Çeviri: Sosyal Temsiller ve Söylemsel Psikoloji: Bilişten Eyleme
Yazarlar: Jonathan Potter
Derek Edwards**
Çeviren: Mehmet Karasu
Arş. Gör.
On beş yılı aşkın bir süredir, söylem ve söz bilim analistleri ve söylemsel psikologlar sosyal temsillerle ilişkili bir dizi eleştiri geliştirmişlerdir (Billig, 1988, 1993; Litton ve Potter, 1985; McKinlay ve Potter, 1987; McKinlay, Potter, ve Wetherell, 1993; Potter, 1996a, 1996b; Potter ve Billig, 1992; Potter ve Litton, 1984; Potter ve Wetherell, 1987, 1998). Okumakta olduğunuz bu eleştirel çalışma; sosyal temsillerin bir dizi teorik ve analitik varsayımına katılmazken, öte yandan onun gelişmişliği, kapsamı ve hedeflerini takdir de etmektedir. Biz, Wolfgang Wagner, Gerard Duveen, Matthias Themel ve Jyoti Verma (1999)’nın çalışmasından etkilenmiş olduğumuz için çalışmanın bulgularıyla ilgileniyoruz, ancak diğer taraftan söz konusu araştırmanın sosyal temsiller teorisinin günümüz versiyonundaki temel kusurlarını göstermeye devam ettiğini düşünüyoruz.
Bu eleştirel yazıda, öncelikle söylemsel psikoloji (SP) tarafından tanımlanmış olarak sosyal temsiller teorisiyle (STT) ilgili genel sorunları gözden geçireceğiz. Daha sonra bu yolla vurgulanmış bahsi geçen sorunlar, Wagner ve arkadaşlarının akademik bildirisiyle gözler önüne serilerek incelenecektir. Söylem psikolojisini sadece sosyal temsiller teorisinin temel savlarını 'genişleten ve derinleştiren' ya da 'tamamlayan ve derinleştiren' bir yapı olarak gören görüşe karşı olarak çeşitli temel farklılıkları irdeleyeceğiz (Flick, 1998, syf. 6; Moscovici, 1998, syf. 246). Teori ve analizde uyuşan bakış açılarından ziyade, birbiriyle çelişen bakış açılarının daha fazla ufuk açıcı olacağına inanıyoruz.
Sosyal Temsiller Teorisiyle İlgili Bazı Sorunlar
Belki de sosyal temsiller teorisiyle ilgili sorunlara göz atmak için en makul yol, söylemsel psikolojiyle ilgili uyuşmazlıkların olduğu bir dizi temel kavramı listelemek ve söylemsel psikoloji yaklaşımı adına savları belirtmekten geçiyordur.
1-Eylem. SP ve STT arasındaki temel farklılıklardan biri, her iki yaklaşımın eylemi niteleme biçiminde ve onu yerleştirdikleri göreli önemde yatmaktadır. SP’de, eylem, insanların kendi ilişkilerini yaşarken, kendi işlerini yaparken veya çeşitli kültürel alanlarda meşgul olurken sergilediği bir dizi pratik, teknik ve kişiler arası görevler olarak kavramsallaştırılır. Eylem (pratikler vb.) insanların yaşamlarında merkezdedir ve dolayısıyla onların yaşamlarını anlama çabasında da merkezi bir konum arz etmektedir. STT’nin eylemle ilgili herhangi ayrıntılı bir açıklama yapıp yapmadığını incelemek konusunda yeni değiliz (bkz. Wagner, 1998). STT için eylemi kuramlaştırmadaki bu başarısızlığı, söz konusu problem dizisinin can evinde yer almaktadır. Özellikle bu malum başarısızlıktır ki yöntemsel kör noktalara yol açmakta, bilişsel indirgemeciliğe doğru bir sapmayı cesaretlendirmekte ve merkezi temsil kavramının kuramsallaştırılması yolunda çok önemli sınırlamaları beraberinde getirmektedir.
2-Temsil. Temsil hem STT hem de SP için hayli önemli bir kavramdır. Ancak, denilebilir ki, her iki bakış açısında neredeyse zıt rollere sahiptir. STT’de, temsiller temel olarak insanların dünyaya anlam vermesine olanak tanıyan bilişsel olgulardır. Anlam vermenin kolektif doğası, grup içi iletişime olanak tanıyan ve sosyal grupların sınırlarının teknik tanımını mümkün kılan bir yapıdadır. SP’de ise temsiller, konuşma ve metinlerde insanın inşa ettiği söylemsel nesnelerdir. Analiz, (bu ilkeye dahil edilmiş olmamasına rağmen) temsillerin anlam verme rolüne odaklanmaz; fakat temsiller birbirine bağlı ve gerçeklere dayalı olarak kendi kullanımlarında, (suç atma vb.) yönelim ve eylemlerde inşa edilir. Söylemsel psikolojide temsiller, kendi rolleri kapsamında tam olarak bu şekilde üretilen, sergilenen ve inşa edilen söylemsel nesneler olarak muamele görür. Bu sebeple söylemsel psikologlar, temsilleri anlamanın anahtarı olarak eylemi anlamayı ele almaktadırlar (Potter, 1996).
3-İletişim. STT’de sosyal temsillerin temel rollerinden biri grup–içi iletişimi kolaylaştırmaktır. SP’de iletişim metaforu, etkileşim ve eylem karmaşıklığını ele almadaki yetersizliğinden dolayı reddedilmektedir.[1] STT araştırmacıları konuşmayla ortaya çıkan etkileşimin transkripte yansımış hâline anlam vermeye teşebbüs etselerdi ya da diyelim ki, onlar ‘mesajları’ ve konuşmacıdan konuşmacıya ‘aktardıkları’ yerleri fark etmeye çalışsalardı da daha başarılı olacaklarını sanmıyoruz.[2] Gerçekten de, STT araştırmacıları basit bir şekilde etkileşimi ihmal ederek ve konuşmayı ‘gevezelik’ olarak görüp küçümseyerek problemden kaçınmaktadır (Moscovici, 1985). Konuşma, bu yüzden, henüz analitik bir değerlendirmesi yapılmamış olan bir konu olarak, temsillerin rafine edilmesi ve birleştirilmesinde bir motormuşçasına STT’nin kalbinde çelişik bir konuma sahiptir ve konuşma analizi ilgili literatürde (Hutchby ve Wooffitt, 1998; Sacks, 1992) ihmal edilmiştir.
4-Biliş. Anaakım sosyal biliş çalışanlarının ilgisini cezbeden şey, STT’nin özelliklerinden biri olan algısal–bilişselciliğin merkezi parçalarını akılda tutmasıdır. Algısal–bilişselcilik, insanlara, çeşitli yollarla işlenerek gelen algısal bilginin alıcıları olarak muamele eder (Edwards ve Potter, 1992). STT’de temsiller, denilebilir ki, özellikle alışılmadık sosyal nesnelerdendir ki çoğu zaman, bilgi anlamına gelen bilişsel yapılar veya ağlar olarak anlaşılır. SP, insanların faaliyetlerinde sergiliyor oldukları üzere yapılandırılan, tanımlanan ve yönlendirilen, katılımcı pratiklerinin bir özelliği olarak bilişi sistematik yeniden formülasyon eğiliminden temelli algısal-bilişselciliği reddeder. Dolayısıyla biliş, araştırmanın temel konusuna açıklayıcı bir kaynak olmaktan uzaklaşır. Bu durumsa çalışmanın pratiklerini kolaylaştırır. Konuşma ve metinlerin bilişsel analizlerden kaynaklanan bir dizi kafa karışıklığı önlenmiş olur (Edwards, 1997; Potter, 1998a).
5-İnşa. Hem STT hem de SP’yi, inşacı olarak karakterize etmek şimdilerde basmakalıp bir davranıştır. Sosyal temsillere sadece insanların kendi sosyal dünyalarını algılamasına (ya da yanlış algılamaya) yahut kendi dünyalarının değerini ve doğasını inşa etmesine ilişkin aygıtlar olarak muamele edilmez. STT ve SP keskin bir şekilde bu inşanın kapsamı ve doğası konusunda birbirinden ayrılmaktadır. STT’de inşa, temel olarak (demirleme ve nesneleştirme mekanizmalarını içeren) algısal–bilişselcilik süreci iken; SP’de inşa, konuşma ve metinler üzerinde yapılır. Dahası, SP’de, inşa analitik olarak daha işlenebilirdir; çünkü inşa, bir malzeme seti kullanılarak temsillerce yapılandırılmış, oluşturulmuş ve altı kazılmış biçimde çalışılabilir.[3]
6-Epistemoloji. STT, karşılıklı mutabakata dayalı ve somutlaştırılmış (basite indirgenmiş) evrenler (kabaca sağduyu bilgisine karşı bilimsel bilgi) arasındaki farklılıkları açıklamayı içeren bir bilgi teorisi olarak geliştirilmiştir. SP böylesi bir bilgi teorisi geliştirmemiş; bilgiyi, farklı sosyal ve kültürel sahnelerde, söz konusu söylem pratiklerinin bir parçası tahayyülünde varsayarak, aksine, bilgiye göreceli ve refleksif bir yaklaşım getirmiştir. Burada özellikle vurucu olan, büyük ölçüde son zamanlarda ama çok da son zamanlarda olmamak üzere, mutabakata varılan ile somuta indirgenmiş evren arasındaki ayrımı problematik haline getiren bilimsel bilgi sosyolojisindeki işlemesidir (ör. Ashmore, 1989; Knorr Cetina, 1999; Latour, 1987). Farklı bir boyutta, söylemsel psikologlar kendi kategorileri, iddiaları ve metinsel formları ile katılımcıları arasındaki refleksif ilişkiye katılmaktayken (Ashmore, Myers, ve Potter, 1995; Edwards, 1997; Mulkay, 1985); sosyal temsil teorisyenleri kendi temsil pratiklerinin durumuyla ilgilenmemektedirler. Bu ihmalden kaynaklanan sorunlar, STT’nin SP tartışmalarının pek çoğunda vurgulanmaktadır (ör. McKinlay ve ark., 1993; Potter, 1996a).
7.Yöntem. STT araştırması anket, görüşme, deney ve etnografiyi içeren bir dizi farklı sosyal bilim yöntemi kullanmaktadır. Ancak, SP’yle olan çatışmasındaki temel nokta; özel bir yöntemin seçilmesi konusunda değil, katılımcılar bu yöntemlerin herhangi biriyle konuşma ve metinlerinde kendi temsillerini geliştirirken, STT’nin gerçekleştirilmiş ve yönlendirilmiş etkinlikleri kavramsallaştırmasındaki başarısızlığında yatmaktadır. Açıklamaların, tanımların ve versiyonların eylem yönelimi; varsayımsal temelde, henüz paylaşılan, bilişsel temsillere ulaşmak için sosyal bilim yöntemlerini kullanma girişiminde sistematik olarak göz ardı edilmektedir. Bu STT araştırmacılarının temsil ve dil kullanımını sorunsallaştıran antropoloji ve sosyolojide, eleştirel çalışmaktan niçin çekindiklerinin nedenine işaret ediyor olabilir (ör. Atkinson, 1990; Cicourel, 1974). En önemlisi STT, kuramlaştırma kısmında ezici bir biçimde algısal–bilişsel iken, analitik malzemelerinde ezici bir biçimde söylemseldir.
Bu noktalar, STT’nin algısal–bilişselci yanıyla dünyaya dair zihinsel versiyonları inşa eden ve iletişim için bir kod sağlayan temsillerin tarifine anlam yükleyen yanı, birbirine bağlanmıştır ve bu durum bir dizi sosyal bilim yöntemi kullanılarak araştırılabilir. SP, yukarıda gösterilen nedenler dolayısıyla sistematik olarak karşılaştırmalı bir pozisyonda yer alır. Bu nedenler Hindistan söyleminde deliliğin farklı kavramları üzerindeki Wagner ve arkadaşlarının (1999) makalesi nezaretinde ayrıntılı hâle getirilebilir.
Delilik ve Hintli Sosyal Temsilleri
Wagner ve arkadaşları geleneksel STT içinde kalarak, anlamlandırma için zihinsel olarak kodlanmış şablonlar tahayyülünde, deliliğin temsilleriyle ilgilenmişlerdir. Onlar, belirli şeyleri yaparken, insanların yapıp etmeleri ve eyleyişlerinde kullanılagelen deliliğin tanımlarının nasıl olduğu gibi söylemsel psikologların sorabildiği türden soruları sormazlar. Onlar, bir komşunun davranışlarını eleştirirken ya da iş başında olmamanın hesabını verirken, bir çatışma ilişkisinin parçası olarak kullanılabilecek deliliğin, inşasıyla ilgilenmezler. Onlar sadece bu sorulara ilgi duymadıkları için değil, aynı zamanda kendi yöntemleri de böyle sorularla ilgilenmeyi hayli zorlaştırdığı için bu tarz sorulardan uzak dururlar. Çünkü STT, katılımcılara sadece önceden deliliğe dair oluşturulmuş, metinsel olarak bir oldubittiye getirilmiş[4] kısa bir hikâye verir. Dahası katılımcılar hiçbir destek ya da ilgisi olmayan genel bir durumla ilgili nasıl düşünebileceği ya da davranabileceğiyle ilgili soyutlama yaparak yarı–psikologlar gibi hareket etmeleri için teşvik edilir. Bu yüzden karşılıklı görüşmeye dayalı niteliksel yöntemin kullanılmasına rağmen, malzemeler geleneksel sosyal bilişin epistemolojik çerçevesini kullanarak ele alınır.[5]
Yazarlar katılımcıların kendi günlük söylemsel pratiklerinde ifade edebilecekleri ‘deliliği’ kullanma ve açıklamalarını, tariflerini, beyanlarını ve tanımlarını araştırmamaktadır. Ele aldığımız şey ne tür bir kültürel ekolojidir?[6] Araştırmadaki insanlar kendi arkadaşlarıyla dedikodu yaparken ya da buna benzer şekilde kendi aileleri, doktorları ve şifacılarıyla delilikle ilgili nasıl konuşuyorlar, bilmiyoruz ve bu çalışmadan öğrenemeyeceğiz. Yöntem, katılımcıları, örneğin ekolojiden ve yani yerel olarak düzenlenebilir olandan ayırmaktadır ki böylece de eylem–yönelimli açıklamalar bilişsel nesneler olarak katılımcıların kafalarına sığdırılmaktadır.
Wagner ve arkadaşları –görüşmeleri de kullanarak- açıklama üretiminin belirli etkinliklerle ilgili olduğu sonucuna varabilirlerdi. Aksine, katılımcılara sorulara cevap vermek için ellerinden geleni yapmakla yükümlü ilgisiz insanlar gibi geleneksel biçimde muamele etmişlerdir. Görüşme boyunca; menfaat, kimlik, meşrulaştırma, ahlak ve buna benzer bir dizi meselenin olduğu konularda konuşmanın bir anlamı yoktur (bkz. Widdicombe ve Wooffitt, 1995). En basit biçimde bu konuşmada, her iki tarafın birlikte inşasından ziyade, görüşme yapılan kişiye özgü ve onun tarafından kararlı biçimde muamele edildiği gösterilmiştir. Çoğu durumda görüşmecinin sorusu alıntılanmamıştır; aksine onlara sebep olabilecek şeyden kaynaklanan katılımcının izole edilmiş konuşmasının parçaları, çok az seçenek ile fakat katılımcının bağımsız görüşleri olarak onlara müdahale etmek için verilmiştir. Eylem yönelimli konuşmanın bu şekilde transkriptten çıkartılması; vurgu, tonlama, gecikme, hız ve ses gibi alıcının eylem gösterici özelliklerini sistematik şekilde ortadan kaldıran temizlenmiş bir “playscript” şeklinde sunulmasıyla güçlendirilmektedir.
Kendi çalışma malzemelerinin eylemliliğine dâhil olmayan Wagner ve arkadaşlarındaki diğer taraf, özellikle kendi ‘görüşme’ doğaları, yani katılımcıların görüşmeyi kendileri ‘yapmaları’ ve onlar böyle bir yolda konuşurken kotarıyor oldukları şeyi kuramlaştırmaları, kendi başarısızlıklarının bir sonucudur.[7] Görüşmede ‘ifade edilen’ sosyal temsiller terkibi, görüşmecinin kaygılarıyla katılımcıların hassasiyetine yansıyabilir, çünkü onlar psikoloji alanı üzerinde hükümran bir role sahip olan üniversiteye, onun mensubu kimselere hitap ederler. Dahası, araştırmacılar sadece gerçeğe dayalı ya da okul bilgisiyle ilgilenmediklerini, aynı zamanda ne olursa olsun görüşme yapılan kişiye inandıklarını vurgularken (syf. 423), kendi malzemelerinde daha sonradan keşfettikleri kesin ikiliğin nasıl somutlaştırılacağını konuşmak için katılımcılara bir kıstas sağlamaktadırlar. SP’nin değirmenine su sağlayan bu türden etkileşimli dinamikler, yaşamın çok amaçlı görünüşleri ve geniş ölçüde hazır ifadesi olarak katılımcıların konuşmasını kabullenmeyi güçleştirir.
Bilişsel anlam verme açısından temsillerin işleyişi, SP’nin perspektifinden daha sonra, etkinliklerin aksine, analitik bir irade tahayyülüyle üstesinden gelinmiştir. Bilişsel anlam verme malzemede keşfedilmemiştir, o malzemenin içinde tanımlanmıştır. Diğer açıdan, veri toplama ve analiz yöntemleri tarafından, eylemin yokluğu malzemelerin içinde keşfedilmemiştir, o malzemelerin dışında saptırılmıştır (gerry-mandered out).
STT’nin ayrımı, temsilin konuşmadaki ifadesi ile kimi zihinsel mekânlardaki varlığı arasında önemli analitik esnekliği mümkün kılar ve belirli iddiaların yeterliğini değerlendirmeyi zorlaştırır. O, eylem odaklı bir SP analizinde ilgi çekebilecek bir konuşmanın kesin detaylarına katılan araştırmacının cesaretini kırar. Örneğin, bahsi geçen makalede ‘düzeltmek’ (adjust) terimi tartışılmıştır (syf. 428) ve düzeltmek fiili, katılımcılar tarafından Hintçeden ziyade İngilizce olarak kullanılmış ve batılı orta sınıf katılımcılar arasında ‘düzeltme’nin kullanımında eleştirel bir bakışın sinyali olabileceği görülmüştür. Ama alıntılanan sadece bir ifade, bu ‘eleştirel görüş’e kanıt sağlamaz (konuşmacı, açıklanabilir bir konu olarak onu uygun olarak inşa etmeden, onların ‘düzeltileceğini’ iddia eder); ama o ‘düzeltme’ kavramı, suç (kabahat) atmak için kullanılmıştır. Anlatıda tasavvur edilen bir kadın, ‘uyum’ sorunu yaşayan biri olarak gösterilirken, onu döven kocası hatalı olarak gösterilmemiştir.
Wagner ve arkadaşlarının araştırması, STT araştırmasının bizatihi özelliği olan bazı refleksif ve epistemolojik zorluklar içermektedir. Bunların arasında en kolay olan konu şudur: katılımcıların temsillerinin anlaşılabileceği serbest–temsil çerçevesi nedir? Ya da daha kısa ve özlü bir biçimde sorarsak; kimin temsilleri ayrıcalıklıdır, araştırmacının mı, yoksa katılımcının mı?[8]
Zorluk, en şiddetli biçimde ‘geleneksel iyileşme’ ve ‘modern psikiyatri’ arasındaki ayrımla açığa çıkar. Bu konularda kendi değerlendirmesini kullanan analizci tarafından dile getirilen ifadelerdeki geleneksel ya da modern ayrımı, eldeki çalışma malzemesinde bulunur mu? Ya da geleneksel ve modern ayrımı açıkça katılımcıların kendileri için bir ikilem midir? Diğer bir deyişle analistin, sosyal temsillerin farklı türleri arasındaki değerlendirmeleri için gidip gelmesinin yanı sıra, katılımcılar, farklılığa rağmen ayrıma ilişkin bir yönelim ya da ilgi gösterirler mi? Örneğin onlar, psikolog bir görüşmeciyle konuşurken (meşrulaştırma gerektiren vs.) geleneksel fikirlerini açıkça ifade edebilirler mi? Gerçekte, veri ve analiz her iki türden (analistin kategorileri ve katılımcıların yönelimleri) gözlemi içerir, ama her ikisi de ayrı yolla işlem görür. Gerçekten de, analitik çerçeveden dolayı katılımcıların yönelimleri bile baskılanabilir. Katılımcı ifadelerinin bulunduğu 427. sayfadan bir not:
‘şimdi biz modern zamanlardayız, başlangıç olarak toplumumuzda…’
Görüşmeci keserek;
‘sen biraz (konudan) sapıyorsun…’
‘Geleneksel iyileştirme’ ve ‘modern psikiyatri’ arasındaki söylemsel fark, bu söylemin altını çizen iki bilişsel temsilin yüzeysel bir tezahürü olarak muamele görmektedir. Analiz, söylemde bu özel formülasyon tarafından yapılabilen herhangi bir işe eşlik etmemiştir. Örneğin bir danışanın özellikle ilaç kullanması için, bazı tavsiye türlerine direnmesi için ya da buna benzer biçimde, danışanın harekete geçmesi ve onu cesaretlendirebilmek adına, Patna’da (Hindistan’da bir şehir) bir psikiyatrist refakatinde onu kullanabileceğini hayal ederiz. Sonuçta, ‘modern’ sıfatı güçlü retorik bir aygıt olabilir (ikna edici politik söylemde ‘modern’in analizi için bakınız, Wetherell ve Potter, 1992). Dahası, Wagner ve arkadaşlarının yaptığı analizdeki varsayımı, (‘modern’) ‘batı’ psikiyatrisinin bir bütün ve bilimsel olduğu yönündedir. Bu, görüşmeye alınanların temsillerinde keşfedilmemiştir, ama bir analitik ön kabul olarak varsayılmıştır.
Bu noktalar, STT için genel bir sorun olmasının yanında, tabii ki esasında bahsi edilen malum çalışma için geçerlidir; çünkü bu çalışma kültürel temsillerdeki farklılıkları irdelemeyi konu edinmektedir. Buradaki risk, Wagner ve arkadaşlarının batı psikiyatrisinin sadece bir versiyonundan yola çıkarak, batı psikiyatrisinin temel terimleri çerçevesinde Hint kültürel pratiklerini anlama girişimleriyle belirmektedir. Yazarlar ‘belirli bir gerçekliği, temelde farklı yollarda, eş zamanlı olarak sunulan bir şekilde’ kendi çalışmalarını keşfetme olarak açıklamışladır. Ancak, bu durum, farklı türden temsillerin yine çok farklı şekillerde ‘kendi nesnelerini nasıl oluşturabildiğinin’ önemini azaltmaktadır. Temsilsel pratiklerin dışında var olan bu ‘belirli gerçeklik’ nedir? Aynı olgu için, geleneksel ve modern temsiller (vb.) örtüşür mü veya kendi kendilerini sınırlar mı? Kesinlikle değil. Onlar farklı şeylerle birlikte toplanır ve farklı açıklamalar, sınıflandırmalar ve zıtlıklar altında onları yerleştirirler. Varsayım, geleneksel temsillerin, ‘modern psikiyatri’ tarafından incelenen şeyler topluluğundan oluşan temsillerden, hiç değilse araştırma–inceleme altındaki temsillerin en az biriyle kısmen bir uyum içinde olduğu yönündedir. O en derin kültürel psikolojik sorulara mendil açmaktadır. SP’ye yönelik düşünüldüğünde, bu sorular böyle sorularla ilgili yerleşik pratiklere mühim analitik dikkat gerektirecektir.
Sosyal Temsiller ve Söylemsel Psikoloji
Moscovici (1998) son zamanlarda STT için yapılan SP eleştirilerine ‘temsil ya da dilin hangisinin daha iyi bir model olup olmadığını “Bir adam sol mu yoksa sağ mı bacağının yardımıyla yürür?” sorusundan hareketle cevap vermektedir (syf. 246). Biz dil ve temsil arasında bir karşıtlık yapmanın yanıltıcı olduğu noktasında hemfikiriz. Ancak, (konuşmada ya da bilişte) yeterli bir temsil araştırmasında yerleşik söylem pratiklerine dikkat edilmesi gerektirdiğini savunuyoruz. STT araştırması bunu yapmakta başarısız olmaya ve bunun neticesinde kusurlu kalmaya devam etmektedir.
Kaynaklar
Ashmore, M. (1989).The reflexive thesis: Wrighting sociology of scientific knowledge. Chicago, IL: University of Chicago Press.
Ashmore, M., Myers, G., & Potter, J. (1994).Discourse, rhetoric and reflexivity: Seven days in the library. In S. Jasanoff, G. Markle, T. Pinch, & J. Petersen (Eds.). Handbook of science, technology and society (pp. 321-342).London: Sage.
Atkinson, P. (1990). The ethnographic imagination: Textual constructions of reality. London: Routledge.
Billig, M. (1988). Social representations, objectification and anchoring: A rhetorical analysis. Social Behaviour, 3,1-16.
Billig, M, (1993). Studying the thinking society: Social representations, rhetoric and attitudes. In G. Breakwell& D. Canter (Eds.), Empirical approaches to social representations (pp. 39-62). Oxford: Oxford University Press.
Cicourel, A.V. (1974). Theory and method in a study of Argentine fertility. New York: Wiley.
Edwards, D. (1997). Discourse and cognition. London/Beverly Hills, CA: Sage.
Edwards, D., Ashmore, M., & Potter, J. (1995).Death and furniture: The rhetoric, politics and theology of bottom line arguments against relativism, History of the Human Sciences, 8, 25-49.
Edwards, D., & Potter, J. (1992).Discursive psychology. London: Sage.
Flick, U. (1998).Introduction: Social representations in knowledge and language as approaches to a psychology of the social. In U. Flick (Ed.), The psychology of the social (pp. 1-14). Cambridge: Cambridge University Press.
Heritage, J.C., &Greatbatch, D.L. (1991).On the institutional character of institutional talk: The case of news interviews. In D. Boden& D.H. Zimmerman (Eds.), Talk and social structure: Studies in ethnomethodology and conversation analysis (pp. 93-137). Oxford: Polity.
Hutchby, L, &Wooffitt, R. (1998).Conversation analysis: Principles, practices and applications. Oxford: Polity.
Jefferson, G. (1993). Caveat speaker: Preliminary notes on recipient topic-shift implicature. Research on Language and Social Interaction, 26, 1-30.
Knorr Cetina, K.D. (1999). Epistemic cultures: How sciences make knowledge. Chicago, IL: Indiana University Press.
Latour, B. (1987). Science in action. Milton Keynes: Open University Press.
Litton, L, & Potter, J. (1985).Social representations in the ordinary explanation of a 'riot.' European Journal
of Social Psychology, 15, 371-388.
McKinlay, A., & Potter, J. (1987). Social representations: A conceptual critique. Journal for the Theory of Social Behaviour, 17, 471-487.
McKinlay, A., Potter, J., & Wetherell, M. (1993). Discourse analysis and social representations. In G. Breakwell& D. Canter (Eds.), Empirical approaches to social representations (pp. 134-156). Oxford: Oxford University Press.
Moscovici, S. (1985). Comment on Potter and Litton. British Journal of Social Psychology, 24, 91-93.
Moscovici, S. (1994). Social representations and pragmatic communication. Social Science Information, 33, 163-177.
Moscovici, S. (1998). The history and actuality of social representations. In U. Flick (Ed.), The psychology of the social (pp. 209-247). Cambridge: Cambridge University Press.
Moscovid, S., & Markovi, 1. (1998). Investigation into ideas: Dialogue with Serge Moscovici. Culture & Psychology, 4, 371-410.
Mulkay, M. (1985). The word and the world: Explorations in the form of sociological analysis. London: Allen & Unwin.
Palmer, D. (1998). The methods of madness: Recognizing delusional talk. Unpublished doctoral dissertation, University of York.
Potter, J. (1996a). Representing reality. Discourse, rhetoric and social construction. London: Sage.
Potter, J. (1996b). Attitudes, social representations, and discursive psychology. In M. Wetherell (Ed.), Identities, groups and social issues (pp. 119-173). London: Sage.
Potter, J. (1997). Discourse analysis as a way of analysing naturally occurring talk. In D. Silverman (Ed.), Qualitative analysis: Issues of theory and method (pp. 144~160). London: Sage.
Potter, J. (1998a). Cognition as context (whose cognition?).Research on Language and Social Interaction, 31, 29-44.
Potter, J. (1998b). Fragments in the realization of relativism. In I. Parker (Ed.), Social constructionism, discourse and realism (pp. 27-45). London: Sage.
Potter, j., & Billig, M. (1992).Re-representing representations. Ongoing Production on Social Representations, 1, 15-20.
Potter, j., & Litton 1. (1985). Some problems underlying the theory of social representations. British Journal of Social Psychology, 24, 81-90.
Potter, j., &Wetherell, M. (1987).Discourse and social psychology: Beyond attitudes and behaviour. London: Sage.
Potter, j., &Wetherell, M. (1998). Social representations, discourse analysis and racism. In U. Flick (Ed.), The psychology of the social (pp. 138-155). Cambridge: Cambridge University Press Sacks,
H. (1992).Lectures on conversation (2 vols; G. Jefferson, Ed.). Oxford: Blackwell.
Schegloff, E.A. (1997). Whose text? Whose context? Discourse & Society, 8(2), 165-187. Schegloff, E.A. (1998). Reply to Wetherell. Discourse & Society, 9(3), 413-416.
Smith, D. (1978). K is mentally ill: The anatomy of a factual account. Sociology, 12,23- 53.
Wagner, W. (1998). Social representations and beyond: Brute facts, symbolic coping and domesticated worlds. Culture & Psychology.4, 297-~29.
Wagner, W Duveen, G., Thernel, M., &Verma, J. (1999). The modernization of tradition: Thinking about madness in Patna, India. Culture & Psychology, 5(4)t 413-445.
Wetherell.M. (1998). Positioning and interpretative repertoires: Conversation analysis and post-structural
ism in dialogue. Discourse & Society, 9(3), 387-412.
Wetherell, M., & Potter, J. (1992) Mapping the language of racism: Discourse and the legitimation of exploitation. Hemel Hempstead: Harvester Wheatsheaf; New York: Columbia University Press.
Widdicombe, S., &Wooffitt, R. (1995).The language of youth subcultures: Social identity in action. Hemel Hempstead: Harvester Wheatsheaf.
* Çalışmanın künyesi: Potter, J., & Edwards, D. (1999). Social Representations and Discursive Psychology: From Cognition to Action. Culture & Psychology. 5(4), 447-458
** Loughborough Üniversitesi, Prof. Dr.
[1 O sadece kendi kendine bir ‘iletişim’ terimi değildir. Moscovici, STT’yi tanımlarken onu iletişim terminolojisinin bütün mecaz kullanımlarının üzerinde resmetmiştir. Moscovici (1994)’nin ‘dilsel yapıların’ ötesine bakmak için nedenler önerdiği aşağıdaki metni düşünün:Anlamların zenginliği ve orijinalliği, bu gerçekten bir diğeriyle iletişim kurmayı denediğimiz şeydir. Ama iletişimin bu dilsel formlarında iletişim mesajının nasıl alındığı ve daha sonra anlaşıldığını açıklamak için yeterli değildir. Niye? Çünkü onu iletmeden önce ya da onu almak için pek çok pratik işlem sergileriz… Genellikle bir mesajın iletişimi düzgün biçimde konuşan dilsel iletişimle örtüşmemektedir (syf. 164-165).
[2]‘Konuşma konusu’ olarak görünüşte apaçık böylesi bir kavramı bile açık bir şekilde belirtmedeki zorluk, bunu göstermektedir (Jefferson, 1993).
[3] Son dönem STT yorumcuları, söylemsel psikolojinin güçlü konstrüktivizm ve rölativizminin kendini çürütüyor olduğunu ve politik bağlılık için hiçbir imkân sağlamadığını ileri sürmektedir (Moscovici ve Markova, 1998; Wagner, 1998). Burada tam manasıyla bu noktalarla mücadele edecek bir yer bulunmamaktadır. Bu iddiaların her ikisini de birer hata olarak gördüğümüzü söylemek yeterlidir. Zayıf konstrüktivizm bizim görüşümüzle daha az uyumludur ve politik bağlılık gerçekçilik ya da zayıflıktan daha fazla açıklığı takip etmektedir.
[4] Smith (1978) ve Palmer (1998)’in aksine, ‘delilik’ kategorisinde ve onun nasıl nesnel yapıldığı analitik olarak tartışmalı/gündemde.
[5] Söylemsel psikologların araştırma yöntemleri hassas değildir, çünkü onlar deney, manipülasyon ve bazı diğer teknikleri içermektedir. Eleştiri özel olarak pek çok araştırma ve analitik yöntemin kullanıldığı (büyük ölçüde örtük) söylem teorisine karşı yöneltilmiştir. (Bu noktayla ilgili ileri tartışma için, bkz. Edwards, 1997; Potter, 1997.)
[6] Teorik bir yaklaşımdan hareketle elde edilen bu bilgilerin, pratik yaşamdaki karşılığı nasıldır? (ç.n.)
[7] Bakınız, örneğin, Heritage ve Greatbatch (1991) görüşmenin ‘kurumsal’ özelliklerinin bazısında.
[8] Bu konuyla ilgili (bütün kültürel psikologların ilgisini çekmesi gereken) çok iyi bir tartışma için bkz. Schegloff (1997, 1998) ve Wetherell (1998).