Entropi ve İnsan Doğası
Ahmet Okkol
DEÜ İİBF Mezunu
Entropinin en basit tanımı şudur: ‘Kâinatta her şey, kendini minimum enerji ve maksimum düzensizliğe çekmek ister.’ Yani her şey ama her şey dağılma ve bozulma eğilimindedir. Dalından koparılmış bir elmanın giderek bozulmaya başlamasını buna örnek verebiliriz. Hatta dalından koparmasanız da bir süre sonra elma düşüp toprağa karışacak ve bozulacaktır. Oysa bir zamanlar tüm düzenliliği ve fonksiyonelliğiyle mükemmel bir elmaydı. Onu yiyebilir ve onun size verdiği minik de olsa enerjiyle metabolizmanızı besleyebilir ve kendinizin düzenini koruyabilirdiniz.
Entropiyi zaman ekseninde ele almak gerekir. Bir vazo kırıldığında onu tekrar eski hâline getiremezsiniz. Yani düzenli olan vazo entropiye uğramış ve düzenini kaybetmiş, düzensiz olmuştur. Geri de alamazsınız. Yani entropi zaman gibi doğrusaldır. Zamanın doğrusal olduğu şimdilik bir ön kabul, Einstein bunu öne sürmüştü ama kuantum mekaniği teoremlerinden sonra bu teori büyük ölçekte çökmüş görünüyor. Bunun anlamı basitçe, şu an hem dünü, hem bugünü, hem de yarını yaşıyor olabiliriz ya da yaşayan yapılar, maddeler olabilir. Yine de bu da sadece bir teoridir o nedenle gözlem veren teori zamanın doğrusallığıdır. Yani şimdilik zaman eğilip bükülebilen bir çubuk gibi ve deterministik. Yani sebep ve sonuçlar var. Zamanın doğrusal ya da noktasal olmasından bağımsız olarak, algılanan zamanın determinist yapısı değişmez. Yani önce vazoya çarparsınız, vazo yere düşer ve kırılır. Vazoyu bir zamanlar düzenli, kırık olmadığı bir ana geri döndüremezsiniz. Zaman gibi doğrusaldır derken bunu kastediyoruz. Geri döndürülemez. Ama zamanın doğrusallığı da, entropinin doğrusallığı da şu anki gözlemlerimiz doğrultusunda bir ön kabuldür. Bunları dogmalaştırmamak gerekiyor. Değişebilir.
Evrendeki her şey dağılır. Galaksiler birbirinden uzaklaşır, güneş ısısını kaybeder günden güne, bundan 5 milyar yıl sonra da olsa bu ısı kaybı yüzünden bir gün o da ölecektir. Evren topyekün bir gün tüm enerjisini kaybedecek ve geriye tek bir parıldayan yıldız bile kalmayacaktır. Tamamıyla ‘yok’ olacaktır. Tabi hiçbir şey yok olmaz, sadece form değiştirir. Bu dağılışın sonucunda ortaya ne çıkacağını, çıkabileceğini bir önceki sayıda Zaman–Kader ve İnsan yazımızda açıklamaya çalışmıştık. Bu süre hesaplamalara göre çok çok uzun süreler sonra olacaksa bile bir gün olacaktır. İnsan entropiye uğrar, hücreleri ölür, kendi ölür… Boşuna termodinamiğin ikinci yasası değildir entropi. Entropiden hiçbir şey kurtulamaz.
İnsan da kurtulamaz. İnsanlar da aynı elma gibi bozulma eğilimindedir. Giderek hem fiziksel olarak hem de düşünsel olarak dağılırız. Misal, baskı ile kontrol altına alınan toplumlar o baskıyı kırmak isterler. Çünkü baskı onları bir düzene sokmak ister ancak toplum daha düzensiz olmak ister. Aynı bir şişedeki gaz gibi. Şişeyi açtığınızda gaz daha düzensiz olan dış ortama kaçmak ister, oysa şişenin içinde düzen vardır. Belki de o nedenle bazı devletlerde periyodik aralıklarla darbeler oluyor. Darbe ve devrimlerle tekrar kurulan düzen, yıllar içinde entropiye uğrayarak düzensizleşiyor ya da daha doğru bir ifadeyle düzensizliğe kaçmak istiyor ve sorunlar çıkıyor. Ayaklanmalar ve baskıya direnişler sonucunda kurulu düzeni değiştirmek için yapılan darbenin sağladığı düzen de yıkılıyor ve bu böyle sürüp gidiyor. Belki de toplum kendi içinde bir denge arayışına gidiyor ve darbeler ayaklanmalar bu denge arayışının neticesinde oluşuyor. Şişeye yeni sıkıştırılmış bir gazı çıplak gözle gözlemleme olanağımız olsaydı, gazın ilk önce şişenin içinde kaotik bir şekilde dolaştığını ve daha sonra her gaz molekülü durulsa bile yine de şişenin kapağına doğru bir baskı yaptığını gözlemlerdik. Toplumsal davranış kalıpları ile doğa kanunları arasında benzerlik olması aslında beklenen bir şeydir. Çünkü topraktan yani doğadan yaratılmışızdır ve aynı yasalara tabiyizdir. Bu bağlamda insan psikolojisinin doğa bilimleriyle irdelenmesi gerektiğini savunabiliriz, çünkü bazı olguların çok basit açıklamaları olabiliyor.
Duygularımız da entropiye uğrar. Severiz, sevdiğimizde sanki hayatın anlamını bulmuş gibiyizdir. Sanki hayatta doğru yer ve doğru zamanda, tam da olması gereken yerdeyizdir. Hayatınızı düzenli hissedersiniz, doğru hissedersiniz. Ama bir süre sonra sebepsiz yere bozulur bu düzen. Ya karşınızdaki ya da siz artık bu düzeni istemezsiniz. Bazen aldatır, bazen aldatılırsınız bu düzeni gizli gizli yıkmak için. Bir süre sonra da ayrılırsınız. Düzen bozulur, entropiye uğrarsınız. Entropiye uğramak demek değişmek, dönüşmek demektir aslında. Batman: Kara Şövalye filminde doğadaki kaosu temsil eden Joker karakterinin bir sözü vardır:
‘Ya iyi olarak ölürsün, ya da kötüye dönüşecek kadar uzun yaşarsın’
Her yeni başlangıcın istisnasız bir katili vardır: entropi. Odanızı toplarsınız, bozulur. Çiçek yetiştirirsiniz, solar. Mutlak sonu getiren entropidir.
Zaman geçtikçe entropiye uğrarız ya da entropiye uğradıkça, bozuldukça, dönüştükçe değiştikçe zaman geçer. Hangisi hangisini meydana getiriyor tam olarak net değildir. Zaman ile entropi arasında grift, simbiyotik bir ilişki vardır. Bir elmayı -273 santigrat derecede dondurursak zaman o elma için geçmez gibi görünür, çünkü artık entropiye uğramıyor, bozulmuyordur. İnsan da zaman içerisinde ilerledikçe, düşünceleri ve kişiliği değişmelere uğradıkça kendi zaman algısını yaratır. Yaşamımızda kökten değişikliğe uğradığımız zamanlarda zaman sanki daha hızlı akıyor gibidir. Yıpranırız, yoruluruz, bedenen ve ruhen entropinin hızı artar. Zaman da daha hızlı akıyor gibi gelir. Zaman, insan algısı ve entropi arasındaki bu grift ilişki, deneyimi yaratır. Deneyim bir sonraki nesle aktarılır ve süreç işlemeye devam eder. Doğada da bir elma tohumu yere düşerek yeni bir elma ağacı meydana getirir. Bozulan, entropiye uğrayan bir yapıdan yeni bir düzenli yapı oluşur. Canlılık entropiyle bir savaş içerisinde gibidir. Hâliyle doğanın bir sonucu olan insan da entropiyle savaşında ön saflarda yer alır. İnsan doğasının, düşüncelerinin kaotik yapısı da bu savaşın getirisidir.
Havva ile Âdem bilgi elmasından yerken tüm bunları düşünmemişti belki ama artık o elmanın suyu damarlarımızda geziyor ve entropiye karşı bir bayrak yarışında, yeni elma ağaçları yeşertmek için tohumlar eken ellere can veriyor. Hedef bilgi ağacının değil, hayat ağacının elması olmalı…
Kaynaklar
Roger, P. (2004). Fiziğin Gizemi – Kralın Yeni Usu 2. (11. Baskı). (T. Dereli Çev.) Ankara: TÜBİTAK Yayınları.
Ruelle, D. (1998). Rastlantı ve Kaos. (10. Baskı). (D.Yurtören Çev.) Ankara: TÜBİTAK Yayınları.