Evrimsel Perspektif: Başta Biraz Karışık Ama Çalışınca Alışıyorsun
Barış Sevi*
Bu yazıya “evrimsel psikolojiye başlayacaklara 10 tavsiye” gibi basit ve net bir şekilde başlayıp rahatça birkaç şey sıralayıp bitirebilmeyi çok isterdim. Ancak maalesef ki bu yazıda mümkün olduğunca en yalın hâliyle evrimsel psikoloji (EP) konusundaki kafa karışıklığım üzerinden, EP’nin durumunu yansıtmaya çalışacağım. EP’nin neden anlaşılamadığını ya da alandaki sorunları anlatan birçok akademik yayın mevcut. Benim amacım ise biraz daha kişisel bir yönden EP’deki karışıklığın olası nedenlerini ortaya atmak ya da atılmış olanlardan tekrar bahsetmek. Umuyorum ki EP ve de aslında genel anlamda psikoloji bilimi hakkında kafası karışık tek kişi ben değilimdir. Bu nedenle yazımda olabildiğince hem akademik hem de akademi dışı kaynaktan da bahsetmeye çalışacağım. Umarım yazdıklarım ve kullandığım kaynaklar düşündürücü olacağı gibi, birilerine yalnız olmadıklarını da hissettirir.
Genç Psikoloğun Aptallık Dağı ile Umutsuzluk Vadisindeki Yolculuğu
Aslında EP üzerine çalışmaya başladığımda her şey başta bu kadar karışık değildi. İlk başta her şey çok açıktı. Derginin yazı çağrısındaki gibi benim için EP “insan davranışlarını anlama ve açıklama yolculuğunda en yeni devrim” idi. EP’yi her sorunun cevabını bulunduran bir alan gibi hissediyordum. İşte bunu hissettiğim yerin adı Dunning-Kruger Etkisi’ndeki Aptallık Dağı’ydı (Kruger ve Dunning, 1999). Dunning-Kruger etkisine göre, bir konudaki bilgi seviyemiz ve özgüvenimiz hep doğrusal şekilde ilerlemez. Başta hiç fikrimiz yokken, özgüvenimiz de yoktur. Sonrasında biraz bir şeyler bildiğimizde ise özgüvenimiz tavandadır. Öyle yukarılardadır ki işte oranın bir diğer adı Aptallık Dağı’dır. Orası öyle bir yerdi ki azıcık EP biliyor olmak sanki her şeye yetiyor gibi geliyordu. Bu durum biraz da çekiç ve çivi ilişkisi gibiydi. Bir insanın eline bir çekiç verdiğinizde nasıl etrafta hep çivi görmeye başlarsa ben de kendimi EP odaklı geliştirdiğim için sanki her soru EP ile çözülebilir şeklinde düşünüyordum.
Sonrasında yavaş yavaş bilgilendikçe dağdan inmeye başladım. Psikoloji alanındaki bilgim geliştikçe EP’nin yetkinliği ve her şeye uygulanabilirliğini sorgulamaya başlamıştım. Burada psikoloji alanındaki bilgimin gelişmesiyle EP’ye olan eleştirelliğimin artışına dikkat çekmek istiyorum. Çünkü EP konusunda kendimi geliştirdikçe bu durum bu kadar yaşanmıyordu. Aslında EP üzerine çalıştıkça da soruların ortaya çıkması lazım. Ancak EP “alan” olarak bu eleştirel kültüre bence kendi içerisinde çok sahip değil. Zaten ileriki paragraflarda da değineceğim gibi “evrimsel” psikologların eleştiri gördükleri yerlerden biri de kendilerindeki fazla özgüvenli ve tereddütsüz tavırları. Sosyal psikolojide farklı teorilerin karşılaştırılıp test edildiğini çokça görürken evrimsel psikologların birbirlerinin teorilerini ve çalışmalarını eleştirdiklerini, değerlendirdiklerini çok görmüyoruz ya da yeni yeni görmeye başlıyoruz. Bir alanın içerisinde eleştirel bir kültürün bulunması, teori ve çalışmaların eksik tarafları olmasını normalleştirirken eleştirel kültürün eksikliğinde çalışmaların ve teorilerin limitlerini görmeye pek alışık olunmuyor. EP bu eleştiri kültürünü kendi içerisinde çok barındırmadığı için, ağırlıklı olarak EP kültürüyle yetişmiş bir kişi, diğer alanlardan bu eleştirel kültürü gördükçe EP’nin eksik taraflarını görmeye ve sonrasında yine Dunning-Kruger etkisinden hatırlayacağımız “Umutsuzluk Vadisi”ne doğru inmeye başlayabiliyor. Bu eleştirel döngüye girdikten sonra “bunun da şurası eksik, burada da şu sorun var,” şeklinde düşünmeye başlayabiliyor ve bu süreçlerde umutsuzluk vadisi belki de umutsuzluk çukuruna bile dönüşebiliyor. Bu çukurdan kurtulmanın yolu tabii yine okumak ve bilgilenmek. Okudukça hem başka kişilerin de benzer sorular sorduğunu görebiliyor hem de bazı soruları sormanın aslında çok da normal olduğunu anlayabiliyorsunuz.
En azından benim için böyleydi ve aslında bu yazıyı yazmamın başlıca nedeni de bu. Belki diğer alanlarda da böyledir ama benim için EP, bahsettiğim gibi her soruyu açıklayabilecek bir araçtı. Sonrasında ise, bu aracın aslında kendi içindeki sorunları ve soruları bile aslında daha çözmemiş olduğunu fark ettim. Bu başta benim için bir hayal kırıklığı olsa da bunun aslında normal olduğunu gördüm; çünkü zaten bilim aslında böyle ilerliyordu. Kendi eksiklerimizi sorgulayarak ve araştırarak daha iyi metotlara ve bulgulara ulaşıyoruz. Şanslıyım, özellikle son dönemde benim gibi EP perspektifini kullanıp sorgulayanları daha çok görmeye başladık. Yazının geri kalanında önce EP’deki özeleştiriden yoksun/uzak durumdan biraz bahsedip, sonrasında da ümit vadeden güncel durumu anlatmaya çalışacağım.
Eleştirmek için Eleştirmek ve Eleştirmemek
EP içerisinde eleştirel bir kültür olduğunu düşünmüyorum ki bu da bu “alanın” yerinde saymasını ve kendini geliştiremediği için dışardan gelen eleştirilerin devam etmesine, belki de artarak devam etmesine olanak veriyor. Peki, neden bu kültürün olmadığını düşünüyorum? Bunu daha çok bir sosyal psikolog olarak söylüyorum. Gözlemlediğim kadarıyla sosyal psikolojideki eleştirel tavır, teorilerin karşılaştırılması, yeni ölçeklerin test edilmesi gibi durumların EP’de bu kadar olmadığını düşünüyorum. Bunun birçok sebebi olabilir ama benim kafamdaki iki ana sebep (i) EP’nin durmadan diğer perspektiflerdeki akademisyenlerden eleştiri alıyor oluşu ve (ii) EP’nin bir alan değil, perspektif oluşu. Alan ve perspektif konusundaki görüşümü en sona bırakarak EP’deki bu eleştiri çılgınlığı üzerinden devam etmek istiyorum.
Derginin çağrı metninde dendiği gibi “günümüzdeki en tartışmalı alanlardan biri” evrimsel psikoloji. Ben EP’ye ilgi duymaya başladığımdan beri bu eleştirileri duyuyorum ve hâlen de birçoğuna anlam veremiyorum. Bu durum artık iPhone–Android, Messi–Ronaldo, Fenerbahçe–Galatasaray şeklinde bir çatışma gibi geliyor bana. Birileri nedense EP’yi sevmiyor ve eleştiriyor ama yalnızca eleştirmek için. Savunanlar da aynı şekilde bazen sadece savunmak için kendi eksiklerini görmeden savunuyor EP’yi. Burada EP perspektifi ile “kabileciliğin” devreye girdiğini söyleyebiliriz ki bunu sırf ben söylemiyorum, Buss ve von Hippel (2018) 335 sosyal psikolog ile yaptıkları araştırma sonrasında bunu savunuyorlar. EP’nin ortaya attığı bazı savlara ve bu nedenle EP’ye olası bulguları nedeniyle korkuyla yaklaşılabiliyor. Örneğin, evrimsel perspektife sahip bir hipotez bir burun şeklinin daha iyi nefes almayı sağlamasının daha adaptif olacağını ve bu nedenle bu burun şeklinin daha çekici algılanabileceğini ortaya koyabilir. Burada korkulan, bu daha çekici bulunan, sevilen burun tipinin, yerine göre kayırma için bir gerekçe olabileceği ve bu imtiyazın bilimsel bulgular ile desteklenebileceğidir. En azından benim anladığım kadarı ile korkulan şeylerden biri bu. Tabii ki, korkular burun tiplerinden ibaret değil, bunu cinsiyet, ırk, vb. birçok alanda düşünebiliriz. Bu tip korkular nedeniyle eleştiren birçok kişinin ideolojik yanlılık ile EP’yi eleştirdiği görülebiliyor. Bunun sonrasında Buss ve von Hippel (2018), aslında bu yanlılığın da adaptif bir mekanizma olan koalisyon kurmayla tutarlı olduğunu ekliyor. Bence bunun bir benzerini de EP’yi savunurken yapıyoruz. O zaman da kendi kabilemiz eleştirilere maruz kalmışken kendi eksik taraflarımıza bakmadan savunuyoruz. Yani, bilişimiz motivasyonlu oluyor ve bu durumda kendi “kabilemizi” sorgulamak zorlaşıyor. Ben bu nedenle durmadan eleştiriye maruz kalan EP’nin kendini sorgulama kültürünü oluşturmakta geç kaldığını düşünüyorum.
Bu eleştiri ortamında, bir de gelen eleştirilerin bazen sadece eleştirmek için eleştiri olduğunu görüyoruz. Bu da bence evrimsel psikologların eleştirilere daha sert tavırla yaklaşmasına yol açıyor. Eleştirilerin yapıcı olmayan bir motivasyonda olduğunu görmek kişilerin bu eleştiriyi dikkate alma ihtimalini haliyle azaltıyor. Bazen bu eleştirilerde eleştiren kişilerin evrim teorisinin prensiplerini tam olarak anlamadığı görülebiliyor. Örneğin Burke (2014) makalesinde EP’ye karşıt kişilerde modern evrim teorisinin doğru bilinmeyişinin rolünden bahsediyor. Bu arada yan not olarak ben bu bilgisizliğin sadece EP karşıtlarında olduğunu söyleyemem. Evrimsel perspektif kullanan kişilerin de evrim teorisi konusunda ne kadar yetkin olduğunu sorgulamak bence önemlidir. Yanlılık ve olumsuz motivasyon konusunda bir örnek olarak da Winegard ve arkadaşlarının (2014) çalışması gösterilebilir: Araştırmacılar cinsiyet üzerine olan ders kitaplarını inceliyor ve burada EP’nin nasıl yanlış tanıtıldığını gösteriyor. Bu makaledeki ikinci yazar olan Bo Winegard, bir podcastte eleştirenlerin tembelliğine dikkat çekiyor. EP’ye yapılan eleştirilerde en çok rastlanan EP’nin sadece hikâye yazdığı ve spekülasyonlar yaptığı yönündeki eleştiriler ancak aslında bunlar bilimin birer parçası. Spekülasyon yapmak (tabii ki durmadan her zaman yapılmıyorsa) yeni sorular ortaya çıkaracak ve olası açıklamalar getirecektir. İyi bir eleştirmen gerektiğinde kendi çalışmaları ile bir şeyin neden spekülasyon olduğunu veya neden sadece hikâyeden ibaret olduğunu da gösterebilmelidir. Winegard’ın podcasti benim açımdan bu makaleyi yazarken yararlı olmuştu. Cory Clark ile yaptıkları “Psyphilopod” güzel bir podcast olarak önerilebilir. Kısaca toparlayacak olursam, EP’yi de diğer konuları eleştirirken sadece eleştirmek için değil, bir sınır ve yöntem içerisinde yapmak lazım.
Peki, EP’nin hiç mi eleştirilecek yanı yok, tabii ki var. Birazcık da kendi eleştirilerimden bahsetmek istiyorum. Benim için en başta evrimsel psikologların tereddütsüz tavırları geliyor. Burada kişilerin de rolü olduğunu düşünüyorum ancak teoriler ve makalelerde de bu tereddütsüz tavrı görmek mümkün. Aynı eleştiriyi biraz önce bahsettiğim podcastte de başka kişi ve yerlerde de görmek mümkün. Bunca bir geçmiş üzerinden hareket ederken sınırlılıkların ve diğer olası açıklamaların altını çizmek önemli. Yani sert çıkarımlardansa daha çok ana fikir üzerinden, evrimsel mekanizmaların nasıl motivasyon yaratıyor olabileceğini sunmak daha iyi olabilir. Örneğin, Trivers’in (1972) ebeveyn yatırım teorisini kullanarak kadın ve erkeklerin kısa vadeli ilişkilere olan tutumlarını açıklamaya çalışıyorsak sadece kadınların yatırımı erkeklerden çok daha fazla, bu nedenle kısa vadeli ilişkiye girmezler demek çok doğru olmaz. Sert ve net bir yorum yerine, “evrimsel olarak kadınların yatırımı her zaman erkeklere göre daha fazla olmuştur. Bu nedenle, bu yatırım kadınların daha uzun vadeli ilişkilere girecek erkekleri tercih edecek psikolojik mekanizmalara sahip olmasına veya kültürün bu yönde değişmesine sebep olmuş olabilir,” gibi daha yumuşak bir dille yorum yapmak, olası bir iç motivasyonun nedenini anlatmak daha iyi olabilir. Çünkü davranışlarımızı belirleyen tek şey evrimsel mekanizmalarımız değildir. Yine ilişkiler üzerinden gideceksek gelişimsel süreçteki bağlanma sürecimiz, çevremizdeki normlar veya anlık duygu ve istek durumumuz da davranışlarımızı etkileyecektir. Bir konuyu araştırır ve anlatırken tabi ki her değişkeni düşünemeyiz ve değerlendiremeyiz ancak en azından birazcık bu ihtimalleri düşündüğümüzü göstermek ve tek açıklamanın bu olmadığını anlatmak önemlidir. Bu belki de sadece EP’nin sorunu olmayabilir ama onun da bir sorunu olduğu için evrimsel perspektif kullanıcılarının dikkat etmesi gereken bir durumdur.
Mesela burada kendi çalışmalarımda sonradan fark ettiğim bir eksiğim üzerinden giderek bir örnek vereyim (Sevi ve ark., 2018; Sevi, 2019). Bu iki çalışmada da çöpçatanlık uygulaması (Tinder) kullanımındaki cinsiyet farklarına evrimsel perspektif ile yaklaşmıştık. Genelde hipotez ve açıklamaları cinsel stratejiler teorisi (Buss ve Schmitt, 1993) ve ebeveyn yatırımı teorisi (Trivers, 1972) üzerinden kurmuş veya bunları genelde evrimsel perspektif ile yapmıştık. Kadınların, bu uygulamayı kısa vadeli ilişkilere girmek için erkeklere göre daha az kullanmasının evrimsel bir adaptasyon olarak kısa vadeli ilişkilerin olası risklerini (örn., istenmeyen gebelik) uzak tutmak için olabileceğinden bahsetmiştik. Evrimsel perspektif içerisinde aslında tutarlı argümanlar olsa da daha geniş bir perspektiften bakınca eksik yanları olduğunu görüyoruz. Dediğim gibi, tabii ki her değişken eklenemezdi, ancak şu anki görüşümle yakınsak (proximate) açıklamalara en azından biraz daha yer vermiş olmamız gerektiğini düşünüyorum.
Örneğin son dönemde çalışılmaya başlanan “Orgazm Boşluğu” (cinsiyetler arasındaki orgazma ulaşmadaki sıklık farkı) çalışmamızda bakılabilecek değişkenlerden biri. Bu farka göre heteroseksüel kadınlar heteroseksüel erkeklere göre cinsel ilişkilerde daha az sıklıkta tatmin yaşıyorlar. Tatmin sıklığı daha az ise bu ilişkiler çöpçatanlık uygulamalarında daha az aranıyor olabilir. Yani aslında bizim bulduğumuz sonuçlarda evrimsel teorilerdense daha yakınsak açıklamaların rolü daha yüksek olabilir. Bunu tabii ki test etmemiz lazım ama sadece evrimsel açıklamalar yapmanın eksik olduğunu görebiliyoruz. Elbette aslında bilim de böyle ilerler. Yaptığımız çalışmaların limitlerinden, öğrendiğimiz yeni bilgilerden yola çıkarak yeni çalışmalara yol açarız. Belki de benim için de sıra çöpçatanlık uygulamalarında evrimsel ve yakınsak açıklamaları karşılaştırmaktır. Yani ne “evrimsel süperdir, en iyidir, ben açıklamamı sadece evrimsel ile yaparım” demek, ne de “evrimsele gelene kadar kaç tane yakınsak açıklama var, evrimseli boş ver” demek. Yapmamız gereken olabildiğince farklı perspektif ve açıklamaları bir araya getirerek çalışmaları ve teorileri güçlendirmeye çalışmak olmalıdır.
Ancak bu perspektif birleşiminde bir araya getirdiğimiz görüş ve teorilere hâkim olmamız da önemli. Çünkü bence EP’nin sorunlarından ve zorluklarından bir tanesi çok farklı alanlardan beslenmesi. İyi bir evrimsel psikolog olmak için psikolojinin temel alt alanlarına hâkim olmanın yanında başta biyoloji ve antropoloji olmak üzere başka bilim dallarında da hakimiyet sağlamak önemli. Bu da aslında EP konusunda uzmanlaşmayı bir hayli zorlaştırıyor. Siz tam biyoloji ile destekli evrimsel hipotezinizi desteklediniz zannederken 10.000 yıllık bir mağara kazısı bulgularınızla ters düşebiliyor ki bunun yanında evrim konusunda bile uzlaşmak aslında çok kolay bir şey değil. Yani kısacası gülün dikeni gibi, EP’nin birçok alanı bir araya getirmesi hep kapsayıcı bir güzellik katsa da uzmanlaşılması gereken birçok konuyu da birlikte getirdiği için bir sorun, zorluk olarak da ortaya çıkabiliyor.
Kısaca toparlayacak olursam eğer, ne eleştirmek için eleştirmek ne de savunmuş olmak için savunmak bilim için iyi. Farklı perspektif ve metotları olabildiğince bir araya getirmek bilimin gelişmesi için daha iyi ancak bu birleşimleri yaparken de birleştirdiğimiz alan ve metotlara hâkim olmamız daha sorunlu argüman ve sonuçlara ulaşmamamız açısından önemli. Kalan bölümde EP’nin bence içinde bulunduğu ümit yolundan bahsedeceğim, ardından ise, yazının sonuna geleceğiz.
Ümit Yolu
Şimdi sizi 2016 yılında ABD’nin San Diego şehrinde gerçekleşen The Society for Social and Personality Psychology (SPSP) kongresinden bir panele götürmek istiyorum: Jonathan Haidt moderatörlüğünde yürütülen bu panelde, Leda Cosmides ve Joseph Henrich konuşmacıydı. Leda Cosmides evrimsel perspektifin kurucularındanken, Joseph Henrich ise EP’ye daha kültürel bir perspektif ile bakan ve çalışan antropoloji arka planlı bir araştırmacıdır. Ortamda adeta bir derbi havası hâkim (en azından akademisyenler için ne kadar olabilirse) ve bu iki büyük isim EP konusundaki farklı görüşlerini paylaşacaklar. Bu panelin içeriğine çok girmeyeceğim, isteyenler Youtube’dan ulaşabilir ancak Joseph Henrich’in kültür odaklı yaklaşımının evrimsel perspektife bakışını çok önemli bir şekilde etkilediğini ve Cosmides’in klasik olarak da adlandırılan görüşünün limitli olduğu yerlerde Henrich’in önemli açıklamalar yapabildiğini söylemek lazım. Henrich’in “The Secret of Our Success” adlı kitabını EP’ye ilgi duyanlara da olumsuz bakanlara da öneririm. Bence EP’de kullandığınız lensi çok genişletebilecek ve EP dışında da psikoloji alanındaki birçok konuda aklınıza yeni soru ve fikirler getirebilecek bir kitap.
Benim bu panelden yazıda bahsetmemin sebebi bu panelin bana EP açısından umut vermesi. EP, evet, sorunları ve eksikleri olan bir perspektif; ancak bu perspektifi kullananlar artık kendini daha çok sorguluyor, değişiyor ve gelişiyorlar. Yani başta bahsettiğim eleştiri kültürü yoksunluğu artık azalıyor, belki de bitiyor. Sosyal psikolojinin en büyük kongresinde hem de bundan altı yıl önce, dolu bir seyirci kitlesiyle bu tartışmalar yapılıyor. Bu hem EP’nin küçümsenmeyecek bir perspektif olarak kendini artık kanıtlama seviyesine geldiğini, hem de daha da ilerlemek istediğini gösteriyor bence. Günümüzde ise tabii ki kongrelerde yine bu tarz geliştirici tartışmalar olmaya devam ediyor. Bir de bir yandan Twitter’da çok güzel tartışmaların döndüğünü görebiliyoruz. Bu tartışmalar EP’yi destekleyen ve desteklemeyenlerin farklı argümanlarını canlı bir şekilde izleme imkânı sunuyor. Normalde akademik ortamlarda makaleden makaleye belki aylar yıllar sürecek bir süreç, saatler içerisinde gerçekleştirilebiliyor. Ayrıca burada aynı görüş içerisindeki kişilerin de nasıl kendi içinde dallandığını, onları farklı düşüncelere iten öğeleri de görebiliyoruz.
Özellikle Twitter’daki faaliyetleri ve aktifliği üzerinden benim EP’yi merak edenler için önereceğim başlıca iki isim var, bir de genel anlamda psikoloji için bir isim var: Ed Hagen bir biyolojik antropolog ve özellikle antropoloji perspektifi ile çok güzel yorumlar yaptığını görebiliyoruz. Özellikle yaptığı açıklamalar, bilgiselleri detaylı ve kaynaklarla desteklenmiş olabiliyor. Daniel Conroy-Beam ise bir evrimsel psikolog. Ampirik paylaşımları ve kullandığı metotlar çok ilgi çekici olabiliyor. Örneğin kendisi bilgisayar hesaplamalarına dayalı simülasyonlar ile çiftleşme davranışlarını inceleyebiliyor. EP’nin kullanabileceği yeni metotları görmek ve öğrenmek açısından takip etmek için iyi bir kaynak. Ayrıca kendisi de psikolog olduğu için bence EP’ye dair yaptığı tespitler biz psikologlara daha yakın olabiliyor. Örneğin EP üzerine olan bir tartışmada, bir tweetinde (umarım doğru çeviririm) EP ve adaptasyonlar ile ilgili şunu söylüyor: “EP bir şeyi adaptasyon veya adaptasyon değil diye etiketlemek değil, adaptasyon hipotezlerini zihnin nasıl çalıştığını öngörmek için kullanmaktır.” ABD’den bu iki akademisyenin yanına bir de Türkiye’den Hasan Galip Bahçekapılı’yı eklemek istiyorum. Hasan Hoca genel anlamda psikoloji ile ilgili çok güzel anlatılarda bulunuyor. Bunun dışında da evrimsel perspektif üzerine de tweetler atıyor, attıkları genelde tadından yenmiyor. Başlıca bu üç isim ve diğer birçok akademisyeni Twitter ve başka mecralarda takip edebilmek bana evrimsel perspektif açısından ümit veriyor. Çünkü tartıştıkça ve sorguladıkça evrimsel perspektif ve kullanıcıları kendini değiştiriyor ve geliştiriyorlar.
Bir Taraf Değil, Bir Perspektif
EP, evet, akılları karıştırabiliyor, üzerine tepkiler çekebiliyor ama ümitliyiz. Çünkü bu perspektif psikolojinin her alanında bulguları daha geniş bir şekilde ele alabilmemizi sağlıyor. EP her şeyi açıklamayabilir; ama evrimsel perspektif olmadan da bir davranışın tam anlamıyla açıklanabileceğini düşünmüyorum. Bu noktada EP’yi bir alan değil de perspektif olarak görmek de önemli. EP’nin bir alan olarak görülmesi sanki onun bir taraf olarak da görülmesine yol açabiliyor ya da bu etiketlerle bir sosyal psikolog “ben evrimselci değilim, bunu yapmayayım” diye kendini kısıtlayabiliyor veya “bu evrimselciler de…” gibi kabileci yorumlara gidebiliyor. Tersi de tabii ki mevcut.
Hâlbuki bana göre EP analog-dijital kamera ayrımı gibi bir şey değil. Sadece eklenebilen bir lens. Çoğu, belki de her makineye uyabilir. Perspektifinizi açıp daraltmak ise size kalmış. EP’ye karşı bir önyargı var ama ümit veren öğeler (örn., kongreler, Twitter’daki görünürlük) ile bu önyargının azalacağını düşünüyorum. Bir de gruplaşma, alanlaşma yerine EP’nin herkesin kullanabileceği bir perspektif olacağını düşünebilirsek evrimsel perspektif için işlerin daha iyi gideceğini düşünüyorum.
Kaynaklar
Burke, D. (2014). Why isn't everyone an evolutionary psychologist?. Frontiers in Psychology, 5, Article 910, 1-8.
Buss, D. M. ve Schmitt, D. (1993). Sexual Strategies Theory: An evolutionary perspective on human mating. Psychological Review, 100, 204-232.
Buss, D. M. ve Von Hippel, W. (2018). Psychological barriers to evolutionary psychology: Ideological bias and coalitional adaptations. Archives of Scientific Psychology, 6(1), 148-158.
Henrich, J. (2016). The secret of our success: How culture is driving human evolution, domesticating our species, and asking us smarter. Princeton University Press.
Kruger, J. ve Dunning, D. (1999). Unskilled and unaware of it: How difficulties in recognizing one's own incompetence lead to inflated self-assessments. Journal of Personality and Social Psychology, 77(6), 1121-1134.
Sevi, B. (2019). Brief report: Tinder users are risk takers and have low sexual disgust sensitivity. Evolutionary Psychological Science, 5(1), 104-108.
Sevi, B., Aral, T. ve Eskenazi, T. (2018). Exploring the hook-up app: Low sexual disgust and high sociosexuality predict motivation to use Tinder for casual sex. Personality and Individual Differences, 133, 17-20.
Trivers, R. L. 1972. Parental investment and sexual selection. B. Campbell (Ed.), Sexual selection and the descent of man, 1871-1971 içinde (ss. 136-179). Aldine-Atherton.
Winegard, B. M., Winegard, B. M. ve Deaner, R. O. (2014). Misrepresentations of evolutionary psychology in sex and gender textbooks. Evolutionary Psychology, 12(3), 474-508.
* MEF Üniversitesi Psikoloji Bölümü, Dr. Öğr. Üyesi