Deneyim Paylaşımı: Meslekte Dört Yılın Birikimi: Rehabilitasyon, Anaokulu ve Rehberlik
Gözde Pircanlı
Psikolog
Yoğun bir başarma hissiyle başladığım Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümünde geçirdiğim 6 sene, son yılı hariç yoğunlukla başarısızlık deneyimleriyle doluydu. 18 yaşına kadar her konuda elinden gelenin en iyisini yapmış, kimseyi hayal kırıklığına uğratmamış bir öğrenci olarak yeni taşındığı şehre, yaşadığı yurda ve okuluna adapte olamamak, girdiği sınavlardan hep en düşük puanları almak kolay kabullenilebilir bir durum değildi. Kuşkusuz bu sebeple ki okulum ve bölümüm ile arama mesafe koyup tüm enerjimi, sosyalleşme çabamı ve entelektüel yaratımımı Ege Üniversitesi Tiyatro Topluluğuna harcadım. Öğrenci kulübünde geçirdiğim hiçbir andan pişman olmamakla birlikte bugün baktığımda mesleğim adına neleri kaçırdığımı daha net görmekteyim. Bölümün son yılında okulumu 2 dönemdir uzatmış olmanın maddi ve duygusal ağırlığıyla derslere yoğunlaşıp sınıf arkadaşlarımla benzer ortalamaları yaptığımı gördüm. Üstelik onların bir dönemde 5 ders ile yaptığı ortalamayı bir dönemde aldığım 11 ders ile yapabildiğimi görünce, nedenlerini kişiliğimin zayıflıkları olarak varsaydığım kusurlarımı affetmeye başladım.
Rehabilitasyon Psikologluğu: Meslekle Tanışma ve Etik Hesaplaşma
(…) sıraladığım gayriresmî uygulamalar benim kişisel çalışma tarihimin başlangıcında insani ve mesleki etik anlayışımın sınandığı, otorite ile kurduğum ilişkide kendi sınırlarımı keşfettiğim, olumsuz izlerinin hayatımda hâlâ devam ettiği bir rol oynamıştır.
Nihayetinde 6 yılın ardından mezuniyet, memlekete dönmek istememe ve bağımsız bir yaşam kurgusu etrafında dönen, mesleki beklentilerden uzak bir iş arayışı sonunda kendimi bir arkadaşım aracılığı ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde staj yaparken buldum. Kısa süre sonra da bir başka özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde psikolog olarak çalışmaya başladım. Stajım sayesinde bu merkezde benden ortalama olarak neler beklendiğinin farkındaydım. Ancak kısa süre geçmeden beklentilerin mesleğimin de boyunu aşacağını fark ettim. Öncelikle alandan mezun olduğumda ‘ben hiçbir şey bilmiyorum, bu işin altından nasıl kalkarım’ sorularıyla kendime güvensizliğin hat safhada olduğu bir ilk iş deneyimi geçirdiğimi belirtmek isterim. İlk mezun yılımızda istediğimiz tek şey bir kurumun bize güvenmesi ve bizimle çalışabileceğine kanaat getirmesi oluyor. Hâlbuki ilk aşamada ne yapmak istediğimizi bulmak, bize göre olanı aramak, yaşam koşullarımızı iyileştirecek maddi imkânları sağlamak, yasal anlamda çalışan haklarımızı koruyan bir sistem içerisinde yer almak çok daha önemli. Ancak yeni mezun olmanın üzerimde yarattığı kendinegüvensizlik, lisans eğitimimden yararlanamadığıma dair inancım ve maddi dayanaksızlıklarım ‘bir iş olsun da ne olursa olsun’ mantığıyla hareket etmeme neden oldu. Nitekim yanlış bir tercihle ilk işime girdim bunun sonucunda fiziksel ve duygusal olarak yıprandığım bir 13 ay geçirdim.
Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, genel bir ifadeyle, farklı gelişen bireylerin hastane tanılamaları ve rehberlik araştırma merkezleri raporları ile belirli saatlere kadar ücretsiz eğitim, rehabilitasyon ve aile destek programları kapsamında psikoeğitimler ve psikolojik destek hizmeti alabildikleri kurumlardır. Bu kurumlar, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı özel işletmeler olarak çalışmakla birlikte Millî Eğitim Bakanlığının yönetmeliğine bağlıdırlar ve bu bakanlık tarafından denetlenirler. Bu kurumlarda çalışan meslek uzmanları zihinsel engelliler öğretmenleri, özel eğitim sertifikası bulunan sınıf öğretmenleri ve okul öncesi öğretmenleridir. Biz psikologlar da lisans diplomamız ve meslek unvanımızla bu kurumlarda çalışabilmekteyiz. Bir psikolog olarak bu kurumlardaki görev tanımımız resmi olarak haftalık en fazla 20 saate kadar öğrenmeye hazırlık, sosyal beceriler gibi modüllerde derse girmek, aile eğitimi ve danışmanlığı hizmeti vermek, öğrencilerin gelişim durumlarını takip etmek, kuruma özel olarak başvuran bireylerin gelişim değerlendirmelerini yapmaktır. Bu resmi ifadenin dışında çoğu özel eğitim kurumlarında biz psikologların haftada 20 ila 40 saat aralığında değişen iş yükleri, derse almaya uygun olmayan modüllerde derse girmeye zorlanma, yapılmayan aile eğitimlerinin raporlarını tutma, derse gelmemiş öğrenciyi resmi deftere geldi olarak işleme gibi gayriresmî davranışlar içinde bulunmaya itilmesi gibi durumlara çokça rastlanmaktadır.
Yukarıda sıraladığım gayriresmî uygulamalar benim kişisel çalışma tarihimin başlangıcında insani ve mesleki etik anlayışımın sınandığı, otorite ile kurduğum ilişkide kendi sınırlarımı keşfettiğim, olumsuz izlerinin hayatımda hâlâ devam ettiği bir rol oynamıştır. Nihayetinde vicdanım, mesleki anlayışım ve fiziksel sağlığım maddi ve manevi şartlar ne olursa olsun bu kurumda ve bu çalışma alanında devam edemeyeceğimi çok net göstermişti. Devamında kurumdan ayrılma kararı ve iş arama süreçlerine doğru bir gidişat baş göstermişti ki çok zaman geçmeden ben daha iş aramaya bile koyulmadan bir arkadaşım devlet kurumunda çalışma kararı dolayısıyla çalıştığı anaokulundan ayrılıp beni yerine önerme teklifi ile gelmişti bile…
Anaokuluna Geçiş: Değişen Çalışma Koşulları ve Formasyon Süreci
Arkadaşım dolayısıyla gelen tanıdıklık hissi, kurumda mesleki saygınlık, iş doyumu ve bizler gibi alanda çalışmaya yeni başlamış psikologlar için oldukça eğitici, öğretici ve kendini geliştirmeye fırsat tanıyan bir kurum olması maddi açıdan beni tatmin etmese bile tercih sebebim olmuştu. Nitekim hızlıca geçişimi sağladım ve kısa sürede özel eğitim ve rehabilitasyon alanından özel bir anaokulu deneyimine doğru yol aldım. Öncelikle çalışma gruplarımın takvim yaşlarına göre gelişim düzeyleri arasındaki uçurum gibi olan farka odaklanalım isterim: Özel eğitim alanında farklı gelişen bireylerle çalışmak kişiye göre değişse de normal gelişim gösteren bireylere göre daha zordur. Uygulamanız gereken öğretim yöntem ve teknikleri daha detaylandırılmış olmalı, bir kazanım üzerinde daha uzun süre çalışılmalı, tüm bunlar sırasında karşımızdaki bireyin ihtiyaçlarının alışkanlıklarımızın dışında bizim rutin tempomuzla uyumlu olmadığının farkında olarak çalışılmalıdır. Bu noktada hem bir psikolog hem bir eğitimci hem de sıradan bir insan olarak ezberimizi bozduğumuz bir anlayışla çalışmak daha sabırlı olmayı, daha sağlam bir duygusal yapıyı gerektirmektedir. Üstüne bir de alandaki hak ihlalleri ile baş ettiğimizi düşünürsek kendi iyilik hâlimizi de korumaya ayrı bir çaba harcıyoruz. Bunun yanında benim çalıştığım kurumda ilişki içinde olduğum öğrencilerim ve aileleri alışkın olmadığım bir sosyoekonomik ve kültürel bir çevredendi. Onların düşünme biçimlerini, duygularını ifade etme hâllerini, çocukluk algılarını anlamak, olduğu hâliyle kabul edici bir yaklaşımı benimsemeye çalışmak da epey zorlayıcı bir deneyimdi. Aksine özel bir anaokulunda karşılaştığım öğrenci ve aile dinamikleri kendi sosyal hayatımla daha uyumlu görünmekteydi. Öğrencilerin gelişimsel olarak yolunda giden sağlıkları daha konforlu bir çalışma alanı yaratmaktaydı. Ancak tüm bunların yanında duygusal ihtiyaçların bu iki çalışma alanında da benzer nitelikler taşıdığını gözlemledim.
Gelelim özel anaokullarının resmi ve yapısal işleyişlerine. Türkiye’de okulöncesi eğitimin hangi bakanlığa bağlı olarak yürütüleceğini yaş grupları belirlemektedir. Benim çalıştığım kurum 36-72 ay arası çocukların eğitim gördüğü Millî Eğitim Bakanlığına bağlı çift dilli eğitim veren franchise (kurumsal bir firmadan işletme yetkisi alan) bir kurumdu. Bunun dışında 0-24 ay ve/veya 24-72 ay arası çocukların bakım ve eğitim gördüğü kreşler ve gündüz bakımevleri de bulunmaktadır. Bu kurumlar Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı olarak hizmet veren özel kurumlardır. Her iki kurum tipinde de biz psikologlar meslek unvanımızla çalışabilmekteyiz. Genel anlamda görev tanımımız; öğrencilerin gelişimsel durumlarının takibini yapmak, okul, sınıf ve öğretmen uyum süreçlerini yapılandırmak ve devamında izlemek ve düzenlemek, aile görüşmeleri yapmak, sınıf içi gözlemleri ve çalışmaları sürdürmek, sınıflardaki yaş gruplarını belirlemek, sınıflara öğrenci atamalarını gerçekleştirmede konsültasyon vermek olarak sıralanabilir. Bu kurumlarda benim çalıştığım gibi tam zamanlı olarak çalışılabildiği gibi, yarı zamanlı veya haftanın belirli günlerinde tam gün olarak çalışan psikologlar da bulunmaktadır.
Bu kurumları çalışma doyumu ve gelişimimize katkı açısından değerlendirmem gerekirse; benim açımdan 36-72 ay arası bireylerin gelişim dönemi özelliklerinin kitap sayfalarından ete kemiğe ve davranışa bürünmesine şahit olmak oldukça geliştiriciydi. Ailelerin çocuklarının yaşamlarına dokunuşlarına dış göz olmak, yaşadıkları zorlukları düzenleyici bir görev almak, doğru ve yapıcı ilişkiler geliştirmeleri için desteklemek, dönemsel zorlukları veya problemleri çözümlemelerinde doğru rol oynamak için sürekli olarak araştırmak, okumak ve kendi yorumlarını katmak açısından teşvik edici bulduğumu söylersem yanlış olmayacaktır. (Ayrıca belirtmek isterim ki ilk iş deneyimim de lisans eğitimimde okumadığım kadar makale okuduğum bir dönem olmuştur. Belirtmezsem haksızlık olacaktır.) İki iş deneyimi de hâliyle beni psikoloji alanı dışında eğitim kuramları üzerine düşünmeye ve araştırmaya da yönlendirmişti. Üstelik özel anaokullarının psikologlar için maddi koşulları iyileştiremediğini fark ettiğimde “pedagojik formasyon programlarını” araştırmaya başlamıştım. Gözlemlerime ve duyumlarıma göre, küçük anaokullarındansa kolejlerde çalışmak yaşam şartları açısından daha iyileştirici olacaktı. Nitekim devamında Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Pedagojik Formasyon Programına başvurdum. 9 aylık bir eğitim programı sonrasında sertifikamı aldım (bu sırada çalıştığım anaokulundan bazı günlerde okulda olamayacağım için de destek görmüştüm. Bu normal koşullarda çok sık rastlayabileceğimiz bir şey değildir.). Artık yasal olarak kolejlerde rehberlik öğretmeni göreviyle çalışabilir hâle gelmiştim.
Kolej ve Rehberlik Deneyimi
İş arayışlarım ve başvurularıma kısa süre sonra dönüşler gelmeye başlamıştı. Bu süreçte fark ettiğim şey köklü ve kurumsal okullardan kabul alabilmek için kolej deneyimlerini özgeçmişime eklemem gerekiyordu. Bu sebeple dönüş aldığım okullar çoğunlukla yeni açılan veya en fazla 5-6 yıllık geçmişi olan okullar olmuştu. Sonuç olarak pek çok konuda beni daha fazla memnun ettiğini düşündüğüm yeni açılan bir özel okul ile anlaştım. Daha sonrasında da 9-10 aydır çalışıyor olduğum anaokuluna istifamı verdim. Beni başka arayışlara iten maddi koşullardan söz açmazsam bu alan hakkında fikir edinebilmeniz için yetersiz bilgi vermiş olurum. Piyasada birçok anaokulu yaz dönemlerinde normal eğitim-öğretim döneminde olduğundan daha az öğrenci sayısı ile devam ederler. Dolayısıyla gelirleri azalmıştır. Bu sebeple öğretmenlerinin çoğunu dönüşümlü olarak zorunlu (!) ücretsiz izinlere çıkarır. Bir psikolog olarak ben de bu süreçten nasibimi alacaktım. Ancak bu koşul benim hayat standartlarıma uygun değildi. Ailemden uzak kira, fatura ve beslenme masraflarımı kendim karşıladığım bir yaşam kurgusu içerisinde yaklaşık 2 aylık bir maaşsız dönem mümkün değildi. Bu sebeple kendim için çözüm yolları oluşturmam gerekiyordu.
2 yıl sürecek yeni bir iş dönemi benim için hem heyecanlı hem de bilinmezliklerle doluydu. Mezun olalı iki yıl geride kalmıştı. Her sene ilk kez deneyimleyeceğim alanlara girip çıkıyordum. Rehberlik alanı benim için yeni sayılırdı. Her ne kadar lisansta bu alana dair dersler almış ve yakın zamanda pedagojik formasyon programını bitirmiş olsam da işleyiş ve kolej yapısı da öğrenmem ve uyum sağlamam gereken bir konuydu. Üstelik anaokulu, ilkokul ve ortaokul eğitim kademelerinden sorumlu tek psikolog olarak çalışacaktım. Daha önceki iki kurumumda da benden başka psikolog ve deneyimleri ile kendi gelişimime fırsat olabilecek bir çalışma arkadaşı olmaması ile de nereden başlayacağım, nasıl sürdürüp nerede noktalayacağımı bilmediğim bir yıla başlamış bulunuyordum. Ancak iki yılın sonunda oldukça verimli geçirdiğimi düşündüğüm bir iş deneyimine sahip olduğumu fark ettim. Yeni açılmış bir okulda tek başıma bir sistem önermiş ve uygulamaya koymuştum. Doğruları ve hatalarıyla başta öğrencilerime, bana ve sonra kurumuma çokça faydası dokunduğunu görmek iş doyumu dediğimiz durumu deneyimlememe sebep olmuştu. Bu süreçte benim katkılarım kadar kurumun araştırmaya fırsat tanıyan bir sistemi yürütmeye koyması, her alanı kendi uzmanlarının koordinasyonuna emanet etmesi ve tabi ki denetlemesi de büyük rol oynamıştır. Tüm bu güzellemeleri son dönemde sıkça da medyada yer edinmiş olan özel okul öğretmenlerinin yaşadığı hak kayıplarını görmezden gelerek yapmadığımı özellikle belirtmek istiyorum. Çünkü tüm bu kazanımların, araştırma ve gelişmeye sevk etme konularının patron ve çalışan ilişkisini ortadan kaldırmadığını da bilmemiz gerekmektedir. Kaldı ki ben de bu süreçte uzun ve yorucu çalışma saatleri, görev tanımım dışındaki birçok işin altında ezilmeyi yoğun olarak deneyimledim. Birçok özel okul öğretmeni arkadaşım gibi maaşını alamama gibi zorlayıcı bir süreç ile karşılaşmasam da özellikle pandemi sırasında kısmi çalışma ödeneği sürecinde elden (parça parça) maaş alma, evden çevrimiçi derslerin ve veli görüşmelerinin sürdürülmesi, özel telefon numaralarımızla saatleri aşan görüşmeler yapıp bu konuda manevi ve maddi destek görmeyişimiz gibi konuların mağduru olduğumu belirtmem gerekir. En kötüsü olarak devlet kadrolarındaki meslektaşlarımızın okula gitme zorunluluğu olmadığı, idari izinli görüldüğü karantina günlerinde kendimin ve sevdiklerimin de sağılığını tehlikeye atarak okula gitmek zorunda kalışımı da ayrıca ifade etmem gerekir.
Gelelim özel okullarda psikolog olarak resmi çalışma standartlarımıza. Yukarıda da bahsettiğim gibi bir kolejde rehber öğretmen olarak çalışmak istiyorsanız mutlaka bir pedagojik formasyon sertifikasına sahip olmanız gerekmektedir. Takip ettiğim kadarıyla yeni dönemde formasyon programlarının kaldırıldığı gibi bir gündem var. Bu da ayrıca bir bilgi olarak burada dursa iyi olabilir. Ancak bir kolejde psikolog unvanı ile de çalışma imkânımız bulunmaktadır. Bu konunun belirleyicisi kurumun öğrenci sayısı ve yönetmelikteki sayıya uygun rehber öğretmenin bulunması değişkenleridir. İki durumda da görev tanımlarınızın değişip değişmemesi kurumun anlayışı ve beklentilerine göre şekillenmektedir. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlar olduklarından dolayı sözleşmeler Millî Eğitim Bakanlığı esaslarına göre yapılır. Genellikle bir yıl süreli sözleşmeler yapılır ve her sene sonunda yenilenir. Bu durumda kadrolu atanmış öğretmen statüsü ile çalışırsınız. Ancak her sene sözleşme yenilendiği için kıdem tazminatı hakkınız ortadan kalkmaktadır. Bu söylediğim rehber öğretmen statüsü için geçerli iken psikolog olarak atamanızı gerçekleştirdiklerinde belirsiz süreli bir sözleşmeniz olur. Bu durumda her sene sözleşme yenilemesi yapılmaz, böylece kıdem tazminatı hakkınız korunur. Bu sebepledir ki pek çok okul böyle bir atama gerçekleştirmez. Pedagojik formasyonunuz yoksa sizi ya işe almaz ya da başka kılıflarla atamanızı gerçekleştirir. Mesai saatleriniz klasik işçi sözleşmelerindeki gibi haftada 45 saat olarak belirlenir. Çoğu özel okul 6 gün eğitim çalışmalarıyla okulu açar ve rehber öğretmenlerinin de cumartesi çalışmasını sözleşmedeki çalışma saatleri maddesine dayanarak zorunlu kılar. Hafta içi günlerde çoğunlukla sabah 08.30 akşam 17.30 saatleri arasında mesai yaygın olarak görülse de okuldan okula değişmektedir. Ancak benim iş değiştirme isteğimi tek başına kötü çalışma koşulları etkilemedi. Aynı zamanda karşıma çıkan fırsat İzmir’de 20 senelik bir tarihi olan bir kolej ile ilgiliydi. Üstelik üniversiteden sınıf arkadaşımla çalışacak olmak da ayrıca heyecanlıydı. Bunun yanında ilk kez benden daha tecrübeli uzmanların da olduğu bir sistem içerisinde çalışacaktım. Öğrenecek daha fazla şeyin çok daha yakınımda olduğunu hissettiğim için her türlü kötü koşula rağmen çok sevdiğim işimden ayrılıp 2 yıl sonra tekrar yeni bir iş macerasına daha atıldım. Henüz deneyimlerimin bu noktasıyla ilgili anlatacak şeyler biriktirmedim. Çok yeni bir gelişme olarak yaşanıp tecrübe edilmeyi bekliyor.
Son Sözler
Dört seneye sığdırdığım kurumlar, patronlar, işleyişlere rağmen yaşamında bir şekilde yer edindiğim yüzlerce öğrencim oldu. Bu, kazanımların en geliştirici ve en gurur vereni diye düşünüyorum. Bunun yanında geçtiğimiz sene Abdülkadir Özbek Psikodrama Enstitüsünde Temel Seviye Psikodrama Eğitimi’ne başladım. Uzun vadede rehberlik alanında yaşlanmak ve emekli olmak da küçümsenemeyecek bir kariyer planı elbette; ancak kurumlara bağlı bir şekilde çalışarak sabah 8 akşam 6 çalışma koşulları içinde emekliliği görebileceğim bir yaşamım olsun istediğimden emin değilim. Dolayısıyla psikodrama eğitimi kendimi aradığım, nasıl bir psikolog olmak istiyorum sorusunun cevabını bulacağımı umduğum bir serüven olarak sürüyor.
Deneyimlerimin kişisel anılardan öte benzer mesleki arzuları paylaştığım arkadaşlar için bir pencere olabilmesine, dolaylı olarak kişisel anlamda geçirdiğim bu dört seneyi zihnimde düzenli hâle getirmeme fırsat veren Onto Dergisi editörlerinden arkadaşım Sercan Karlıdağ’a teşekkürlerimi de son söz olarak iletmek isterim.