Dayanışma Yaşatır, Ya Depreme Hazırlık?
Onto Dergisi Mutfak Ekibi
Depremin üzerinden üç aydan daha fazla bir zaman dilimi geçti. Bireysel, toplumsal ve kurumsal düzeyde yine(!) hazırlıksız yakalandığımız ve bu kez çok daha büyük kitlesel yıkıma neden olan insan faktörüne dayalı bir felaketi yaşadık. Deprem olmadan önce, depremle ilgili olası tehlikelerin etkilerini azaltmak için gereken uyumlama davranışlarının yine yapılmadığı bir kısır döngüyü yeniden deneyimledik, deneyimliyoruz. Genel seçim gündemi ile ana akım iletişim yolaklarından hepten kaybolan deprem meselesi, şimdilik düşük yoğunluklu bireysel ve sivil toplum çabalarına, yanı sıra kurumsal işleyiş teamüllerine indirgenmiş gibi görünüyor.
Bu deprem deneyimi, felaket durumlarında insan topluluklarının sadece yardım bekleyen pasif alıcılar olmadıkları, bireysel ve kolektif güçlerini ortaya çıkarabildikleri bir yandan trajik, diğer taraftan umut veren bir tecrübeye işaret etti. Bu tecrübe topluluk düzeyinde depremin özellikle ilk haftalarında dayanışma pratiklerimizin sınandığı ve bu konudaki repertuvarımızın genişlediği bir süreci içerdi. Farklılaşan kimlik grupları kendi dayanışma ağlarını öz güçleri ile tesis etmeye çabaladı ve büyük oranda bunu başararak şimdiyi ve yarını yeniden kurabilmenin yollarını yaparak göstermeye devam ediyorlar.
Dayanışma içerimli bu tarifler, topluluk düzeyinde deprem sonrası tutum ve davranışlarımıza dair umut verici olsa da depremle ilişkimiz, deprem öncesi pratiklerimiz söz konusu olduğunda oldukça karamsar bir görünüm arz ediyor. Depremle ilgili tehlikelerin etkilerini azaltmak için gerekli uyumlama davranışları konusunda bir gönülsüzlük olduğu aşikâr, bu durumun bireysel ve grup düzeyinde, depremin dikkate değer bir risk olarak görülmemesinden uzmanlara ve kurumlara dair güven algısına, depreme dair temsillerden depremle ilgili sosyal normlara, yaş, cinsiyet, ekonomik durum gibi demografik özelliklerden psikolojik kaderciliğe kadar pek çok sosyal-psikolojik faktörle ilişkisi kurulabilir. Hangi faktörlerle ilişkisini kurarsak kuralım, günün sonunda büyük ölçekte yetkililere ve küçük ölçekte bize düşen depremin doğasını anlayarak bu doğal olayın bir felakete dönüşmesini engelleyecek rasyonel hazırlığı yapmak olmalıydı.
Deprem gibi doğal olaylara bağlı ve insan faktörüyle felakete dönüşen bu gibi trajik hadiseler, var olan toplumsal ve sistemik eşitsizlikleri daha fazla gözle görülür hâle getirmektedir. Yoksullar, kadınlar, engelliler, hastalar, çocuklar, azınlık grupları, mülteciler ve burada an(a)madığımız bütün eşitsiz ilişkilere maruz kalan ve hayatta kalan gruplar, kaynakların dağıtımı konusunda diğer gruplara göre daha fazla risk altındadır. Dolayısıyla bu gruplara yönelik özelleşmiş destekleri olan devlet bileşenleri ve sivil toplum örgütlenmelerinin daha fazla görünür olmasını sağlamak, söz konusu çabaları desteklemek, bu büyük felaket sonrası iyileşmenin ve sosyal adaletin temini için hayati görünmektedir.
Onto Dergisi mutfak ekibi olarak deprem öncesi küçük ve büyük çaplı hazırlıklara dair farkındalığımızın artmasını temenni ediyoruz ve deprem sonrası dayanışma pratiklerimizin güçlenerek sürdürülmesi gerektiğini önemle vurgulamak istiyoruz.
Saygılarımızla.