Evdeki Toplumsal Cinsiyet Rollerine Eleştirel Bakış Açıları
Hamide Erzincan
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Genel Psikoloji Yüksek Lisans Prog. Öğrencisi
Ev, en basit tanımıyla içinde yaşadığımız bir yerdir. Ancak, bundan da öte, ev aynı zamanda imgesel bir anlam da barındırarak, duygusal ve kültürel anlamlar içeren karmaşık, çok katmanlı bir mekândır. Literatürde ev terimi, aile, benlik, cinsiyet gibi kavramlarla ilişkili olarak çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır (Blunt ve Dowling, 2006; Mallett, 2004).
Cinsiyet kavramı ise, Türkçede hem biyolojik hem de toplumsal anlamlar barındırsa da biyolojik cinsiyet (sex) ve toplumsal cinsiyet (gender) ayrımını yapmak gerekmektedir. Cinsiyet terimi literatürde biyolojik farklılıklara gönderme yaparken, toplumsal cinsiyet ise toplum tarafından yapılandırılan ve ayrıştırılan ‘kadınlık’ ve ‘erkeklik’ kavramlarına işaret eder. Bu iki kavram, birbiriyle oldukça ilişkili olmasına rağmen, toplumsal cinsiyet, biyolojik cinsiyet terimine göre daha fazla alt anlam içerir (Dökmen, 2012; Kaya ve Yaşar, 2021).
Cinsiyet rolleri, belirli durumlarda insanların davranışlarına yön veren sosyal normlara ve paylaşılan kurallara göre gerçekleştirilir. Kadınlar ve erkekler, anneler ve babalar, kızlar ve erkek çocukları, farklı normatif rol tanımları olan statülere sahiptir (Lindsey, 2021, s. 5). Toplumsal cinsiyet literatürü, cinsiyet rollerine sürekli maruz kalınıp, rollerin içselleştirilmesiyle kalıpyargıların yaşam boyu yeniden üretildiğinden ve böylece cinsiyet rollerinin kalıplarından çıkılmasının zor olabileceğinden bahseder (Kaya ve Yaşar, 2021).
Bu derlemede, ev bağlamında toplumsal cinsiyet rolleri ve kadın ve erkek arasındaki ilişkiler, konu üzerindeki teorilerle ilişkilendirilerek açıklanacaktır. Son olarak ise, evdeki bu rollerin farklılaşma gösterdiği çiftler üzerinde durulacaktır.
Evdeki kadınlık ve erkeklik rollerine geçmeden önce, neden toplumsal cinsiyet çalışmalarının ev bağlamı üzerinde durduğu anlaşılmalıdır. Evin oldukça çeşitli tanımlarından, ev konseptinin samimi ve ailevi ilişkilerle bağlantılı olduğu çıkarılmaktadır. Ev ve ev içi ilişkiler gerek ev işlerinin getirileriyle gerek duygusal aidiyet ilişkileriyle gerekse birey, hane ve toplum arasında bağlantılar kurma yoluyla, toplumsal cinsiyetle iç içedir. Toplumsal cinsiyete dayalı beklentiler ve deneyimler, tüm bu sosyal ilişkiler aracılığıyla gerçekleşir ve bu nedenle toplumsal cinsiyet, evi anlamak için kritik öneme sahiptir (Bowlby ve ark., 1997).
Toplumsal cinsiyet üzerine yapılan erken dönem çalışmalar, aile evindeki belli bölüm ve alanların cinsiyet kalıpyargılarına maruz kaldığını tartışmıştır. Örneğin, mutfak, kadının alanı olarak görülür. Ev tasarımlarının, belirli bir sosyal ve tarihsel döneme özgü kalıplaşmış cinsiyete dayalı ilişkileri yansıttığı belirtilmiştir (Hunt, 1989; akt., Mallett, 2004). Toplumsal cinsiyet ve mekânla ilgili daha yakın tarihli tartışmalar ise, aile evindeki alanların nasıl paylaşıldığına dair daha entelektüel ve karmaşık bir analiz üzerinde durmaktadır. Örneğin, mutfağın ‘kadının’ alanı olduğuna yönelik bir etiket var olsa da öyle olmayabileceği de söylenmektedir. Mutfak tezgahlarının yüksekliklerinin erkeklerin boylarına göre tasarlanması, evdeki her alanın toplumsal cinsiyet etiketlerine maruz kalmayabileceği argümanına verilen bir örnektir. Daha ziyade, belli zamanlarda ve ilişkisel bağlamlarda bu mekânlarda gerçekleştirilen faaliyetler, cinsiyet, yaş ve rol hakkındaki bazı fikirleri yansıtmaktadır (Bowlby ve ark., 1997; Mallett, 2004).
Alanda Öne Çıkan Teoriler
Tarih boyunca tüm dünyada, iş bölümleri biyolojik cinsiyet etkisinde şekillenmiştir. Cinsiyete dayalı iş bölümü, hangi görevlerin cinsiyet temelinde atandığı sürecine atıfta bulunur (Wharton, 2005, s. 82). Bu süreç, kadınların ve erkeklerin hem bölüştükleri işleri hem de arasındaki güç ilişkilerini tanımlayarak, bu güç ilişkilerini yeniden biçimlendirir (Dedeoğlu, 2000).
Ev içindeki cinsiyet rollerinin nasıl ayrıştığı, literatürde iki yaklaşımla açıklanmaya çalışılmaktadır. Bunlar mikro ve makro düzeyli yaklaşımlardır. Mikro düzeyli yaklaşımlar “Göreli Kaynaklar,” “Zaman Uygunluk” ve “Toplumsal Cinsiyet” açılarından ele alınmaktadır. Makro düzeyli yaklaşımlara ise, “Yapısal İşlevselcilik” ve “Çatışma Teorisi” örnek verilebilir (Lachance Grzela ve Bouchard, 2010).
Mikro Düzeyli Yaklaşımlar
Mikro düzeyli yaklaşım, adından da anlaşılabileceği üzere bireylerin karakteristiklerine, ilişki dinamiklerine odaklanan geleneksel bir bakış açısı sunar (Lachance Grzela ve Bouchard, 2010). Göreli Kaynaklar Yaklaşımı, ailedeki bir kişinin eğitim ve kazanç gibi dışsal kaynaklarının evdeki karar verme yetkisini arttırdığını belirtmektedir. Bu bakış açısının altında yatan önemli bir varsayım, çoğu insanın ev işlerinden kaçınmak istediği ve bu nedenle de bir kişinin eşine göre fazla kaynağa ve dolayısıyla da güce sahip olması, rutin ev işlerini yapmamak üzere daha çok pazarlık imkânı yarattığıdır (Knudsen ve Wærness, 2008). Bu görüşü destekleyen araştırma bulgularına göre, daha çok para kazanan partnerin daha az ev işi yaptığı bilinmektedir (Parkman, 2004). Ek olarak, kadınların tarih içinde değişen kazançları, erkeklerin ev işlerine katılımı üzerinde de güçlü bir etki yapmıştır (Cunningham, 2007). Göreli Kaynaklar Yaklaşımı ev içindeki rollerin nasıl değiştiğini açıklamak için yararlı bir alt bakış olsa da günümüzde kazancın eşit dağıldığı veya kadınların daha çok kazandığı evlerde neden hâlâ birçok rutinin kadınlar tarafından icra edildiği sorusuna açıkça cevap verememektedir (Evertsson ve Nermo, 2007; Lachance Grzela ve Bouchard, 2010).
Mikro düzeyli perspektifin ikinci alt yaklaşımı olan Zaman Uygunluk Yaklaşımı ise, ev dışında geçirilmek zorunda kalınan vaktin ev içindeki iş paylaşımını etkilediğini savunur (Davis ve ark., 2007). Buna göre, ev dışında tam zamanlı çalışan partnerin daha az rutin ev işi yükü olacaktır. Günümüzde kadınların iş gücündeki varlığının artmış olması ev işi üstlenebilecekleri zamanı kısıtlaması ve eşlerin evdeki iş bölümü üzerinde planlı bir şekilde durması gerektiğini gösteriyor (Robinson ve Hunter, 2008).
Cunningham’ın (2007) boylamsal çalışması, daha uzun çalışma geçmişine sahip kadınların eşlerinin, daha az çalışma tecrübesi edinmiş kadınların eşlerine kıyasla, ev işlerinin nispeten daha büyük bir bölümünü gerçekleştirdiğini göstermiştir. Bu araştırmaya göre, kadınların istihdam statüsü, ev işlerinin bölünmesinde erkeklerin istihdam durumuna göre daha fazla etkiye sahiptir. Bu hipotezi de destekleyen kanıtlar bulunmakla birlikte, eşlerin ev dışında eşit düzeyde iş yükü olmasına rağmen yine de kadınların daha çok ev işi yaptığı ve eve dönünce sorumluluğun (ikinci vardiya) yine kadında olduğu da bilinmektedir (Bartley ve ark., 2005; Lachance Grzela ve Bouchard, 2010).
Üçüncü alt yaklaşım olan Toplumsal Cinsiyet Yaklaşımı ise, geleneksel toplumsal cinsiyet tutumlarının (kadınların ev hanımı, erkeklerin ise ‘eve ekmek getiren’ kişi olduğu), evde eşitlikçi bir iş bölümü oluşturmaya engel olduğunu belirtir (Kaya ve Yaşar, 2021). Ancak, bu tutumların günümüzde daha eşitlikçi bir bakış açısına evrimleştiği de bilinmektedir. Eşitlikçi görüşlerin artması, ev içindeki sorumlulukların da eşit bir şekilde paylaştırılabileceği inancını desteklemektedir (Bu yaklaşım, Feminist Teori’de de açıklanmaya devam edilecektir.) (Lachance Grzela ve Bouchard, 2010). Bianchi ve arkadaşları (2000), toplumsal cinsiyet ideolojisi perspektifinin, kadınların ev işlerindeki payını açıklamakta erkeklerin katkısını açıklamaya göre daha yararlı olduğunu öne sürüyor. Bulguları, erkeklerin eşitlikçi ideolojisinin, eşlerinin ev işlerinde harcadıkları vaktin azalmasıyla ilişkili olduğunu, ancak kendi yaptıkları ev işi saatlerindeki artışla ilişkili olmadığını göstermektedir.
Sosyal İnşacı Yaklaşım’dan yararlanan “Toplumsal Cinsiyet İnşacı Bakış Açısı”na göre, evdeki aileye bakmak ve ev işleri yapmak kadınlara biçilmiş bir rol olarak görülmektedir (Knudsen ve Wærness, 2008). Kadınlar, feminen toplumsal cinsiyet kimlikleriyle tutarlı davranmalarını sağladığı için daha fazla ev işi yapabilir ve erkekler de kendi toplumsal cinsiyet kimliklerini korumak ve güçlendirmek için ev işi yapmaya direnebilir (Erickson, 2005). Kadınlar ev işinin tamamlanmasına ve denetlenmesine daha fazla zaman ve kaynak harcarlar, çünkü kadınların “eş ve anne” kimlikleri ev temelinde oluşur ve ev işlerinin yapılıp yapılmaması bu kimliklerin algılanışını oldukça etkiler. Buna karşın, erkeklerin “eş ve baba” kimliklerinin ise ev temelinde oluşmadığı değerlendirilmektedir (Bianchi ve ark., 2000). Toplumun erkeklerin ev işlerine katılmasına yönelik düşük beklentisi, erkeklerin kendileri için daha elverişli bir iş bölümü yaratabilmelerini desteklemektedir. Ancak kadınların da feminen ve toplumsal cinsiyet kimliklerini korumak için bu durumu destekleyebileceği eklenmelidir (Lachance Grzela ve Bouchard, 2010).
Makro Düzeyli Yaklaşımlar
Evdeki rolleri daha iyi anlayabilmek adına davranışın gerçekleştiği sosyal çevrenin de incelenmesi gerekmektedir (Geist, 2005; Hook, 2006). Makro düzeyli yaklaşım, sosyal ve kültürel etkilerin bireylerin kendi evlerinde nasıl davrandığını şekillendirdiğini belirtir ve de böylece partnerlerin ev işlerini nasıl organize edip paylaştığını inceler (Fuwa ve Cohen, 2007). Makro ölçekte yapılan araştırmalar göstermektedir ki daha fazla toplumsal cinsiyet eşitliği (gender-egalitarian) görülen ülkelerde (örn., Kanada, İsveç), daha az görülen ülkelere kıyasla (örn., Japonya, İtalya) ev işi paylaşımı daha eşitlikçi bir şekilde yapılmaktadır (Knudsen ve Wærness, 2008). Ek olarak, Hook’un 2006 yılında gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarına göre, kadın istihdamının daha yaygın olduğu ülkelerde sadece evli erkeklerin değil, aynı zamanda bekar erkeklerin de ev işleri yapmak için daha fazla zaman harcadıklarını görülmektedir. Bu çalışmalar bize toplumsal cinsiyet rollerindeki toplumsal değişimlerin etki boyutlarını sunmaktadır.
Yaşanılan ülkedeki genel politik tutumların da ev işleri paylaşımını etkileyebileceğine dair veriler bulunmaktadır. Muhafazakâr rejimle yönetilen ülkelerde (örn., Japonya) eşlerin eşit miktarda ev işi yapması, sosyal-demokratik (örn., İsveç, Norveç) ve liberal (örn., ABD) ülkelere göre daha nadirdir (Geist, 2005).
Çalışma düzenlemeleri, iş-aile dengesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine gerçekleşen girişimlerin, sosyal politikaların ev işleri ve çocuk bakımının cinsiyete dayalı dağılımını etkileyebileceği varsayılmaktadır. Örneğin hamilelik izni, genellikle anneler tarafından kullanıldığı için, kadınların finansal kaynaklarını ve uzun vadeli istihdam olanaklarını sınırlandırmasının yanı sıra, cinsiyete dayalı kadın ve erkek rollerini (“eve ekmek getiren erkek” ve “ev hanımı kadın”) güçlendirerek daha eşitlikçi bir iş bölümünü engelleyebilir (Hook, 2006). Ancak, toplumsal cinsiyet eşitliği girişimleri, kadınların iş gücüne katılımını ve finansal bağımsızlıklarını teşvik ederek, kadınlara daha eşit bir iş bölümü istemeleri için daha fazla pazarlık gücü verebilir (Fuwa ve Cohen, 2007).
Fuwa ve Cohen’in (2007) çalışması, mevcut ebeveyn izninin uzunluğunun, eşler arasındaki iş bölümü ile ilişkili olduğunu göstermiştir: Ebeveyn izni politikalarını daha çok sunan ülkelerdeki çiftler, daha kısa ebeveyn izni olan ülkelerdeki çiftlerden daha eşitlikçi bir ev iş bölümüne sahiptir. Sosyal boyutta değişim yaratabilmek zaman alacağı için, girişim ve politikaların bireylerin evdeki cinsiyet eşitliğine ilişkin düşünce ve davranışlarını etkilemesi adına bir süre yürürlükte olması gerektiği unutulmamalıdır (Lachance Grzela ve Bouchard, 2010).
Makro düzeyli bir yaklaşım olarak görülen ‘İşlevselcilik/Yapısal İşlevselcilik’ perspektifi, toplumun, her biri daha geniş bir toplumun işleyişine katkıda bulunan birbirine bağımlı parçalardan oluştuğu düşüncesi üzerine kuruludur. İşlevselcilik, sosyolojik teorilerin evlilikte, ailede ve evde toplumsal cinsiyet ve rollerini nasıl çerçevelediğini anlamak için zemin oluşturmuştur. İşlevselciler, kadınların ve erkeklerin toplumdaki “uygun yeri” hakkında çocuklara çeşitli değerler aşılamak için önemli bir kurum olarak aileye ve eve odaklanır. Bu nedenle, evdeki tüm bireylerin sosyal norm olarak kabul edilen değerleri içselleştirdiğinde toplumun daha sorunsuz işleyeceği düşünülmektedir (Lindsey, 2021, ss. 8-10). Bu modele göre, Sanayi Devrimi öncesi toplumlarda sosyal denge, erkeklere ve kadınlara farklı görevler verilerek sürdürülmüştür (Lindsey, 2021, ss. 8-10). Örneğin, klasik yapısal işlevselci yaklaşımda ‘evin erkeğinin’ evi geçindiren ve iş hayatına katılan bir rolü bulunmakla birlikte, ‘evdeki kadının’ rolü evi düzenlemek, çocuk bakmak, temizlik ve yemek yapmak vb. yönündedir (Yener, 2018). Günümüzde bu yaklaşımın yansımaları Türkiye’de de görülmektedir. Erkek ve kadının ev içinde geleneksel rollere büründüğü aileler oldukça fazla olmakla beraber, günümüz şartlarında sadece erkeğin çalışması yeterli olmamaktadır. Ev ekonomisi nedenleri dışında, sürekli değişen sosyal yapı, bu modelin görüşlerini günümüz toplumunda zayıflatmaktadır (Yener, 2018). Araştırmalar günümüz ailelerinde ev işlerinin cinsiyete dayalı ayrışmasının oldukça işlevsiz olduğunu gösteriyor. Ev işlerinin bu şekilde ayrışmasının, aile içindeki anlaşmazlıkları arttırabildiği de bilinmektedir (Cerrato ve Cifre, 2018). Özetle, İşlevselcilik, toplumsal cinsiyet rollerinin kökeni için olası bir açıklama sunar; ancak günümüz aile yapısı bu modele artık uymamaktadır (Lindsey, 2021, ss. 9-12).
Başka bir makro düzeyli yaklaşım olarak görülen Çatışma Teorisi, eşitsizlikler sonucu doğan sınıf kavramına vurgu yaparak, üst sınıflardaki bireylerin alt sınıflardaki bireylere baskı yaptığını öne sürer. Teoriye göre, erkekler, kapitalist sistemdeki ataerkil ve gelenekselleşmiş toplumsal cinsiyet kalıpyargılarına dayalı iş bölümünde kadınları sömürüp baskılamaktadır (Wiggershaus, 1995; akt., Yener, 2018). Çağdaş çatışma teorisyenleri, kadınların iş yaşamına katılmasının artmasıyla, evlerinin içindeki baskıyı ortadan kaldırabileceği iddiasını savunmaktadır. Buna göre, evde daha eşitlikçi bir düzenin oluşabileceği söylenebilir (Lindsey, 2021, s. 12).
Çatışma Teorisi bir kadının ev işinin, özellikle de çocuk bakımının, ücretli işini, terfi, iş yerinin yeri ve haftada çalışılan saat dâhil olmak üzere birçok yönden etkilediğini gösteren araştırmalarla desteklenmektedir. Ev emeği ücretsiz olduğu ve güç eksikliği ile ilişkili olduğu için evdeki kadının, ev işlerinin büyük çoğunluğunu üstlendiği ve daha güçlü eşin, çocuk bakımı da dâhil olmak üzere en az miktarda ev işini yaptığı belirtilir. Ancak teorinin, evdeki aile üyeleri arasında güç savaşı ve rekabet olduğu yönündeki aşırı vurgusunun eleştiri aldığı da not edilmelidir (Lindsey, 2021, s. 12-13).
Feminist Teori Açısından Evdeki Toplumsal Cinsiyet Rolleri
Mikro ve makro düzeydeki yaklaşımlar birbiriyle iç içe olduğu için, etkilerinin bağımsız olarak incelenmesi yeterli olmayabilir (Lachance Grzela ve Bouchard, 2010). Bu açıdan bakıldığında, Feminist Teori, mikro ve makro düzeyde argümanlar barındırdığı için, ayrı olarak açıklanmasıyla daha iyi anlaşılacaktır.
Feminist Teori, sosyal eşitsizliğin hem ayrıcalıklı hem de bastırılmış bireyler tarafından kabul edilen ideolojiler tarafından korunduğunu iddia ettiği için Çatışma Teorisi’yle benzer bakış açıları barındırır. Ancak, feminizm, kadınların deneyimlerine daha çok odaklanır (Yener, 2018). Buna rağmen bu teori, birçok sosyolojik ve psikolojik yaklaşımla benzer söylemler içermektedir.
1960’larda başlayan hareketlerle feminist akademisyenler, geleneksel ataerkil aile ve ev yapısını, kadınların ezildiği başlıca alanlar olarak görmüştür (Blunt ve Dowling, 2006). İşlevselciliğin iddia ettiği ataerkil ailenin, sosyal düzen için faydalı olduğu düşüncesinin hem erkekler hem de kadınlar tarafından arzu edilen eşitlikçi rolleri engellediği iddia edilmiştir (Lindsey, 2021, ss. 19-22; Yener, 2018).
Feminist teori, aile ve ev yapısını çeşitli bakış açılarından inceleme gerekliliğini ortaya koymuştur. Aile ve ev ortamı büyük ölçüde gizli ve korunan bir ortamda yer aldığı için, feministler toplumsal cinsiyeti görünür kılarak, akademisyenlerin bu ortamda ortaya çıkan gücü ve ayrıcalığı ele alma biçimini değiştirmiştir (Blunt ve Dowling, 2006).
Liberal Feminizm, ailedeki ve evdeki eşitsizliklerin, toplumsal boyuttaki feminist ilerlemeyi de engelleyebileceğini kabul ederek, ev işlerinde ve çocuk bakımında kadınla erkeğin eşit bir ortaklık içinde olması gerektiğini desteklemektedir. Sosyalist Feminizm ise, kadınların evdeki ücretsiz emeğinin, ataerkil ve kapitalist topluma hizmet ettiğini belirtir. Ayrıca ailedeki ekonomik ve duygusal bağımlılığın iç içe olduğu iddia edilmektedir. Bir erkeğin eşi üzerindeki gücü mutlaktır, çünkü kadın çalışmıyorsa erkeğin sağladığı ekonomik güvenliği kaybetmekten korkmaktadır ve bu da kadının özgürlüğü önünde engel oluşturmaktadır. Radikal feministler de cinsiyetçiliğin ataerkil toplumun kökeninde olduğunu belirtmekte, özellikle ataerkil aile ve ev yapısını, baskının odak noktası olarak görmektedir (Blunt ve Dowling, 2006; Lindsey, 2021, ss. 22-24).
Feminist bakış açısı, Çatışma Teorisi gibi, evliliğin faydalarını göz ardı etme eğiliminde olduğu ve teorinin tersi yöndeki açıklamalarına rağmen, birçok kadının yaşadığı evde baskı altında hissetmediği yönünde eleştiriler almaktadır. Evlilik, ataerkil olmasına rağmen, kadınlara, günlük yaşamda daha önemli gördükleri ekonomik ve sosyal desteği de verebilmektedir (Blunt ve Dowling, 2006; Mallett, 2004).
Evdeki Cinsiyet Rollerinin Kırıldığı Durumlar
Elwood ve Martin (2000), evlerin heteroseksüelleştirilmiş mekânlar olduğunu belirtmektedir. İdeal ev yaşamının heteroseksüelliği sonucu, evlerin, gey ve lezbiyen bireylerin kendilerini engellenmiş ve baskılanmış hissettiği bir alan olduğunu söylemiştir. Bu nedenle eşcinsel çiftlerin, ev işleri ve çocuk bakımını eşit bir şekilde dağıtabilmek adına, toplumsal cinsiyet getirilerinden daha farklı kriterlere göre paylaştırması gerekmektedir. Bu paylaşım konusundaki memnuniyetleri de toplumsal normlardan farklı unsurlara dayanmak zorundadır (Major, 1993).
Eşcinsel çiftler, heteroseksüel çiftlere göre ev işlerini daha eşitlikçi bir şekilde bölüşmektedir ve tam zamanlı çalışan gey ve lezbiyen çiftler, her bir partnerin ev işi yapma sıklığı açısından da farklılık göstermemektedir (Kurdek, 2007; Sutphin, 2010). Queer çiftlerin ev işi ve çocuk bakımı düzenlemelerine ilişkin tutumlarının, zaman uygunluğu ve kişisel tercihlerin yanı sıra iş hayatlarının getirileri gibi daha geniş bir sosyal bağlam tarafından şekillendirildiği belirtilmiştir (Kelly ve Hauck, 2015).
Ev işleri ve çocuk bakımının gerçekleştirilmesi, feminen toplumsal cinsiyet beklentisi dâhilinde olduğu için lezbiyen çiftlerin, gey çiftlere oranla, bu konuda daha çok baskı hissettiği tartışılmaktadır. Bu nedenle lezbiyen çiftler ev işlerini daha eşit olarak bölüştürürken, gey çiftler ev işlerini bölüştürmede daha fazla özgürlüğe sahip olduğundan, bu durumun ev içi görev dağılımında daha fazla çeşitliliğe ve eşitsizliğe yol açacağına yönelik hipotezler de mevcuttur (Kurdek, 2007; Vleuten ve ark., 2021). Ev işlerinin eşit paylaştırılmadığı durumlara bir açıklama olarak, her bir partnerin kazanç ve eğitim düzeyinin, ev içi iş bölümüne yansıyan güç dinamiklerine dönüşebileceğini vurgulayan Göreli Kaynaklar Yaklaşımından yararlanılabilir (Greenstein, 1996). Sosyal Takas Kuramı da daha fazla kaynağa veya güce sahip partnerlerin daha az ev işi yaptığını belirmektedir (Sutphin, 2010).
Birçok çift, eşitlikçi bir ev sistemine sahip olduğunu iddia etmesine rağmen, ev işlerinin bölünmesine ilişkin gözlem ve araştırmaların çelişkili sonuçlar gösterdiğinden bahsedilmektedir. Heteroseksüel çiftlerde olduğu gibi, birçok eşcinsel çift, ev iş bölümünün partnerler arasında eşit olarak bölündüğüne dair bir algıya sahiptir. Partnerlerinin ‘erkeklik’ ve ‘kadınlık’ algılarını korumanın bir yolu olarak, yaptıkları ev işi miktarını lezbiyen kadınlar abartırken, gey erkeklerin de azaltabildiği aktarılmıştır (Carrington, 1999; akt., Kelly ve Hauck 2015).
Çiftlerden birinin ya da ikisinin de kendini transseksüel olarak tanımladığı ilişkilere yönelik daha kısıtlı sayıda çalışma olmakla birlikte, Pfeffer’in 2010 yılındaki araştırma sonuçlarına göre, transseksüel olmayan kadın partnerlerin, transseksüel erkek partnerlerinin eril kimliklerini korumak için büyük miktarda duygusal yük ve ev işi alabildiği görülmektedir.
Son olarak, araştırmacılar, queer çiftlerde ev içi iş bölümünün, normatif/ataerkil cinsiyet rollerine meydan okumak ve toplumsal cinsiyetin sosyal hayatı nasıl şekillendirdiği konusunda alternatif bakış açıları ve söylemler yaratmak için bir fırsat olduğunu savunmaktadır (Kelly ve Hauck, 2015).
Kaynaklar
Bartley, S. J., Blanton, P. W. ve Gillard, J. L. (2005). Husbands and wives in dual-earner marriages: Decision-making, gender role attitudes, division of household labor, and equity. Marriage and Family Review, 37, 69-74.
Bianchi, S. M., Milkie, M. A., Sayer, L. C. ve Robinson, J. P. (2000). Is anyone doing the housework? Trends in the gender division of household labor. Social Forces, 79, 191-228.
Blunt, A. ve Dowling, R. (2006). Home. Taylor & Francis.
Bowlby, S., Gregory, S. ve McKie, L., (1997). “Doing home”: Patriarchy, caring, and space. Women’s Studies International Forum, 20(3), 343-350.
Cerrato, J. ve Cifre, E. (2018). Gender inequality in household chores and work-family conflict. Frontiers Psychology, 9, Article, 1330, 1-11.
Cunningham, M. (2007). Influences of women’s employment on the gendered division of household labor over the life course: Evidence from a 31-year panel study. Journal of Family Issues, 28, 422-444.
Davis, S., Greenstein, T. N. ve Gerteisen Marks, J. P. (2007). Effects of union type on division of household labor: Do cohabiting men really perform more housework?. Journal of Family Issues, 28, 1246-1272.
Dedeoğlu, S. (2000). Toplumsal cinsiyet rolleri açısından Türkiye’de aile ve kadın emeği. Toplum ve Bilim, 86, 139-170.
Dökmen, Z. Y. (2012). Toplumsal cinsiyet: Sosyal psikolojik açıklamalar. Remzi Kitabevi.
Elwood, S. A. ve Martin, D. G. (2000). “Placing” interviews: Location and scales of power in qualitative research. Professional Geographer, 52(4), 649-657.
Erickson, R. J. (2005). Why emotion work matters: Sex, gender, and the division of household labor. Journal of Marriage and Family, 67, 337-351.
Evertsson, M. ve Nermo, M. (2007). Changing resources and the division of housework: A longitudinal study of Swedish couples. European Sociological Review, 23, 455-470.
Fuwa, M. ve Cohen, P. N. (2007). Housework and social policy. Social Science Research, 36, 512-530.
Geist, C. (2005). The welfare state and the home: Regime differences in domestic division of labour. European Sociological Review, 21, 23-41.
Greenstein, T. N. (1996). Husbands’ participation in domestic labor: Interactive effects of wives’ and husbands’ gender ideologies. Journal of Marriage and the Family, 58(3), 585-595.
Hook, J. (2006). Care in context: Men’s unpaid work in 20 countries, 1965-2003. American Sociological Review, 71, 639-660.
Kaya, H. E. ve Yasar, C. (2021). COVID-19 sürecinde toplumsal cinsiyet halleri: Evde kalan erkekler. İstanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları Dergisi, 22, 1-30.
Kelly, M. ve Hauck, E. (2015). Doing housework, redoing gender: Queer couples negotiate the household division of labor. Journal of GLBT Family Studies, 11(5), 438-464.
Knudsen, K. ve Wærness, K. (2008). National context and spouses’ housework in 34 countries. European Sociological Review, 24, 97-113.
Kurdek, L. A. (2007). The allocation of household labor by partners in gay and lesbian couples. Journal of Family Issues, 28(1), 132-148.
Lachance Grzela, M. ve Bouchard, G. (2010). Why do women do the lion’s share of housework? A decade of research. Sex Roles, 63, 767-780.
Lindsey, L. L. (2021). Gender: Sociological perspectives (7. baskı). Routledge Books.
Major, B. (1993). Gender, entitlement, and the distribution of family labor. Journal of Social Issues, 49, 141-159.
Mallett, S. (2004), Understanding home: a critical review of the literature. The Sociological Review, 52, 62-89.
Parkman, A. M. (2004). Bargaining over housework: The frustrating situation of secondary wage earners. The American Journal of Economics and Sociology, 63, 765-794.
Pfeffer, C.A. (2010). “Women’s work?” Women partners of transgender men doing housework and emotion work. Journal of Marriage and Family, 72, 165-183.
Robinson, B. K. ve Hunter, E. (2008). Is mom still doing it all? Work in popular advertising. Journal of Family Issues, 29, 465-486.
Sutphin, S. T. (2010). Social exchange theory and the division of household labor in same-sex couples. Marriage & Family Review, 46(3), 191-206.
Vleuten, M. V. D., Jaspers, E. ve Lippe, T. V. D. (2021). Same-sex couples’ division of labor from a cross-national perspective. Journal of GLBT Family Studies, 17(2), 150-167.
Wharton, A. S. (2005). The sociology of gender: An introduction to theory and research. Blackwell Publishing.
Yener, S. (2018). Sosyolojik kuramlar çerçevesinde aile ve girişimcilik ilişkisi. Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 6(6), 869-878.