Duygusal Yeme Fenomeni Üzerine Bir Kritik
Negatif duygular gibi yemek yemek de hayatımızın bir parçasıdır. “Duygusal yeme” negatif duyguların bazı insanlarda yeme davranışında artışa yol açtığını söyleyen bir fenomendir (Bruch, 1973). Otonomik duygusal aktivitedeki artış vücutta tokluk hissine benzer hormonlar salgılattığı için bu durum biyolojik olarak şaşırtıcı olsa da (Blair ve ark., 1991), duygusal yeme birçok farklı popülasyonda gözlemlenmiştir (Evers ve ark., 2010). Yapılan bir çalışmada kadın ve erkeklerde görülme sıklığında majör bir fark bulunmamasının yanında düşük kilolu kişilerin negatif duygusal deneyimler yaşadıklarında hem normal kilolu hem de aşırı kilolu kişilerden daha az yemek yeme davranışında bulundukları tespit edilmiştir (Geliebter ve Aversa, 2003). Fakat yine aynı araştırmada şaşırtıcı olarak düşük kilolu bireylerin pozitif durumlarda diğer gruplardan daha fazla yemek yeme davranışı raporladıkları görülmüştür (Geliebter ve Aversa, 2003).
Duygusal yemenin altındaki psikolojik mekanizmayı açıklamaya çalışan birçok teori vardır. Bunlardan biri tıkanırcasına yemenin negatif duygulara dair bir öz farkındalıktan kaçış girişimi olduğunu savunmaktadır (Heatherton ve Baumeister, 1991). Bir diğeri ise aşırı yemenin pozitif duygu deneyimini arttırdığını iddia etmektedir (örneğin, tat, koku vb., Lehman ve Rodin, 1989). Başka bir araştırma ise duygusal yemenin esas sıkıntı kaynağından uzaklaşmak için yapıldığını ve algılanan stresi yeme davranışına hatalı bir şekilde aktarma girişimi olduğunu belirtmektedir (Herman ve Polivy, 1988).
Hepimiz zaman zaman sıkıldığımızda, üzüldüğümüzde veya stresli olduğumuzda kendimizi buzdolabının önünde bulabiliyoruz. Buna yalnızca duygular mı sebep oluyor yoksa hissedilen duygu ve yaptığımız davranış arasında başka bir işleyişten söz edebilir miyiz? Yapılan bir araştırmada salt duygunun yarattığı etkiden ziyade kişilerin duygu düzenlemedeki tutum ve tavırlarının etkisi araştırılmıştır (Evers ve ark., 2010). Kadın üniversite öğrencileri ile yürütülen çalışmada duygusal durumlarda bastırma yanıtını sık olarak verenlerin yine duygusal durumlarda bu yanıtı vermeyenlere kıyasla yiyecek tüketiminin arttığı gözlemlenmiştir. Bastırma duygusal durumlarda duyguların azaltılmasını veya hiç ifade edilmemesini gerektirir (Gross ve John, 2003). Bununla birlikte, yaşanılan durumun duygusal etkisini değiştirmek için kişinin o duruma yönelik düşüncelerini değiştirmesi (Mischel ve Ayduk, 2004) anlamına gelen yeniden yapılandırma stratejisindeki bireysel farklılıklar ile gıda tüketimi arasında bir bağlantı tespit edilememiştir (Evers ve ark., 2010). Duygu düzenlemede bastırma stratejisi strese karşı verilen fizyolojik yanıtı arttırırken davranışsal yanıtı kısıtlama eğilimindedir ve bunun negatif duygu deneyimini azaltmada başarısız olduğu görülmüştür. Buna karşın yeniden yapılandırma stratejisi daha az olumsuz duygusal deneyim ve daha az fiziksel tepki ile ilişkilendirilmektedir (Gross, 2002). Bu sonuçlara göre bastırma uyumsuz bir duygu düzenleme stratejisiyken yeniden yapılandırmanın uyumlu bir duygu düzenleme stratejisinin olduğunu söylemek mümkündür. Yine az önce bahsettiğim çalışmada (Evers ve ark., 2010) olumsuz duygularını bastırma talimatı alan katılımcıların bu duyguları yeniden değerlendirme veya kendilerini ifade etme izni verilen katılımcılara kıyasla daha fazla rahatlatan, iyi hissettiren yiyecekler (comfort food) yedikleri sonucu ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlar aslında duyguların kendiliğinden gıda alımını etkilemediğini ve uyumsuz duygu düzenleme stratejilerinin kullanılmasının artan yeme davranışından sorumlu olduğunu savunmanın pek de yanlış olmadığını göstermiştir (Evers ve ark., 2010).
“Yeme” alanında yapılan araştırmalarda araştırmacılar katılımcıları çeşitli gruplara ayırır ve bunu yaparken de çoğunlukla katılımcıların kendilerini raporladıkları ölçekler kullanırlar. Ancak son zamanlarda bu tür ölçeklerin geçerliliği hakkında çeşitli sorular sorulmaya başlanmıştır. Bir derleme makalede duygusal yemek yeme durumu, duygu durum ve yiyecek tüketimi arasındaki ilişkileri inceleyen çalışmalara bakılmıştır (Bongers ve Jansen, 2016). İncelenen çalışmalardan sadece bir tanesi duygusal yoğunluğu yüksek durumlarda artan gıda tüketimi hipotezini desteklerken diğer üç çalışmada böyle bir sonuca ulaşılmadığı tespit edilmiştir (Bongers ve Jansen, 2016). Buradan, duygusal yemek yeme ölçeğinde kişinin bildirdiği yüksek puanların gerçekten negatif duygular hissedildiğinde artan yeme davranışını göstermediği sonucunu çıkarabiliriz (Bongers ve Jansen, 2016). Başka bir deyişle, yüksek puan alan bireylerde yoğun duygusal koşullar altında yiyecek tüketiminin arttığına dair elimizde tutarlı bir kanıtın olmadığını söylemek mümkündür. Bunun olası bir nedeni “Depresif hissettiğinizde yemek yeme arzunuz oluyor mu?” gibi bir soru sorulduğunda kişilerin bu olayın meydana geldiği durumlara daha fazla, meydana gelmediği durumlara ise daha az dikkat etmeleri olabilir. Duygu durum ve yemek yeme arasındaki ilişkide bilinçli tepkileri değerlendiren anketlerin aksine, örtük ölçümler daha otomatik ve bilinçsiz ilişkileri değerlendirebildiğinden bu tarz ölçeklerin kullanılması daha yararlı olabilir (örneğin, Single Target Implicit Association Test [ST-IAT], Ecological Memort Assessments [EMA]; Bongers ve Jansen, 2016).
Yazının başında da belirttiğim gibi bazılarımız duygusal zamanlarda kendimizi buzdolabının önünde bulsak da yapılan çalışmalar bu durumu genellemek ve buradan bir sonuç çıkarmanın oldukça güç olduğunu gözler önüne sermiştir. “Duygusal yeme” fenomenine dair hem altında yatan mekanizmalar ile ilgili farklı teorilerin olması hem de ölçüm araçlarının tartışmaya açık olması bu güçlüğün başlıca nedenlerindendir.
Kaynaklar
Blair, E. H., Wing, R. R. ve Wald, A. (1991). The effects of laboratory stressors on glycemic control and gastrointestinal transit time. Psychosomatic Medicine, 53, 133-143.
Bongers, P. ve Jansen, A. (2016). Emotional eating is not what you think it is and emotional eating scales do not measure what you think they measure. Frontiers in Psychology, 7, 1-11.
Bruch, H. (1973). Eating disorders: Obesity, anorexia nervosa, and the person within. Basic Books.
Evers, C., Marijn Stok, F. ve de Ridder, D. T. D. (2010). Feeding your feelings: Emotion regulation strategies and emotional eating. Personality and Social Psychology Bulletin, 36(6), 792–804.
Geliebter, A. ve Aversa, A. (2003). Emotional eating in overweight, normal weight, and underweight individuals. Eating Behaviors, 3(4), 341–347.
Gross, J. J. (2002). Emotion regulation: Affective, cognitive, and social consequences. Psychophysiology, 39, 281-291.
Gross, J. J. ve John, O. P. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes: Implications for affect, relationships, and well-being. Journal of Personality and Social Psychology, 85, 348-362.
Heatherton, T. F. ve Baumeister, R. F. (1991). Binge eating as escape from self-awareness. Psychological Bulletin, 110, 86-108.
Herman, C. P. ve Polivy, J. (1988). Excess and restraint in bulimia. K. Pirke, W. Vandereycken ve E. Ploog (Ed.), The psychobiology of bulimia içinde (ss. 33-41). SpringerVerlag.
Lehman, A. K. ve Rodin, J. (1989). Styles of self-nurturance and disordered eating. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 57, 117-122.
Mischel, W. ve Ayduk, O. (2004). Will power in a cognitive-affective processing system: The dynamics of delay of gratification. R. F. Baumeister ve K. D. Vohs (Ed.), Handbook of self-regulation: Research, theory and practice içinde (ss. 99-129). Guilford.