Çeviri: Sosyal Dışlanma Üzerine
Yazar: Beth Azar
Çeviren: Elif Necmiye Can
Psikolog
Giriş
Sosyal reddedilme ve dışlanma insan davranışını olumlu ve olumsuz yönlerde şekillendiren oldukça güçlü bir sosyal baskı olarak görünmektedir. On iki yıl önce, Toledo Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan (Phd.) Kip Williams ve meslektaşları bir araştırma yaptılar. Williams beş gün boyunca her gün rastgele olmak üzere meslektaşlarından birinin kapısına kırmızı bir ‘O’ harfi astı. Buna göre diğer kişiler ‘damgalı’ olan arkadaşlarını gün boyu hiçbir konuşma ve göz teması olmaksızın görmezlikten geleceklerdi. Araştırmacılar dışlanma ile ilgili laboratuvarda bir şey öğrenip öğrenemeyeceklerini görmek istiyorlardı. Gördüler de. Deney dışlanma eyleminde bulunanlar da dâhil olmak üzere herkesi oldukça mutsuz etti.
‘Üzerinde çalıştığım ve detaylıca tanımladığım bir fenomendi.’ şeklinde anımsıyor Williams ve ekliyor: ‘ve gün boyunca kendimi inanılmaz kötü hissetmiştim.’
Deney, Williams’ın insanların sosyal olarak reddedilmeye karşı ne kadar duyarlı olduklarını anlamasını sağladı. Şu anda Purdue Üniversitesi’nde görev yapan ve dışlanma konusunda tanınan bir uzman olan Williams, evrimsel açıdan bunun oldukça mantıklı olduğunu söylüyor. Biz sosyal gruplarda evrimleştik ve maymunlardan arılara diğer sosyal hayvanlar gibi hayatta kalmamız, dâhil edilmeye ve kabul edilmeye bağlıdır. Gruplar, dışlanmayı üretken olmayan ve birliği bozan üyeleri ayıklamak adına kullanırlar. Bu yüzden de üyeler gerektiğinde kendi sosyal statülerini/duruşlarını kurtarabilmek adına dışlanmayı sezmeye karşı inanılmaz duyarlıdır.
Ancak sosyal dışlanma ve reddedilmeye yönelik verdiğimiz tepkiler farklılık göstermektedir. Gururumuzu ayaklar altına alıp anlaşmazlıkları çözmeye çalışabiliriz, geri çekilebiliriz ya da akranları tarafından dışlandığını hissedip okulda silahlı olaylara karışan öğrencilerin durumunda olduğu gibi öfkelenip saldırganlaşabiliriz.
Kipling ve arkadaşları niteliksel görüşmeleri, davranışla ilgili laboratuarda yapılan deneyleri ve beyin görüntüleme tekniklerini bir araya getirmektedir ve reddedilmeye karşı tepki verme sisteminin nasıl işlediğini ve insanların dışlanmayla nasıl başa çıktıklarını anlamaya çalışmaktadırlar.
Ait Olma İhtiyacı
Williams’ın çalışması özel olarak en uç noktadaki sosyal reddedilmenin bir türü olan dışlanmayı incelese de diğer araştırmacılar; bir takım için seçilen son kişi olmak, ayrılık ve zorbalık da dâhil olmak üzere olumsuz sosyal etkileşimlerin bütün türlerini inceleyerek sosyal reddedilmeye daha geniş bir açıdan bakıyorlar. ‘Psychological Bulletin’ dergisinde 1995 yılında yayınlanan etkileyici bir yazıda sosyal psikologlar (PhD.) Roy Baumeister ve Mark Leary insanların temel bir ait olma ihtiyacı ile güdülendiklerini belirmişlerdir. Bu ihtiyaç engellendiğinde insanlar psikolojik bir bedel ödemektedir.
Florida Eyalet Üniversite’sinde psikoloji profesörü olan Baumeister ‘Reddedilme en güçlü motivasyon olan ait olma ihtiyacını engelliyor’ şeklinde düşüncesini belirtiyor. ‘Reddedilme bu ihtiyacı engellediğinde, pek çok şey bozuluyormuş gibi görünüyor. İçerideki tüm düzenekler odağını ve amacını kaybediyor.’
Baumeister’ın ‘İçerideki düzenekler’ diyerek kastettiği empatiden akıl ile düşünmeye kadar her şeydir. Gerçekten de sosyal reddedilme üzerine yapılan araştırma, insanların terk edildikten sonra tüm dengelerinin bozulduğunu gösteriyor.
Dışlanmayı saptamada insanların çabukluğunu incelemek için ‘atılan top paradigmasını’* (toss ball paradigm) kullanan Williams, insanların reddedilmeye karşı inanılmaz derecede duyarlı olduklarını ve hemen göze çarpmayan ya da belirsiz reddetmeleri bile çabucak hissettiklerini düşünüyor. Bazı araştırmalar da bir şeyden kuşkulanmayan bir katılımcıya topu fırlatıyor ve olanlardan habersiz katılımcı birdenbire oyunun dışında kalıyor. Diğer çalışmalarda Williams ‘Cyberball’ olarak adlandırılan sanal olarak fırlatılan bir top programı kullanıyor. Bu programda katılımcılar topun fırlatıldığını ve kendilerinin oyuna dâhil edildiklerini ya da edilmediklerini görebiliyorlar. Topun kendisine atılmadığı 20 saniyenin sonunda katılımcılar değişmez bir şekilde kendilerini kötü, dışarıda bırakılmış ve psikolojik ihtiyaçlarının doyumu tehdit ediliyormuş gibi hissediyorlar.
Acının Donuklaşması
İncinmiş duyguların, hepimizin düşündüğünden daha geçerli bir terim olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Williams’ın araştırması dışlanmanın fiziksel acı olduğu sırada beyinde aktif olan bölgeyi tetiklediğini ileri sürüyor. Williams ve arkadaşları, insanların ‘Cyberball’ programının çeşitli versiyonlarını oynadıklarında, beyinlerinde ne olup bittiğini incelemek amacıyla FMRI tekniğini kullandılar: Oyunun dışında bırakılan katılımcılar (top atılmayan katılımcılar) ya bilgisayarlarının internet bağlantısının olmadığını ya da niyetli olarak oyun dışında bırakıldıklarını belirttiler.
Science dergisinde yayınlanan araştırma sonuçlarına göre (cilt. 302, no. 5643), katılımcılar–bilinçli olarak yapılmasa da– oyunun dışında kaldıklarını hissettikleri her seferde, beyinlerinin dorsal anterior singulat korteks bölümünde bir aktivasyon meydana gelmektedir. Williams beynin bu bölgesinin oldukça iyi bilinen acıyı algılama/tespit etme bölgesi olduğunu söylemektedir. Katılımcılar ayrıca fiziksel acı da hissettiklerini bildirmiştir.
Leary ve Geoff MacDonald 2005 yılında yayınlanmış olan Psychological Bulletin dergisindeki yazılarında (cilt. 131, no. 2) Williams’ın sonuçlarının evrimsel açıdan oldukça mantıklı olduğunu öne sürmüştür. Araştırmacılar, sosyal acının beyinde gerçekte fiziksel acının olması durumunda aktive olan sinir yollarını uyardığını öne sürmektedir. Birbirinden farklı olduğu düşünülen iki ayrı fenomene benzer tepkiler verilmesiyle sonuçlanan pek çok aynı sinir yolunu bulunmaktadır. Duke Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Leary bunun mantıklı olduğu söylemiştir. Çünkü sosyal reddedilme ve acı aynı amaca hizmet etmektedir: Yaşamı tehdit eden bir durumda organizmayı uyarmak.
Bu ayrıca Baumeister ve arkadaşları tarafından ileri sürülen mantığa aykırı bir kuramı desteklemektedir: Bu kurama göre sosyal reddedilme ilk olarak duygusal olarak hissizliğe neden olmaktadır. Araştırmacılar katılımcılara psikolojik bir değerlendirmeye dayalı olarak hayatlarının yalnız bir şekilde sonlanacağını söyledikleri çalışmalar yürütmüşlerdir. Sonuçlara göre, katılımcıların davranışları verilen yeni bilgilerden etkilenirken, ruh halleri etkilenmemiştir. Baumesiter bu duygusal hissizleşmeyi bir kazadan sonra da olabilen ağrı kesici etki ile kıyaslamaktadır. Buna göre güvenli bir yere ulaşana kadar acıyı hissetmeyiz. Baumesiter, acı yerleşmeden önce beynin acıyla başa çıkmasına olanak sağlayan reddetmeden sonra da aynı yolun duygusal hissizliğe neden olabileceğini öne sürüyor. Hatta bir dizi araştırmada Baumeister ve arkadaşları reddedilmeden sonra insanların sadece duygusal olarak hissizleşmediklerini ayrıca fiziksel acı eşiklerinin de yükseldiğini bulmuştur.
Williams duygusal hissizleşmenin olabileceği görüşüne katılmaktadır. Araştırmacının uzun süreli dışlanma mağduru kişilerle yürüttüğü niteliksel görüşmelerde katılımcılar sıkıntılarını duygusallığa bağlayarak açıklamıştır. Öte yandan insanların ne zaman ya da hangi koşullar altında acıya karşı hissizlik yaşadıkları henüz net değildir.
Reddedilmenin Saldırganlık ile Bağlantısı
Her şeye rağmen dışlanma ve reddedilmenin oldukça gerçek sonuçlarının olduğu araştırmada açıkça görülmektedir. Williams’ın öğrencisi ve şu anda Avustralya’daki Sydney Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan (PhD) Lisa Zadro dışlanma eyleminde bulunan ya da dışlanmış elli kişi ile görüşmeler yapmıştır. Dışlanmış olan kişiler, depresyon, yeme bozuklukları, rastgele cinsel ilişkiye girme bozuklukları hatta intihar girişiminde bulunma gibi sıkıntılar belirtmiştir. Hemen hemen hepsi dışlanma yerine fiziksel şiddeti tercih ettiklerini belirtmiştir.
‘Görüşmeler yürekler acısıydı.’ şeklinde düşüncelerini ifade ediyor Williams. ‘Kocası tarafından fiziksel şiddete ve dışlanmaya maruz kalmış bir kadın, vücudundaki çürük ve eziklerin kolaylıkla iyileşeceğini ancak kendisine karşı sessizlikle gösterilen tepkilerin çok daha yaralayıcı olduğunu söylemişti.’
Aslında uzun süreli reddedilmenin öfke ve dolayısıyla saldırganlık şeklinde oldukça korkunç sonuçları olabilmektedir. Leary okulda meydana gelen silahlı olayları incelemiş ve silah kullanan kişilerin %80’inin akranları tarafından uzun süreli reddedilmelere maruz kaldıklarını bulmuştur. Bu sonuçlar elbette ki yalnızca korelasyondur ancak pek çok laboratuvar araştırması reddedilmenin saldırganlığa yol açabileceğini desteklemektedir.
Örneğin Baumeister ve arkadaşları Ocak ayında yayınlanan Journal of Personality and Social Psychology dergisinde (cilt. 96, no. 1) üniversite öğrencilerine er ya da geç hayatlarını yalnız bir şekilde geçirecekleri sinyalini veren kişilik testleri uygulandıktan sonra öğrencilerin saldırgan olmaya daha eğimli oldukları bulunmuştur. Bir araştırmada kendi gelecekleri hakkında sahte bilgi aldıktan sonra öğrenciler, bilgisayarda görmedikleri bir rakibe karşı bir oyun oynamışlardır. Oyunda bir turun/seviyenin kaybedilmesine ceza olarak, kazanan kişi kaybedeni beyaz gürültüye** (white noise) maruz bırakacaktır. Test sonucunda kendilerine yalnız bir hayat sürecekleri söylenen öğrenciler, gelecekleri hakkında pozitif-nötr geri bildirimler alan öğrencilere kıyasla rakiplerini beyaz gürültüye daha uzun süreli ve şiddetli maruz bırakmıştır.
‘Reddedilen kişiler kendilerini ayarlamada (düzenlemede) daha yetersiz gibi görünmektedir’ diyor Baumeister, ‘ve bu da anti-sosyal ve saldırgan davranışa doğru bir değişime doğru olanak sağlamaktadır.’
‘Ancak saldırganlık insanların gösterdikleri tepkilerden sadece bir tanesidir.’ diyor Williams. O ve diğer araştırmacılar insanların aynı zamanda bir onayı kazanma girişiminde sosyal olarak daha dikkatli/kibar olabileceklerini bulmuştur. Williams’ın ele aldığı saldırganlığın insanların kontrol duygusunu yitirdiklerinde ortaya çıkması daha muhtemeldir. Hoşa giden herhangi bir arzudan daha belirgin bir motivasyon olan saldırganlığı insanlar kendilerini tekrar açıklamak adına kullanmaktadır.
‘Dışlanmanın olumsuz yaşam sonuçları güçlü olmasına karşın, dışlanma toplumda hâlâ kabul edilen bir cezalandırma biçimidir’ diyor Williams. Problem bir kere başladığında, dışlanmayı durdurmak oldukça güçleşmektedir. Zadro yaptığı görüşmelerde, dışlayan kişilerin birini görmezden gelmeye başladıktan sonra o kişiyle tekrar ilişki kurmakta sıkıntı yaşadıklarını öğrenmiştir.
‘Reddedilme için bir süre sınırı olduğu zamanlarda bile (çocukları eğitmede kullanılan mola verme tekniğinde olduğu gibi) istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilmektedir’ diyor Williams. Bu tür disiplin yöntemlerine henüz karşı çıkmıyor ancak bu tür bir disiplini kullanmanın daha iyi yollarının olup olmadığına dair bir araştırma yürütmek istiyor. Örneğin bakım veren kişilerin çocuklara ceza üzerinde biraz kontrol duygusu vermesi durumunda (örneğin, mola verme süresini çocukların kendilerinin sonlandırmalarına izin vermek gibi) sosyalliği destekleyen davranışlar daha fazla, saldırganlığı destekleyen davranışlar daha az teşvik edilmiş olmaktadır.
Sonuçta insanların reddedilmeye karşı ne tür tepkide bulundukları üzerinde rol oynayan kişilik farklılıkları da olabilmektedir. Hatta Williams oldukça basit olan ‘Kırmızı O’ çalışmasında bile farklılıklar bulmuştur. Örneğin dışlanan katılımcılardan biri ‘Onlara öfkelensem de umurumda değil, sadece birinin beni fark etmesini istiyorum’ yazmıştır. Diğerleri tam tersine kendilerini sevdirmeye çalışarak bir anlamda gururlarını ayaklar altına almışlardır.
‘Bu değişen tepkiler bireysel farklılıklardan kaynaklanıyor olabilir.’ diyor Williams. ‘Bazı kişilerin yüksek düzeyde kontrole ihtiyaçları olurken, bazılarının yüksek düzeyde ait olmaya ihtiyaçları vardır.’
Şu ana kadar araştırmacılar dışlanmaya karşı kimlerin öfkeyle hatta şiddetle tepki vereceklerini tahmin edememişlerdir. Bu durum dışlanmanın oldukça güçlü bir sosyal araç olduğu fikrini desteklemektedir, tıpkı bizim ve uzak akrabalarımız olan atalarımızın da dışlanmayı uygunsuz olarak algılanan insanları ayıklamak ve diğerlerinin davranışlarını toplumun ihtiyaçlarına uyacak biçimde şekillendirmek için kullandığı gibi.
Beth Azar, Oregon eyaletinin Portland şehrinde yaşayan bir yazardır.
Metnin başlığı, çevirisi yapılan konuya uygun olarak editör tarafından değiştirilmiştir (Orijinal başlık; Singled Out).
*Atılan Top Paradigması (Toss Ball Paradigm): Kip Williams ve meslektaşları tarafından geliştirilen deneysel bir tekniktir. Deney; önceden belirlenmiş bir senaryoya göre oynayan üç kişiden ve deneyden haberi olmayan bir kişiden, yani dört kişiden oluşmaktadır. Deneyde üç kişi kendi arasında topla oynamaya başlar ve deneğe topu birkaç kere attıktan sonra bir daha topu atmazlar, bir anlamda onu oyunda dışlamış olurlar. Kendisine yapılan bu muamele sonucunda denek genellikle öfke ve üzüntüyü de içeren olumsuz duygular hisseder.
**Beyaz Ses (White Voice): Bütün frekansları içeren bir çeşit ses dalgasıdır.
Makalenin Orijinal Adı: Singled Out