Ekolojik Umut Üzerine Bir Mektup: Umut Yeşildir
Fulya Kırımer Aydınlı
Anadolu Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Dr. Öğr. Üyesi
Sevgili Hazan,
Son mektubun iki gün önce elime ulaştı. Seninle eski usul mektuplaşmak, bilimsel meraklarımızı arkadaş sohbetimizle yoğurmak her zaman çok keyifli. Ancak bu kez “Umutsuzum” diye başlamışsın mektubuna. “Gördükçe ruhum daralıyor. Dünyanın dört bir yanında çıkan yangınlar, yalnızca coğrafya defterlerimde kalan göller, nesli tükenen canlılar, nefes alabilmek, çoğalabilmek için yeni habitat yaratma çabasındaki hayvanlar… Okyanus akıntılarındaki değişiklikler, Amazonlardan parmağımızın ucundaki alanlara kadar yayılan ormansızlaşma, kutuplarda eriyen kalıcı buzlar, geniş ölçekli kuraklıklar... Ve tüm bunların sorumlusu biz insanlar… Ne yaparsak yapalım olmayacak, her yıl sıcaklık rekorları kırmaya, yıllık kaynaklarımızı yılın ortasında tüketmeye devam edeceğiz ve bu karanlık döngüden çıkamayacağız diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. … Uykularım kaçıyor. Bir gün unutup bambaşka bir sebepten mutlu olsam, ertesi gün yine aklıma düşüyor, karamsarlaşıyorum yeniden. Bazen gelecekten ne bekleyebileceğimi bilemez hâldeyken bazen tünelin ucundaki ışığı nasıl görürüm diye kafa yoruyorum. O anda ışık uzaklaşıyor sanki. Fiziksel bir rahatsızlığım olmadığı hâlde yorgun ve bitkinim. Çoğu zaman bir boşluk içindeyim.” diye yazmışsın. Canım arkadaşım, içten paylaşımın için çok teşekkür ederim. Haberleşemediğimiz süre zarfında yaşadığın zor anlar beni derinden etkiledi ve yazdıkların zihnimde çevresel kaygıyı, diğer bir adıyla eko-kaygıyı canlandırdı. Yani iklim değişikliği gibi çevresel krizlerin yol açtığı duygusal karmaşa hâli (Pihkala, 2020). Öncelikle şunu söylemeliyim ki, yalnız değilsin. Hislerine ortak olduğun farklı coğrafyalardan sayısız insan var. Bu insanların arasında etkileri görece daha yoğun veya daha küçük ölçekli yaşayanlar olabilir, ama artık dünya üzerinde hiçbir şekilde çevresel felaketin yansımalarına maruz kalmamış kimse bulunmuyor. Dolayısıyla çevresel kaygı az ya da çok, birçoğumuzun hissettiği bir duygu. Ancak çevresel krizlere yönelik duygu durumunu henüz tanımlayamayanlar olabilir. Bizler farkındalık aşamasını tamamlamış, bu bilgiyle ne yapması gerektiğine kafa yoran, başkalarıyla fikir alışverişinde bulunanlar arasındayız. Arayışta olma hâli insanı hareketsiz kalmaktan alıkoyar. Buna bağlı olarak bazı araştırmacılar iklim kaygısının pratik bir kaygı olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunur (Kurth ve Pihkala, 2022). Bu araştırmacılara göre pratik eko-kaygı, iklim ve biyoçeşitlilik krizi ile ilgili olarak ne yapılacağına dair yaşanan belirsizlik durumunda hissedilen bir kaygı türü. Bu kaygı yalnızca rahatsız edici değil, aynı zamanda bilişsel olarak harekete geçiren, bilgiyi aramayı, düşünmeyi ve karar alma çabasını motive eden bir işlev görüyor. O nedenle bilmeni isterim ki hem ortak hisler paylaşıyoruz hem de zihnimizde çıkış yolları arayışındayız.
Çıkış yolları ararken ilk adımlardan biri bilgi kaynaklarımızı çeşitlendirmek ve zihinsel antenlerimizi farklı kanallara açmak olacaktır. Yukarıda sıraladığın türde haberleri elbette takip ediyoruz. Çünkü bu sayede dünyanın gittiği yönü tayin edebiliyor, olumsuz gidişi yavaşlatmak ya da durdurmak için alınması gereken önlemleri tartışabiliyoruz. Ancak bir yandan olumlu gelişmeler ve girişimlere yönelik haberleri de izlemek, okumak ve başkalarıyla paylaşmak gerekiyor. Böylece yönümüzü çok daha doğru tayin edebilir, yalnızca olası önlemlere kafa yormakla kalmaz, aynı zamanda iyi örnekleri nasıl çoğaltabileceğimize de odaklanmış oluruz. Elimizde olan ve olmayanları farklı kefelerde tartabiliriz. Örneğin, fosil yakıtların yol açtığı çok boyutlu zararlarla ilgili haberleri okudun mu, diye sorsam alacağım cevap büyük ihtimalle evet olacak. Peki ya, yenilenebilir enerjiye dayalı elektrik üretiminin bu yıldan itibaren fosil yakıta dayalı üretimin önüne geçmeye başladığını (Uluslararası Enerji Ajansı, 2025) duymuş muydun? Biliyorum, bu demek değil ki fosil yakıtlar çok kısa zamanda hayatımızdan çıkacak. Ama birilerinin iklim ve çevre ile ilgili iyi dönüşüm ve değişimler için çalışmaya devam ettiğini görmezden gelmek de bu çabayı gösterenlere haksızlık olacaktır. Tabiatı koruma ve canlandırmayı amaçlamak adına atılan somut adımlar için yalnızca yeşil yayın yapan ya da özellikle bu konulara ayrı bir bölüm ayıran haber sitelerini takip ediyorum. Sen de şöyle bir baktığında göreceksin ki, bugüne kadar yerli halkın ve sivil toplum kuruluşlarının çabalarıyla başlayıp uluslararası fonlar ve üniversitelerin desteğiyle koruma altına alınan veya yeniden canlandırılan birçok doğal alan olmuş. Mesela Kolombiya’da gerekli restorasyon ve altyapı çalışmaları yapılarak birçok sulak alan koruma altına alınmış ve özgün bitki ve kuş türlerinin yeniden görülmesi sağlanmış (Glatsky, 2020). Bir başka girişimde, kıyı erozyonunu önleme, karbonu depolama gibi özelliklerinin yanı sıra birçok bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapan, bölgeye has mangrov isimli ekosistemin canlandırılması çalışmaları hem geleneksel hem teknolojik yöntemler kullanılarak yürütülüyor. Bu hem ekolojik hem sosyal dönüşüme yol açıyor; girişimi başlatan kadınlar sayesinde kadın liderlik kimlikleri güçleniyor, daha adil bir kaynak paylaşımı ve topluluk yönetiminden söz edilebiliyor (UNEP, 2025). Benzer girişim ve başarılara dair haberler dalga dalga yayılıyor, diğerlerine de göz atmanı öneririm. Yakınlarda Surinam hükümetinin ormanlarını koruma konusunda oldukça iddialı bir taahhüt verdiğini, ülkedeki ormanların %90’ını koruma altında tutmayı planladığını okudum. Bu, küresel koruma hedeflerinin çok üzerinde bir oran (Grattan, 2025). Ayrıca zaman içindeki büyük ölçekli etkileri heyecan verici. Yeşil boyama (yeşil aklama) yapmayıp karbon salınımını azaltmaya yönelik gerçekçi adımlar atan yerel ve uluslararası şirketlerden tut, ülke çapında atık yönetimi konulu okul projeleri yarışmalarına, deniz suyunu temizlemek için geliştirilen teknoloji temelli tesis projelerine kadar nice umut vadeden girişim yol katetmiş durumda. Gönüllü kuruluşlarca geliştirilen iklim değişikliği eğitim ve farkındalık projeleri binlerce çocuğu bilinçli birer birey olarak yetiştirmek için yürütülmeye devam ediyor (TEMA, t.y.).
“Ders sırasında bu sorunlara değinen konular açıldığında öğrencilerim soru sormasınlar diye gözlerimi kaçırıyorum. Düşün ki benden geleceğe dair ümit dolu sözler bekleyen gençlere bu güveni sağlayamayacak durumdayım.” diye devam etmişsin. Gençlere bu konuda güven sağlamakta zorlandığından bahsetmişsin. Bunu neden kendine bir yük, bireysel bir sorumluluk gibi gördüğünü sormak isterim. Anlattıklarından çıkarımım şu ki içinde bulunduğun kaygının yüksekliği seni hareket etmekten alıkoyarken, çevrendeki diğerlerini de etkisiz bir yere konumlandırmana sebep olmuş durumda. Onun yerine gençleri de yanına alarak ya da daha doğru bir ifadeyle sen de o gençlerin arasına karışarak, birlikte dik durmayı, sorumluluk almayı, akılcı çözümler için beraber harekete geçmeyi, bireysel mücadelenin yanı sıra toplumsal etkiyi büyütmeyi denemeye ne dersin? Şimdi on beş yaşlarında olan çevre ve çocuk hakları savunucusu Francisco Vera, iklim krizi nedeniyle çocuk hakları sürekli ihlal edildiğinden, onları çevre eğitimi yoluyla güçlendirmenin çok önemli olduğunu vurguluyor (UNESCO, 2024). Francisco ve farklı ülkelerden akranları görüşlerini dünya çapındaki platformlar aracılığıyla paylaşıyor. Onun örnek aldığı ve ilham olduğu birçok çocuk ve genç olduğunu tahmin etmek zor değil. Bir diğer örnek ise, genellikle çocuklar ve gençlerin başını çektiği grupların kendi ülkelerinde, iklim anlaşmalarına uymama, sera gazı emisyonları taahhütlerini yerine getirmeme, yağmur ormanlarının tahribatına göz yumma gibi birçok sebeple yaşam haklarının kısıtlandığı gerekçesiyle açtıkları davaları kazanmaları. Gençler, kaygıyı en derinden hissederek belki de bu hayatı kaliteli yaşamak için daha uzun zamanları olduğundan, konuyu birçoğumuzdan daha fazla ciddiye alıyor ve somut adımlar atıyorlar. Ne kadar umut verici öyle değil mi? Sence de geleceğin umudu çocuklar mücadelenin bu kadar merkezindeyken bizlerin de onların aktif destekçisi olması gerekmez mi? Gençlerin bu krizler karşısında zihinsel sağlıklarını desteklemenin yolunu bulmak için elbette önce kendi duygularımızla yüzleşmeli ve onlara nasıl destek olabileceğimizi sorgulamalıyız. Hickman (2020) iklim ve biyoçeşitlilik krizine yönelik kaygı taşıyan bireylerin, günlük yaşamlarını çevre ve iklim konularında aktif ve yapıcı roller üstlenerek yeniden düzenlemelerinin sağlıklı olacağını vurgular. Ayrıca, bu krize yönelik olumsuz duyguların sağlıklı birer tepki olarak görülmesi gerekliliğinden bahseder. Ona göre, yetişkinler “içsel aktivizm” yoluyla hem kendi duygularını anlayıp doğrulayabilir hem de çocukların duygularını anlayabilir. “Dışsal aktivizm” ile ortaklık kurarak da dünya için harekete geçmenin yollarını birlikte bulabilirler. Buradan yola çıkarak, öğrencilerden gözlerini kaçırmanın nedenlerini, “içindeki duygusal iklim krizini” onlarla paylaşarak ilk adımı atmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Tabiatın geleceği, ekolojik krizin olası getirileri hakkında özel paylaşım saatleri düzenlemek hepinize iyi gelecektir eminim. Kaygılar dile getirildikçe sağaltım gerçekleşebilir ve yerlerini başka duygular almaya başlayabilir. İklim duyguları çemberi (Pihkala, 2022) bu paylaşımlarda kullanabileceğin, herkesin iklim krizine yönelik duygusal çeşitliliği fark edebileceği bir araç olabilir. Paylaşımlar derinleştikçe duygular arası geçişlerin mümkün olduğunu, umut, güçlü hissetme, ilham, şükran, ilgi, empati gibi olumlu duyguların da küresel bir kriz anında bile yeri olduğunu hep birlikte keşfedebilirsiniz. Bugün birçok araştırmacının katıldığı görüşe göre, bireysel ve çevresel iyilik hâlini desteklemek için umut, olumlu bir gelecek algısı geliştirmeyi ve bu algı doğrultusunda etkin ve değerli değişiklikler gerçekleştirme kararlılığını beslemeyi sağlar (Betro, 2024). Psikolojik ve duygusal tepkilerin somut eyleme dönüştürülmesine önayak olur (Powell ve Rao, 2023). Görgül çalışmalar da bu görüşü destekler nitelikte sonuçlar gösteriyor. Örneğin bir çalışmada umut, çevre için harekete geçme niyetini güçlü biçimde öngörmüş (Geiger ve ark., 2021). Alan yazında yapıcı umut (Vandaele ve Stålhammar, 2022) ya da diğer bir deyişle kolektif ekolojik umut, tam da bu işleve işaret eden bir kavram olarak çıkıyor karşımıza. Kolektif ekolojik umut, doğanın ve tüm yaşam biçimlerinin iyiliğine duyulan güçlü inanca dayanan, bireyleri ve karar vericileri etkili ve ortak eylemlere yönelten dinamik bir duygu olarak tanımlanıyor. Gençlerin çevresel hareketliliğinin başlıca kaynağı olduğu vurgulanıyor (Rana Coşkun, 2025). Sorunları küçümseme veya görmezden gelme yoluyla umut etmeye karşılık gelen, inkâr temelli umut, iklim değişikliğine yönelik aktif katılımla ters yönde bir ilişkiye işaret ediyor. Bunun yanında yapıcı umut, kişilerin çevre dostu davranışları benimsemesiyle bağlantılı bulunuyor (Ojala, 2023). İklim umudu, insanların direnç, güç ve değişim iradesini simgeliyor; bu umut, derin sorunları tek başına çözmese de hem bireysel hem kolektif olarak iklim krizine karşı mücadelede vazgeçilmez bir kaynak sağlıyor (Frumkin ve ark., 2022).
Bitkinlik hissini besleyen başka gelişmelerden de bahsetmişsin. Okulda büyükçe bir uygulama bahçeniz olduğundan daha önce söz etmiştin, hatırlıyorum. Zaman zaman çocuklarını da götürüp bitkilerin gelişme evresini beraber gözlemlediğiniz… Gözünüz gibi baktığınız, her sene yeniden yeşermesi, kendine has bir flora oluşturması, böceklere, arılara, solucanlara ve nicesine yuva olması için uzun ve büyük uğraşlar verdiğiniz bahçeniz… Bu mektubunda o bahçe için geçen yıl gösterdiğiniz özen ve bakıma karşın, bu sene yağmur azlığı, ani don olayları ve günlerce ortalamanın üzerinde seyreden sıcaklıklar nedeniyle bazı bitkilerin beklenmedik kırılganlıkları, kısa hayatları seni ve dostlarını derinden üzmüş. Üzüntünüze ortak olduğumu bilmeni isterim. Bir yandan da düşünüyorum ki aslında bu beklenmedik durum aynı zamanda toprağı yeniden dinlemek için bir işaret olabilir. Öğrencilerin ve çocuklarınla birlikte toprağı canlı tutmak için alternatif yöntem ve kaynakları araştırmak, denemek, uygun olanlarla yola devam etmek için yeni bir meydan okuma fırsatı hâline gelebilir. “Umudu yeşertmek lazım” deriz ya hani, umudun rengidir yeşil. Umut her daim bahçenizde yeşerecektir. Yeter ki koşullara uygun düzenlemelere açık olun. Dünya çapındaki çevre kampanyalarını düşünelim. Dört bir yandan gönüllüler ve bağışçıların oluşturduğu kocaman bir ağ ile, bugün hektarlarca alanda ormanlaştırma kampanyaları yürütülüyor (örn., Ecosia, Terraformation). Bir florayı, bir faunayı oluşturmak yıllarca sürer, dediğini duyar gibiyim. Ancak bu ekim ve dikimlerin ekosisteme uygun biçimde, gerekli ölçüm ve öngörü hesaplarıyla yapıldığı, ekim-dikim yapılan alanların düzenli takip altında olduğunu düşününce senin de için bir nebze olsun rahatlar diye düşünüyorum. Yani insanlar yine insan eliyle zarar gören yerleri onarma konusunda ilgili, istekli ve etkin. İstekten bahsetmişken geniş çaplı bir araştırmanın çarpıcı sonuçlarından söz etmek isterim. 125 ülkeden 130.000 kişiyle yapılan bu araştırma, küresel ölçekte iklim eylemine yönelik güçlü desteği ortaya koymuş. Şöyle ki, katılımcıların %69’u gelirlerinin %1’ini iklimle mücadeleye ayırmaya istekli, %86’sı çevre yanlısı toplumsal normları destekliyor ve %89’u daha güçlü siyasi eylem talep ediyor. Ancak çalışma, insanların dünya genelinde diğerlerinin bu konuda ne kadar istekli olduklarını ciddi biçimde hafife aldıklarını gösteriyor. Üstelik bu durum kolektif iklim eylemini engellediği için, toplumda yaygın desteğin görünür kılınması daha da önemli (Andre ve ark., 2024). İşte sana umudu ve istekliliği ortaya koymak gerektiğini gösteren bir sebep daha…
“Ne yaparsam yapayım bu gidişatı değiştiremem. İnsan eliyle ortaya çıkan durumu değiştirmesi gereken yine insan, biliyorum. Ancak benim böyle bir gücüm yok.” demişsin. Umut, geleceğe yönelik bir duyguyu ifade etmekle birlikte kaynağını geçmişten alır. İçimizde, yine insan eliyle zora giren geleceğin düze çıkmasını sağlayacak güç var. Biz o gücü yine tabiatta buluyoruz. Öncelikle, onun bize biz olduğumuz için değil, “doğası gereği” sunduklarını, olduğu gibi kabul etmekle başlayacağız. Bunu yapmak zor değil, çünkü yüzyıllar önce çevrenin ve toplumun iyiliği için kullanabileceğimiz kaynak ve donanımımız çok daha kısıtlıyken bile biz bunu yaptık. Şu anki şartlarda yine ve daha çoğunu yapabiliriz. Tabiatın kendine has gücünü zihnimizde ve kalbimizde bulabiliriz. Bu güç önce kaygımızı baş edilebilir düzeylerde tutar, sonra da tabiat için harekete geçmemizi sağlayan bir güce dönüşür. Yani kaygının panzehri gibidir umut. Jasper (2011) duygular ve sosyal hareketliliği ele aldığı makalesinde, pozitif bir duygu ile negatif bir duygunun yarattığı gerilim veya zıtlığın kişileri harekete geçirdiğini söyler. Bir duygunun işlevini anlamak için karşıt duygunun varlığını da keşfe çıkmak gerekiyor diyebilir miyiz?
Hayat bir döngü ve biz şu an bu döngünün en karanlık noktasında gibi hissediyoruz. O karanlığın içindeyken de bunun bir döngü olduğunu zaman zaman unutabiliyoruz. Halbuki içten içe biliyoruz ki ilksel insanlardan bu yana, insanın tabiatın bir parçası olduğunu hatırladığı her dönemde, bu döngü işlemiş ve insanlık kendini daha aydınlık günlerde yeniden bulabilmiş. Ama bunu her daim çaba göstererek yapmış. İzleyici olarak kalmamış. Çünkü yaşamak için tabiata ihtiyacı olanın kendisi olduğunu, tabiatın var olmak için insana ihtiyacı olmadığını bilmiş. Tam da bu sebeple, umudu yeniden yeşertmek için önce güçlenmemiz, güçlenmek için de bizi paralize eden düşünce ve kaygıları sağlıklı bir forma dönüştürebilmemiz gerekiyor. Evrimsel mücadele ruhu hepimizin zihninde saklı dosyalar arasında duruyor. İstersen bisiklete binmek gibi diyelim. Biliyoruz, bir zaman öğrenmiştik çünkü. Şimdi yalnızca nasıl yapacağımızı hatırlamamız gerekiyor.
Mektubuna iliştirdiğin şiiri yeniden okudum. İlk okuduğumda dizelerdeki anlam arayışı dikkatimi çekmişti. İkinci okuyuşumda ise bağlılık ve dayanışma çağrısını duydu kulaklarım. Tıpkı hayat gibi zıtlıkları bir arada bulunduran dizelermiş demek. Ben de bu akışı sürdürmek adına seninle Edip Cansever’in dizelerini paylaşıyorum.
Bütün iyi kitapların sonunda
Bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
Meltemi senden esen
Soluğu sende olan
Yeni bir başlangıç vardır
Parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın
Gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
Onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
Her başlangıçta yeni bir anlam vardır.
Nedensiz bir çocuk ağlaması bile
Çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.
Şiirle ilgili hislerini okumak için sabırsızlanıyorum. Bu sefer sana iki zarf gönderiyorum. Bizzat okumak ve öğrencilerinle paylaşmak isteyebilirsin diye düşünerek, okuduğum ve beni aydınlatan kaynakları da mektuba ekliyorum. Diğer zarfta tohumlar bulacaksın. Onları, yaşadığın yerin değişen iklim koşullarını hesaba katarak çeşitlendirmeye gayret gösterdim. Sen de elindekileri eklersin. Nereden anladığımı sorduğunu duyar gibiyim. Her biri özenle etiketlenmiş, küçük cam kavanozlarındaki tohumları yenilemeyi bıraktığını en karamsar satırlarını okurken bile hiç düşünmedim. Çünkü umut, küçücük cam kavanozlara sığabilecek kadar küçük, kocaman bir alanı yeşertebilecek kadar bereketlidir. Bahçede kuruyan bitkilerin yerine ailen ve öğrencilerinle birlikte yeni tohumları ekmenizi, bitkilerin toprakla dansını izleyebilmenizi umuyorum. Çünkü umut yeşildir. Haberlerinizi bekliyorum. Hem senin hem de bahçenin…
Heyecan ve umutla...
Nevbahar
Kaynaklar
Andre, P., Boneva, T., Chopra, F. ve Falk, A. (2024). Globally representative evidence on the actual and perceived support for climate action. Nature Climate Change, 14, 253–259.
Betro, S. (2024). From eco-anxiety to eco-hope: surviving the climate change threat. Frontiers Psychiatry, 15, 1429571.
Frumkin, H., Cook, S., Dobson, J. ve Abbasi, K. (2022). Mobilising hope to overcome climate despair. British Medical Journal, 379, 2411.
Geiger, N., Swim, J. K., Gasper, K., Fraser, J., ve Flinner, K. (2021). How do I feel when I think about taking action? Hope and boredom, not anxiety and helplessness, predict intentions to take climate action. Journal of Environmental Psychology, 76(2), 101649.
Kurth, C. ve Pihkala, P. (2022) Eco-anxiety: What it is and why it matters. Frontiers in Psychology, 13, 981814.
Ojala, M. (2023). Hope and climate-change engagement from a psychological perspective. Current Opinion in Psychology, 49, 101514.
Pihkala, P. (2020). Anxiety and the ecological crisis: An analysis of eco-anxiety and climate anxiety. Sustainability, 12(19), Article 19.
Pihkala, P. (2022). Toward a taxonomy of climate emotions. Frontiers Climate, 3, 738154.
Powell, R. A. ve Rao, M. (2023). Balancing climate anxiety with hope: Learning from collective climate activism. British Medical Journal, 383, 2316.
Rana Coşkun, E. (2025). Hope for a Better Future. Rana Coşkun, E. (Ed.), Unraveling emotions in environmental movements and green politics içinde (ss. 101-113). Palgrave Macmillan.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) (2025). Renewables. https://www.iea.org/energy-system/renewables
UNESCO (2024, Mayıs 13). “We need to develop eco-hope”, says young climate activist Francisco Vera. https://www.unesco.org/en/articles/we-need-develop-eco-hope-says-young-climate-activist-francisco-vera
Glatsky, G. (2020, Ağustos 4). In Bogotá, communities weave an unlikely wetland success story. https://news.mongabay.com/2020/08/in-bogota-communities-weave-an-unlikely-wetland-success-story/?utm_source=chatgpt.com
Grattan, S. (2025, Eylül 29). Suriname pledges to shield 90% of forests, far beyond global conservation goal. https://apnews.com/article/suriname-forest-protection-carbon-sink-climate-cop30-7303ab7c784e86e3918168b8e7f60e81
Jasper, J. M. (2011). Emotions and social movements: Twenty years of theory and research. Annual Review of Sociology, 37(1), 285–303.
TEMA Vakfı. (t.y.). İklim değişikliği eğitim projeleri. https://www.tema.org.tr/calismalarimiz/egitim/egitim-projeleri/iklim-degisikligi adresinden alınmıştır.
UNEP (2025, Eylül 19). Climate fallout intensifies: Colombian towns turn to old friend mangroves. United Nations Environment Programme. https://www.unep.org/news-and-stories/story/climate-fallout-intensifies-colombian-towns-turn-old-friend-mangroves
Vandaele, M. ve Stålhammar, S. (2022). “Hope dies, action begins?” The role of hope for proactive sustainability engagement among university students. International Journal of Sustainability in Higher Education, 23(8), 272–289.