Fotoğrafların Bilinmeyen Yüzü: Fotoğraflar Sahte Anılar Yaratabilir mi?
Ceren Dönerkayalı
Kadir Has Üniversitesi, Psikoloji Doktora Programı, Doktora Öğrencisi
Sezin Öner
Kadir Has Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Doç. Dr.
Fotoğraflar için yaşanılan olayı olduğu gibi yansıtan anlık kayıtlar denilebilir. L. J. Mande Daguerre fotoğrafı icat ettiğinden beri (Gök, 2016), bir çoğumuz için fotoğraf çekmek hayatımızın en önemli anlarını kaydetmenin ve o anın gerçekten yaşandığını kanıtlamanın en direkt yolu âdeta. Yine de fotoğrafların her zaman doğru bilgiler içerdiğini varsayıp sorgusuzca güvenmek, günümüz teknolojisini hafife aldığımızın işaretidir. Öyle ki teknolojinin gelişmesiyle fotoğraflar, yaşanmamış olayları yaşanmış gibi göstermeyi veya yansıtılan olayın detaylarını değiştirmeyi mümkün kılmıştır. Manipüle edilmiş fotoğraflar veya sahte görüntüler oluşturmak için gereken teknolojiler giderek daha erişilebilir ve günlük yaşamda yaygın hâle gelmiştir. Adobe Photoshop (Adobe Inc., 2024) gibi çeşitli uygulamaların ve üretken karşıt ağlar[1] (GAN’lar; Goodfellow ve ark., 2020) veya derin öğrenme modelleri gibi yapay zekâ destekli araçların kullanılmasıyla bireyler artık kolayca gerçekçi, değiştirilmiş fotoğraflar üretebilmektedir. Bu gelişmeler yalnızca profesyonel yazılımlarda değil aynı zamanda popüler sosyal medya platformlarına da entegre edilerek kullanıcıların yalnızca birkaç tıklamayla görüntüleri değiştirmesine ve geliştirmesine olanak tanımaktadır. Ayrıca, sahte fotoğrafların yanı sıra “derin sahte” (deepfake)[2] videoların yüksek düzeydeki inandırıcılığı da gerçek ve sahte arasındaki sınırları bulanıklaştırmaktadır. İlk bakışta, sahte fotoğraflar ve videolar bir eğlence aracı olarak görülse de bu uygulamaların olaylara ilişkin belleği değiştirebileceğini ve sahte anılar oluşturabileceğini gösteren birçok çalışma bulunmaktadır (Garry ve Gerrie, 2005; Murphy ve Flynn, 2022; Strange ve ark., 2005; Wade ve ark., 2017).
Psikoloji literatüründe, sahte fotoğraflar ve videolar kullanılarak katılımcıların belleğinde yaşanmamış olaylara ilişkin sahte anılar yaratılmasına “kurgulanmış-kanıt etkisi” (doctored-evidence effect) adı verilmektedir (Nash ve ark., 2009). Aslına bakılırsa bu etkiyi ortaya koyan çalışmaların kökeni, yıllar öncesinde bir grup katılımcının belleğine çocukken aslında hiç yaşamadıkları “alışveriş merkezinde kaybolma” (Loftus ve Pickrell, 1995) sahte anısının başarılı bir şekilde ekilebilmesine dayanmaktadır. Loftus ve Pickrell’in (1995) bu çalışmasında katılımcılardan, aile bireylerinden alınan bilgiler doğrultusunda yazılmış, çocukken başlarından geçmiş dört olay verilir ve bu olayları mümkün olduğunca detaylı şekilde hatırlamaları istenir. Katılımcılara verilen bu dört olaydan biri katılımcının alışveriş merkezinde kaybolmasını, yaşlı bir kadının ona yardım ederek ailesine kavuşturmasını içeren ve katılımcıların aslında başına gelmemiş sahte bir olaydır. Birinci oturumdan sonra, katılımcılardan bu dört olayı ikinci oturuma kadar düşünüp aile bireyleriyle bu konu hakkında konuşmadan hatırlamaya çalışmaları istenir. İkinci oturumun sonunda, çalışmaya katılan katılımcıların %25’inin bu sahte anıyı kısmen veya tamamen hatırladığı rapor edilmiştir. Katılımcılarda bu tür sahte anıların nasıl oluştuğu kaynak izleme yaklaşımı (source monitoring framework; Johnson ve ark., 1993) ile açıklanabilir. Kaynak izleme, herhangi bir bilginin kaynağını doğru yerlere atfedebilmeyi içeren süreçleri ifade eder ve bu doğrultuda, gerçek ve kurgulanmış olayların kaynaklarının nasıl atfedildiğine ilişkin bir teorik çerçeve öne sürer. Bir bilginin kaynağı, o bilginin belleğe aktarıldığı sıradaki koşulları içinde barındıran özellikler anlamına gelmektedir. Örneğin, kurgusal olaylar; yaşanmış olaylara oranla çok daha az algısal, anlamsal, bağlamsal ve duygusal fenomenolojik deneyim özelliği içermektedir (Keven, 2016). Diğer taraftan kurgusal olaylar, gerçek olayların ilişkilendirildiği fenomenolojik özellikleri de içerebilir, bu durumda kurgusal olayları gerçek olaylardan ayırmak oldukça zorlaşır. Sonuç olarak, kurgusal olayların gerçek olaylara benzer fenomenolojik özellikler içermesi bu olayların yanlış atfedilerek gerçekten yaşanmış olarak hatırlanmasına neden olabilir (Johnson ve ark., 1988; Johnson ve ark., 1993). Kaynak izleme yaklaşımı ışığında, kurgulanmış-kanıt etkisinden sorumlu olabilecek üç mekanizmadan bahsedilebilir. Bu mekanizmalar: Aşinalık (familiarity), imgeleme (imagery) ve güvenilirliktir (credibility) (Nash ve ark., 2009).
Aşinalık, İmgeleme ve Güvenilirlik Mekanizmaları
Kaynak izleme yaklaşımına göre aşinalık hissine, anıların kaynağına karar vermek için başvurulabilir. Bir olayın, maddenin veya kelimenin aşinalık hissi yaratabilmesi için ya akıcı bir biçimde işlenmesi (fluent processing) ya da zihne kolayca getirilebilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, gerçek anılar önceden deneyimlendiği için zihne kolayca getirilebilir ve bu da beraberinde aşinalık hissini getirir (Jacoby ve ark., 1989; 2014). Yine de bazen aşinalık hissi yanlış atfedilebilir. Örneğin, bir çalışmada katılımcılara, araştırmacılar tarafından uydurulmuş bir grup isim gösterilmiş ve bu isimlerin ünlü olmadıkları vurgulanmıştır. Bir gün sonra katılımcılardan, verilen listeden yalnızca ünlü olan isimleri seçmeleri istendiğinde, katılımcılar, araştırmacılar tarafından uydurulan ve ünlü olmayan bazı isimleri de ünlü olarak seçmiştir. Bunun nedeni, uydurulmuş isimleri okumanın, bir sonraki gün, işlenme akıcılığını ve dolayısıyla da bu isimlere olan aşinalığı arttırmasıdır. Fakat, katılımcılar bu aşinalık hissini, uydurulmuş isimlerin ünlü olduğu inancına yanlış olarak atfetmişlerdir (Jacoby ve ark., 1989). Buradan hareketle, sahte fotoğrafların da bu aşinalık mekanizmasını kullanarak sahte anılar yaratması hiç de zor değildir. Hessen-Kayfitz ve Scoboria’nın (2012) bir çalışmasında, katılımcılara, katılımcıların aile bireylerinden edinilen, bir olayı betimleyen dört çocukluk fotoğrafı gösterilmiştir. Katılımcılara gösterilen fotoğraflardan birisi sahtedir ve sıcak hava balonuyla yapılan bir yolculuğu betimlemektedir. Sahte fotoğraflar, otobiyografik ayrıntı içerip içermemesi (örn., katılımcının kendisi ve ebeveynin fotoğrafta bulunması) ve aşina olunmayan detay (örn., arka planda deniz fenerinin bulunması) içerip içermemesi şeklinde manipüle edilerek dört farklı koşul oluşturulmuştur. Üç oturum boyunca, her bir koşuldaki katılımcılardan fotoğrafı gösterilen dört çocukluk anısını olabildiğince detaylı bir şekilde hatırlamaya çalışmaları istenmiştir. Araştırmanın sonucunda, otobiyografik ayrıntı içeren ancak aşina olunmayan detayın bulunmadığı (katılımcının kendisinin ve ebeveyninin bulunduğu fakat arka planda deniz fenerinin bulunmadığı) sahte fotoğraf koşulundaki katılımcıların, bu sahte olayın gerçekleştiğine ilişkin bellek derecelendirmelerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Hessen-Kayfitz ve Scoboria’ya (2012) göre, sahte fotoğrafta otobiyografik ayrıntıların bulunması işlenme akıcılığını arttırmakta ve bu da beraberinde aşinalık hissini ortaya çıkarmaktadır. Sahte fotoğrafta aşina olunmayan bir detayın bulunması ise aksine işlenme akıcılığını azaltarak aşinalık hissinin oluşmasını engellemektedir. Bu nedenledir ki, sahte fotoğrafta tanıdık yüzlerin bulunmasından kaynaklanan aşinalık hissi, sahte olayın gerçekten yaşandığı için hatırlandığı şeklinde yanlış atfedilmiştir.
İmgeleme mekanizması ile ilgili olarak, kaynak izleme yaklaşımına göre gerçek olaylar, fenomenolojik deneyim özellikleri (örn., algısal, anlamsal, bağlamsal ve duygusal özellikler) bakımından kurgusal olaylardan daha zengindirler (Addis, 2018; Rubin ve Umanath, 2015). Buradan hareketle, kurgusal olayların zihindeki imgelemleri bu fenomenolojik özellikler bakımından zenginleştirilebilirse bireylerde bu olaylara ilişkin sahte anılar yaratmak da daha olası olacaktır. Bu durum, zihindeki canlı imgelemenin, sahte olayın gerçekten yaşandığını düşünerek elde edildiği şeklindeki yanlış atfetmekten kaynaklanmaktadır (Johnson ve ark., 1988; 1993). Örneğin, Lindsay ve arkadaşlarının (2004) çalışmasında, aile bireylerinden, katılımcıların okulla ilişkili iki çocukluk anısını yazarak anlatmaları istenmiştir. Buna ek olarak araştırmacılar, ilkokulda, öğretmenin masasına “slime” (yarı yapışkan nitelikte bir oyun hamuru türü) koyulduğunu anlatan bir sahte olay oluşturmuşlardır. Bu sahte olay anlatımı, şüphe çekmemek için katılımcıların kendi isimlerini ve o dönemdeki öğretmenlerinin isimlerini içermektedir. Katılımcılardan bu üç olayı okumaları ve olayları olabildiğince detaylı şekilde hatırlamaları istenmiştir. Olay anlatımlarının yanı sıra, katılımcıların yarısına o dönemde çekilmiş, kendisinin, öğretmeninin ve arkadaşlarının olduğu gerçek okul fotoğrafları gösterilir. Sonuç olarak, sahte olayın yalnızca anlatımının verildiği koşulda katılımcıların %45.5’inin, olay anlatımı ile birlikte gerçek fotoğrafın da verildiği koşulda katılımcıların %78.2’sinin sahte imgeler veya sahte anılar ürettiği bulunmuştur. Bu araştırmanın bulguları iki önemli noktaya işaret etmektedir. Bunlardan ilki, sahte anılar oluşturmak için sahte fotoğraf kullanımının gerekli olmadığıdır. İkincisi ise, sahte bir olay anlatımının yanında algısal ve bağlamsal detaylar bakımından zengin (örn., sınıf ortamını ve öğretmen ve arkadaşların fiziksel görüntüsünü içeren) bir fotoğraf verilmesi, katılımcılara zihinlerinde sahte olay ile ilgili canlı birtakım imgeler oluşturma fırsatı sunmakta ve bu da sahte olayların gerçekten yaşanmış gibi hatırlanmasına sebep olabilmektedir (Lindsay ve ark., 2004).
Kaynak izleme yaklaşımına göre, yaşanmış olayları kurgusal olaylardan ayırt edebilmek için karar verme süreçlerinin ortaya koyduğu çeşitli örtük kriterler temel alınmaktadır. Kaynak izleme sırasında varılan kararlar iki farklı karar verme mekanizmasının ürünüdür. Bunlardan ilki kontrollü bir süreci içermeyen, hızlıca verilen kararlara; ikincisi ise kontrollü bir süreci içeren, görece daha yavaş ve mantık yürütmeyi mümkün kılan kararlara işaret etmektedir (Johnson ve ark., 1993; ayrıca bkz. Hasher ve Zacks, 1979). İki karar verme mekanizması da zihinsel şemaları belleğe doğru şekilde atfedebilmek için farklı kriterleri temel alabilmektedir. Örneğin, kontrollü olan yavaş sürecin kriteri, bir olayın yaşandığını hatırlamak ve bilmek arasında oluşabilecek farklar olabilirken; kontrollü olmayan hızlı sürecin kriteri, zihinsel imgenin ne kadar canlı olduğu veya ne kadar fazla algısal detay içerdiği olabilmektedir. En basit hâliyle, karara varılırken, olaya ait belleğin olaya ait kaynakları temsil eden zihinsel şemalar ile örtüşüp örtüşmediğine bakılmaktadır (Johnson ve ark., 1993). Fakat bazı durumlarda kriterlerin eşiği alçak seviyelere çekilebilir (Mazzoni ve Kirsch, 2002). Örneğin, güvenilirlik mekanizmasının bir yansıması olarak, Loftus ve Pickrell’in (1995) yukarıda anlatılan çalışmasında, bireylere yanlış olay anlatımlarının verilip bu olay anlatımlarının kendi aile bireylerinden elde edildiği söylendiğinde, bireylerin sahte anılar üretebildiği görülmektedir. Buradaki temel nokta, bireylerin, sahte olay anlatımlarının kendi aile bireylerinden alındığına inanarak anlatımlara güvenmesi ve sahte olayın gerçekten yaşandığını düşünmesidir. Bu çalışmadan hareketle, üçüncü mekanizma olan güvenirlik mekanizması ile bağlantılı olarak olaya ait sahte bir fotoğrafın sunulması fotoğrafların güvenilir bir kaynak olduğu inancıyla sahte anılar oluşturulmasına katkı sağlayabilmektedir. Buna ek olarak, Wade ve arkadaşlarının (2002) bir çalışmasında, katılımcılara içlerinden biri sahte olan dört fotoğraf gösterilmiştir. Sahte fotoğraf, katılımcının ve bir aile bireyinin çocukken çekilmiş gerçek bir fotoğrafının sıcak hava balonu ile yapılan bir yolculuğu betimleyen bir sahte fotoğrafın içine yerleştirilmesi ile oluşturulmuştur (Resim 1). Katılımcılara bu dört fotoğrafı içeren kitapçık gösterilmiş ve fotoğraflarda yansıtılan olayları detaylı bir şekilde hatırlamaya çalışmaları istenmiştir. Buna ek olarak, birinci oturumun sonunda katılımcılara kitapçıklar verilmiş ve bir sonraki oturuma kadar her gün fotoğrafların yansıttığı bu olayları hatırlamaya çalışmaları söylenmiştir. Araştırmanın bulguları, birinci oturumun sonunda katılımcıların %35’inin sıcak hava balonuyla ilgili sahte olayı hatırladığını, üçüncü görüşmenin sonunda ise katılımcıların %50’sinin bu sahte olayı kısmen (örn., bu sahte olay ile ilgili en az bir detay) veya net bir şekilde hatırladığını göstermektedir. Bu oran, Loftus ve Pickrell’in (1995) sahte olay anlatımları ile katılımcıların %25’inde yaratabildiği sahte anı oranından çok daha fazladır. Araştırmacılar, bunun nedeni olarak fotoğrafların, olay anlatımlarına oranla daha kompakt bir biçimde algısal detay içerdiğinden katılımcılarda sahte olaya ilişkin imge, duygu ve düşünce yaratmayı kolaylaştırdığını öne sürmektedir. Bununla birlikte, katılımcıların birinci oturumda, sahte fotoğrafı ilk kez gördüklerinde verdikleri “Bu bir fotoğraf, o hâlde gerçekleşmiş olmalı”[3] şeklindeki tepki de fotoğrafların güvenilir olduğu inancına işaret etmektedir (Wade ve ark., 2002).
Resim 1. Wade ve ark. ’nın (2002) çalışmasında kullanılan sahte fotoğraf
Garry ve Wade (2005) araştırmalarında, sahte olay anlatımlarının mı yoksa sahte fotoğrafların mı sahte anılar yaratmada daha etkili bir yöntem olduğunu ortaya koymak için katılımcıları seçkisiz olarak sahte olayın anlatımının veya fotoğrafının sunulduğu iki ayrı gruba atamıştır. Çalışmada, daha önce Wade ve arkadaşlarının (2002) de kullanılmış olduğu, katılımcılara çocukluk dönemlerinde yaşadığı üç gerçek ve bir sahte olayın (sıcak hava balonu ile gezinti) verilerek katılımcılardan üç oturum boyunca bu olayların hatırlanmasının istendiği prosedür takip edilmiştir. Sahte olay anlatımı koşulundaki katılımcılara, sıcak hava balonu olayı ile ilgili sahte olay anlatımı sunulurken sahte fotoğraf koşulundaki katılımcılara, içeriğine kendisinin ve bir aile bireyinin de yerleştirilmiş olduğu sıcak hava balonu fotoğrafı gösterilmiştir. Araştırmanın bulguları, üçüncü oturumun sonunda, sahte olay anlatımı koşulundaki katılımcıların %82’sinde sahte anı veya sahte olaya ilişkin imgeler oluşturulabildiğini göstermektedir. Sahte fotoğraf koşulundaki katılımcılara bakıldığında ise bu oran %50’dir. Bu bulgular, önceki bulgularla (Wade ve ark., 2002) da tutarlı olarak sahte olay ile ilgili olay anlatımlarının verilmesinin, sahte olayın fotoğraflarının verilmesine kıyasla sahte anılar yaratmada daha etkili bir yöntem olduğuna işaret etmektedir. Araştırmacılar bu farkın, fotoğrafların sıcak hava balonu olayı ile ilgili belirlenmiş bir görsel çerçeve sunması, diğer taraftan, olay anlatımlarının katılımcıların sahte olaya ilişkin kendi detaylarını ekleyebilecekleri bir ortam hazırlaması dolayısıyla çıktığını düşünmektedir (Gary ve Wade, 2005). Araştırma sırasında güvenilirlik ile ilgili herhangi bir ölçüm alınmadığından, bu bulguların, olay anlatımlarının fotoğraflara kıyasla daha güvenilir bulunduğu inancından kaynaklanıp kaynaklanmadığı net değildir. Bununla birlikte, sahte olayın gerçekleşme olasılığının ne kadar inandırıcı bulunduğuna dair de bir ölçüm alınmamıştır. Buna rağmen Garry ve Wade (2005), katılımcıların bu sahte olayın gerçekleştiğine ne kadar güvendiği ile ilgili ölçümden yola çıkarak sahte olayın inandırıcılığının iki koşul için de aynı olabileceğini vurgulamıştır. Yine de olay anlatımı grubundaki katılımcıların sahte olaya kendi detaylarını eklemekte daha özgür olması dolayısıyla bu sahte olayı, fotoğraf koşulundaki katılımcılara oranla daha inandırıcı bulma olasılığı da göz ardı edilmemelidir.
Özetle, resimler her ne kadar daha somut bir kanıt olsa da bulgular, olay anlatımının, sözel bilginin bilişsel süreçlerle etkileşime girme şekli nedeniyle yanlış anıları yerleştirmek için resimlerden daha etkili bir araç olduğunu göstermektedir. Bir hikâye duyduğumuzda, özellikle de canlı, detaylı ve inandırıcı bir hikâye ise, zihnimiz doğal olarak boşlukları doldurmak ve olayların tutarlı bir zihinsel temsilini oluşturmak için çalışmaktadır. Bu süreç büyük ölçüde, beynin bir anlatı oluşturmak için önceki bilgileri, hayal gücünü ve çıkarımları kullandığı kurgusal-yapıcı belleğe dayanmaktadır. Yapıcı epizodik simülasyon hipotezine göre gelecekte yaşanabilecek olayları düşünmenin temeli, geçmiş kayıtların özümsenerek yeniden birleştirilmesine dayanmaktadır. Aslında bu süreç uyumsal bir süreçtir çünkü geçmiş kayıtların replikalarının kullanılmasının aksine esnekçe yeniden birleştirilmiş ve yapılandırılmış versiyonları temel alınmaktadır (Schacter ve Addis, 2007). Fakat, aynı zamanda bu esnekliğin bir yan ürünü olarak, imgelem ürünlerinin ve anı kayıtlarının hatalı yeniden birleşimi sonucu bellek hataları ortaya çıkabilir (Newman ve Lindsay, 2009). Sabit görsel bilgi sağlayan resimlerin aksine, anlatım, yoruma yer bırakarak bireylerin bilinçsizce ayrıntıları süslemesine veya yanlış hatırlamasına izin verir. Yorumlamadaki bu esneklik, yanlış ayrıntıların mevcut anılarla harmanlanmasını kolaylaştırır. Dahası, anlatılar genellikle zihinsel imgeleme, duygusal etkileşim ve dilsel detaylandırma gibi daha derin işlem seviyelerini devreye sokarak yanlış bilgilerin hafızaya entegrasyonunu güçlendirir. Buna karşılık, resimler daha somut bir referans sağlar, bu da bireylerin yanlış anlatılara uyacak şekilde bilgileri çarpıtma derecesini sınırlayabilir ve sözlü hikâye anlatımını hafıza çarpıtması için daha güçlü bir araç haline getirebilir.
İnandırıcılık Mekanizması
Kurgulanmış-kanıt etkisinden sorumlu olabilecek aşinalık, imgeleme ve güvenilirlik mekanizmalarına ek olarak, Blandon-Gitlin ve Gerkens (2010), sahte olayın inandırıcılığının da fotoğrafların sahte anılar yaratmasında etkili bir mekanizma olabileceğini öne sürmüştür. Bağlantılı olarak, Mazzoni ve arkadaşları (2001), sahte anıların nasıl üretildiğini anlamaya yönelik olarak üç basamaktan oluşan bir model önermiştir. Bu modelin ilk basamağı, öncelikle, sunulan sahte olayın bireyler tarafından inandırıcı bulunmasını ifade etmektedir. İkinci basamak, bu sahte olayın başlarından geçtiğine dair bir inanç oluşturmasını ve üçüncü basamak ise sahte olaya ilişkin zihinsel imge ve düşüncelerin yanlış bir şekilde gerçekten yaşanmış bir olay şeklinde atfedilmesini içermektedir. İnandırıcılığı yüksek ve düşük olan olayların sahte fotoğraflarla desteklendiği çalışmalarında Strange ve arkadaşları (2006), altı ve on yaşlarındaki çocuklardan ikisi gerçek olayların, diğer ikisi de sahte bir olayın kurgulanmış fotoğraflarını içermek üzere, toplamda dört olayı hatırlamalarını istemiştir. Çalışmada on yaşındaki çocuk katılımcılar da iki gruba ayrılmıştır. İlk gruba iki yaşındayken yaşadıkları gerçek ve sahte olay fotoğrafları gösterilirken, ikinci gruba altı yaşındayken yaşadıkları gerçek ve sahte olay fotoğrafları gösterilmiştir. Katılımcılara gösterilen sahte fotoğraflardan birisi, inandırıcılığı yüksek (aile bireylerinden biriyle yapılan sıcak hava balonu gezintisi) diğeri ise inandırıcılığı düşük (İngiliz Kraliyet Ailesi’nin bir üyesi ile çay içmek) bir olayı betimlemektedir. Eğer katılımcılar olayları hatırlamakta zorlanırlarsa, araştırmacılar, olaylara ilişkin bazı genel sorular (örn., “Olay nerede olmuş olabilir?”) yönelterek hatırlamaya yardımcı olabilmektedir. Burada iki noktaya değinmek oldukça önemlidir. Birincisi, araştırmacılar bu tür genel soruların kullanımını, benzer çalışmaların da aynı nitelikte sorular kullandığını göstererek gerekçelendirmiştir. İkincisi ise, katılımcılar bu sorulara cevap verdiğinde cevaplar sahte anı olarak değil, katılımcı olayla ilgili “tahminde bulunuyor” şeklinde kodlanmıştır. Araştırmanın sonuçları, üçüncü görüşmenin sonunda, üç farklı yaş koşulundaki katılımcıların yüksek inandırıcılığa (2 yaşındaki bir olayı hatırlayan 6 yaşındaki katılımcılar %49; 2 yaşındaki olayı hatırlayan 10 yaşındaki katılımcılar %22; 6 yaşındaki bir olayı hatırlayan 10 yaşındaki katılımcılar %15) ve düşük inandırıcılığa (aynı sırayla, %31; %19; %10) sahip olaylara ilişkin ürettikleri sahte anıların oranları arasında anlamlı bir fark bulunamadığını göstermektedir (Strange ve ark., 2006). Bu bulgular iki şekilde açıklanabilir. Birincisi, daha genç katılımcıların, yaşça büyük olan katılımcılara kıyasla sahte olayın inandırıcılığından bağımsız olarak daha fazla sahte anı üretebilmesidir. İkincisi ise çocuk katılımcıların, olayın inandırıcılığı yüksek veya düşük de olsa sahte fotoğraflar yardımıyla benzer oranlarda sahte anılar üretebilmesidir. Dolayısı ile çocuklara kendilerinin içlerinde yer aldığı kurgulanmış fotoğraflar gösterildiğinde, olaylar inandırıcı olmasa dahi çocuklarda bu olaya ilişkin sahte anılar oluşmaktadır. Bu bağlamda bulgular, modelin (Mazzoni ve ark., 2001) ilk basamağı olan olayın inandırıcılığı faktörünün etkisinin aslında beklendiği gibi bir ön koşul olmayabileceği savını desteklemektedir.
Yetişkin katılımcıların yer aldığı başka bir çalışmada (Blandon-Gitlin ve Gerkens, 2010), ilk oturumda katılımcılardan bir envanterde yer alan olayları çocukken yaşayıp yaşamadıklarına göre derecelendirmeleri istenmiştir. İkinci oturumda katılımcılara, dört hedef olayla ilgili olarak daha önceki katılımcıların bu olaylardan ikisinin gerçekleşme olasılığını yüksek (%89 veya %91) ve ikisinin gerçekleşme olasılığını düşük (%9 veya %11) bulduğu belirtilmiştir. Sonrasında yüksek ve düşük gerçekleşme olasılığına sahip iki olay için fotoğraflar sunulmuş ve katılımcılardan bu olayların yaşandığını zihinlerinde canlandırmaları istenmiştir. Çalışmada kullanılan fotoğraflar ne gerçek ne de sahte fotoğraflar olup yalnızca hedef olayları betimleyen fotoğraflardır. Çalışmanın üçüncü oturumunda ise katılımcılardan bir kez daha envanterde yer alan olayları derecelendirmeleri istenmiştir. Araştırmacılar, gerçekleşme olasılığının yüksek olduğu belirtilen hedef olayların fotoğraflarla desteklendiği durumda, katılımcıların bu olaylara ilişkin envanter derecelendirmelerinin birinci oturumdan üçüncü oturuma anlamlı derecede arttığını bulmuşlardır. Bu çalışma Strange ve arkadaşlarının (2006) bulgularını bir adım öteye taşıması açısından oldukça önemlidir. Öyle ki hedef olayın kendisinin inandırıcılığının yüksek olması durumunda, kişisel detaylar barındırmayan, yalnızca olayı betimleyen fotoğrafların verilmesi de sahte inançlar oluşturmak için yeterli olmuştur (Blandon-Gitlin ve Gerkens, 2010).
Sonuç olarak bu derlemede, bize hayatımızın en önemli anlarını hatırlatan araçlar olarak gördüğümüz fotoğrafların aynı zamanda yanlış anılar yaratma konusunda yeterince bilinmeyen ve araştırılmamış bir boyutunun olduğunu vurgulamayı amaçladık. Mevcut bulgular, değiştirilmiş fotoğrafların veya dijital olarak manipüle edilmiş görüntülerin, bireylerin olayları farklı hatırlamalarına ve hatta hiç gerçekleşmemiş olayları “hatırlamalarına” yol açabileceğini göstermektedir. Çalışmalar, üzerinde oynanmış fotoğraflara maruz kalmanın insanların gerçek olaylara ilişkin algılarını çarpıtabildiğini ve bazen ayrıntılı, kendinden emin sahte anıların oluşmasına yol açtığını göstermiştir. Bu tür bulgular, görsel yanlış bilgilendirmenin hafızanın yeniden yapılandırma süreçleri üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.
Gelecekteki araştırmalarda, bireyleri görsel manipülasyonların neden olduğu yanlış anılara duyarlı hâle getiren psikolojik mekanizmaların daha derinlemesine incelenmesi ve tekrarlanan maruz kalma veya görüntülerin duygusal içeriği gibi faktörlerin bu duruma nasıl katkıda bulunduğunun araştırılması oldukça önemlidir. Ayrıca, derin sahte (deepfake) ve yapay zekâ tarafından üretilen içerikler gibi yeni teknolojilerin hafıza ve inanç oluşumu üzerindeki etkilerinin incelenmesi, bu teknolojilerin sosyal medya ve haber platformlarındaki artan yaygınlığı göz önüne alındığında yalnızca sahte olaylar için değil gerçekliğe ilişkin bellek süreçlerine bakışımızı derinleştirecektir. Bu soruları ele almak, dijital çağda görsel yanlış bilginin etkilerini azaltmayı amaçlayan eğitim müdahaleleri ve politika önlemlerinin geliştirilmesi için önemli bir adım olarak saha uygulamalarına da destek olacaktır.
Kaynaklar
Addis, D. R. (2018). Are episodic memories special? On the sameness of remembered and imagined event simulation. Journal of the Royal Society of New Zealand, 48(2-3), 64-88.
Adobe Inc., (2024). Adobe Photoshop [Software].
Blandón-Gitlin, I. ve Gerkens, D. (2010). The effects of photographs and event plausibility in creating false beliefs. Acta Psychologica, 135(3), 330–334.
Demircan, B. (2021). “Gördüğün her şeye inanma”: Derin sahte çalışmaları üzerine bir doküman analizi. TRT Akademi, 6(13), 728-747.
Garry, M. ve Gerrie, M. P. (2005). When photographs create false memories. Current Directions in Psychological Science, 14(6), 321–324.
Garry, M. ve Wade, K. A. (2005). Actually, a picture is worth less than 45 words: Narratives produce more false memories than photographs do. Psychonomic Bulletin & Review, 12(2), 359-366.
Gök, K. (2016). Fotoğrafın bulunuşu ve sonrasında oluşan teknik gelişmeler. Yıldız Journal of Art and Design, 3(1), 43-66.
Goodfellow, I., Pouget-Abadie, J., Mirza, M., Xu, B., Warde-Farley, D., Ozair, S., ... ve Bengio, Y. (2020). Generative adversarial networks. Communications of the ACM, 63(11), 139-144.
Gözet, M., Filiz, U. ve Yılmaz, A. E. (2023). Üretken yapay zeka. International Journal of Multidisciplinary Studies and Innovative Technologies, 7(1), 32-40.
Hasher, L. ve Zacks, R. T. (1979). Automatic and effortful processes in memory. Journal of Experimental Psychology: General, 108(3), 356–388.
Hessen‐Kayfitz, J. K. ve Scoboria, A. (2012). False memory is in the details: Photographic details differentially predict memory formation. Applied Cognitive Psychology, 26(3), 333–341.
Jacoby, L. L., Kelley, C., Brown, J. ve Jasechko, J. (1989). Becoming famous overnight: Limits on the ability to avoid unconscious influences of the past. Journal of Personality and Social Psychology, 56(3), 326–338.
Jacoby, L. L., Kelly, C. M. ve Dywan, J. (2014). Memory attributions. Varieties of memory and consciousness içinde (ss. 391-422). Psychology Press.
Johnson, M. K., Foley, M. A., Suengas, A. G. ve Raye, C. L. (1988). Phenomenal characteristics of memories for perceived and imagined autobiographical events. Journal of Experimental Psychology. General, 117(4), 371–376.
Johnson, M. K., Hashtroudi, S. ve Lindsay, D. S. (1993). Source monitoring. Psychological Bulletin, 114(1), 3-28.
Keven, N. (2016). Events, narratives and memory. Synthese, 193(8), 2497-2517.
Lindsay, D. S., Hagen, L., Read, J. D., Wade, K. A. ve Garry, M. (2004). True photographs and false memories. Psychological Science, 15(3), 149-154.
Loftus, E. F. ve Pickrell, J. E. (1995). The formation of false memories. Psychiatric Annals, 25(12), 720–725.
Mazzoni, G. A. L., Loftus, E. F. ve Kirsch, I. (2001). Changing beliefs about implausible autobiographical events: A little plausibility goes a long way. Journal of Experimental Psychology: Applied, 7(1), 51–59.
Mazzoni, G. ve Kirsch, I. (2002). Autobiographical memories and beliefs: A preliminary metacognitive model. T. J. Perfect ve B. L. Schwartz (Ed.), Applied Metacognition içinde (ss. 121–145). Cambridge University Press.
Murphy, G. ve Flynn, E. (2022). Deepfake false memories. Memory, 30(4), 480–492.
Nash, R. A., Wade, K. A. ve Brewer, R. J. (2009). Why do doctored images distort memory? Consciousness and Cognition: An International Journal, 18(3), 773–780.
Newman, E. J. ve Lindsay, D. S. (2009). False memories: What the hell are they for? Applied Cognitive Psychology, 23(8), 1105–1121.
Rubin, D. C. ve Umanath, S. (2015). Event memory: A theory of memory for laboratory, autobiographical, and fictional events. Psychological Review, 122(1), 1–23.
Schacter, D. L. ve Addis, D. R. (2007). The cognitive neuroscience of constructive memory: remembering the past and imagining the future. Philosophical Transactions of the Royal Society B: Biological Sciences, 362(1481), 773-786.
Strange, D., Gerrie, M. P. ve Garry, M. (2005). A few seemingly harmless routes to a false memory. Cognitive Processing, 6(4), 237-242.
Strange, D., Sutherland, R. ve Garry, M. (2006). Event plausibility does not determine children’s false memories. Memory, 14(8), 937–951.
Wade, K. A., Garry, M., Don Read, J. ve Lindsay, D. S. (2002). A picture is worth a thousand lies: Using false photographs to create false childhood memories. Psychonomic Bulletin & Review, 9(3), 597-603.
Wade, K. A., Nightingale, S. J. ve Colloff, M. F. (2017). Photos and memory. R. A. Nash ve J. Ost (Ed.), False and distorted memories içinde (ss. 39–54). Routledge/Taylor & Francis Group.
[1] Türkçe tanımı için bkz. Gözet, M., Filiz, U. ve Yılmaz, A. E. (2023). Üretken yapay zekâ. International Journal of Multidisciplinary Studies and Innovative Technologies, 7(1), s. 33.
[2] Türkçe tanımı için bkz. Demircan, B. (2021). “Gördüğün her şeye inanma”: Derin sahte çalışmaları üzerine bir doküman analizi. TRT Akademi, 6(13), 728-747, s. 733.
[3] “Well, it’s a photograph, so it must have happened” (Wade ve ark., 2002, s. 602).