Çok Kültürlülük ve İlk Görüşme: Suriyeli Mülteciler Örneği


Meyrem Özen
Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Öğrencisi

İlk Görüşme

İlk görüşme, danışanla ilgili bilgilerin alındığı, tedavi ve yardım odaklı olmayan, daha çok görüşmecinin sorular sorduğu değerlendirme görüşmeleridir (Flanagan ve Flanagan, 1999/2020). Görüşmeci burada yalnızca sorular sormaz, aynı zamanda danışanın sorulara cevap verme biçimini, tonlamasını ve göz temasında bulunup bulunmadığını da gözlemler (Morrison, 2016). İlk görüşme, özel danışmanlık ofislerinde yapılabildiği gibi hastaneler, üniversitelerin danışma merkezleri, sosyal servis birimleri veya psikolojik sağlık merkezlerinde de yapılabilir. Her bir görüşmenin içeriği; kuruma, görüşmenin amacına ve görüşmeciye (kuramsal yönelimi ve mesleği gibi) göre farklılaşabilir.  
 

Kültür ve Çok Kültürlülük

Kültür, kişi bazında bireysel özellikler iken ulus bazında tarih boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan ortak varlıktır (Özhan, 2006). Kültür, dini ve manevi gelenekler de dahil olmak üzere öğrenilen ve aktarılan inançlar, değerler ve uygulamalar bağlamında dünya görüşü olarak tanımlanmıştır. Aynı zamanda bir grup üzerindeki tarihi, ekonomik, ekolojik ve politik faktörler tarafından belirlenen bir yaşam biçimini de kapsar (APA, 2003). Kültürün insanlar arası aktarımından ve insan yaşamı üzerindeki etkisinden yola çıkarak, kişinin bulunduğu kültür ortamından bağımsız olamayacağı çıkarımında bulunabiliriz (Güçlücan, 2016).

Çok kültürlülük tanım olarak, çeşitli kültürlerin aynı zamanda ve bir arada yaşamasıdır (Çelik, 2008). İnsanlık tarihi boyunca toplumlar birbirleriyle etkileşimde bulunmuş ve kültür aracılığıyla birbirini değiştirmiş veya kendi içlerinde değişim yaşamışlardır. Bu nedenle günümüzde çoğu toplumun çok kültürlü bir yapıda olduğundan söz edebiliriz. Bu açıdan da çok kültürlülük, toplumda yaşayan insanların yaşamlarına bir bakış açısı olarak görülmelidir (Özhan, 2006).

Aynı toplumda yaşayan bireylerin; sosyoekonomik düzeyleri, yaşam tarzları, beğenileri gibi özellikler de kültür çeşitliliğine girebilir. Farklı kültürel yapılar, farklı istek ve beklentileri de beraberinde getireceğinden psikoterapinin de bu farklılıklara göre şekillenmesi beklenmektedir (Güçlücan, 2016). Psikoterapide tüm insanlar için geçerli -evrensel- değerler olsa da her danışanın farklı ihtiyaçları olduğu göz önüne alınmalıdır. Bir danışan, belirli bir kültüre sahip de olsa o kültürün bütün özelliklerini göstermeyebilir. Danışanın doğru değerlendirilmesi ve psikoloğun ne zaman genelleme yapması gerektiğini iyi bilmesi burada önemlidir (Flanagan ve Flanagan, 1999/2020).

“Kültür ruh sağlığını etkiler; dolayısıyla nüfus için erişilebilir yardım kaynağı olarak kalmak için kültürlülüğe, kültür hakkında gerekli bilgiye ve anlayışa sahip olmalıyız” (Flanagan ve Flanagan, 1999/2020).

Psikoterapi sürecinin verimliliği açısından terapistin farklı kültürlere karşı duyarlı olması beklenir. Farklı kültürlere sahip danışanlara karşı gösterilen kültürel duyarlılık, kültüre duyarlı psikoterapi yetkinliği açısından kilit rol oynamaktadır. Bireyin; içinde bulunduğu toplum, yaşam stili, kişisel özellikleri ve demografik özellikleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Herhangi bir kültürün diğerinden üstün tutulmaması ve kültürel farkların göz ardı edilmemesi travmaları engelleyeceği gibi var olan travmaların giderilmesinde de etkili olacaktır (Güçlücan, 2016).

Kültüre Duyarlı Terapi

Kültüre duyarlı terapi, Sue (2001) tarafından hem danışanın terapideki yardım rolü hem de danışanın kültürel değerleri ve yaşam deneyimlerine göre terapi planı oluşturma; danışanın kimliğini bireysel, kültürel ve evrensel boyutlarda ele alıp bu boyutları içerecek terapi stratejileri geliştirme ve bu doğrultuda uygun tanı koyup tedavi geliştirme olarak tanımlanmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri çok kültürlü bir yapıya sahip olsa da psikoterapi uygulamaları daha çok Beyaz Amerikalılara göre şekillenmiş, diğer kültürel öğeler/unsurlar göz ardı edilmiştir (Sue, 2001). Kültüre duyarlı uygulamalar (görüşme, danışmanlık ve terapi gibi) önerisi de çok kültürlü yapısından dolayı ilk olarak ABD’de ortaya çıkmıştır. Ancak yukarıda bahsedildiği üzere dünya üzerinde çoğu ülkede çok kültürlü toplumlar olduğundan diğer ülkelerde de psikolojik sağlık alanında kültüre duyarlı uygulamaların gerekliliği kaçınılmazdır.

Psikoterapide kültüre duyarlılık vurguları ve çağrılarının ardından (Sue ve ark. 1992) APA (American Psychological Association) da bu konuda psikologların bilgilendirilmesi amacıyla bir rehber (APA, 2003) yayımlamıştır. Bu rehbere göre teoride ve uygulamada kültüre duyarlı bir mesleğe sahip olmak, meslek kültürünün birincil aktarıcıları olan psikologların; kültürel bilgi, duyarlılık ve anlayışın gelişmesine katkıda bulunma sorumluluğunu üstlenmesini gerektirir. Meslekleri ve eğitimleri gereği psikologların toplumda ayrımcılığa karşı tutum ve davranışları ile rol model olmaları beklenmektedir.

Kültüre duyarlı terapi kimileri tarafından etnik azınlık ve ırk özelinde ele alınırken, kimileri tarafından ise cinsiyet ve cinsel yönelim gruplarını kapsamaktadır (Sue ve ark., 1992). Daha çok etnisiteler üzerinden ele alınan kültüre duyarlılık konusu, APA’nın etik yönergesinde de bir psikoloğun farklı etnik kökenlere karşı duyarlı ve saygılı olması şeklinde yer almaktadır (APA, 2019).

Sue ve arkadaşları (1992) kültüre duyarlı psikoterapi için kapsamlı bir model önermişlerdir. Bu modele göre üç alandaki yeterlilikler üç ayrı boyutta incelenmelidir. Bu yeterlilikler, a) görüşmecinin; kendi varsayım, değer ve önyargılarının farkında olmasını, b) farklı kültürden danışanların dünyaya bakış açılarını anlamasını ve c) uygun terapi planı, strateji ve teknikleri geliştirebilmesini içermektedir. Her bir yeterlilik inanç ve tutum, bilgi ve beceri boyutlarında incelenmelidir. Ivey (1987) de buna uygun olarak terapide aslında dört kişinin olduğunu söyler: Görüşmeci, görüşmecinin kültürel yapısı, danışan ve danışanın kültürel yapısı. Görüşmeci danışanın kültürünü de anlayıp saygı göstermelidir. Son olarak görüşmeci, danışanın kültürüne ve yaşam deneyimlerine uygun bir terapi planı geliştirmelidir. Özetle belirtmek gerekirse görüşmeci kendi kültürünün ve dünya görüşünün farkında olup bunların terapiye nasıl yansıyacağını bilmelidir.

Model, kültürel duyarlılığa sistematik bir yaklaşım önermektedir. Bu yaklaşım bireysel düzeyde; uygulayıcının kendi değer ve yanlılıklarının farkında olması, profesyonel düzeyde; etik ihlali yapmadan uygulamada birtakım değişikliklere gitmesi, kurumsal düzeyde; azınlık grupları için iki dili konuşan terapistlerin daha fazla işe alınması, toplumsal düzeyde ise azınlık grupları üzerindeki adil olmayan, eşitliksiz politikalara karşı çıkmayı içermektedir (Sue, 2001).

Tüm insanların biyolojik ve fizyolojik ortak yaşam deneyimlerinin (doğum vb.) yanı sıra farkındalık ve dil kullanımı gibi ortak noktaları vardır. Bunun yanında her insanın dahil olduğu farklı gruplar bulunmaktadır ve her bir grup, kişinin kimliğini belirleyip yaşamını etkilemektedir. Bu gruplar; etnisite, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş ve maluliyet durumu şeklinde sıralanabilir. Sosyal statü, eğitim ve evlilik gibi durumlar değişebilir kimliklerdir. Etnik köken ve kültürün değişebilirliği ise tartışma konusudur. Kimileri değişebildiğine inanırken kimileri de değişmez olarak görmektedir. Sonuç olarak bir insanı ele alırken kişisel, kültürel ve evrensel açılardan değerlendirmek gerekir (Sue ve ark., 1996). Değerlendirmede de terapistin dikkat etmesi gereken hususlar farklı kişiler tarafından günümüze kadar geliştirilerek belirtilmiştir.

Sue (1998) terapistin kültüre duyarlı olması için üç temel özellikten bahsetmiştir: Bilimsel düşünme, dinamik boyutlandırma ve kültüre özgü beceriler. Bilimsel düşünme ile terapistin vaktinden önce danışan hakkında bir sonuca varmaktan ziyade danışanı bilimsel hipotezler çerçevesinde ele alması kastedilmiştir. Dinamik boyutlandırmada terapistin ne zaman genelleştirme yapıp ne zaman bireyselleştirme yapacağını bilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (Sue, 2006). Terapistlerin, azınlık kültürü ile kişinin azınlık grubunda olmasının aynı şeyler olmadığının ayırdına varması gerekir ki danışanı etiketlemekten kaçınabilsin (Hays, 2001). Dinamik boyutlandırmada başarılı terapistler etiketlemekten kaçınırken kültürün de değerini bilirler. Kültüre özgü beceriler özelliğinde ise terapist farklı kültürler hakkında bilgi sahibi olmalıdır ve uygun terapi teknikleri uygulamalıdır (Sue, 2006).

Sue ve arkadaşları (1992) terapistin duyarlılığı için birtakım önerilerde bulunmuşlardır. Buna göre terapist danışanını tanımadan önce kültürüne bakarak varsayımlarda bulunmamalıdır. Danışan ile ilgili uygun hipotezler oluşturmalıdır. Terapist ne zaman genelleme yapıp ne zaman kişi özelinde değerlendirme yapacağını iyi bilmelidir. Danışan kültüre özgü karakteristik özellikler gösterdiğinde veya kendine özgü özellikler gösterdiğinde terapistin bunu anlaması gerekir (Sue, 1998). Terapist danışanı hem biricik olarak hem de öteki olarak ele almalıdır. Bu, terapide empatinin gereklerinden biridir (Ivey, 1987). Bununla birlikte, azınlık grubunun dilini konuşabilen terapistlerin kamuda daha fazla görev alması gereklidir (Sue ve Zane, 1987).

Hays (2001) de terapist/görüşmecinin dikkat etmesi gereken konuları şu şekilde açıklamıştır: Terapist kendi çevresinde kabul gören terimleri danışanın da kabul edeceğini varsaymamalıdır. Kültüre özgü bir terim kullanmak o grubun kültürüne duyarlılığı göstermenin yanında danışanlar tarafından rahatsız edici de bulunabilir. Bu nedenle bu tür bir terim kullanmadan önce danışanın kendisini nasıl tanımladığını görmek daha iyi olabilir.

Alçakgönüllülük, şefkat ve eleştirel düşünme gibi becerilere sahip olmak terapistin kendisi ve danışanları üzerindeki kültürel etkiler hakkında bilinçlenmesi için bir temel sağlar. Yine de kültüre duyarlı olmak için bu becerilerden öte, terapistin kendi önyargı ve bilgi sınırlarının farkında olması gerekmektedir.

Terapist sosyokültürel olarak da azınlıklar, ayrıcalıklı gruplar gibi terimlerin kaynağını ve ne anlama geldiklerini bilmelidir. Kendini bu konularda bilgili ve duyarlı olmak için eğitmelidir. Bunun için de öncelikle kendi kültürel geçmişini araştırıp baskın kültürel norm ve değerleri hakkında bilgilenmesi gerekir. Diğer kültürler hakkında kendi bildikleri dışında farklı kaynaklardan yararlanarak bilgi edinmesi önemlidir. Diğer bir deyişle terapist yaşam boyu öğrenmeye ve insanlar arasındaki farklılıkları keşfetmeye açık olmalıdır.

Danışanın kimliği hakkında bilgi sahibi olmak, terapistin danışanını daha iyi tanımasına ve uygun terapi planı oluşturmasına yardımcı olur. Kimlik, kişinin hem ait olduğu grup hem de bireysel özellikleri olarak ele alınmalıdır. Bu kültürel bilgiler danışandan gelse de ne anlama geldikleri konusunda terapistin kendini eğitmesi gerekmektedir. Terapist bunu terapötik ilişki dışında da çalışarak gerçekleştirir.

Bu yazının da odak noktası olan ilk görüşmelerde farklı kültürden danışanlarla çalışırken standart ilk görüşmeden farklı olarak Hays’a (2001) göre şu konulara dikkat etmek önemlidir: Değerlendirme seanslarında (ilk görüşme) danışan, öyküsü alınırken sorulara baskın kültürün diliyle de cevap verebilir, kendi dilini kullanmayı da tercih edebilir. Hangi dili kullanacağına danışan karar verir. Terapist, danışanın dilini bilmediği durumlarda tercümanla çalışmalıdır. Bazı danışanlar cevap verdikleri dil ikinci ana dilleri olduğu için, bazıları yaşlarından dolayı ve kimisi de konuşmayla ilgili problemleri olduğu için görüşmede yavaş cevap verebilirler. Bu durumda terapistin durumu iyi ayırt edebilmesi ve danışana cevap verebilmesi için gerekli süreyi tanıması gerekmektedir. Ayrıca ilk görüşmede terapist kültür bazlı soruları da doğrudan sormaktan kaçınmalıdır. Soruları nasıl uygun sorabileceği bilgisi terapistin sorumluluğundadır. Kimi sorulara danışanlar, kültürel farklılıkları nedeniyle, cevap vermek istemeyebilirler. Bu durumda danışanlara saygı gösterilmeli. Bazı durumlarda, bilgi kaynağı olarak yalnızca danışanın söylediklerinden değil, kültürel ve politik bağlamdan, akrabalarından ve diğer ilişkili kişilerden de bilgi almak, kültüre duyarlı bir ilk görüşmede özellikle danışan için gerekliyse görüşmeyi kolaylaştırır. Özellikle de ebeveynleri tarafından getirilen çocuklarda veya yaşlı bireylerde danışana yakın olan diğer kişilerle de görüşmek gerekebilir. Bununla birlikte bazı durumlarda da danışanın ailesi veya diğer kişileri terapiye dahil etmek uygunsuz düşebilir. Buna rağmen birden fazla kaynağa başvurmak genel anlamda daha doğru bilgiler elde edilmesini sağlayabilir ve bazen diğerleriyle de konuşmak terapötik ilişkiyi güçlendirebilir. Danışanın geçmiş yaşantısı hakkında bilgi alırken kültürünü de bilmek danışanın ve anlattıklarının daha iyi anlaşılmasını sağlar. Danışandan; hastalık, ilaç ve madde geçmişi hakkında bilgi alınırken de yine danışanın kültürü göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü bazı kültürlerde sorunlar farklı değerlendiriliyor olabilir. Danışan kültürü veya yaşı dolayısıyla mevcut sorunu bir sorun olarak görmeyebilir. Travma deneyimi de kültürden kültüre farklılık gösterebilir, bu nedenle terapist travma konusunda karar vermeden önce danışanı ve ailesini dikkatle dinlemelidir. Travmayı sadece kişi bazında değil, kültür bağlamında da ele almak gerekir. Travma sorusuna danışanın vereceği tepkiye (rahat veya çekingen) göre bir tutum takınılması da oldukça önemlidir. Kimi danışanlar rahatlıkla cevap verebilirken kimileri için travma deneyimlerini konuşmak zor olabilir. Travma konuşulurken danışan için uygun olan yüz ifadesi ve mimikler kullanmak önemlidir. Kişilerin bu konudaki güçlü yönleri tespit edilip onlara iyi gelecek uygulamalar seçilmelidir. İlk görüşmenin sonlarına doğru danışana güçlü yönleri de sorulur (Morrison, 2016). Bazı danışanların kültüründe alçakgönüllülük önemli olduğu için güçlü yönlerini söylemek istemeyebilirler. Danışanın kültürüne göre ona iyi gelen aktiviteler değişebilir. Örneğin, savaş ile ilgili travması bulunan kişilerin kendileriyle aynı deneyimleri yaşayan kişilerle birlikte grup terapisine alınması iyileştirici olabilir.

Danışan hakkında bir tanıda bulunmadan önce, semptomların danışanın kültürüne uygunluğu dikkate alınmalıdır. Tanrıyla konuştuğunu ifade eden bir Hristiyan kendi inancına göre uygun bir söylemde bulunmuş olur. Danışanın ana dilini konuşan bir terapistle görüşmesi en uygunu olsa da bunun mümkün olmadığı durumlarda çevirmenlerle çalışılabilir. Terapide çevirmenin cinsiyeti, etnik kimliği ve politik görüşü önemlidir. Ayrıca çevirmenin aksanı da danışan tarafından anlaşılır olmalıdır. Terapist çeviri sırasında zaman kazanıp düşünebilir veya danışanı gözlemleyebilir.

Türkiye’de Mülteciler ve İlk Görüşme

“Vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu devleti ekonomik, siyasi ya da sosyal nedenlerle zorla veya kendi isteği ile terk eden ve başka bir ülkeye geçici olarak sığınan kişi mülteci olarak ifade edilmektedir. Ayrıca mülteci, yeni bir ülkenin vatandaşlığına geçmemiş ve herhangi bir devletin diplomatik koruması altında bulunmayan kişidir” (Canbey Özgüler, 2018).

Dünya genelinde özellikle savaşlar nedeniyle göç dalgaları yaşanmaktadır. Suriye’de 2011 yılından beri devam eden iç savaş, savaştan kaçan pek çok sığınmacının Türkiye’ye yerleşmesine sebep olmuştur. Savaşın yarattığı travmalara, mültecilerin göç ettikleri bölgenin dil ve kültürüne yabancı olmaları da eklenmektedir (Şan, 2021). Göç sonrası stres etmenleri mültecilerin maruz kaldıkları travmaları daha da zorlu hale getirmektedir. Bu etmenler iltica talebi, sosyal yalnızlık, maddi güçlükler, dil sorunu şeklinde sıralanabilir (Demirbaş ve Bekaroğlu, 2013, s.14). İletişim araçlarından biri olan dili kullanamamak mültecilerin yaşadıkları bu sorunlara çözüm bulmayı da zorlaştırmaktadır (Şan ve Koçlu, 2018). Görüşmecinin danışanın dilini bilmemesi ve danışanın dilini bilen bir görüşmeciye de ulaşılamaması durumunda o dili bilen bir çevirmenle çalışmak gerekebilir. Daha önce değinildiği gibi çevirmen de terapi sürecinin bir parçasıdır, bu nedenle çevirmenin görevi söyleneni aktarmaktan öte terapinin amacına hizmet edecek kararlarda rol almaktır. Görüşmede görev alan çevirmen psikoloji alanından olmasa bile bu alandaki kavramlara aşina olması gerekmektedir. Görüşmede sözlü iletişim kadar sözsüz iletişim de önemli olduğundan çevirmenin de bunu dikkate alması ve danışanın kültürüne özgü ifadelerini de görüşmeciye bildirmesi gerekmektedir.

Görüşmecinin terapide söylediklerinin ve yaptıklarının ne anlama geldiğini, hangi amaca hizmet ettiğini çevirmenin de bilmesi gerekir. Her iki taraf da sınırlarının farkında olmalıdır. Çevirmenin dikkat etmesi gereken bir diğer husus da empatidir. Söylenenin, bağlamı içerisinde anlaşılması ve terapiye hizmet edecek şekilde söylemin farkındalıkla aktarılması için empati önemli bir unsurdur.

Özellikle de mültecilerle çalışırken -yaşadıkları travmalar göz önünde bulundurulduğunda- danışanın rahat konuşabilmesi için çevirmene de güven duyması gerekir. Bununla beraber danışan, çevirmen aracılığıyla, gizlilik konusunda da bilgilendirilmelidir. Eğer ilk görüşme yapılıyorsa çevirmen, ihtimaller ve gerekenler hususunda bilgilendirilmelidir. Değerlendirme görüşmelerinde teşhis için gözlem önemli olduğundan çevirmenin danışandaki belirtilere dikkat etmesi (tonlama, yavaş veya hızlı konuşma gibi) ve görüşmeciye bildirmesi önemlidir (Şan, 2021).

Mültecilerle görüşme yapılırken standart ilk görüşmede de olduğu gibi çocuklar farklı bir şekilde ele alınmalıdır. Çocuklar özelinde göçün yarattığı olumsuz etkiler ve psikolojik bozukluklar yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Mülteci çocuklarla yapılan çalışmaların birinde, çocukların %36’sında travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), %32’sinde depresyon ve %7’sinde kaygı bildirilmiştir (Nasıroğlu ve Çeri, 2016). Benzer başka bir çalışmada, Türkiye’de mülteci çocukların %69’unun kaygı bozukluğu ve %18’inin TSSB yaşadıkları saptanmıştır (Görmez ve ark., 2017). Yapılan çalışmalar, mülteci çocukların TSSB, kaygı ve depresyon gibi birtakım psikolojik sorunlar yaşadıklarını raporlamaktadır. Bu sorunlar göç öncesi ortaya çıkabildiği gibi görüşme sırasında veya görüşme sonrasında da görülebilmektedir. Mülteci çocuklar; göç öncesi, göç sırasında veya göç sonrası; travmalar, psikolojik sorunlar yaşamış olabilirler. Bu sorunlar arasında cinsel istismar, eğitimin yarıda bırakılması, zorla çalıştırılma ve erken evlilik yer alabilir (Vatansever ve Erden, 2018).

Mülteci çocuklarla yapılan ilk görüşmede -aile öyküsü alınırken- çocukların, anne baba olarak nitelendirdikleri kişilerle biyolojik bağı olup olmadığı sorgulanmalıdır. Çünkü kültüre göre anne baba tanımı ve akrabalık ilişkileri farklılık gösterebilmektedir. Ayrıca mülteci çocuklarla ilk görüşmeyi yapan terapistin, danışanın kültüründe terapiye yaklaşımın nasıl olduğunu ve danışanın ne tür bir yardım aradığını bilmesi elzemdir. Çocuklarla yapılan görüşmede çocuğun kültüründe psikoterapinin yerine ilişkin bilgilerin edinildiği şu sorulara cevap aranmalıdır (Sattler, 1998, akt. Vatansever ve Erden, 2018): Görüşme yapılan grubun kültürel değerleri nelerdir? Sorun çözme yolları nelerdir? Sorun aile ile birlikte mi çözülür, tek başına mı? Grubun; psikolojik sağlığa, hastalığa, fiziksel sağlık ve rahatsızlıklara, psikolojik müdahaleye ve tıbbi müdahaleye bakış açıları nedir? Örneğin, bazı kişiler tıbbi müdahaleyi kabul ederken psikolojik müdahaleyi kabul etmeyebilir. Grubun tıbbi ve psikolojik müdahalelere/psikolojik sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliği nedir? Tıbbi müdahaleye ve psikolojik sağlık hizmetlerine nasıl erişebilirler? Bu hizmeti kimler sağlayabilir? Örneğin kişi yalnızca kendi etnik grubundan ya da kendi cinsiyetinden uzmanlardan gelen yardımı kabul etmeyi tercih edebilir. Kültürle ilişkili tedavi programları var mıdır? Varsa nasıldır?

Görüşmecinin çocuklarla çalışırken empati göstermesi, onları önemsediğini hissettirmesi, dürüst ve açık bir yaklaşım benimsemesi danışanın iş birliği yapmasını sağlayabilir. Yapılan görüşmenin amacı farklılık gösterebilir, görüşmecinin de bu amaç doğrultusunda görüşme içeriğini hazırlaması gerekir.

Mülteci çocuklarda tercümanla çalışırken görüşme başlamadan hangi dilin konuşulacağı çocuğa sorulmalı, tercümanın görüşmede bulunması için çocuk ve aileden izin alınmalıdır. Bununla birlikte, görüşme raporu yazılırken, görüşmenin tercüman varlığında yapıldığı bilgisi raporda yer almalı, görüşme süresi tercüman da göz önünde bulundurularak belirlenmelidir (Vatansever ve Erden, 2018). Görüşme yapılırken tercümanla birlikte çalışılıyorsa soruların çocukların anlayacağı düzeyde basit, anlaşılır ve kısa olmasına özen gösterilmelidir. Çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak soruların formüle edilmesi terapötik ilişkiyi artırmada önemlidir. Okul öncesi dönemdeki çocuklarla çalışırken sözlü iletişim biraz daha zor olacağı için oyun ve resimlerden yararlanılabilir. Diğer taraftan okul çağındaki çocuklarla çalışırken çocukların göç nedeni ile kafaları karışmış ve suçluluk, utanç gibi duygular hissetmiş olabilirler. Bu durumda çocuklarla kurulan ilişkide yaşanan süreçten sorumlu olmadıklarını vurgulamak önemlidir. Ergenlik çağındaki çocuklarda gruba uyum sağlamak önemli olduğu için sorulara yanıt vermek istemeyebilirler. Ayrıca bu çağdaki çocuklarda özerklik ihtiyacı kendini gösterebilir ve zaman zaman kendine zarar verme davranışları görülebilir.

Sonuç Yerine

Tüm bu bilgiler ışığında çok kültürlülük kavramının yeni olmamakla birlikte terapideki kullanımının görece yeni olduğu söylenebilir. APA’nın etik çerçevede görüşmecilerin danışanların farklılıklarına karşı duyarlı olması gerektiği konusunu ele almasıyla, dünya genelinde çok kültürlülüğe duyarlılığın evrensel etik yaklaşım olarak benimsenmesinin önü açılmıştır. Her ne kadar kuramların terapi yaklaşımı belli olsa da farklı gruplarla (ırk, cinsiyet, dini inanç gibi) çalışırken standardın ve kitaplarda yazanın dışına çıkmak gerekmektedir. Çünkü danışan kültürel yaşantısından dolayı farklı tavırlar (örn., göz kontağı kurması/kurmaması, beden dili gibi) gösterebilir (Çevik, 2014). Bu durumda bu farklılıkları bilmek ve doğru değerlendirme yapmak terapistin sorumluluğundadır.

Farklı gruplara ait olmak kişilerde anlaşılamama kaygısına neden olabilir. Bu durumda terapistin danışana empatiyle yaklaşması, saygı duyması ve uygun şekilde sorular sorması gerekir. Özellikle de mültecilerin savaş ve sonrasında maruz kaldıkları zorlu durumlar sonucu çeşitli psikolojik sorunlar yaşamasının yanında yeni girdikleri ortamda nasıl davranacaklarını bilememe kaygısı taşımaları ve görüşmede çekingen davranmaları oldukça olağan bir durumdur. Terapistin empatik tavrı ve danışana onu anladığını hissettirmesi görüşmede iş birliğini kolaylaştıracaktır.

Öneriler

Literatüre bakıldığında ülkemizde kültüre duyarlılık üzerine yapılan çalışmaların az sayıda olduğu, ancak Suriye’den gelen mültecilerle birlikte bu alanda çalışmaların arttığı görülmektedir. Oysaki Türkiye; imparatorluk geçmişi olan, çeşitli antlaşmalarla kültürel alışverişte bulunmuş bir ülke olması ile mültecilerden önce de çok kültürlü bir yapıya sahip olma niteliği taşımaktaydı.

Türkiye’de psikolojik sağlık hizmetlerine ulaşım özel hastaneler, devlet hastaneleri ve özel muayenehaneler aracılığıyla sağlanmaktadır. Ancak mültecilerin ekonomik durumları göz önünde bulundurulduğunda özel danışmanlık hizmetlerinden yararlanmaları zor görünmektedir. Diğer yandan devlet hastanelerinde psikolog görüşmeleri yeterli süre ve kapsamlarda yapılmadığı için, danışmanlık hizmetlerine ulaşılabilirliği artırmak adına aile bazında psikolog atamalarının yapılması önemli olabilir. Bu atamalarda da farklı dilleri konuşabilen psikologlar için yeterli istihdam sağlanması mültecilerin yaşadığı dil zorluklarının önüne geçmede yardımcı olabilir.

Kaynaklar

American Psychological Association, APA Task Force on Race and Ethnicity Guidelines in Psychology. (2019). Race and Ethnicity Guidelines in Psychology: Promoting Responsiveness and Equity. http://www.apa.org/about/policy/race-and-ethnicity-in-psychology.pdf

American Psychological Association, (2003). Guidelines on multicultural education, training, research, practice, and organizational change for psychologists. The American Psychologist, 58(5), 377-402.

Canbey Özgüler, V. (2018). Kitlesel göçlerin emek piyasalarına etkisi: Türkiye’deki Suriyeliler. Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, 74, 77–102.

Çelik, H. (2008). Çokkültürlülük ve Türkiye'deki görünümü. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9(15), 319-332.

Çevik, G. B. (2014). Kültür merkezli psikolojik danışma: Kuramsal bir inceleme. Ege Eğitim Dergisi, 15(2), 577-596.

Demirbaş, H. ve Bekaroğlu, E. (2013). Evden uzakta olmak: Sığınmacıların/mültecilerin psikolojik sorunları ve alınacak önlemler. Kriz Dergisi, 21(1), 11-24.

Flanagan, J. S. ve Flanagan, R. S. (2020). Klinik Görüşme Psikolojik Değerlendirme Esasları (O. Yorulmaz, Ed.; G. Akbas ve L. Korkmaz, Çev.). İthaki Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1999).

Gormez, V., Kılıç, H. N., Orengul, A. C., Demir, M. N., Mert, E. B., Makhlouta, B., Kınık, K. ve Semerci, B. (2017). Evaluation of a school-based, teacher-delivered psychological intervention group program for trauma-affected Syrian refugee children in Istanbul, Turkey. Psychiatry and Clinical Psychopharmacology, 27(2), 125–131.

Güçlücan, N. (2016). Psikolojik danışmanların kültürel duyarlılık algılarının demografik ve mesleki değişkenler açısından incelenmesi [Yayınlanmamış doktora tezi]. Anadolu Üniversitesi.

Hays, P. A. (2001). Addressing Cultural Complexities in Practice: A Framework for Clinicians and Counselors (5. Baskı). American Psychological Association.

Ivey, A. E. (1987). The multicultural practice of therapy: Ethics, empathy, and dialectics. Journal of Social and Clinical Psychology, 5(2), 195-204.

Morrison, J. (2016). The first interview (4. Baskı). The Guilford Press.

Nasıroğlu, S. ve Çeri, V. (2016). Posttraumatic stress and depression in Yazidi refugees. Neuropsychiatric Disease and Treatment, 12, 29-41.

Sue, S. (1998). In search of cultural competence in psychotherapy and counseling. American Psychologist, 53(4), 440-448.

Sue, D. W. (2001). Multidimensional facets of cultural competence. The Counseling Psychologist, 29(6), 790-821.

Sue, S. (2006). Cultural competency: From philosophy to research and practice. Journal of Community Psychology, 34(2), 237-245.

Sue, D. W., Arredondo, P. ve McDavis, R. J. (1992). Multicultural counseling competencies and standards: A call to the profession. Journal of Counseling & Development, 70(4), 477-486.

Sue, D. W., Ivey, A. ve Pederson, P. (1996). Multicultural counseling and therapy. Brooks Cole.

Sue, S. ve Zane, N. (1987). The role of culture and cultural techniques in psychotherapy: A critique and reformulation. American Psychologist, 42(1), 37-44.

Şan, F. (2021). Psikoterapi çevirmenliği: Psikososyal destek hizmetlerinde çevirmenin rolü ve önemi. RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, 23, 1027-1041.

Şan, F. ve Koçlu, S. (2018). Determination of communication problems of the refugees in Sakarya and the need for community interpreting. International Journal of Language Academy, 4(6), 1-16.

Özhan, İ. (2006). Farklılaşmanın özel görünümleri olarak çokkültürlülük ve çokkültürcülük [Yayınlanmamış yüksek lisans tezi]. Gazi Üniversitesi.

Vatansever, M. ve Erden, G. (2018). Mülteci çocuklar ve ergenler ile yapılan psikolojik görüşme üzerine bir derleme. Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi, 25(2), 175-186.