlarının Science dergisinin Mayıs 18 baskısında yayımladıkları ahlakın kökenleri ve mekanizmalarına ilişkin yeni uzlaşmasını inceleyerek aşağıdaki sorulara benzer bir takım sorular oluşturdu:
- Bir iğneyi kendi avucunuza batırmak için ne kadar para istersiniz?
- Bir çocuğun avucuna iğne batırmak için ne kadar para istersiniz?
- Bir komedi oyununda arkadaşınızın izni olmak üzere, onun yüzüne tokat atabilir misiniz?
- Bir oyunun herhangi bölümünde babanızın izniyle onu tokatlamak hakkında ne düşünürsünüz?
Haidt, bu tarz sorulara verilen cevaplarla bireyin ahlak anlayışı ve hatta politik görüşüyle ilgili bir şeyler ortaya çıkarabileceğini savunuyor. Haidt’in bulguları, muhafazakârların daha çok hiyerarşi ve (otoriteye) saygı konularına özen gösterdiklerini; liberallerin ise bakım/ilgi ve adalet kavramlarına yoğunlaştıklarını göstermiştir. Haidt’in incelemesi evrimsel, nörolojik ve sosyal psikolojik anlayışların üç ilkeyle nasıl sentezlendiğini göstermektedir:
1-Sezgisel öncelik – duygularımız ve içgüdüsel hislerimiz ahlaki yargılarımızı güdüler.
2-Toplumsal edimlerde ahlaki düşünme – biz gerçekle değil, ahlakla ilgileniyoruz ancak bu davranışı, kendi erdemlerimize diğer insanları ikna etmek ya da bizi desteklemeleri için onları etkilemek amacıyla yapıyoruz.
3-Ahlaki bağlar ve yapılar – ahlak ve dedikodu, işbirliği yapan grupların geniş alanlarda yaşamaları açısından insan sosyalliğinin evrimi adına çok önemlidir.
‘Bu üç ilke, en değerli kavramlarımızın pek çoğunu yeniden değerlendirmek için bizi zorlar’ diyor Haidt ve onun çalışmaları göstermiştir ki; insanlar genel olarak, önce içgüdüsel hislerine uyarlar ve daha sonrasında bu hislerine uyumlu ahlaki nedenlerini oluştururlar.
‘Aydınlanma’dan beri’ diyor, Haidt, ‘pek çok filozof gücü ve erdemi, tarafsız düşünmeyi göklere çıkardı. Ne yazık ki, filozoflar dışında birkaç insan ahlaki konulardaki çıkarları söz konusu olduğunda böylesi sakin, dürüst ve düşünceli olabilir. Bize ise, gerçeği arayan hâkimlerin veya bilim insanlarının tavrı gibi davranmaktan ziyade, daha çok davasını güçlendirecek kanıtları arayan ve bunları kullanan avukatlar gibi davranmak kalmıştır. Bir ilkeyi, kişiyi ya da bir yeri savunurken öldürmeye ve yaralamaya istekli (gönüllü) olmak bile bizim ahlaksız olduğumuz anlamına gelmez, sadece dikkate değer erdemlerimizin bizi genel olarak alçakgönüllü ve yardımsever yapan duygu ve sezgilerimiz içindeki kökenine bakmamız gerektiği anlamına gelir.’
Haidt’e göre, insan ahlakı evrimleşmiş psikolojik sistemlerin küçük bir takımı olarak, tepeden inşa edilmiş ve aynı zamanda sınırlı bir ‘kültürel yapı’ya karşılık gelmektedir. Haidt politik liberallerin ahlaki bakışlarının duygusal hassasiyetlerimizden olan zarar ve adalet dayalı iki temel sistemle yakından ilişkili olduğunu belirtmektedir. Diğer taraftan muhafazakârlar ise aynı iki sistemi kullanmakla beraber bunlara ilave olarak üç duygusal hassasiyeti daha kullanmaktadırlar:
- Grup içi sadakat,
- Otoriteye saygı,
- Manevi saflık
‘Hepimiz aynı evrimleşmiş ahlak kapasiteleriyle yola çıktık,’ diyor Haidt, ‘ama sonra her birimiz bağlamımızdaki sadece kendimize uygun olan insani erdem ve değerleri öğrendik. Farklı politik ideolojilere sahip insanlarla yaşanan çatışmaları, ahlaki gerekçeleri öne sürerek bertaraf ettik ve dolayısıyla onları şeytanlaştırdık. Kişisel, ulusal ve uluslar arası düzeylerde çeşitli ahlaki çatışmalarla çevrilmiş durumdayız. Ahlak psikolojisinin en son bilimsel gelişmeleri bu çatışmaların niçin çok ateşli ve zorlu olduğunu açıklamada bize yardımcı olabilir. Ayrıca ahlak psikolojisinin meseleleri anlama biçimi, ahlaki çatışmalarda bölünmüş kalplerin ve zihinlerin ilgisini çekerek onlara yeni yollar işaret edebilir.’
* Prof. Jonathan Haidt, Temmuz 2011’den bu yana New York Üniversitesi Stern School of Business’da çalışmaktadır.
Kaynak
The Origins of Morality. (b.t.). 17 Şubat 2014,
ttp://www.psyarticles.com/intellect/morality.htm
Aşağıdaki metin, Prof. Jonathan Haidt’in TED’de yaptığı The Moral Roots of Liberals and Conservatives isimli konuşmasının bir bölümünün çevirisinden aktarılmıştır (çeviren, Oğuz Tanrıdağ, yeniden inceleyen, Sancak Gülgen).
‘(Ahlakın Beş Temeli) …
Birincisi korunmadır (harm/care). Hepimiz memelileriz ve bizi diğerlerine bağlayan, diğerlerini önemseyen, özellikle zayıf ve incinebilir olanlara şefkat göstermeyi mümkün kılan birçok nöral ve hormonal programa sahibiz. Bu durum bize zarara neden olanlar hakkında çok güçlü bir his verir. Bu ahlaki kaynak, tüm ahlaki değerlerin yaklaşık %70’ini oluşturuyor. Bunu burada TED' de duydum.
İkinci kaynak, iyilik yapmanın iyilik doğuracağına inanma konusundaki eğilimdir (fairness/reciprocity). Belirsizliğini koruyan konuysa havyanlarda iyiliğin karşılık bulduğu fikrinin ve aynı zamanda insanlar için de bu konunun çok net olup olmamasıdır. Bu ikinci kaynak, burada TED'te duyduğum ahlaki karar verme durumlarının diğer %30’unu belirlemektedir.
Üçüncü kaynak grup içi sadakattir (ingroup/loyalty). Hayvan krallığında işbirliği yapan gruplar bulabilirsiniz fakat bu gruplar daima ya çok küçüktürler ya da hepsi birbiriyle akrabadırlar. Sadece insanlar içinde çok büyük grupları bulabilirsiniz. Bu gruplar bir araya gelebilen, karşılıklı ilişkiye giren bireylerden oluşan gruplardır. Ancak bu grupların birlikte olma amacı diğer gruplarla savaşmaktır. Bu durum muhtemelen uzun kabile yaşantısı ve dolayısıyla kabile psikolojisi tarihimizden geliyor. Bu kabile psikolojisi o denli keyif verici bir şeydir ki kabilelere sahip olmadığımız zamanlarda bile bu hâli oluşturmak için çaba harcarız, çünkü bu iş eğlencelidir. Sporu da grup seksini de bu amaçla yaparız ve çok çok eskiye dayanan güdülerimizi sürekli bu amaç doğrultusunda sınarız.
Dördüncü kaynak otoriteye saygıdır (authority/respect). İnsanlardaki otorite ilişkisi diğer primatlarda olduğu gibi sadece güç ve vahşetle sınırlı değildir. İnsanlarda otoriteye saygı, daha çok istemli katılıma ve hatta zaman zaman sevgi-aşk elemanlarına dayanır.
Beşinci kaynak ise manevi saflık ve kutsallıktır (purity/sanctity). Manevi saflık (püritenlik) sadece kadın cinselliğinin baskılanması anlamında anlaşılmamalıdır. Bu ahlaki kaynak, her türlü ideolojiyle, yapabileceklerinizle, vücudunuzla ne yapacağınızın kontrolüyle, vücudunuza dışarıdan ne girdiğinin kontrolüyle ilgilidir. Manevi saflığı politik sağ daha çok seksle ilgili görürken; politik sol daha çok besin maddeleriyle ilgili görmektedir. Beslenme biçimi bu günlerde abartılı biçimde böylesi bir ahlaki faktöre dönüşüyor. Manevi saflıkla ilgili fikirlerin çoğu vücudunuza neyin değdiği ya da neyin girdiğiyle ilgili fikirlere dönüşmektedir.
Kaynak
http://www.ted.com/talks/jonathan_haidt_on_the_moral_mind.html