Duvar Yazılarına Sosyal Psikolojik Bir Bakış


Selen Önal
Ege Üniversitesi
Psikoloji Böl. Öğrencisi

Tarih boyunca insanlar acılarını, üzüntülerini, mutluluklarını, öfkelerini kısacası duygularını ve düşüncelerini ifade edebilmenin bir yolu olarak dili kullanmışlardır. Kendilerinden birer iz bırakmak istediklerinde ise ilk önce duvarlara sarılmış ve her şeyi tek tek onun üzerinde anlatmışlardır. Tarih öncesi çağlardan başlayan ve günümüze kadar gelen duvar yazıları, içerik ve biçim yönüyle değişimler geçirse de temel olarak gördüğü işlev bakımından hep aynı kalmıştır; bu durum duvar yazılarının insanların kendini ifade edebilmesinin bir aracı olmasından kaynaklanıyor görünmektedir.

Duvara yazı yazmanın bireysel bir hareket olduğu kocaman bir yanılgıdır. Zira duvara yazılan bir yazı toplumun farklı kesimlerine yavaş yavaş ulaşacak ve kim tarafından, ne için, neye karşılık yazıldığı çoğu kez bilinmeyecektir. Tıpkı Witgenstein’ın “dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır” dediği gibi herkes bu yazıyı kendi dünyasının anlamasına müsaade ettiği yerden kavrayacaktır. Kimisi duvardaki yazıdan bir ayrılığın acısını kucaklayacak kimisi de aynı yazıyla politik yalnızlığına sarılacaktır. Ama o yazı, görevini yerine getirecek ve mutlaka birilerine ulaşacaktır.

Bu yazıda duvar yazıları, yakın tarihteki yükselişi ve bu yükselişte etkili olan hareketlerle beraber gruplararası ilişkiler perspektifi ve mekânsal boyutuyla ele alınmaya çalışılmıştır. Başlamadan hemen önce grafitinin, duvar yazılarından teknik yönden farklılar içerse de işlevsel olarak ve arka planında işleyen mekanizmalar açısından benzer olması sebebiyle, bu yazı dâhilinde kavramlar üzerinde ayrım yapılmaksızın anlatılacağını belirtelim.

Tarihsel Gelişim

Grafitinin kökeni, kamusal bir yüzey üzerinden yapılan toplumsal bir ifade biçimi olarak eski uygarlıklara kadar uzanmaktadır. Bu tarihsel köken öylesine derindir ki, yazının henüz icat edilmediği tarih öncesi toplumlarda duvarlara kazınan ilkel çizimler, grafitinin arkaik örnekleri olarak yorumlanabilir. Tıpkı meşhur Fransız Lascaux Mağarası’ndaki erken mağara çizimleri gibi; çağdaş İran topraklarındaki grafitinin ilk örnekleri, Eski Mısır’da yolculuk esnasında, geçilen yerlerin duvarlarına iz bırakılması ya da benzer bir şekilde, Eski Yunan’da Atina, Sparta ve Corinth gibi şehir devletlerinde arkeolojik grafiti eserlerinin olması köklü bir geçmişi işaret etmektedir (Dessau, 1960). Yine, cami duvarına kazınmış karmaşık geometrik şekiller, Ortaçağ İslam toplumlarında grafitinin ilk örnekleri olarak incelenmiştir. Öte yandan 16. yüzyıl Hristiyan dünyasının başkenti Roma’nın duvarları da, reform hareketlerine ramak kala, dönemin sanatçılarının hayat felsefesi halini alan “Nec Spe, Nec Metu” (Umut olmadan, Korku olmadan) yazısıyla donatılmıştır (bkz. Bakırer, 1999).

Duvar yazılarına, 60’lı yıllardan itibaren spreylerle yapılan grafiti de dâhil olmuş ve grafiti popülerlik kazanmasıyla duvarlarda kendine özgü biçimiyle yerini almıştır. 60’lı yılların öncesine baktığımızda dünyayı derinden etkileyen birbiriyle ilişkili pek çok olay ve durum görürüz. Ekonomik bunalımlar, I. ve II. Dünya Savaşları, Soğuk Savaş, Nazi kampları, sanayileşmenin büyük bir ivme kazanması sonucu tüketimin hızla artması ve insanın kendine yabancılaşması, insanları varoluşsal problemlere ve bıkkınlığa itmiştir. Bunun sonucundaysa, daha fazla savaşmak istemeyen insanlar yaşamlarını daha barışçıl bir ortamda sürdürmenin yollarını aramaya başlamışlardır.

Politik bir eksende ortaya çıkan grafitinin doğuş zamanlarından çok uzak olmayan bir zamanda, 1971’de New York’ta kuryelik yapan bir gencin adını ve yaşadığı sokağı bir sokaktaki duvara yazmasıyla (Taki183) yeni bir hareket başlamıştır. Taki183 yazısı sonrasında şehrin birçok yerinde buna benzeyen isim-sokak numarası yazıları görülmüştür (Powers, 1996). Gittikçe büyüyen bu iki hareket daha çok halkın alt sınıfları tarafından sahiplenilmiş -ki bunlar çoğunlukla siyahilerdir- ve kullanılmıştır. Bu dönemde siyahilerin potansiyel olarak suçlu görülmesi, yeni ortaya çıkmış olan grafitinin de suçla ilişkilendirilmesinde etkili olmuştur (Bansky, 2006).

60’lı yıllar, Fransız Öğrenci Hareketi’yle duvar yazılarında ciddi artışın olduğu bir dönem olmuştur. Yine Arap Baharı’nda ve özellikle Mısır’da son yıllarda meydana gelen toplumsal hareketliliklerde de duvar yazıları ve grafitiler etkili bir şekilde kullanılmıştır. Arap Baharı’nda görülen ayaklanmaların sebepleri; işsizliğin artması, ekonominin çökmesi, gıda enflasyonu, yozlaşmış yönetim sistemi, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve yaşam standartlarının düşmesi şeklinde sıralanabilir. Sanders ve Pennebaker (1976) şiddetin ve otoritenin arttığı zamanlarda duvar yazılarında da artış olduğunu ve bunun, duvar yazılarının psikolojik özgürlükle ilişkili olabileceğini ileri sürmüşlerdir.

Dünyada bunlar olurken Türkiye’de de duvar yazıları bağlamında farklı olayların benzer etkilerinin olduğunu söylemek mümkündür. Türkiye’de 60’lı yıllar, tıpkı dünyada olduğu gibi, özgürlük taleplerinin dile getirildiği, siyasi hareketlerin yoğunlaştığı bir dönem olmuştur. Dünya ekseninde olduğu gibi politik taleplerin yoğunlaştığı, muhalif seslerin yükseldiği bu dönemde, duvar yazıları sıkça kullanılmıştır. Modern anlamda kullanılan grafiti ise Türkiye’de ilk kez 1985 yılında “Turbo” imzasını taşıyan grafitilerle görülmüştür. Modern grafitinin Türkiye’ye taşınmasında Almanya’da yaşayan/yaşamış Türkiyeli gurbetçiler ve onların etkilendikleri hip hop kültürü etkili olmuştur (Bal, 2014). Türkiye’de grafitinin yükselişini takip eden 90’lı yıllar ekonomik ve politik durumların beraberinde getirdiği sorunlar ve göçlerle yakından ilişkili görünmektedir (Ekti, 2014; Kavşut, 2005).

2013’te meydana gelen ve etkileri farklı boyutlarda hâlen tartışılan Gezi eylemleri, Türkiye’deki politik bir hareketin parçası olarak ele alınacak duvar yazıları araştırmaları için en çok başvurulan -ve hatta tek- kaynaktır (bkz. Aral, 2015; Güven, 2014). Gezi eylemlerinde duvar yazılarına olan ilgi artmış ve halkın farklı birçok kesimi tarafından, eylemler sonrasında da bu ilgi sürdürülmüştür. Yine Gezi eylemleri sırasında yükselişe geçen ve sonrasındaki yıllarda da etkili olan “şiir sokakta” hareketini bu duruma örnek olarak gösterebiliriz.

Duvar Yazılarının Sosyal Psikolojik Arka Planı

Yazının başından itibaren özetlenen tüm bilgiler ışığında, duvar yazılarının toplumla ve toplumun psikolojisiyle etkileşim içinde olduğunu kolaylıkla ileri sürebiliriz (bkz. Abel ve Buckley, 1997). Sosyal yaşamda, insanların günlük pratiklerine etki eden tüm olaylar duvar yazılarının konusu olabilmektedir. Duvarlara yazı yazan insanlar farklı sosyal mekanizmalarla hayatını dönüştürmeye çalışmakta ve sesini bir yerlere duyurmaya çalışmaktadır. Duvar yazılarını Sosyal psikoloji penceresinden ele aldığımızda farklı birkaç konudan bahsedebiliriz. Bunlardan ilki duvar yazılarıyla mekânın düzenlenmesi ve mekânın/yerin kendilenmesi konusudur.[1] Özellikle göç etmiş ve çoğunlukla şehrin periferinde konumlanmak durumunda kalmış; şehir hayatına uyum sağlama, toplumda var olabilme ve aidiyet duygusu hissetme konusunda zorlu bir süreçten geçen insanların, kendilerini ifade etme ihtiyacı hissetmesi ve bir var olma çabası göstermesi gayet beklenen bir örüntüdür. Kent ve toplumla ilişki kuramamış, kültürel ihtiyaçlarını karşılayamamış olan bu insanlar mekân bağlamında çevresindeki sokakları, duvarları kendinin kılmaya çalışmış ve bir şekilde kent ile bağ kurma, aidiyet duygusunu geliştirme yahut bir kimlik inşa etme yöntemi olarak duvarlara yazma yolunu seçmişlerdir. Bireysel ya da grup düzeyinde bir işaretleme olarak kullanılmış duvar yazısı ise alansallık deneyimine işaret etmektedir.[2] Taki183 örneğinde olduğu gibi bireysel düzeyde işaret bırakma ya da grup düzeyinde 60’lı yıllarda Türkiye’de farklı grupları temsil eden farklı sloganların bu farklı gruplar tarafından belli sokakların duvarlarına yazarak işaret bırakmaları, kendine ait olan yeri işaretleme ve o alanın sahipliğinin diğerlerince de tanınmasını sağlamaya yönelik bir hareket olarak yorumlanabilir. Bu durum aynı zamanda gruplar arasında adeta yazılı olmayan bir anlaşma olarak, grupların duracakları yeri belirlemekte ve birbiriyle iletişimini sağlamaktadır.

Duvar yazılarının temelinde ortama işaret/iz bırakmak suretiyle diğerleriyle kurulmak istenen sembolik bir iletişim aktivitesi yer almaktadır (Pennebaker ve Sanders, 1976). Ayrıca duvar yazıları gruplararası ilişkilerin mekanizmalarını aydınlatma süreçlerinde önemli rol oynayabilir. Söz gelimi grafitinin önceleri siyahilerle sonraları ise genel olarak alt sınıf kültürüyle özdeşleştirilmesi grafiti üzerinden bir kategorizasyonu kolaylaştırmıştır. Buna bağlı olarak grafiti yapanlar, kendi gruplarını kurarak ve onlara sıkı sıkıya bağlanarak, diğer yandan karşıdakilerin de kendilerini anlamadıklarını ve kendilerini ifade etmeye müsaade etmedikleri fikrini özümseyerek bir grup kimliği inşa etmektedirler. Öte yandan diğerlerinin de grafiti yapanları alt sınıfla özdeşleştirmeleri nedeniyle onları tehlikeli görmeleri, önyargı ve ayrımcılık pratiklerine zemin hazırlamaktadır. Bu durum grafitinin uzun yıllar suç ile ilişkilendirilmesi ve grafiti yapanların cezalandırılmış olmalarıyla temellendirilebilir (Cooper ve Chalfant, 2009).

Duvar yazılarına ilişkin birçok çalışmanın alt metninde birbiriyle ilişkili ve benzer mesajlar vardır. Sonuç olarak denilebilir ki, duvar yazıları, toplumların içinde bulunduğu durumu, o toplumun ekonomik ve politik iklimini, kişilerarası ve gruplararası ilişkilerini, duvara yazan insanların otoriteyle olan ilişkilerini hatta kabaca, dünyayla olan tüm ilişkilerini yansıtan bir aynadır.

Bu yazıyı yazabilmek için gerekli olan bilgileri derleme aşamasında yardımcı olan Bahar Bozkurt ve Merve Subaşı'ya teşekkür ederim.

Kaynaklar

Abel, E. L., ve Buckley B. E. (1977). The handwriting on the wall: Toward a sociology and psychology of graflti. Westport, CT: Greenwood.

Aral, A. (2015). Gezi ve değişken sokak dili: “The revolution will not be televised.” (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). İstanbul Bilgi Üniversitesi, İstanbul.

Bakırer, Ö. (1999), “The Story of Three Graffiti”, Muqarnas, 16, 42-69.

Bal, B. (2014). Grafiti ve sokak sanatında eser ve akımların tarihsel süreçte değerlendirilmesi ve analizi. (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Haliç Üniversitesi, İstanbul.

Banksy. (2006). Wall and Piece, London: Century.

Ekti, M. (2014). Psikogöstergesel bağlamda duvar yazılarının yansımasına ilişkin bir analiz örneği. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 31(2), 115-126.

Cooper, M. ve Chalfant, H. (2009), Subway Art, (25. Baskı) London: Thames & Hudson L.

Dessau, G. (1960), “Rock Engravings (Graffiti) from Iranian Baluchistan”, East and West, 11(4), s. 258-266. Güneş, Sabri (der.) (2009), Sokak Sanatı, İstanbul: Artes Yayınları.

Göregenli, M. (2015). Çevre Psikolojisi İnsan Mekân İlişkileri (3. Baskı). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Güven, A. (2014). Gezi’nin dili: Göstergebilimsel bir inceleme. İnsan & İnsan, 2, 19-29.

Kavşut, N. (2005). Duvar yazıları (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van

Powers, L. A. (1996). Whatever Happened to the Graffiti Art Movement? The Journal of Popular Culture, 29(4), 137-142. Psychology of’graflti. Westport, CT: Greenwood.

Sanders, D. Y. ve Pennebaker, J. W. (1976). American Graffiti: Effects of Authority and Reactance Arousal. Personality and Social Psychology Bulletin, 2(3), 264-267.


[1] Kendileme, “kişinin bir şeyi, eşya ya da mekânı, onunla kurulan karşılıklı ilişki içinde kendinin kılması” olarak tanımlanmaktadır (Göregenli, 2015, s. 186).

[2] Alansallık, “bir organizma ya da bir grubun sergilediği ve özel alanın sahipliğinin algılanmakta olması temeline dayanan davranışlar bütünüdür” (Göregenli, 2015, s. 108).