Cinsel Eğitim ve Aile Faktörü
Bülent Altınok
Çocuk Gelişimi ve
Okul Öncesi Eğt. Öğrt.
ve Aile Danışmanı
Tabu olarak cinsellik, insanın sosyal bir varlık olarak evrilmesiyle, korkutularak, yasaklarla sınırlandırılarak günümüzde etkisini hâlâ -geçmiş zamanlar kadar olmasa da- sürdürmektedir. Cinsellik canlılar arasında sadece, sahiplenme duygusuna sahip olan insanın insana, insanın kendine yük hâline getirdiği bir olgudur. Hâlbuki İnsandaki cinsellik, duygu ve bilincin işbirliğiyle anlam kazanır. Bu özellik insan cinselliğini diğer canlıların cinselliğinden ayırarak cinselliğin nitelikli olmasını mümkün kılar. İnsanın varlığının devamını mümkün kılan cinselliğin korku ve baskı niteliği taşıyan davranış ve sözcüklerle süslenerek anlatılması, onun üreme aracı olmasından öteye gitmesine engel teşkil ediyor gibi görünmektedir.
Sağlıklı bir cinsellik bebeklik dönemiyle başlar, çocuklukta merak duygusuyla görünür hâle gelir, ergenlik döneminde yeni boyutlarla dinamizm kazanır, yetişkinlik döneminde denge hâline evrilir, ileri yaşta ise bütünlük hissine yardımcı olur. Çocukluk döneminde merakla görünür olan cinselliğin bu dönemde nitelikli olarak öğretilmesi, ergenlik döneminde değişime başlayan cinselliğin daha az sorunlu geçmesini sağlayacaktır. Daha az sorunlu diyorum, tamamen sorunsuz geçen bir dönem canlı doğasına aykırı durum olarak değerlendiriyorum çünkü. Zira çaba harcanmadan elde edilen, insanı doğallıktan uzaklaştırarak yaşamının otantikliğini akamete uğratabilir. Cinselliğin ergenlik döneminde sorunsuz yaşanmasını sağlıklı olarak görmek doğru bir tutum olmayabilir. Bu nedenle daha az sorunla karşılaşılmasını önemsemek gerekir ve çocukluk döneminde merakla görünür olan cinselliğin nitelikli bir eğitimle yönetilmesi ileri yaşamı keyiflendirebilir.
İnsanın değişim ve gelişim sürecinde daha sağlıklı, mutlu bir cinsel yaşam için aile bireylerinin eğitiminde izlenecek sıra çok önemlidir. Öncelikli olarak ailede ebeveyn özelliği taşıyanların -anne, baba, ağabey, abla- cinsel eğitimde hedef kitle olarak belirlenmesi bu açıdan önemlidir.
Yaşam, sadece engelli olmayan insanlar üzerine kurulu olmadığını insanlara pek çok deneyimle göstermektedir. Diğer bir deyişle dünya üzerinde bulunan engelli bireylerin varlığı bu gerçekliği açıkça gözler önüne sermektedir. Engelli bireyler hangi engel grubuna dâhil olursa olsunlar, hangi coğrafyada bulunursa bulunsunlar, istismara en açık bireylerdir ve istismar daha çok cinsel ve fiziksel şiddet niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda engellilere yönelik cinsel eğitim, engelli olmayan bireylere verilen cinsel eğitimden belki de daha fazla önemlidir. Bunun yanında engelli bireylerin cinsel değişim süreçlerinin normal değişim gösteren bireylerin yaşadığı değişim aşamalarından hiçbir farkının olmadığı bilmek sizi şaşırtabilir.
Her insanın cinsel ihtiyaçları vardır ve ayrıca bu ihtiyaçların karşılanması da bir hak olarak karşımıza çıkar. İnsanın bu hakkı doğrultusunda, engelli bireylerin bilişsel, sosyal, fiziksel ve dil gelişimlerindeki yetersizliklerin giderilmesinde gösterilen çabanın cinsel gelişim alanında da gösterilmesinin gerekliliğine ihtiyaç vardır. İnsanın sadece dört gelişim alanındaki eksikliklerini tamamlayarak bir bütün olduğunu kabul etmenin bir yanılgı olduğunun görülmesi gerekir. Bu yanılgıdan kurtulmanın öncelikli yolu, insanın dört değişim sürecine cinsel değişim sürecinin de eklenmesinin gerekliliğine inanmak ve buna uygun bir tutum sergilemektir. Bu inançla insanı bir bütün olarak irdeleme olanağı yakalayabiliriz.
Cinsel eğitim, üzerine düşünülmesi cesaret gerektiren bir alandır. Cesaretin sonunda ortaya çıkan düşünceleri anlamlı cümlelere dönüştürmekse bir o kadar zordur ve fakat bu düşünceler iyi bir şekilde derlendiğinde cinsel eğitim süreçleri gayet keyifli bir hâl alır. Tıpkı bungee jumping yapan bir insanın aldığı keyif gibi.
İnsan, gerçekten bilgi ve farkındalık sahibi olduğu konularda fikrini cesurca ifade edebilmeli ve bunları muhataplarıyla hiyerarşik bir ilişki kurmadan paylaşmalı. Bu pratikle, Marksist teorisyen Rosa Luxemburg’un ‘hareket edersen zincirlerinin farkına varırsın’ düşüncesi yolumuza ışık tutabilir. Çünkü zihinlerin esir olduğu toplumlarda bedenler köledir. Kölenin de bedeninde hiçbir hakka sahip olmadığını hatırlatmak isterim.
Cinsel eğitimin nasıl verilmesi gerektiğinden evvel, eğitim verme pratiğini sergileyecek ebeveynin kendi geçmişini sorgulaması gerekir. Zira verimli bir eğitim süreci için bu durum çok önemlidir. Geçmişini hatırlayabilme, şimdiyi yönetebilme, geleceği planlayabilme becerisine sahip olan bir ebeveynin, çocuğunun her alandaki nitelikli değişimine ciddi bir katkı sağlayacağına inanıyorum.
Elbette insan her şeye gücü yeten bir varlık değildir. Fakat insan zihni yapısı gereği düşünerek ve uygulayarak yaşadığı süreçleri yönetme becerisine sahip olmakta ve bu becerisini değişerek geliştirmektedir. Bu açıdan cinsellik, duygu ve bilincin işbirliğiyle anlam kazanır. İşbirliğiyse yönetme becerisinin varlığıyla söz konusu olan bir eylemdir. Süreci iyi yöneten yaşamdan keyif alır. Bu açıdan yaşamdan keyif almak ve aldırabilmek adına cinselliği insanın insana, insanın kendine bir yük hâline getirdiği bir olgu olmaktan çıkarmak gerekir. Peki, kaliteli bir cinsel eğitim için, yaşadıkları dünyaya hem zahmetli hem keyifli bir süreç sonucunda çocuk getirecek ya da getirmiş olan anne ve babalarda hangi özellikler olmalıdır?
Ebeveyn Meraklı Olmalı
Yaşamı merak etme özelliği olan bir ebeveyn çocuğu tarafından cinsellikle ilgili gelecek soru karşısında hazır bulunuşluluk düzeyi yüksek olacağından nerden geldim, nereden çıktım, gibi sorular karşısında zor durumda kalmayacaktır.
Ebeveyn Çocuğunun Değişim Düzeylerini Belirlemeli
Nitelikli bir gözlemle çocuğun değişim ve gelişim süreçleri belirlenebilir. Bu durum ebeveynin cinsellikle ilgili neyi konuşup konuşmayacağı konusunda süreci yönetmesini kolaylaştıracaktır.
Ebeveyn Nitelikli Gözlem Becerisine Sahip Olmalı
Çocuğun değişim süreçlerini takip etmek, nitelikli bir gözlem becerisinin olmasını gerektirir. Çünkü bu özellik neyi, ne zaman, niçin, nerede öğreteceğinin temel bileşenlerinden birisidir.
Ebeveyn Sadece Merak Edilen Konu Üzerinde Durmalı
Çocuk, ana-babasına ne sorduysa ana-baba sadece onun cevabını vermeli. Gereksiz detaylardan, yüksek soyutlamalardan kaçınmalı. Bu özellik süreci mekanik hâle getirmenin başlangıcı sayılabilir. Çocuğa verilecek cevaplar çocuğun merakını derinleştirecek nitelikte olmamalı.
Ebeveyn Cinsel Eğitim Süreçlerini Önceden Planlayabilmeli
Her çocuk cinsellikle ilgili meraka sahip olmayabilir, ebeveynler bu durumu anlamlı bir kaygı düzeyiyle karşılamalı ve cinsellikle ilgili gerekli konuşmaları önceden çocuklarının değişim düzeylerini temel alarak planlayabilmeli.
Ebeveyn Çocuğuyla Karşılıklı İletişim Kurabilmeli
Cinsel eğitim sohbet havasında, bir şey öğretiliyor hissine kaptırmadan sıradan bir konu niteliğinde verilmeli. Bu durum çocuğa daha güvenli bir ortamda olduğunu hissettir ve bu durum çocuğun özgüvenini destekleyerek onun olumlu geri bildirimler vermesini mümkün kılacaktır.
Sonuç olarak toparlarsak, insanın varlığını doğrudan etkileyen bu özel konu, bireylere ne kadar nitelikli verilirse varlığımızı sürdürdüğümüz ve sürdüreceğimiz dünyayı daha yaşanılabilir kılmak o ölçüde kolaylaşacaktır. Bu açıdan benlik saygısı yüksek, özgüvenli, meraklı ve zihni değişim-gelişimlere açık bireylerin sayısını artırmanın bir yolunun da çocuklarımıza verilmesi gereken sağlıklı cinsel eğitim süreçlerinden geçtiği inancındayım.