Cinsiyetçilik Kavramı ve Cinsiyetçilik Çalışmalarının Psikoloji Tarihi Çerçevesinde İncelenmesi


Bilge Bilgin
Psikolog
 

Cinsiyetçilik bir bireyin kadın veya erkek olması sebebiyle önyargı ve ayrımcılık içeren davranışlara maruz kalması şeklinde tanımlanmaktadır (Bilgin, 2017). Bu tanımdan hareketle cinsiyetçiliğin her iki biyolojik cinsiyetten bireyler için de tehdit edici olduğu söylenebilir. Ancak Sakallı-Uğurlu’ya (2003) göre cinsiyetçilik, erkek ve kadın arasında var olan cinsiyet farklılıklarının abartılması, erkeğin bir güç unsuru olarak görülüp kadından daha yüksek bir konuma yerleştirilmesi ve kadının bu tanıma uygun bir biçimde erkekten daha düşük bir statüdeymiş gibi algılanması şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanıma bakıldığında, cinsiyetçilik olgusunun her iki cinsiyeti de hedef alan bir tanımı olmasına karşın daha çok kadınlara zarar veren, onları kısıtlayarak toplum içerisindeki egemenliklerini sınırlandıran ve erkek egemenliğini bir norm olarak sunan bir niteliği olduğu söylenebilir. İnsanlık tarihine bakıldığında cinsiyetçiliğin uzun yıllardır varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Buna karşın cinsiyetçiliğin toplumsal bir sorun olarak görülüp akademik çerçevede ele alınışı nispeten yeni bir durumdur. Psikoloji tarihi içerisinde cinsiyetçiliğin sosyal bir mesele olarak ele alınışından önce daha çok meşrulaştırıcı bir zemine oturtulduğu ancak sosyal hareketlerin de etkisiyle zamanla bu tutumun azaldığı ve sonrasında çalışmaların bu yönde şekillendiği görülmektedir. Tarih içerisinde toplumsal etkiler aracılığıyla cinsiyetçiliğe karşı bakış açıları şekillendiği gibi cinsiyetçiliğin ifade edilişi, tanımlanması ve kapsamı konularında da değişimlerin yaşandığı görülmektedir. Bu çalışma ile cinsiyetçiliğin ve cinsiyetçilik çalışmalarının sosyal bilimler içerisindeki tarihsel seyrinin ele alınması amaçlanmaktadır.

Kadın ve erkek arasındaki farklılıkların ve bu farklılıklara ilişkin kalıpyargıların kullanılmasıyla her iki cinsiyete yönelik ayrımcılığa ve önyargıya ne yazık ki günümüzde hâlen sıkça rastlanmaktadır. Psikoloji tarihine bakıldığında kadınların uzun yıllar boyunca cinsiyet ayrımcılığına maruz kaldıkları, cinsiyetçiliğin akademik gelişmelerinin önüne bir engel olarak konulduğu ve akademik olarak dışlandıkları görülmektedir (Schultz ve Schultz, 2020). Kadınlara yönelik ayrımcılığı tetikleyen ve meşrulaştırmaya zemin hazırlayan en önemli görüşlerden birinin de “işlevselcilik” akımı olduğu söylenebilir. İşlevselci yaklaşıma göre toplum, toplumsal dayanışmayı sağlamak için var olan bir sistemdir ve cinsiyet rolleri ile cinsiyetler arası farklılıklar bu sistemin devamının sağlanmasına hizmet etmektedir (Giddens ve Sutton, 2016). Bu doğal cinsiyet farklılıkları akımını savunan bireyler, cinsiyetler arası iş bölümünün bu farklılıklar sonucu değişimlendiğini savunmakta ve dolayısıyla kadınlara karşı ayrımcılık ve önyargı pratiklerinin yeniden üretimine katkı sağlamaktadır. Ayrıca kadınların bedensel ve zihinsel fonksiyonlar açısından erkeklerden daha düşük ve yetersiz bir seviyede oldukları ve cinsiyetler arasında işlevsel bir eşitsizlik olduğu görüşü de işlevselcilik ekolünün önemli görüşlerinden birini oluşturmaktadır (Schultz ve Schultz, 2020). 1960’larda oldukça popüler olan işlevselcilik görüşü artan feminist hareketin etkili olması ve toplumsal olarak kadının güçlenmesinin de etkisiyle giderek eski gücünü kaybetmiş, zamanla destek görmemeye başlamış ve 1980’lerde ise etkililiğini yitirmiştir (Giddens ve Sutton, 2016).

1970’li yıllara gelindiğinde psikoloji alanında bir teorik temele dayanmaksızın cinsiyet ayrımcılığının varlığının ispatına yönelik çalışmalar ortaya konmuştur (Kayaoğlu, 2008). Daha önce de belirtildiği üzere 1970’lerde feminizmin güçlenmesiyle cinsiyetçilik sosyal bir sorun hâline gelmiş ve araştırmacılarca önyargı çalışmaları kapsamında incelenmeye başlanmıştır. Ayrıca bu dönemde cinsiyetçiliğin farklı alanlardaki tezahürlerine ilişkin bazı çalışmaların da gerçekleştirildiği görülmektedir. Örneğin, Pingree ve arkadaşları (1976) Bilinç Ölçeği (Consciousness Scale) ismini verdikleri bir sıralama ile medyada kadınların nasıl yansıtıldığını 1’den 5’e kadar sıralamışlardır. Bu sıralamaya göre birinci seviye kadının oldukça bilinçsiz ve neredeyse bir insan değilmiş gibi temsil edilişini ifade ederken beşinci seviye ise tüm kalıpyargılardan arınmış, kadın ve erkeğin bazen birbirinden üstün olabileceğini kabul eden yansıtılışları ifade etmektedir (Pingree ve ark., 1976). Bu çalışma cinsiyetçiliğin artık sosyal bir sorun olarak ele alınıp farklı alanlardaki cinsiyetçi olaylara önem verilmeye ve çalışma konularına dâhil edilmeye başlandığını göstermektedir.

Cinsiyetçi tutumların ölçülmesi konusunda geliştirilen ilk ölçek Spence ve Helmreich’in (1972) Kadınlara Yönelik Tutumlar Ölçeği’dir. Daha sonra geliştiricileri tarafından kısaltılmış bir formu oluşturulan bu ölçek kadınların çeşitli hakları, sorumlulukları ve rollerine ilişkin ifadeler barındırmakta ve Likert tipi puanlanmaktadır (Spence ve ark., 1973). Ölçeğin kısa ve uzun formu bir süre boyunca kullanılmıştır. Ancak 1990’lardan sonra ölçekten alınan puanlardan bir çeşitlilik elde edilememeye başlanmış ve ölçeğin artık eski cinsiyetçi tutumlar ortadan kalktığı ve cinsiyetçilik eskisi gibi açık bir şekilde ifade edilememeye başlandığı için kullanılamaz hâle geldiği ve işlevsizleştiği savunulmuştur (Kayaoğlu, 2008).

Toplum tarafından artık kabul görmediğinden ve büyük tepki ile karşılaşıldığından cinsiyetçiliğin açıkça ifade edilişindeki bu değişim cinsiyetçiliğin mevcut ölçeklerle ölçülmesini güçleştirmiş ve yeni ölçek çalışmalarını beraberinde getirmiştir. Sakallı-Uğurlu’nun (2003) da belirttiği gibi, Tougos ve arkadaşları (1995) iş hayatını da kapsayacak biçimde cinsiyetçilik içeren ifadeleri olan Yeni Cinsiyetçilik Ölçeği’ni ve Swim ve arkadaşları (1995) cinsiyet eşitsizliği fikrine karşı çıkarak artık bunun bir sorun olmadığını belirten ve kadınlara karşı olumsuz ifadeler barındıran Modern Cinsiyetçilik Ölçeği’ni bu amaçla geliştirmişlerdir. Swim ve Cohen’e (1997) göre, cinsiyetçiliğin ifade edilişinde zamanla bazı değişiklikler meydana gelmiş, önceden açık bir şekilde doğrudan ifade edilebilen cinsiyetçilik zamanla daha örtük ve gizli biçimlerde ifade edilmeye başlanmıştır. Bu değişimle birlikte örtük (covert), açık (overt) ve gizli (subtle) olmak üzere üç farklı biçimde ifade edilmeye başlanan cinsiyetçilik, Modern Cinsiyetçilik Ölçeği’nde bu açılar gözetilerek ele alınmıştır (Swim ve Cohen, 1997). Bu gelişmeler cinsiyetçiliğin toplumsal değişmelerden etkilenebildiğini ve artık klasik görüş ile çalışılamayacağını, daha modern ve yeni teorilere ihtiyaç duyulduğunu destekler niteliktedir.

En önemli modern cinsiyetçilik çalışmalarından biri de Glick ve Fiske’in (1996) Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Kuramı’dır. Bu kuram doğrultusunda Glick ve Fiske Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği’ni geliştirmişlerdir. Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Kuramı’na göre cinsiyetçilik korumacı ve düşmanca cinsiyetçilik olmak üzere iki temel cinsiyetçilik türünün birleşiminden oluşmaktadır (Glick ve Fiske, 1996). Söz konusu kuram kadın ve erkek arasındaki ilişkinin diğer ayrımcılık türlerinden farklı olduğuna dikkat çekmektedir. Öyle ki erkekler üreme ve üretkenlik gibi konularda kadınlara ihtiyaç duymakta ve onlarla bir arada olmayı arzulamakta iken statü ve güç bakımından onlardan üstün konumda bulunmakta, bu sebeple kendilerinden düşük konumda olan kadınlara karşı derin duygular içeren çelişkili bir ayrımcılık hissetmektedirler (Sakallı-Uğurlu, 2003). Hissedilen bu çelişik duygulu ayrımcılığa paralel olarak korumacı cinsiyetçilik kadının sevilmeye, ilgilenilmeye, yüceltilmeye değer olduğu gibi olumlu maskeler altında düşük statüde ve bir erkek tarafından korunmaya muhtaçmış gibi olduğunun vurgulandığı ayrımcılık türünü ifade etmektedir (Glick ve Fiske, 1996). Öte yandan düşmanca cinsiyetçilik ise kadının doğrudan düşük seviye ve statüde olduğunun vurgulandığı, zayıf ve erkeğe bağımlı olduğunun dile getirildiği ayrımcılık türünü ifade etmektedir (Sakallı-Uğurlu, 2002). Bu tanımlamalardan hareketle düşmanca cinsiyetçiliğin daha çok klasik cinsiyetçilik görüşünü ölçmeye çalıştığı ve açık cinsiyetçiliği anlattığı, korumacı cinsiyetçiliğin ise cinsiyetçiliğin kadınlar tarafından kabul edilmesini daha kolay kılan ve daha az tepki gösterilen modern yüzünü oluşturduğu ve temsil ettiği söylenebilir. Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği Sakallı-Uğurlu tarafından Türkçeye uyarlanmış ve yapılan geçerlik ve güvenirlik analizleri sonucunda ölçeğin Türkiye’de kullanılmaya uygun olduğu görülmüştür (Sakallı-Uğurlu, 2002). Ülkemizde son zamanlarda yapılan cinsiyetçilik konulu çalışmalara bakıldığında büyük ölçüde Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği’nin kullanıldığı, çalışmaların genellikle bu kuram temel alınarak gerçekleştirildiği görülmektedir.

Kadınlara Yönelik Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği’ni geliştiren ve erkeklerin kadınlara karşı çelişkili birtakım görüşlerinin olduğunu öne süren Glick ve Fiske, bu görüşe paralel olarak kadınların da erkeklere yönelik bu çelişkili tutumlara benzer tutumlarının olabileceğini öne sürmüş ve Erkeklere İlişkin Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği’ni oluşturmuştur (Glick ve Fiske, 1999). Şüphesiz ki toplumsal cinsiyet kavramı ve cinsiyetçilik olgusunun anlaşılabilmesi için kadınların erkeklere yönelik görüşlerinin çalışılması da önemlidir. Kadınlar bir yandan ilişkilerinde erkeklerle birlikte olmaya ihtiyaç duymakta ancak öte yandan onların daha güçlü olduklarını düşünüp kendilerinin güçsüz olarak atfedilmelerine gücenebilmektedirler ve bu durum çelişkili tutumları beraberinde getirmektedir (Sakallı-Uğurlu, 2008). Söz konusu ölçek Sakallı-Uğurlu tarafından Türkçeye uyarlanmış ve üniversite öğrencilerinde geçerlik güvenirlik çalışmaları tamamlanmıştır (Sakallı-Uğurlu, 2008). Bu ölçek Türkiye’deki cinsiyetçilik araştırmalarına yeni bir bakış açısı kazandırması açısından oldukça değerlidir.

Özetle cinsiyetçilik olgusu geçmişten bu yana varlığını sürdürmektedir. Ancak söz konusu bilgiler ışığında cinsiyetçiliğin uzun bir geçmişi olmasına karşın araştırmalar bakımından nispeten daha kısa bir tarihi olduğu söylenebilir. Özellikle 1960’larda cinsiyetçilik olgusu işlevselcilik gibi kuramsal yaklaşımlarla meşrulaştırılacak biçimde ele alınırken, 1970 ve 1980’lerde etkililiği artan kadın hareketlerinin etkisiyle, zamanla bu meşrulaştırıcı zeminden uzaklaşılmış ve daha eleştirel bir gözle toplumsal bir sorun olarak ele alınmaya başlanmıştır. Cinsiyetçiliğin bir önyargı ve ayrımcılık çeşidi olarak çalışıldığı ilk yıllarda daha çok açık cinsiyetçiliği ölçen çalışmalar gerçekleştirilmiş, düşmanca cinsiyetçi tutumlar ölçülmeye çalışılmıştır. Zamanla bu görüşlerin artık toplumsal olarak kabul görmüyor oluşu ile bu açık ve düşmanca cinsiyetçilik form değiştirerek daha örtük ve daha yumuşak biçimlerde ifade edilmeye başlanmıştır. Bu toplumsal değişim sonucunda modern cinsiyetçilik ölçekleri olarak adlandırılan ölçme araçları geliştirilmiş ve bireylerin cinsiyetçi tutum ve davranışları tespit edilmeye çalışılmıştır. Başlarda yalnızca kadınlara yönelik tutum ölçekleri geliştirilirken son yıllarda toplumsal cinsiyet ayrımcılığının anlaşılmasında erkeklere yönelik ayrımcı tutum ve davranışların da ölçülmesi gerektiği öne sürülmüş ve araştırma alanlarına erkeklere yönelik cinsiyetçilik konusu da eklenmiştir. Son olarak, yine yukarıda özetlenen kuram ve araştırmalarda da görüldüğü gibi, cinsiyetçiliğin çalışılma alanı da zaman geçtikçe bu konuya verilen önem doğrultusunda artmıştır. Görüldüğü üzere, cinsiyetçilik olgusu toplumdaki yerini terk etmemekte, farklı formlar içerisinde hâlen varlığını korumaya devam etmektedir. Bununla birlikte, bu konuya zaman içerisinde daha eleştirel bakılması ve bu konuda daha fazla çalışma gerçekleştirilmesinin, cinsiyetçi tutum ve davranışların anlaşılması, ortadan kaldırılması ile cinsiyetçiliğin bireyler üzerindeki etkisinin azaltılması konularında umut verici olduğu söylenebilir.

Kaynaklar

Bilgin, N. (2017). Sosyal psikoloji (8. basım). Ege Üniversitesi Yayınları.

Giddens, A. ve Sutton P. W. (2016). Sosyoloji. (7. basım). (Çev. M. Şenol). Kırmızı Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi, 2013).

Glick, P. ve Fiske, S. T. (1996). The Ambivalent Sexism Inventory: Differentiating hostile and benevolent sexism. Journal of Personality and Social Psychology, 70(3), 491-512.

Glick, P. ve Fiske, S. T. (1999). The ambivalence toward men inventory. Psychology of Women Quarterly, 23(3), 519-536.

Kayaoğlu, A. (2008). Önyargı olarak cinsiyetçilik. İletişim Araştırmaları, 6(1), 9-37.

Pingree, S., Hawkins, R. P., Butler, M. ve Paisley, W. (1976). A scale for sexism. Journal of Communication, 26(4), 193-201.

Sakallı-Uğurlu, N. (2002). Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği: Geçerlik ve güvenirlik çalışması. Türk Psikoloji Dergisi, 17(49), 47-58.

Sakallı-Uğurlu N. (2003). Cinsiyetçilik: Kadınlara ve erkeklere ilişkin tutumlar ve çelişik duygulu cinsiyetçilik kuramı. Türk Psikoloji Yazıları, 6(11-12), 1-20.

Sakallı-Uğurlu, N. (2008). Erkeklere İlişkin Çelişik Duygular Ölçeği’nin Türkçe’ye uyarlanması. Türk Psikoloji Yazıları, 11(21), 1-11.

Schultz, D. P. ve Schultz, S. E. (2020). Modern psikoloji tarihi (8. basım). (Çev. Y. Aslay). Kaknüs Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi, 2004).

Spence, J. T. ve Helmreich, R. (1972). The Attitudes Toward Women Scale. JSAS Catalog of Selected Documents in Psychology, 2(153), 1-52.

Spence, J. T., Helmreich, R. ve Stapp, J. (1973). A short version the Attitudes toward Women Scale (AWS). Bulletin of the Psychonomic Society, 2(4), 219-220.

Swim, J. K. ve Cohen, L. L. (1997). Overt, covert and subtle sexism. Psychology of Women Quarterly, 21, 103-118.