Evlerin Zamansal Görünüşleri Üzerine Yansımalar
İnceleme
Merve Gürses
Bahçeşehir Üniversitesi, Klinik Psikoloji Prog. Yüksek Lisans öğrencisi
Werner, Altman ve Oxley’in 1985 yılında yayınladıkları Evlerin Zamansal Görünüşleri [1] çalışmasının, evlerin insanlar ve zamanla olan ilişkileri hakkında zihnimizde somut bir resim çizebilmemiz için oldukça kapsamlı bir makale olduğu söylenebilir. Her ne kadar makalede bahsi geçen kavramlar başta anlaşılması zor gibi görünseler de farklı kültürlerden verilen sayısız örnek ve somut bir şekilde inceleyebilmemiz için sunulan tablolarla ilk bakışta yadırganabilecek perspektifi kolayca kavramanın mümkün olabileceğine inanıyorum.
Çalışma temelde evler ve insanların yalnız doğrusal değil, aynı zamanda döngüsel zaman konseptinde ne tür etkileşimlere girdikleri ve ne tür yaşanmışlıklarla bağ kurduğunu inceleme amacını taşımaktadır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle transaksiyonel perspektif temelinden evlerdeki sosyal kuralları ve ilişkileri, insanların evlerini ve sahip oldukları nesneleri anlamlandırma süreçlerini ve kişilerin evlerle bağ kurma süreçlerini incelemişlerdir. Ardından farklı zamansal düzlemlerde insanların evlerle ilişkilenme süreçlerinin nasıl gerçekleştiğini incelemiş ve son olarak farklı kültürlerden örneklerle bu konseptin toplumlar arası benzerliklerini vurgulamışlardır. Bahsedilen çalışmanın özeti niteliğini taşıyan bu yazıda, evler ve insanlar arası ilişkiyi Werner ve meslektaşlarının aktardığı gibi belirli başlıklar altında inceleyerek okuyucuya aktarmak amaçlanmaktadır.
Makale bahsettiğimiz gibi evlerin insan, çevre ve zaman ile olan ilişkisini transaksiyonel perspektif temelinde incelemektedir. Transaksiyonel perspektif, insanlar ve çevrenin bütün ve ayrılamaz olduğunu, buna bağlı olarak da birbirlerinden ayrı tanımlanamayacaklarını öne sürer. Bu bakış açısına zaman kavramının eklenmesiyle, zamansal özelliklerin insan-çevre ilişkilerine özgü olduğunu, bu yüzden evlerin; insanların, mekânların ve psikolojik süreçlerin dinamik kesişme noktası olduğunu açıklar (Werner ve ark., 1985).
Evlerdeki transaksiyonel süreçler; evdeki yaşanmışlıklar, kişiler için oluşan anlamlar ve bunun gibi insanı içeren psikolojik süreçler olarak açıklanabilir. Makaleye göre sosyal kurallar ve sosyal ilişkiler; sağlarlık (affordance) ve kendileme (appropriation) süreçleri, insanlar ve evler arasındaki bağı somut bir şekilde yansıtmaktadır (Werner ve ark., 1985).
Transaksiyonel Süreçlerin Üç Temel Görünüşü: Sosyal Kurallar ve İlişkiler, Sağlarlık ve Kendileme
Sosyal kurallar ve ilişkiler, evlerde gözlemlenebilen kişiler arası dinamik ilişkileri temsil etmektedir. Sosyal kurallar belirli ortamlarda hangi davranışların uygun ve beklenilen davranışlar olduğunu belirler. Dolayısıyla sosyal kuralların mekânlara, insanlara ve insan davranışlarına anlamlar yüklediği açıklanabilir (Argyle, 1976, 1979; Rapoport, 1982; akt. Werner ve ark., 1985). Buna ek olarak makalede, insanların evlerine duygusal bağlarla bağlı olduğundan bahsedilmektedir. İnsanlar, evde bulunan objeleri ve belirli alanları kullanarak evle etkileşime girerler. Böylece mekânsal, psikolojik ve kişiler arası iletişim yoluyla sosyal ilişkiler oluşur. Evler bu ilişkilerin bir sembolü olabileceği gibi geçmişteki etkileşimlerle de bağlantılı olabilmektedir (Csikszentmihalyi ve Rochberg-Halton, 1981; Horwitz ve Tognoli, 1982; Korosec Serfaty, 1985; Lawrence, 1982; akt. Werner ve ark., 1985).
Sağlarlık (affordances) kavramıysa ilk olarak Gibson (1979) tarafından ortaya atılmıştır. Kavram, objelerin ve mekânların özgül fiziksel özelliklerinden çok, anlamlarına göre algılandığını açıklar. Bir koltuk örneği üzerinden bu kavramı inceleyebiliriz. Koltuğun rengi veya kumaşı gibi fiziksel özelliklerindense algımız, koltuğun üzerine oturulan bir obje olduğuna öncelik verir. Gibson’ın sağlarlık kavramıyla vurgulamak istediği, obje veya mekânların işlevsel ve psikolojik anlamlarıdır. Evler de birçok işlevsel eylemin (uyuma, yemek pişirme ve yemek yeme gibi) gerçekleştiği ve bu eylemler dolayısıyla obje ve mekânların özel psikolojik anlamlar edindiği yerlerdir (Werner ve ark., 1985).
Son olarak, kendileme süreci ise makalede bağlanma ve kimlik kavramlarıyla beraber ele alınmaktadır. Kavram, insanların anlamı ve önemi olan mekânlara yatırım yapmaları ve o mekânlarla olan bağları doğrultusunda belirli eylemler gerçekleştirmeleri olarak açıklanabilir (Werner ve ark., 1985).
Makalede bahsedilen bu üç (dinamik) kavram, insanlar ve çevrenin transaksiyonel bir bütün olduğunu yansıtmaktadır. Zaman ise bu bütünden ayrılamayacak bir olgudur. Bahsedilen bu süreçlerin belirli süre zarfları içerisinde gerçekleştiği ve süreçlerin anlamlarının ev sakinlerinin yaşam evrelerine göre değişime uğradığı açıklanmaktadır (Werner ve ark., 1985). Perspektifi artık kavradığımıza göre evlerin zamansal özelliklerini bu çerçeveden gözlemleyebiliriz.
Zamansal Özellikler
Doğaları gereği belirli zamansal özelliklere sahip olan evler, insan ve çevre arasındaki dinamik ilişkinin değişimlerini, durağanlığını, tekrarını ve ritmini kapsamaktalardır. Evlerin süregelen zamanı olduğu gibi geçmişi ve geleceği de vardır. Werner ve meslektaşları (1985), evlerin zamansal özelliklerini somut bir biçimde ifade etmek için literatürde bulunan zamansal özelliklerle ilgili araştırmalardan yararlanarak Şekil 1’de görebileceğiniz tabloyu oluşturmuşlardır. Doğrusal zaman ve döngüsel/sarmal zaman olarak ifade edilen iki temel boyutu ve belirginlik, ölçek, tempo ve ritim olarak sıralanabilecek ikincil nitelikleri incelemişlerdir (Werner ve ark., 1985, s. 7).
.jpg)
Şekil 1. Evlerin Zamansal Boyutları.
Zamanın İki Temel Boyutu: Doğrusal Zaman ve Döngüsel/Sarmal Zaman
Doğrusal zaman, geçmiş, şimdi ve gelecek kavramlarının bir araya gelerek oluşturduğu zamanın yapısını tanımlamak için kullanılmaktadır. Zamanın doğrusallığını ifade ederek onun geçmişten günümüze ve daha sonra geleceğe doğru sürekliliği olan akışkan bir yapıya sahip olduğunu kabul etmiş oluruz. Dünya üzerinde birçok toplum için evler geçmiş, şimdi ve gelecek boyunca sürekliliğin mekânlarıdır. Örneğin, Güney Afrika’nın Tswana bölgesindeki insanlar, evlerinin avlularında atalarının ruhlarının yaşadığına ve ailelerini kötülüklerden koruduklarına inanırlar. Tswanalıların evlerinde, bu sebeple, geçmiş şimdiki zamanda yaşayarak ailenin tarihini muhafaza etmektedir (Hardie, 1981). Başka bir örnek daha vermek gerekirse, süreklilik Solomon Adaları’nda yaşayan Tikopiyalılar tarafından çok daha somut bir şekilde sağlanmaktaydı. Özellikle misyonerler toplumu bu pratikten caydırmadan önce ölüler evlerin döşeme tahtaları altına gömülür ve böylece aileleriyle kalarak onları korumaları amaçlanırdı (Fried ve Fried, 1980; akt. Werner ve ark., 1985).
Döngüsel/sarmal zaman ise günlük, haftalık, aylık, yıllık veya başka bir düzen veya yarı-düzende tekrar eden olayları ve anlamlarını kapsar. Werner ve meslektaşları (1985), evlerde döngüsel/sarmal olayların meydana geldiğini literatürdeki pek çok kanıtla temellendirmektedir. Makalede evlerin ritimlerinin bir parçası olan günlük tekrarlarla gerçekleşen eylemlerin (yemek yeme, işe gidip gelme, uyuma gibi) evin belirli alanlarını kapsadığı ifade edilmektedir. Günlük ritimler haricinde evlerin mevsimsel ritimlere de sahip olduğu gösterilmektedir. Bazı toplumların yılın farklı mevsimlerinde farklı evleri kullanması buna örnek olarak verilebilir (Tuan, 1977). Mevsimsel döngüler aynı zamanda dini ve kültürel bayramlarda (Şükran Günü, Noel, Hanuka gibi) veya aile ritüellerinde (doğum günleri, yıl dönümleri gibi) gözlemlenebilmektedir (Rakowski, 1979).
Döngüsel/sarmal zamanın sürüklenme (entrainment) veya senkronizasyon yönünden de bahsetmek gerekir. Sürüklenme, eşzamanlı gerçekleşmeyen döngülerin birbirine adapte olması veya süregelen aktivitelerin baskın döngüye dâhil edilmesi olarak açıklanabilir. Eve bağlı döngülerin çalışma saatlerine uyumlanması buna örnek olarak verilebilir (Werner ve ark., 1985). Evlerin iş yerlerine yakın inşa edilmesi ve alışveriş alanlarının iş ve ev arasındaki yol üzerine konumlandırılmasının ev odaklı ve iş odaklı döngünün sürüklenmesini pekiştirdiği ifade edilmiştir (Michelson, 1975, 1977; akt. Werner ve ark., 1985).
Zamanın İkincil Nitelikleri: Belirginlik, Ölçek, Tempo ve Ritim Kavramları
Doğrusal zaman ve döngüsel/sarmal zamanın yapısını kavradığımıza göre zamanın ikincil nitelikleri olan belirginlik, ölçek, tempo ve ritim kavramlarından bahsedebiliriz.
Belirginlik (salience), kişi-çevre transaksiyonunun zamansal odağı olarak açıklanabilir. Bu nitelik, zaman yönelimi kavramından türemiştir. Zaman oryantasyonu, kişinin geçmişe, şimdiye veya geleceğe yönelik düşünceleri, davranışları veya duygularını ifade eder (Hoornaert, 1973; Rakowski, 1979; akt. Werner ve ark., 1985). Örneğin, bir obje geçmiş deneyimlerle ilişkiliyse veya geçmiş deneyimleri hatırlatıyorsa o objenin “geçmiş” belirginliği bulunmaktadır. Eğer gelecekte gerçekleşecek bir olayı sembolik, bilişsel veya duygusal yönden temsil ediyorsa “gelecek” belirginliği; odağı içinde bulunulan şu an ise şimdiki zaman belirginliği bulunmaktadır. Evdeki objeler, mekânlar ve olayların aynı anda iki veya daha fazla odağı bulunabilir (Werner ve ark., 1985). Aynı zamanda belirginlikleri de sabit değildir. Belirginlik farklı zamanlarda artabilir veya azalabilir. Evde bulunan bir obje senelerce fark edilmeyebilir veya ansızın objenin etkin olmayan anlamlarından biri belirli şartlar altında öne çıkabilir (Csikszentmihalyi ve Rochberg-Halton, 1981; akt. Werner ve ark., 1985).
Döngüsel/sarmal zamanda belirginlik, anlam ve davranışların zamansal odaklarına bağlıdır. Sarmal zaman ritüeller gibi tekrarlayan olayları ifade etmektedir. Blundell’in (1980) bahsettiği, Avusturalya Aborjinlerinin senelik tazeleme seremonileri (annual freshening ceremony) bu olguyu açıklar niteliktedir. Bireyler, dâhil oldukları gruplarla, atalarıyla ve soylarından gelecek kişilerle bağ kurmak için her sene tazeleme seremonileri gerçekleştirmektelerdir.
Ölçek kavramı daha çok mimarlık alanında çevrenin kapsam alanını belirtmek için kullanılmaktadır. Buna benzer şekilde zamansal ölçek, olayların zamansal kapsamını ifade etmektedir. Ölçek olayların esas parçalarındandır. Olayların başlangıçları veya süreleri olaydan bağımsız olarak ifade edilemez (Werner ve ark., 1985). Şekil 1’de gösterildiği gibi, doğrusal zamanda kısa ölçekli anlık olaylar, kaza, bir dükkâna uğrama gibi örneklerle açıklanabilir. Uzun ölçekli olaylarsa (arkadaşlıklar gibi), insanların, mekânların ve ilişkilerin daha kompleks bir biçimde bir araya geldiği olaylar olarak açıklanabilir (Werner ve ark., 1985).
Döngüsel/sarmal zamanda ölçek, tekrar eden olayların süresi ve olaylar arası geçen süreyi temsil etmektedir. Günlük veya haftalık olarak tekrar edilen davranışlar kısa süreli aralıklarla gerçekleşen olaylar olarak açıklanabilir. Yemek yemek veya günlük hijyen rutinleri buna örnektir. Doğum günleri, bayramlar ise daha uzun aralıkların bulunduğu olaylardır (Werner ve ark., 1985).
Tempo, deneyimlerin, anlamların, algının ve eylemlerin hızını ve yoğunluğunu ifade eder. Deneyimlerin (devam eden, hatırlanan veya öngörülen) veya olayların çabuk geliştiği hızlı bir temposu veya aceleye gelmeden kademeli bir şekilde ilerleyen yavaş bir temposu olabilir. Örneğin, çoğu toplumda evlilik seremonileri hızlı bir tempoyla gerçekleşirken, yas dönemleri yavaş tempoyla ilerlemektedir (Werner ve ark., 1985). Aynı zamanda evlerin de belirli alanları farklı tempolarla ilişkilendirilebilir. Örneğin, Batı kültüründe evlerin mutfakları çoğunlukla hızlı tempolu, yatak odaları ise daha rahat ve yavaş tempolu alanlardır. Buna ek olarak, bazen evdeki belirli bir alanın temposu ailenin günlük hayattaki düzenine göre zaman zaman değişebilmektedir. Eğer tempo tekrar eden bir düzende değişiklik gösteriyorsa (mutfağın yemek saatlerindeki ve yemek saatleri dışındaki hareketlilik düzeyi) döngüsel/sarmal tempodan bahsedilebilir (Werner ve ark., 1985).
Ritim, çoğunlukla davranış, duygu ve deneyimler örüntüleri ve dizilerini ifade eder. Örüntü ve diziler farklı aktivitelere, aktivitelerin temposuna veya bireylere göre değişkenlik gösterebilir. Örneğin, gün içinde gerçekleştirilen aktivitelerdeki yavaş ve hızlı tempo arasında geçişler, farklı insanların gelip gitmesi bu değişkenlere örnek gösterilebilir. Değişkenler tekrar eden bir düzen, bir örüntü oluşturduğunda ritimden bahsedilebilir. Belirli davranışların sıralı ve tekrar eden bir düzende devam etmesi ritim hissini uyandırır ve bu ritim hissi yaşam alanında ev hissini verir (Werner ve ark., 1985).
Werner ve meslektaşları (1985), oluşturdukları çerçeveyi Fransa kırsalında gerçekleştirilmiş bir çalışma ve Kuzey Amerika’da yaşayan Zuni yerlilerinin Shalako seremonileri üzerinden betimleyerek makalede bahsedilen olguların ve kavramların daha kolay anlaşılmasını sağlayacak bir bölüme daha yer vermişlerdir.
Fransa Kırsalında Çatı Katı ve Kilerlerin Kullanımı
Yazarlar, ilk olarak Korosec Serfaty’nin 1984 yılında Fransa kırsalında yaşayan insanların çatı katları ve kilerleri kullanım biçimleri üzerine yaptığı araştırmayı transaksiyonel perspektiften açıklamışlardır. Çatı katları ve kilerlerde insanların eşyalarını depoladıkları ve günlük hayatta önemli kabul edilebilecek aktivitelerini bu alanlarda gerçekleştirdikleri için çatı katı ve kilerlerin sağlarlık özelliğinden bahsedilmiştir. Bu özelliklere, yakacak kömürlerin bu alanlarda depolanması, peynir ve şarapların bu alanlarda hazırlanıp saklanıyor olması, saman ve hayvan yemlerinin kilerde depolanması, kadınların çamaşır yıkama ve ütü yapma gibi ev işlerini bu alanlarda gerçekleştiriyor olmaları örnek verilebilir. Aynı zamanda sosyal ilişkilerin öne çıktığı transaksiyonların varlığından bahsedilmektedir. Bu ilişkilere ise çocukların çatı katlarında oyunlar oynaması, evin yaşlı sakinleri içinse çatı katının çocukluk dönemine ve eski romantik ilişkilerine dair anıları uyandırması örnek verilebilir. Makalede çatı katları ve kilerlerin kendileme, bağlanma ve kimlik olgularını da yansıttığı tarif edilmektedir. Bu alanlarda yiyeceklerin hazırlanması ve depolanması, insanların kontrol duygusunu elde edebilmelerini sağlamış; barınak, güvenlik ve mahremiyet hissini güvenceye almıştır. Kullanılmayan veya nadiren kullanılan eşyaların da saklandığı bu alanlar geçmiş, şimdi ve geleceğe dair aidiyet hissini sağlamaktadır.
Çalışma, çatı katı ve kilerlerin zamansal özelliklere sahip olduğunu da ortaya koymaktadır. Doğrusal zamanın bireylerin zihinlerinde ve geçmiş, şimdi, gelecek belirginliği bulunan objelerde gözlemlenebildiğini açıklamaktadır. Örnek olarak fotoğraflar, günlükler gibi bazı eşyaların geçmiş dönemlerden hatıralar olduğu veya kiler ve çatı katları II. Dünya Savaşı sırasında saklanma alanı olarak kullanıldığı için bu alanların eski ilişkileri ve o dönemde gerçekleşen olayları hatırlattığından bahsedilmektedir.
Çalışmada çatı katlarının çoğunlukla şimdiki zamanda belirginlikleri olduğu ileri sürülmektedir. İnsanların çatı katına gün içinde yiyecek alma, çamaşır yıkama gibi işlerini halletmek için bir veya birden çok kez gidip gelmeleri çatı katlarının hem şimdiki zaman belirginliği bulunan hem de küçük ölçek olayların fazla yaşandığı alanlar olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda çatı katı ve kilerlerde, ileride miras bırakmak için saklanan fotoğraflar, günlükler veya saatler bu alanlarda gelecek zaman belirginliğinin de var olduğunu göstermektedir.
Çatı katı ve kilerlerin döngüsel/sarmal zamansal özellikleri olduğu, bu özelliklerin genellikle sağlarlık aktiviteleriyle ilişkilendirilebileceği ifade edilmektedir. Daha önce bahsedildiği gibi peynir veya şarap yapımı buna örnek olarak gösterilebilir. Zamansal ölçekte bazı döngüsel aktivitelerin farklılıklar gösterdiği de açıklanmaktadır. Samanların uzun süreli aralıklarla depolanırken çamaşır yıkamanın daha sık gerçekleşmesi buna örnek olarak verilebilir.
Her ne kadar Korosec Serfaty’nin çalışmasındaki kişilerin çatı katları ve kilerlerle ilgili tempo ve ritim özelliklerinden bahsetmedikleri açıklanmış olsa da Werner ve meslektaşları (1985), peynir yapımı veya çamaşır yıkamanın belirli bir düzende sıralı adımların atıldığı, yer yer hızlanıp yer yer yavaş hareket edilen bir ortam oluştuğu için tempo ve ritimin bu alanlardaki varlığından bahsedilebileceğini açıklamışlardır.
Zuni Halkı ve Shalako Seremonisi
İkinci örnek olarak, yerleşim alanları Kuzey Amerika’da bulunan yerli Zuni halkının senelik olarak gerçekleştirdiği ev kutsama seremonilerinden bahsedilmiştir. Werner ve meslektaşları Zuni’ye ziyaretleri sonucunda seremoniyle ilgili detaylı bilgiler elde etmişlerdir. Bu bilgileri transaksiyonel perspektif ışığında okuyucuyla paylaşmışlardır.
Zuniler için evler kutsal ve yaşayan mekânlardır. Zuni kültüründe evler senelik olarak gerçekleştirilen seremonilerle güçlendirilir. Kış gündönümünde gerçekleşen bu seremoni Shalako olarak adlandırılmaktadır. Shalako seremonisi her sene gerçekleştirildiği için doğrusaldan ziyade döngüsel bir etkinliktir. 24 saat boyunca ibadet edilen seremonide özel danslar ve dualar edilir. Seremonilerin odak noktaları Shalako figürleridir. Üç metre uzunluğundaki figürleri temsil etmeleri için topluluk içinden bireyler seçilir ve bir sene boyunca eğitim sonrasında bu dini görevi üstlenmiş olurlar.
Shalako seremonisi boyunca sosyal ilişkiler, sağlarlık, kendileme ve kimlik öne çıkar. Örneğin, seremoni süresince yabancılar dâhil eve gelen herkese yemek servis edilerek sosyal ilişkiler tezahür edilir. Seremoni için Zuni nehrine geldiği inanılan atalarının ruhlarına da sembolik anlamda yemek sunarak bireyler aileleriyle sosyal bağlarını tazelemiş olurlar.
Seremoni her ne kadar 24 saat sürse de seremoni öncesi ve sonrası süreçleriyle birlikte Shalako uzun bir dönemi kapsar. Bu dönemde gerçekleştirilen etkinlikler sene boyunca süren başka etkinliklerin bir parçası olduğu için ölçek, tempo ve ritimde bir sene boyunca değişiklikler gözlemlenebilmektedir.
Senelik döngü; kutsanacak evlerin, ritüellerde Shalako figürü görevini ve dansçı görevlerini üstlenecek kişilerin belirlenmesiyle başlar. Belirlenen kişilere yaşlılar ve dini liderler tarafından sene boyunca seremonide edilecek dualar, ritüeller ve danslar öğretilir. Seremonideki görevleriyle ilişkili olarak bazı günlük, aylık ve diğer döngüsel etkinliklerde görev alırlar. Ritüeller ve duaları öğrenmeleriyle birlikte geçmişleriyle bağ kurarlar ve bu bağı şimdiki zamanda deneyimlerler. Bu deneyimleri düzenli bir şekilde canlandırmalarının amacı geleceğe aktarmak olduğu için Shalako seremonilerinin geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek belirginliği olduğundan bahsedilebilir.
Seremoni tarihi yaklaştıkça belirli aralıklarla topluluğa çıkıp bazı günlük ritüeller ve dualar eden seçilmiş figürler topluluğu seremoninin yaklaştığından haberdar ederler. Figürlerin seremoni yaklaştıkça topluluğa çıkma sıklıkları artar ve böylece tempoyu, hâliyle heyecanı da arttırmış olurlar. Sonunda, 24 saatlik Shalako seremonisi ikindi vaktinde Shalako figürlerinin Zuni nehri güneyinde belirmeleri ile başlar. Sonraki birkaç saat sorumluluk almış diğer figürlerin köy çevresinde dolaşarak insanlara figürlerin nehre geldiğini haber vermeleri ve kutsanacak evlere mısır taneleri ve dua çubukları bırakmalarıyla geçer. Hava karardığında toplulukla beraber şarkılar söyleyerek kutsanacak evlere yürüyen figürlerin her biri kendi atandıkları evlere doğru yol alır. Seremoniyi izlemek üzere her yaştan insan evlere girer ve evlerde çeşitli dualarla ritüeller gerçekleştirilir.
Daha sonra Zuni Nehri’nde uzaklardan geldiklerine inanılan atalara yemek sunma ritüelleri gerçekleştirilir. Gece yarısında ise topluluk dışından yabancıların da davet edildiği bir ziyafet düzenlenir. Yemekten sonra insanlar tekrar evlere girerler ve Shalako dansları başlar. Üç metrelik Shalako figürleri sabaha kadar saatlerce dans eder. Sabah olduğunda Shalako figürleri döngüyü tamamlamak için başladıkları noktaya, nehre kadar yarışırlar. Shalako yarışında güçlerini göstermeyi hedefleyerek önceden belirlenmiş deliklere dua çubuklarını gömerler ve nehre ulaşırlar.
Shalako, zamansal ölçekte sayısız farklılık gösterir. Tüm seneyi kapsadığı için büyük ölçekten, nehirde toplanma, evlere yürüyüş gibi kısa süreli aktiviteler gerçekleştiği için de küçük ölçek örneklerinden bahsedilebilir. Seremoni zamanı yaklaştıkça artan etkinlik sayısı ve sürelerinin artmasıyla temponun da artması; 24 saatlik seremoninin zamanı geldiğinde ise ölçeğin büyümesi fakat temponun yavaşlaması zamansal ölçeğin farklılıklarını açıklamaktadır. Son olarak, tüm bu seremoniyle kutsanan evlerin; insanlar, kültür ve doğal çevreyle bir bütün olduğu söylenebilir.
Evlerin Zamansal Yanlarının Yansımaları
Makalenin odak noktası olan evler ve insanlar arasındaki ilişki belki de bazı okurların daha öncesinden hâkim olduğu bir konu olabilir, özellikle de çevre psikolojisine ilgisi olanlar için. Makaleden öğrendiğim bilgilerle üzerine hiç kafa yormadığım birçok anımı, kurduğum ilişkileri ve bazı alışkanlıklarımı gözden geçirdiğimde, evimle ve eşyalarımla olan ilişkilerim hakkında daha önce sahip olmadığım bir farkındalığa ulaştığımı görüyorum.
Hayatı boyunca yalnızca bir kez ev değiştirmiş biri olarak, insanın uzun seneler yaşayıp sonunda terk ettiği evle olan bağının öylece kopmadığını kavradığımı söyleyebilirim. Evlerimizle kurduğumuz bağların ne kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğunu, açıkçası, taşınıp yeni bir eve yerleştiğim güne kadar hiç fark etmemiştim. En başta eve dair tüm alışkanlıklarını ve evdeki düzenini kaybedecek gibi hissetse de insan, bir süre sonra eski düzeninin bir benzerini oluşturduğunu fark ediyor sanırım. Çok fazla taşınma deneyimi olmayan biri olmam belki de yaşam alanımızın değişmesinin üzerimizde bıraktığı etkileri yeterince gözlemleyememiş olmama sebep olmuştur. Ancak pek çok kez taşınmış ve hâliyle en baştan yeni bir düzen kurma konusunda daha tecrübeli insanlara göre zannediyorum ki taşınma sürecimde duygusal anlamda çok daha zorlu bir süreç geçirmiş olmalıyım. Taşınmadan öncesine kadar insanlar olarak yaşadığımız evlerin dışarıdaki hayatlarımızla olan bağlantısını dahi keşfedememişim. En azından eski evimden taşınmamdan sonra bir anlık dalgınlıkla kendimi yine senelerce okuldan eve dönmek için kullandığım aynı yol üzerinde bulduğum ana kadar.
Makale aynı zamanda ailemle beraber yaşadığım evimde, salon veya mutfak gibi alanların belirli ortak fonksiyonları haricinde, her birimiz için özgül fonksiyonlarının da olduğunun farkına varmamı sağladı. Örneğin, salon, örgü örmek için annemin ilk tercih ettiği odayken, benim film izlemeyi tercih ettiğim yerdir. Benim örgü örmeyi tercih ettiğim odanınsa kendi yatak odam olması gerçekten de ev içindeki alanların her birimiz için farklı anlam ve işlevleri olduğunu gösteriyor. Aynı aktiviteyi gerçekleştirmek için birbirinden çok farklı iki odayı tercih ediyoruz. Makalede açıklandığı gibi, insanların evlerdeki belirli alanlarla veya eşyalarla ilişkileri kendi yaşanmışlıklarıyla, diğerleriyle olan ilişkileriyle şekilleniyor. Aynı evle her birimizin farklı bağlar kurması da hâliyle şaşırılacak bir durum değil.
Makalede dikkatimi çeken bir başka konu da belirli zaman aralıklarında belirli alanların farklı tempolara sahip olması oldu. Kendi evimi düşündüğümde, örneğin mutfak gündüz saatlerinde çoğunlukla açık olan televizyonun sesinin ve tabak çanak seslerinin yankılandığı yüksek tempoya sahip bir alanken, gece yarısı kimsenin uyanık olmadığı saatlerde mutfağa girdiğimde öğlen girdiğim odadan farklı bir yere adımımı atmış gibi hissederim. Yani, gündüz mutfağı ve gece yarısı mutfağı olarak iki farklı alan varmış gibi.
Makale birçok kültürün evlerle ilgili alışkanlıklarından, geleneklerinden veya ritüellerinden bahsediyor. Her birinin diğerleriyle benzerliği olmayan, kendi eşsiz geleneklerinin sonunda yine aynı amaca hizmet etmesi belki de bu konuyu en dikkat çekici kılan konulardan biri oldu benim için. Aynı olguyu dünyanın bir ucundan öteki ucuna gitsek bile gözlemleyebilmek, pratikte farklılıklar olsa bile değerlerin hemen hemen birbirleriyle tutarlı olması, insanların birbirlerinden o kadar da farklı olmadığını düşündürdü bana.
Değerlerimiz konusunda çizdiğimiz çizgiler düşündüğümüz kadar net olmayabilir belki de. Veya farklılıklar hakkında önyargılarımızın, tahammülsüz-lüğümüzün pek de bir haklı tarafı olmayabilir. İnsanlar birçok paydada ortak noktaya varabiliyorken, asıl, bazı küçük farklılıkların bize bu kadar ilginç gelmesi hayret verici.
Kaynaklar
Argyle, M. (1976). Personality and social behaviour. R. Harre (Ed.), Personality içinde (s. 145-188). Blackwells.
Argyle, M. (1979). Sequencing in social behavior as a function of the situation. G. P. Ginsburg (Ed.), Emerging strategies in social psychological research içinde (s. 11-37). Wiley.
Blundell, V. (1980). Hunter-gatherer territoriality: Ideology and behavior in Northwest Australia. Ethnohistory, 27(2), 103-117.
Csikszentmihalyi, M. ve Rochberg-Halton, E. (1981). The meaning of things: Domestic symbols and the self. Cambridge University Press.
Fried, M. N. ve Fried, M. H. (1980). Transitions: Four rituals in eight cultures. Norton.
Gibson, J. J. (1979). An ecological approach to visual perception. Houghton Mifflin.
Hardie, G. J. (1981). Tswana design of house and settlement: Continuity and change in expressive space. (Yayınlanmamış doktora tezi). Boston Üniversitesi.
Hoornaert, J. (1973). Time perspective theoretical and methodological considerations. Psychologica Belgica, 13(3), 265-294.
Horwitz, J. ve Tognoli, J. (1982). Role of home in adult development: Women and men living alone describe their residential histories. Family Relations, 31(3), 335-341.
Korosec Serfaty, P. (1984). The home from attic to cellar. Journal of Environmental Psychology, 4(4), 303-321.
Lawrence, R. J. (1982). A psychological-spatial approach for architectural design and research. Journal of Environmental Psychology, 2(3), 37-51.
Michelson, W. (1977). Environmental choice, human behavior, and residential satisfaction. Oxford University Press.
Michelson, W. (1975). The time-budget. W. Michelson (Ed.), Behavioral research methods in environmental design içinde (s. 180-234). Dowden, Hutchinson, & Ross.
Rakowski, W. (1979). Future time perspective in later adulthood: Review and Research Directions. Experimental Aging Research, 5(1), 43-88.
Rapoport, A. (1982). The meaning of the built environment: A nonverbal communication approach. Sage.
Tuan, Y. (1977). Space and place: The perspective of experience. University of Minnesota Press.
Werner, C. M., Altman, I. ve Oxley, D. (1985). Temporal aspects of homes. Home Environments, 1-32.
[1] Orijinal çalışma için bkz., Werner, C. M., Altman, I. ve Oxley, D. (1985). Temporal aspects of homes. Home environments içinde (ss. 1-32). Springer.