Film Analizi | "Lady Bird" Film Okuması Ayrışılamamış Bir Anne ve Kimlik Krizi
Film Analizi
Ergenlik değişim, büyümek, başkalaşım (metamorfoz) ve dönüşüm demektir. Ergenlik döneminde birey hem bedensel hem ruhsal hem de toplumsal alanda değişime, dönüşüme uğrar. Ergenlik döneminde üç temel kriz ögesi söz konusudur: Kimlik, cinsellik ve ayrılık (Parman, 2006). İlk olarak ergen kendisinin kim olduğuna karar vermelidir. Kimliği belirleyen şey ise ilişkilerdir. Kişi kimliğini ilk kez aile içinde temellendirmeye başlar. Daha sonra ise, bireyin kendi ruhsallığı ve bedeniyle, ötekilerin ruhsallıkları ve bedenleriyle kurduğu ilişkiler kimliğin belirlenmesine katkıda bulunur. Cinsellik krizinde ise ailenin karmaşık yapısı ortaya çıkar. Aile, cinselliğin en yadsınamaz hâliyle var olduğu bir yapıdır ama bir yandan da cinsellik, aile içinde bir tabudur (Parman, 2006). Çocuklar ergenliğe girdiklerinde, üretici bir cinsel yaşamı yaşayabilecek bedensel gelişim düzeyine geldiklerinde, o döneme kadar sadece anne-babaya ait olan yaşantı ergenler için de olası hâle gelecektir. Bu yüzden cinsellik krizinin en temelindeki şey ensest yasağının içselleştirilmesidir (Pirim-Düşgör, 2020). Bu yasak ile birlikte ergen cinsel nesneyi evin dışında, bir dış nesnede aramaya başlayacaktır. Krizin sonunda ise, ergenin ayrılmayı kabullenmesi gerekir. Kişinin kendi mahremiyet ve özerklik duygusunu kazanması beklenir. Özerklik ötekilerle güvenli bir uzaklığın oluşturulması ile kazanılır. Ergende mahremiyet duygusu ile beraber, çocuksu olan “annem ve babam her düşündüğümü ve yaptığımı biliyor” düşüncesi ortadan kalkar. Bu noktada ödipal bir ayrılıktan da söz etmemiz mümkündür. Ergen ensestüel aşk nesnelerinden de ayrılır. Ayrılık bir bakıma yas da olduğu için ergenin hüzünlü hissetmesi doğaldır. Lady Bird filminde ergenlik dönemine ve bu dönemde yaşanan çatışmalara dair birçok unsur yer almaktadır. Bu yazı, Lady Bird filminin ergenlik krizi ve aile çatışması üzerinden yorumlanmasını hedeflemektedir.
Film kısaca, Katolik okuluna giden 17 yaşındaki son sınıf öğrencisi Christine, namıdiğer “Lady Bird”ün ergenlik krizini, kendi cinselliğini ve kimliğini keşfederken annesi ile yaşadığı gelgitli ilişkiyi anlatmaktadır. Hikâyenin ana temasını Lady Bird’ün kendini yaşadığı yere ait hissetmemesi oluşturur. Kendine her Christine dendiğinde “Lady Bird” olarak düzeltmesi ve bunun üzerine kendine neden Lady Bird dendiğini “Bu adı kendime verdim, bana benim tarafımdan verildi” olarak belirtmesi ailesini, yaşadığı yeri ve kendi tercihi dışında gelişmiş tüm olguları sorgulamasının bir açıklaması olarak görülür. Amerika’nın orta sınıfına mensup -ona göre demir yolunun yanlış tarafında oturan- bir ailede, hemşire bir annenin ve işsiz kalmış bir babanın kızı olan Christine, dersleri pek parlak olmamasına ve ailesi okul ücretini karşılayamayacak olmasına rağmen üniversite eğitimi için New York’a gitmek istemektedir.
Bir Kimlik İnşası: “Bu ad bana benim tarafımdan verildi”
Filmde Christine’in kimlik krizi, filmin odak noktalarından biridir. Cinselleşen bedenle birlikte ruhsallıkta dürtüler artmaktadır ve daha önce kullanılan savunma mekanizmaları işe yaramadığı için ergen yeni bir düzenlemeye ve organizasyona gitmek durumundadır (Parman, 2006). Ergenlikte, ilk olarak kişi kendisinin kim olduğuna karar vermelidir. Kimliği oluşturan şey öteki nesnelerle olan ilişkidir ve bu ilişki aile içinde başlar. Daha sonra, ergenlikte kişi başka nesnelere yönelir. Filmde dikkat çeken nokta ise Christine’in ailesinden gelen çoğu şeyi inkâr etmesidir. Örneğin kendisine verilen ad; kendisine her Christine denildiğinde ısrarla Lady Bird diye düzeltir. Hatta okuldaki öğretmenleri dâhil herkesin ona Lady Bird diye hitap etmesini sağlar. Bununla birlikte, filmin açılış cümlesinde Lady Bird annesine “Sence Sacramentolu gibi gözüküyor muyum?” diye sorar. Kendini yaşadığı yere ait hissetmemekle birlikte kendisini bulunduğu yere göre daha iyi bir konumda görür. Film boyunca hem ailesinden hem de yaşadığı yerden uzaklaşma planları yaptığını görürüz. Ona göre kendisi, Sacramentolu, orta gelirli bir aileye ait olamayacak kadar iyidir.
Film boyunca Lady Bird’ün özerkleşme çabası ve ayrılık krizi aslında tüm aileyi de işin içine çeker. Her şeyini ailesine vermiş bir anne figürü olan Maria McPershon, küçük çocuğunun evden ayrılması ve yetişkinliğe adım atmasıyla kendi içinde de yeni bir düzenlemeye gitmek durumundadır. Filmde annenin bu durumla mücadelesi de görülmektedir. Çünkü artık çocuklarına karşı görev ve sorumluluklarını tekrardan tanımlamak durumundadır ve yıllardır alıştığı düzen değişmek üzeredir.
Winnicott (2006) anne babaların ergen için yapabilecekleri tek şeyin ergene karşı sakin kalmak olduğundan ve bunu tam olarak kendilerini geri çekmeden gerçekleştirmeleri gerektiğinden bahseder. Filmde babanın genel olarak bu tavırda olduğunu görmekteyiz. Anne her şeye karışmaya çalışsa da Lady Bird, aileden ayrılma ve kendisinin kim olduğuna, kendi başına karar verme konusunda ısrarcı davranır ve sonuç olarak ideallerindeki şehre gider. Filmin sonunda Christine, New York’a üniversiteye gittiğinde reddettiği kimliğini ve yaşadığı yeri, ailesini özler. Mesela yeni tanıştığı birine kendini ilk kez Christine olarak tanıtır. Burada Christine’in, kim olduğuna karar verirken sürekli kopmaya çalıştığı ailesini hikâyesine dâhil ettiği görülür. Bu defa kendi aile tarihi üzerinden kimliğin inşa süreci başlamaktadır.
Ayrışamamış Anne-Ergen İlişkisi ve Çatışmaları
Lady Bird’ün annesi hemşire Maria McPershon, evin bütün yükünü sırtlanmış vaziyettedir. Psikolojik sorunları olan kocasının işsiz kalması sebebiyle gece gündüz çalışmaktadır. Henüz 11 Eylül’ün üzerinden az zaman geçtiği için kızını New York’a gönderme konusunda gönüllü olmamakla birlikte, zaten başarabileceğine de pek inanmamaktadır. Diğer yandan maddi sorunlar, bu yükü en çok taşıyan kişinin, annenin, gergin tabiatında dillendirilmektedir. Öyle ki Christine New York’a yaptığı üniversite başvurularını bile annesinden gizli bir şekilde gerçekleştirmek zorunda kalmıştır.
Filmin açılış sahnesinde Christine ve annesi yan yana uyumaktadır. Bu ilk sahne ayrışamamış bir anne-ergen ilişkisini düşündürmektedir. Filmin ilerleyen sahnelerinde de annesinin sık sık, kızını hem üniversite konusunda hem de günlük yaşayışında bırakamadığı, ergenin ayrılık yaşamasına tam olarak izin vermediği görülür. Örnek olarak hâlâ Christine’in odasına girerken kapıyı çalmamaktadır veya kızına bir cep telefonu almamaktadır. Yine film boyunca annenin, kızının her yaptığını bilme çabasında olduğu görülmektedir. Ayrıca anne, kızının çocukluktan çıktığını da henüz kabullenememektedir. Sözgelimi, evdeki hiçbir işi Christine’in yapmasına izin vermez. Kahvaltı sahnesinde Christine, kendi yumurtasını yapmak istediğini söyleyince annesinin “Sen beceremiyorsun ki, çok yavaşsın, mutfağa her girdiğinde batırıyorsun,” gibi cümleler kurduğu görülmektedir. Burada annenin, sürekli beceriksiz olarak itham ettiği kızının kendi becerilerini kazanmasına da engel olduğu görülür. Yani anne her konuda kızının kendinden ayrışmamasını ve bir şekilde kendisine olan bağımlılığının devam etmesini içten içe arzulamaktadır.
Filmin başlarında Christine ve annesinin araba yolculuğunda başlayan üniversite tartışması filmin sonuna kadar devam etmektedir. Christine, yaşadığı yere yakın bir üniversiteye gitmek istememektedir, çünkü kendini yaşadığı yere, ailesine ait hissetmemekle birlikte ailesinden olabildiğince uzaklaşmak istemektedir. Araba sahnesinde üniversite konusundaki tartışma sırasında annesi, onun başarısızlığını o kadar çok yüzüne vurur ki bu baskıdan kurtulmak için Christine hızla ilerleyen arabanın kapısını açıp kendini arabadan atar. Perret-Catipovic ve Ladame’a göre (1998) ergenlik krizinde ergenlerin başa çıkamadığı olumsuz durumlarda regresyonun gerçekleşmesi sonucu patoloji başlangıcı veya onunla ilişkili semptomlar oluşabilir ve ergen çeşitli uç eylemlerde bulunabilir (acting out). Bu sahnede de, bu görüşe uygun olarak Christine’de ciddi bir eyleme geçme durumu görülmektedir. Christine’in kendi ölümüne sebep olabilecek bir eyleme geçmesi, yani bu zarar verici eylemin aslında anneyi cezalandırmak için yapıldığını akla getirmektedir. Film boyunca Lady Bird’ün kendini sürekli tümgüçlü olarak algıladığı fark edilmektedir. Freud’a göre, gerçeklik testi neyin içeriden bir tasarımla sınırlı olduğunu neyin dış dünyada var olduğunu ayırt etmemizi sağlar (akt., Pirim-Düşgör, 2020). Araba sahnesinde Christine’ın ergenlik ile birlikte hissettiği tümgüçlülük düşüncesinin gerçeklik ilkesiyle çatışmasını görmek mümkündür. Maria McPershon ise, Lady Bird’ü gerçeklikle yüzleştiren bir dış nesne konumundadır. Lady Bird hem bu gerçekliğin sert bir şekilde yüzüne vurulmasına hem de içten içe annesinin onayını arzulamasına rağmen, asla destek görememesi durumuna dayanamaz ve annesini cezalandırırcasına kendini arabadan atar.
“Ergenlik bazı yazarlara göre ikinci doğumdur. Fransız psikanalist Françoise Dolto ergenlikte oluşan dönüşümü yaşamın ilk günlerindeki dönüşümle karşılaştırır. Doğum fetüs hâlinden yeni doğan hâline geçişin yaşandığı bir dönüşümdür. Ergenlik de aynı şekilde çocukluktan erişkinliğe geçilen bir dönüşüm dönemidir. Dolto, ergenlerin de tıpkı yaşamın ilk döneminde yaşama alışmaya çalışan yeni doğan bebekler gibi kırılgan ve dayanıksız olduklarını belirtir ve onları kabuk değiştiren yengeçlere benzetir. Yengeçler kabuk değiştirdikleri dönemde zayıf ve savunmasızdırlar” (Parman, 2000, s. 20).
Filmde Christine’in özellikle annesi ile olan diyaloglarında oldukça kırılgan, çok çabuk öfkelenen bir durumda olduğu görülür. Örnek olarak, annesi ile olan alışveriş sahnesinde Christine denediği bir elbiseyi çok beğenir. Annesine fikrini sorunca annesi “Çok mu pembe acaba?” der, bunun üzerine Christine sinirli bir şekilde giyinme kabinine geri dönüp annesine “Neden sadece güzel olduğumu söylemiyorsun? Düşüncelerin umurumda olmasa da düşünmeni istiyorum,” diye bir çıkış yapar. Film boyunca kavgaların hepsi çok küçük şeylerle başlar mesela ilk araba sahnesindeki tartışma annesinin “biraz müzik dinlemesek olur mu?” cümlesiyle alevlenir. Christine annesine karşı çok hassas konumdadır. Ailedeki anne-baba-çocuk üçgeninde kural koyucu babadan çok anne gibi gözükmektedir. Film boyunca Lady Bird’ün babası ile daha iyi ilişki kurduğu görülmektedir. Babası evde anneye göre daha pasif konumdadır ve aynı zamanda kızının aileden ayrışmasına ve özerklik kazanmasına karşı daha olumlu bir tutum sergilemektedir. Christine de içindeki çalkantıların, psikolojik acısının, çocukluğunu kaybetmenin verdiği yasın öfkesini tamamen annesine yöneltmiş durumdadır. Winnicott, ergenin anlaşılmamak istediğini belirtmiştir (akt., Parman, 2011). Lady Bird’ün de annesi ile olan çatışmalarında bu durum görülebilir. Annesi her ne kadar kızının isteklerine kapalı olsa da bir noktada onu anlamaya ve yardımcı olmaya çalıştığı da fark edilir, ama bu girişimlerin genel olarak başarısız olduğu görülmektedir.
Yazının başında da belirtildiği gibi ergenlik krizinin son basamağı ayrılıktır. Ergen hem ensestüel yasağı içselleştirerek dışarıda bir nesne arayışına girmekte hem de özerk bir birey olarak evden ayrılma ya da bir şekilde kendi hayatını kurmak için girişimlerde bulunmaktadır. Filmin sonunda Lady Bird annesinden gizli bir şekilde yaptığı üniversite başvurularının birinden kabul alır. Bu durum evde büyük bir kriz oluşturur. Anne her ne kadar kızının mükemmel olmasını arzulasa da bir yandan da onun başarısını ve evden ayrılma durumunu kabullenemez. Anne ve kız bu durumda uzun bir küslük yaşar. Christine ne kadar özerk bir birey olmaya ve ailesinden ayrılmaya hazırsa, annesi de bunun aksi biçimde kızını bırakma fikrinden uzaktır. Winnicott’un (2006) ergenliği bireysel bir var oluş süreci olarak tanımlaması ve bunun ergene derin bir hüzün de getirebileceğini söylemesi, Christine’ın, hayali olan New York’taki üniversiteye gitmesine rağmen içinde yaşadığı hüznü anlamamıza yardımcı olmaktadır. Filmin başından beri kurtulmak istediği çocuksuluğu nihayet geride bırakmış olan Christine, ailesinden ayrılması üzerine bunun yasını tutmaya başlar. Burada ergenliğin içinde barındırdığı yası görmek mümkündür.
Cinselleşmiş Bedenler
Ergenlikte ortaya çıkan güçsüzlükle baş etmek ve anne babadan ayrışmak için gruplaşmalar görülebilir. Ergenlikte, kişiler kendi akran gruplarında güvenli bir ortamda hisseder. Bu grup davranışı, anne babanın kontrol ve kısıtlamalarından kurtulma çabası olarak görülebilir. Bu güvenli ortamın karşılığında, ergenlik dönemindeki bireyler, grubun standartlarına ve kurallarına koşulsuz bir şekilde itaat edebilirler. Bununla birlikte ergenler, akran grubuna göre davranış modellerine uyma ve akranlarına benzeme konusunda bir bağımlılık da geliştirebilirler. Blos (1967) bu durumu “üniformizm” olarak adlandırır. Filmde Lady Bird’ün hem kim olduğuna karar vermek hem de neyde yetenekli olduğunu keşfetmek amacıyla çeşitli gruplara girdiği görülür. İlk olarak öğretmeninin tavsiyesi ile en yakın arkadaşı ile birlikte tiyatro kulübüne girer. Lady Bird’ün tiyatro ekibi ile olan sahneleri Winnicott’un ergen akranlar için bir aradaki yalnızlar benzetmesini çağrıştırmaktadır. Her ne kadar burada geçirdiği süreçte mutlu olsa da ilk oyundan sonra kulüpten ayrılır, çünkü istediği gibi tiyatro kulübü içinde parlayamamıştır. Kendisinin yerine en yakın arkadaşının başrolü almasına oldukça şaşırır. Burada yine tümgüçlülük fantezileri ile gerçeklik durumunun bir çatışmasına şahit olunur. Sonra, daha zengin ve popüler bir arkadaş grubuna girmeye çalışır, çünkü olmak istediği kişiye uygun olan ortam orasıdır. Bu süreçte aslında çok da yapmak istemediği davranışlarda bulunur ve arkadaşları arasında kabul görebilmek için kendisi ve ailesi hakkında çeşitli yalanlar söylemeye başlar.
Filmde Lady Bird ve çevresinin kendi cinselliklerini keşif süreçleri de işlenmiştir. Örneğin Lady Bird ve en yakın arkadaşı ilk kez ne zaman kendi genital organlarını keşfettikleri üzerine bir konuşma gerçekleştirirler. Christine annesine “Sence cinsel ilişki için uygun zaman nedir?” gibi sorular sorar ya da yeni erkek arkadaşı ile cinsel birliktelik yaşamak için aceleci davranır. Ergenlikle birlikte güçsüz bir beden artık üreme yetisine sahip güçlü bir bedene dönüşmüştür. Burada olması gereken ensest yasağını içselleştirip yeni nesnelere yönelmektir. Bununla birlikte bedenin üreyebilme ve cinsel ilişki yaşayabilme kapasitesi ile ruhsallığın gelişimi her zaman uymayabilir. Christine, ilk sevgilisinin eşcinsel olduğunu öğrendikten çok kısa bir süre sonra müzik grubu olan yeni bir erkek arkadaş bulur. Aslında ergenliğin gerekliliklerinden biri olan aşk acısını yaşamak için kendisine tam olarak fırsat tanımaz ve film boyunca gördüğümüz eyleme geçme durumuna gider. Yeni erkek arkadaşı ile kısa sürede bir cinsel birliktelik yaşar ve bunun ardından pişmanlık hisseder, çünkü ilk ilişkisi istediği ve “olması gerektiği gibi” yaşanmamıştır. Christine her ne kadar bir an önce büyümek ve yeni bedenin, yeni dürtülerin çatışmasından kurtulmak istese de ruhsallığı tam olarak organize olamamıştır, daha gelişmektedir.
Ergenlikle birlikte bedenin değişmesi ve buna adapte olma durumu söz konusudur. Değişen beden ile bu bedeni tasarımlandırma ve önceki beden imgesinin yerine geçirme zorunluluğu ile karşı karşıya gelinir (Parman, 2006). Bu alanlarda ergenin kendi bedeni ile meşguliyeti de oldukça fazladır. Aslında zayıf sayılabilecek bedene sahip olan Christine kendini sürekli olduğundan daha kilolu algılamaktadır. En yakın arkadaşıyla gittiği markette moda dergilerine bakıp aralarında “Neden biz de böyle görünemiyoruz ki?” şeklinde yaptıkları muhabbetler de filmde sıkça yer alır. Filmde hem değişmiş beden hem gelişen cinsellik hem de akran gruplarının tekrar yapılandırma süreçleri net bir şekilde görülebilmektedir.
Tümgüçlülük ve Arzulanmaktan İbaret Olan Arzular
Film boyunca Lady Bird’te birtakım tümgüçlülük fantezilerinin olduğu görülmektedir. Lady Bird, film boyunca dersleri çok parlak olmamasına rağmen ülkenin iyi üniversitelerine gidebileceğini düşünür. Ailesi ona yaşadıkları yere yakın olan bir üniversiteye gidebileceğini söyledikçe o şöyle söyler: “Babam ve abim orada okumuş, ben onlar gibi sıradan değilim.” Aynı şekilde matematik dersinde de bir türlü başarılı olamamasına rağmen bu başarısızlığını asla kendine bağlamaz, nedenini anlayamaz ve en yakın arkadaşına şöyle cümleler sarf eder: “Babamın matematiği iyidir, bu konuda anneme çekmişim sanırım. Bu kesinlikle annemin suçu.” “Sen matematiği yapabilirken ben nasıl yapamıyorum anlamıyorum, çok saçma.” Bunun yanında derslerinde başarılı olmak için herhangi bir çaba da sarf etmez. Bu açıdan denilebilir ki kendisinin, hiç çalışmadan da bir şeyleri yapabileceğine inanan tümgüçlülük fantezileri mevcuttur. Klein, benliğin manik savunmalarından bahsederken tümgüçlülük hissinden de söz eder (akt., Bronstein, 2010). Burada Christine’in içinde yaşadığı depresif duygulardan, melankoliden kaçınmak için tekrar bebekliğin ilk dönemlerindeki omnipotant (her şeye gücü yeten) hâline regrese olduğu düşünülebilir. Yine Klein’a göre manik savunmalar, zulmedicileri ortadan kaldırmak ve sevilen bir nesneye saldırmaya bağlı olarak deneyimlenen suçluluk ve çaresizlik hisleri ile baş etmek için harekete geçer (akt., Bronstein, 2010). Film boyunca Christine hem annesine hem de abisine karşı oldukça sert ve öfkelidir. Aynı zamanda annesi onu sürekli başarısızlıkları ile yüzleştirir. Christine kendi başarısızlıklarını inkâr eder ve bunları kapatmak için birtakım eylemlerde bulunur: Matematik sınavından düşük not alınca tüm sınav kâğıtlarını çalıp çöpe atması, hocasına sinirlenmesi sonucunda arabasına uygunsuz yazılar yazması, okulda kadın öğrencilere yönelik kürtaj karşıtlığı ile ilgili bir konferansta konuşmacıya ağır şeyler söyleyip okuldan uzaklaştırılması, annesine sinirlendikçe eve geç gelmesi ve bu esnada fazlasıyla alkol, sigara tüketmesi bunlardan birkaçıdır. Winnicott’un (1975) açıkladığı gibi, buradaki tümgüçlülük fantezileri aynı zamanda iç gerçekliğin kabulüne karşı savunucu bir rol üstlenmektedir. Böylece içgüdüsel yaşantılarının sorumluluğunu üstlenmede yaşadığı endişelerin de üstünü örter. Winnicott (2006), ergenliğin, ölüm düşüncesini de her daim içinde barındırdığını söyler. Lady Bird’deki bu tümgüçlülük hissinin bir noktada kendi sınırlılıklarına ve kendi ölümlü doğasına bir meydan okuma olduğu da düşünülebilir. Öyle ki kendisini hızla giden bir arabadan atabilecek cesareti kendinde bulur.
Sonuç olarak film, ergenlik çağındaki genç bir kızın kimliğini, cinselliğini, ailesinden ayrılma ve özerk bir birey olma çabasını ve hikâyesini oluşturma uğrunda yaşadığı çelişki ve zorlukları ele almaktadır.
Kaynaklar
Blos, P. (1967). The second individuation process of adolescence. The Psychoanalytic Study of the Child, 22(1), 162-186.
Bronstein, C. (2010). Two modalities of manic defences: their function in adolescent breakdown. The International Journal of Psychoanalysis, 91(3), 583-600.
Parman, T. (2000). Ergenlik ya da merhaba hüzün. Bağlam Yayıncılık.
Parman, T. (2006). Ailenin yaşamsal döngüsündeki ergenlik krizinin yeri. Yansıtma: Psikopatoloji ve Projektif Testler Dergisi, 3(5-6), 11-16.
Parman, T. (2011). Psikanaliz yazıları 23 - Donald W. Winnicott. Bağlam Yayıncılık.
Perret-Catipovic M. ve Ladame, F. (1998). Adolescence and psychoanalysis: The story and the history içinde (ss. 161- 172). (P. Slotkin, Çev.). Karnac Books.
Pirim-Düşgör, B. (2020). Ergenlikte normallik ve patoloji. Ergenle klinik çalışma I dersi yayımlanmamış ders notları. İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü.
Winnicott, D., W. (2006). Ergenlik süreci ve kişisel yüzleşmeye olan ihtiyacı. Yansıtma: Psikopatoloji ve Projektif Testler Dergisi, 3(5-6), (Ç. Köse Çev.). 25-30.
Winnicott, D., W. (1975). The manic defences: Through Paediatrics to Psychoanalysis: Collected Papers içinde (ss. 129-144). Karnac Books.