Gruplararası Affetmeye Türkiye’den Sosyal Psikolojik Bir Bakış
Demet İslambay-Yapalı
Bağımsız Araştırmacı, Dr. Sosyal Psikolog
Farklı kültürler, etnik gruplar, dinler ve ideolojiler arasındaki çatışmalar, tarih boyunca toplumların kaderini şekillendiren önemli olaylar olarak kaydedilir. Bu çatışmalar, genellikle kaynakların paylaşımı, siyasi iktidar mücadeleleri, ideolojik ve etnik farklılıklar veya kültürel çatışmalar gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanır. Böylesi gruplararası çatışmaların sonuçları genellikle yıkıcıdır ve sonuçlarının uzun vadeli etkileri olabilir. Çatışmaları takiben olası bir barış veya uzlaşma sürecinin de genellikle karmaşık ve zorlu olması beklenir. Affetme işte tam burada devreye girer, çünkü barış veya uzlaşma süreçlerinin önemli bir bileşenidir. Affetme olumsuz duygulardan vazgeçme, düşmanlığın azalması ve gruplararası olumlu ilişkilerin yeniden kurulması gibi bilişsel, duygusal ve davranışsal bileşenleri içerir. Mağdur grubun fail gruba karşı hissettiği öfke ve incinme duygularından kurtulmasını sağlar ve özünde failin yükümlülüğünü ‘ortadan kaldırır’ (Swart ve Hewstone, 2012).
Özür dileme, unutma/unutmama, hatırlama, yüzleşme, uzlaşma yer yer affetmeyle eşdeğer kullanılan kavramlardır. Affetmek ve unutmak geçmişi inatçı çatışmalarla dolu toplumlarda her zaman mümkün olmadığı gibi, arzu edilen bir durum da değildir. Aslında affetmenin mümkün olabilmesi için geçmişin asgari düzeyde hatırlanması gereklidir. Öte yandan affetme ve uzlaşma arasındaki ilişki de farklı değerlendirmelere açıktır. Uzlaşmayı teşvik etmek için gruplararası affetmenin mi gerekli olduğu; yoksa gruplararası affetmenin mümkün olabilmesi için önce uzlaşmanın mı gerekli olduğu belirsizdir. Gruplararası affetmenin uzlaşmayı teşvik etmesi ve bunun da gruplararası affetme arzusunu daha da güçlendirmesi muhtemel olabilir. Araştırmalar affetme, unutma ve uzlaşma arasında anlamlı farklar olduğunu gösteriyor (Hewstone ve ark., 2004). Uzlaşma ve affetme arasındaki etkileşim çatışma durumlarında tarafların bir araya gelmesini sağlayabilir. Misal affetme taraflar arasındaki düşmanlık duygularını azaltıp, uzlaşma sürecini kolaylaştırırken, uzlaşma taraflar arasında yapılan hataları kabul etmeyi ve affetmeye giden yolu daha az sancılı hâle getirebilir.
Ancak bunları fail ve mağdurların doğrudan içinde oldukları süreçler olarak değerlendirmek doğru olmaz. Gruplararası çatışmaların genellikle çatışmayı aktif olarak yaşayan kişilerin değil, kendilerinden sonra gelen grup üyeleri tarafından değerlendirilip masaya yatırıldığı unutulmamalıdır. Bu da öznesi gruplar ve üyeleri olan unutmanın/unutmamanın, hatırlamanın, yüzleşmenin ya da affetmenin toplumsal olayların hemen akabinde değil, bunlar bir süre hazmedilip içselleştirildikten ya da söz konusu çatışmanın kemikleşmesini bekledikten sonra devreye girdiğini gösterir. Ancak beklentimizin böyle olması, unutma, hatırlama yüzleşme, uzlaşma ya da affetme arasında bir ardışıklık yani bunların birbirini düzenli takip eden süreçler olacağı anlamına da gelmeyebilir. Zira özür dilemek ya da suçunu kabul etmek dünyadaki pek çok ulus için hâlâ zor ve istenmeyen bir durumdur. Üstelik hangi grubun fail, hangi grubun mağdur olduğu konusu genellikle grup üyeleri tarafından yanlı bir şekilde değerlendirilir. Sonuç olarak, affetme ve uzlaşma birbirlerinden bağımsız olmakla birlikte, sürdürülebilir bir ilişki veya çözüm için müşterek bir birliktelik teşkil etmelidirler. Bu yazıda Kürtler-Türkler ve Ermeniler-Türkler arasındaki affetme dinamiklerini incelediğim doktora tezimden[1] hareketle, gruplararası affetmeyi sosyal psikolojik açıdan irdelemeye çalışıyorum.
Gruplararası Affetme: Nedir, Ne Değildir?
Hem kişilerarası hem de gruplararası affetme fail tarafa yönelik olumsuz duyguların azaltılması gibi bazı ortak noktalar paylaşsa da iki affetme türü arasında kritik farklılıklar da vardır. Örneğin gruplararası affetmede sosyal kimlik, kişilerarası affetmede bireysel kimliğin yerini alır. Yani grup üyelerinin affetmeye yönelik değerlendirmeleri salt kendi tercihleri ve kişilikleri üzerinden gerçekleşmez, kolektif bir sistemin veya grubun bir parçası olarak geçmişten gelen kolektif travmaları ve bugünkü grup ilişkilerini de değerlendirmek gerekir. Ayrıca, bireysel düzeyde affeden özne benlik ile tanımlanırken, gruplararası düzeyde grup benliğin yerini alır. İki kavram arasındaki temel fark, mağdurların gruplararası düzeyde suçu bir bireyden ziyade bir gruba veya kolektife atfetmeleridir. Gruplararası affetmeyi ölçerken bireylerden yanıt almak tuhaf görünse de nihayetinde bu değerlendirmeler gruplar arasında çatışma deneyimlemiş ya da geçmişte deneyimleyen grupların temsilcilerinden alınır.
Silahlı çatışmaları ve siyasi şiddeti yalnızca bireylere yönelik saldırılar olarak değil, daha ziyade insanlıktan çıkarıcı ve şiddet içeren toplumsal sömürü ilişkileri ve bunların öncesinde de var olan, yapısal baskı ve şiddetin daha da sertleşmesini temsil eden olgular olarak kabul etmek gerekir (Martín-Baró, 1990). Çatışmadaki rollerine bakılmaksızın tüm gruplar, çatışmayla ilgili kişisel deneyimleri olmasa bile, genellikle derin bir mağduriyet hissederler (Staub, 2006). Bununla birlikte, genellikle suçlansalar da failler bile kendilerini mağdur olarak görmeye eğilimlidir. Algılanan mağduriyet (perceived victimhood) yetersiz temsil edilme hissi, siyasi anlamda söz sahibi olamama ve kimlik temelli reddedilme kaygısına ilişkin inançları içerir. Noor ve arkadaşları (2008), bunun yerine rekabetçi mağduriyet (competitive victimhood) kavramını öne sürüp, bunu her grubun çatışma yaşadığı dış gruba göre daha mağdur olduğu algısıyla tanımlamışlardır. Örneğin İran kendisini terör kurbanı olarak görürken, diğer birçok ülke İran’ı teröre hizmet eden bir ülke olarak görüyor (Bahgat, 2003). Dahası, gruplar arasındaki güç ilişkileri tarih boyunca değişebilir; öyle ki, farklı zamanlarda bir grup hem mağdur hem de fail olabilir. Dolayısıyla, affetmeyi ve arkasındaki dinamikleri anlamak için insanların neden birbirlerini affetmeye ihtiyaç duyduklarını ya da affetmemeyi tercih ettiklerini anlamak çok önemlidir.
Gruplararası affetme, affeden tarafın suçlu tarafın insanlığını idrak ettiği ve suçlunun böyle bir düşünceye ayrıcalığı olmamasına rağmen düşünceli bir şekilde tepki verdiği durum olarak tanımlanmasa da affetme aynı zamanda fail gruba yönelik öfke ve intikam gibi olumsuz duyguların kolektif bir düzeyde azaltılmasını da içerir (Čehajić ve ark., 2008). Dinnick ve Noor (2019) gruplararası affetmeyi mağdur bir grubun fail grup üyelerine misilleme yapma veya onlardan kaçınma arzusunu bastırma kararı şeklinde tanımlar. Yani mağdur grubun üyeleri fail grubun sadece suçlular olarak değil, aynı zamanda insan olarak da görülmesi gerektiğini anlamalıdır. Bu duygusal ve psikolojik olarak zorlayıcı bir süreç olabilir, ancak gruplararası affetme için temel bir adımdır. Bununla birlikte affetmenin iradi doğasını vurgulamakta da fayda var. İyileştirici gücü yüksek, uzlaştırıcı ve geleceğe yönelik karmaşık bir pozitif sosyal dönüşüm olan gruplararası affetme zorunlu tutulmamalı veya dayatılmamalıdır (Swart ve Hewstone, 2012). Böylesi bir tutum şiddet döngüsünü azaltmak yerine daha da arttırabilir.
Mullet ve arkadaşları (2010) gruplararası affetme süreçlerinde önemli olan şu faktörleri dile getirir: (a) gruplararası affetme sürecinin amacı suçluyla uzlaşmadır; (b) sürecin kesinlikle yeterli telafi ve tazminata bağlı olması gerekmez; (c) affetme demokratik olmalıdır. Başka bir deyişle, bağışlamaya yalnızca politikacılar, geleneksel veya dini otoriteler karar vermemelidir; (d) affetme affeden ve affedilen ikilisine aittir. Başka bir deyişle, uluslararası toplumun müdahalesi asgari düzeyde olmalıdır; e) affetme seçkinler arasında bir pazarlık değil, kamuya açık olmalıdır. Affetme geniş uluslararası diller kullanılarak tüm topluma duyurulmalıdır; (f) uygun olduğunda süreç her şeyi kapsamalıdır; yani, talepte bulunan grubun tüm üyelerini, affeden grubun tüm üyelerini ve tüm suçları kapsamalıdır
Bugüne kadar bir çok farklı tema bağlamında çalışılan gruplararası affetme iç grupla özdeşleşme (Hewstone ve ark., 2004; Noor ve Brown, 2007), algılanan mağduriyet (Noor ve ark., 2008), gruplararası temas (Hewstone ve ark., 2004), duygular (Hewstone ve ark., 2004; Nadler ve Liviatan, 2004), gruplararası uzlaşma (Čehajić ve ark., 2008), dış grup heterojenliği (Čehajić ve ark., 2008; Islam ve Hewstone, 1993), ortak iç grup kimliği (Noor ve Brown, 2007), dindarlık (Fox ve Thomas, 2008; Odak ve Čehajic-Clancy, 2021) ve soykırım (Vollhardt ve Bilewicz, 2013) gibi daha çok kimlikle ilişkili temalar bağlamında irdelenmiştir. Çünkü, çatışmanın hüküm sürdüğü çok kültürlü toplumlarda ve çoğunluk ile azınlık grupları arasındaki ilişkiler bağlamında ulusal kimlik, etnik veya kültürel kimliklerle mücadele hâlindedir ve bu kimlik affetme açısından da büyük önem taşır.
Sosyal kimlik kuramı, bireylerin kimliklerini grup üyeliklerinden türettiğini ve gruplararası karşılaştırmalara girebileceklerini öne sürer (Tajfel ve Turner, 1979). Dolayısıyla bireyler, çatışma içinde oldukları dış grupları affetme konusundaki fikirlerini siyasi parti tercihlerine, yaşadıkları çevreye ve etkileşimde bulundukları insanlara göre oluşturabilir. İç grupla yüksek düzeyde özdeşleşmenin iç grup yanlılığını artırdığını, dış grubu affetme isteğini ise azalttığı çeşitli çalışmalarda gösterildi (örn. Baysu ve Duman, 2016; İslambay, 2019; Noor ve Brown, 2007). Örneğin yüksek düzeyde özdeşleşenler şiddete bulaşan dış grup faillerine kıyasla, şiddete bulaşan iç grup faillerini affetme konusunda daha isteklidir (Hewstone ve ark., 2004; Uluğ ve Cohrs, 2017a).
Diğer yandan, gruplararası pozitif temas pek çok çalışmada affetmenin en büyük belirleyicilerinden biri olarak tespit edildi (Hewstone ve ark., 2004). Gruplararası pozitif temas deneyimlerinin sadece öfke, nefret ve dış grubun insanlıktan çıkarılması gibi affetme isteğini engelleyebilecek potansiyel faktörleri azaltmakla kalmadığı, aynı zamanda güven ve empati gibi dış grubu affetme isteğini artıran faktörleri de güçlendirdiği gösterildi (Tam ve ark., 2007). Temasın, çatışmalı toplumlardaki istenmeyen sonuçları iyileştirmeye yardımcı olduğu argümanı da yaygın olarak destekleniyor (McKeown ve Psaltis, 2017).
Tam bu noktada, gruplararası duygular devreye giriyor. Empati ve suçluluk gibi duyguların, affetme de dâhil olmak üzere gruplararası tutumları ve davranışları şekillendirmedeki rolü hayatidir. Öfke affetmeyi yordayan duygulardan biridir ve affetmeye yönelik isteğin azalmasına yol açar (örn. McCullough ve ark., 2000; Tam ve ark., 2007). Umut dış grubu affetme konusunda isteği arttıran hayati duygulardan biridir. Ayrıca dış gruba duyulan güven (örn. Hewstone ve ark., 2008; Noor ve ark., 2008) ve empati (Noor ve ark., 2008) gruplararası affetmeyi yordayan en güçlü duygular olarak gösterildi. Üstelik empati, bireylerin dış grup üyelerinin duygularını anlamasını ve paylaşmasını sağlayarak şefkat ve affetmeyi teşvik eder (Batson ve ark., 1997). Etnosentrik duygular[2] ise grup içi özdeşleşmeyi artırır ve böylece potansiyel olarak bu gruplar arasındaki farklılaşma ve çatışmayı sürdürür (Kessler ve Mummendey, 2001). Empati yoksunluğu da iç grup yanlılığına (Vanman, 2015), pozitif temasın azalmasına ve dış grubun küçümsenmesine yol açar (İslambay, 2019). Öte yandan, grupların birbirini affetmesi küçümseme davranışını azaltır (Conejero ve ark, 2014).
Gruplararası çatışma örnekleri dünyanın çeşitli yerlerinde çeşitli sebeplerle ortaya çıkıyor. Bunları takiben affetme, uzlaşı ve barışa giden yolların filizlenmesini sağlayacak önemli adımlar da atılıyor. Yaşanan büyük acı ve kayıplara rağmen, mağdur grupların affetme yolculuğu, hayal bile edilemeyecek trajediler karşısında insan ruhunun direncini gösteren bir umut ışığı olarak görülebilir.
Türkiye’de Gruplararası Affetme
Türkiye’de gruplararası çatışmaların örnekleri ne yazık ki çok fazla. Kürt-Türk, Ermeni-Türk, Alevi-Sünni çatışmaları başta olmak üzere Rumlar, Süryaniler ve Yahudileri de içeren hem etnik hem de dinsel sebeplere dayanan azınlık-çoğunluk çatışmaları oldukça yaygın olgulardır. Türkiye’de hem Kürtler ile Türkler arasında olduğu gibi şiddet içeren, hem de Ermeniler ile Türkler arasında olduğu gibi sessiz bir şekilde devam eden çatışmaların olduğu söylenebilir. Bar-Tal’ın (2000) iddia ettiği gibi gruplar arasındaki çatışmayı anlamak için bu gruplara ilişkin kolektif inanç ve duyguları da anlamamız gerekir.
Kökleri tarihsel anlaşmazlıklara ve birbiriyle rekabet hâlindeki özgürlükçü ideallere dayanan Kürt-Türk çatışması, gruplararası affetme konusunda çok yönlü bir zorluk teşkil ediyor. Bu çatışma Kürtler’in Türkiye devleti içinde özerklik ve tanınma gibi haklı isteklerine dayanan on yıllarca süren çekişmelerle karakterize oldu. Ayrımcı politikalar, şiddetli baskılar ve uzun süren çatışmalar hem Kürt hem de Türk toplumlarında izler bıraktı; gruplararası gerilimleri artırdı ve nihayet şiddet ve öfke döngülerini sürekli hâle getirdi. Ancak yine de Kürt-Türk çatışması hem çatışma dönemlerine hem de barış görüşmeleri girişimlerine sahne olageldi. Türkiye hükümeti ile Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkeren Kurdistan-PKK) arasında 2013 yılında sağlanan ateşkes ve barış görüşmeleri on yıllardır süren çatışmanın çözümüne yönelik umutları artırdığı gibi, kültürel değişimler ve tabandan gelen barış girişimleri benzeri çabalar, Kürt ve Türk toplumları arasında diyalog ve anlayışı geliştirmeye çalıştı.
Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nden 21 Mart 2013’te yayınladığı mesaj, Kürt hareketinin Türkiye hükümetiyle doğrudan görüşmeler yapma isteğini dile getirmeye ve çatışmanın sonlandırılması için ateşkes ilan edilmesine ön ayak oldu. Sivil toplum kuruluşları, ortak mirası ve barışçıl bir gelecek için ortak arzuları vurgulayan girişimleri teşvik ederek uzlaşmayı kolaylaştırmada önemli bir rol üstlendiler. Ancak süreç çeşitli zorluklarla karşılaştı ve özellikle 2015 yılında çatışmaların yeniden alevlenmesi ve Türkiye’deki siyasi atmosferin sertleşmesi barış görüşmelerinin sekteye uğramasına yol açtı. Bu dönemde PKK ve Türk güvenlik güçleri arasında çatışmalar arttı ve çözüm süreci fiilen sona erdi (Çiçek, 2018). Bu sebeple, Kürt-Türk bağlamında gerçek bir gruplararası affediciliğe ulaşmak hâlâ zor görünüyor. Siyasi karışıklıklar, süregelen güvensizlik ve zaman zaman patlak veren şiddet olayları uzlaşma yolunda ilerlemeyi engelliyor. Yine de diyalog ve anlayışa kendini adamış birey ve toplulukların direnci, affetmenin kalıcı barışa giden yolu açabileceği bir gelecek için umut veriyor.
Türkiye’deki Ermenilerin ve Kürtlerin tarihi yüzyıllar boyunca bir arada yaşama, iş birliği ve aynı zamanda çatışma ve baskı ile şekillenen derin bir iç içe geçmişliğe sahip. Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarında Ermenilere yönelik saldırılar ve mülksüzleştirme politikası, saf bir Türk ekonomisinin yaratılması ve milliyetçi politikaların uygulaması gibi sebepler üzerinden gerekçelendirildi (Roshwald, 2001). 24 Nisan 1915’te 800’e yakın Ermeni aydını ve ileri geleni sürgüne gönderildi (Phillips, 2012). Bu tarih Türkiye’deki Ermeniler için bir dönüm noktası oldu. Bunu takip eden süreçte yaklaşık 1,5 milyon Ermeni Suriye’nin Deyr-el-Zor çölüne sürülerek öldürüldü ya da ölüme mahkûm edildi (Dagirmanjian, 1996). Bu nedenle, bu önemli tarih pek çok ülke tarafından hâlâ karanlık bir sayfa olarak kalan Ermeni soykırımının yıldönümü olarak kabul görüyor. Soykırımın yaygın uluslararası kabulüne rağmen, Türkiye resmi olarak bu isimlendirmeyi reddediyor ve ölümlerin savaş sırasındaki çatışmaların bir sonucu olduğunu savunuyor. Bu inkâr Türkiye ile Ermenistan ve dünya çapındaki Ermeni diasporası arasındaki ilişkileri germeye devam ediyor. Dahası, farklı tarih anlatıları ve yorumları hem Ermeniler ile Türkler hem de Kürtler ile Türkler arasındaki güvensizliği ve düşmanlığı körüklemeye devam ediyor.
Öte yandan Türkiye’de son yıllarda Ermeni Soykırımı’nı kabul etme ve Ermeni toplumuyla uzlaşma yönünde giderek büyüyen bir taban hareketi göze çarpıyor. ‘Özür Kampanyası[3]’ gibi sivil toplum girişimleri geçmişle yüzleşmek ve Ermeni toplumuna pişmanlık ve dayanışma jestleri sunmak üzere Türk aydınları, aktivistleri ve sıradan vatandaşları bir araya getiriyor. Resmi tanıma ve uzlaşma çabaları sınırlı kalsa da tabandan gelen bu hareketler, toplumunun farklı kesimleri arasında tarihsel adaletsizliklerle hesaplaşma ve gruplararası affediciliğin önünü açma konusunda artan bir istekliliğe işaret ediyor.
Hem Kürtler ile Türkler hem de Ermeniler ile Türkler arasındaki affetme dinamiklerini incelediğim doktora tezimde (İslambay, 2019), bu üç grubun gruplararası çatışmanın sebepleri (örn. güç çatışması, ötekileştirme ve hakların tanınmaması), gruplararası affetme için gerekli koşullar (örn. hak temelli koşullar, ulusal bütünlük ve sınırlarla ilgili koşullar, geçmişle yüzleşmenin gerekliliği, reddetme) ve gruplararası affetmenin olası sonuçları (örn. diyalog, psikolojik çıktılar ve ortak yas) bağlamında üç temel noktada benzeştiklerini tespit ettim. Bu benzeşmeler her ne kadar tematik bir çerçeve etrafında şekillense de içerik olarak birbirinden oldukça farklı değerlendirmeler içeriyor. Başka bir deyişle, temaların üç grup için de aynı olması farklı grup üyelerinin aynı düşündüğü anlamına gelmiyor, bilakis gruplar belirlenen temalar doğrultusunda kendi fikrini ifade ediyordu Düşünme biçimleri hem katılımcıların sosyal kimliklerine hem de geçmiş ile gelecek arasındaki ilişkiyi kurma biçimlerine bağlıydı. Bu düşünceleri ifade etme biçimleri de politik görüş/siyasi parti tercihleriyle yakından ilişkiliydi. Sosyal kimlik kuramının (Tajfel ve Turner, 1979) da öne sürdüğü gibi, bireylerin etnik kimliği veya siyasi parti tercihi, nerede olduğuna, ne yaptığına ve kimlerle nasıl etkileşimde bulunduğuna bağlı olarak şekillenir, değişir ve kendini gösterir. Tezimde de sol görüşlü katılımcılar affetmenin gruplararası ilişkilerin pozitif bir şekilde tesis edilmesi için önemli bir sıçrama tahtası olduğunu ifade ediyordu. Dolayısıyla bireyler, çatışma içinde oldukları dış grupları affetme konusundaki fikirlerini siyasi parti tercihlerine, yaşadıkları çevreye ve etkileşimde bulundukları insanlara göre oluşturuyordu. Martín-Baró’nun (1990) da ifade ettiği gibi toplumsal onarım için feryat edenlerin -bu çalışma kapsamında çoğunlukla Kürtler ve Ermeniler olmak üzere sol görüşlü katılımcılar- intikam istemediği, zaten hiç de kolay olmayan tarihsel bir sürece körü körüne zorluklar eklemedikleri, aksine gerçek anlamda demokratik yeni bir toplumun kişisel ve toplumsal yaşanabilirliğini teşvik ettikleri açıkça görülüyor.
Sonuç Yerine
Jacques Derrida’nın, Bağışlamak adlı kitabında şöyle bir pasaj geçer:
Ben Yahudi öldürmedim. Alman olarak doğmak benim ne kabahatim ne de meziyetim. Benden izin isteyen olmadı [böylece birden bizi artık terk etmeyecek o soru, bir bizin ve ‘hangi biz’in mirasına, soykütüğüne, kolektifliğine dayalı suçluluk ya da bağışlama gibi devasa bir soru da sorulmuş oldu]. Nazi suçları konusunda tamamen masumum; ama bu beni pek teselli etmiyor. Vicdanım rahat değil […] ve utanç, acıma, tevekkül, hüzün, kuşku, isyan karışımı bir şeyler hissediyorum. Hâlâ uykularım kaçıyor (2015, s.58-59)
Derrida bu pasajı Jankelevitch’e yazılmış mektuptan alır. Burada geçmişte kendi grubu tarafından işlenen suçların ya da yapılan hataların sorumluluğunu üstlenen bir yaklaşım söz konusu. Geçmişle yüzleşme, gruplararası affetme gibi kavramlar tarihsel süreçlerde yaşanan acıları ve haksızlıkları kavramsal ve öznel olarak ele alarak yaralarımızı iyileştirme, birlikte yaşamı savunma ve direniş imkânlarını değerlendirme fırsatı sunar. Hannah Arendt’e (1958/2013) göre mağdur affettiğinde ve fail de affedildiğinde eylemlerinin kurbanı olmaktan sonsuza dek kurtulurlar. Jean-Paul Sartre’ın sözleriyle, “İnsanın özgürlüğü, kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir” (Sartre, 1946, s. 495). Dolayısıyla, affetmek kolektif benliklerin özgürleşmesinin yolunu açar ve bu da geçmişi unutarak değil, ondan ders alarak geleceğe dair bir vizyon oluşturmakla mümkün olabilir.
Bu konfigürasyonu içeren bir affetme süreci, çatışma ve bölünmeyle parçalanmış toplumlarda adeta bir umut ışığıdır. Affetmenin dönüştürücü gücü, çatışma anlatılarını yeniden şekillendirerek iyileşme ve uzlaşmaya giden bir yol sunuyor. Dünya gruplararası çatışmalarla boğuşmaya devam ederken, affetme süreçlerinden çıkarılan dersler bize insanlığın merhamet ve uzlaşmaya yönelik kalıcı kapasitesini hatırlatıyor. Ancak özellikle faillerin hatalarını kabul etmedikleri veya gerçek bir pişmanlık göstermedikleri durumlarda, mağdurlardan bağışlama talep edilmesi veya beklenmesinin mağdurlara verilen zararın büyüklüğünü önemsizleştirmek veya bu acıları silmek anlamına geldiğini (Améry, 2015) ve affetmenin, ötekine doğru giden yolda çok insani bir keder biriktirdiğini de unutmamak gerekir (Kristeva, 2009).
Kaynaklar
Améry, J. (2015). Suç ve kefaretin ötesinde: Alt edilmişliğin Üstesinden gelme denemeleri. Metis Yayınları.
Bahgat, G. (2003). Iran, the United States, and the war on terrorism. Studies in Conflict and Terrorism, 26(2), 93-104.
Bar‐Tal, D. (2000). From intractable conflict through conflict resolution to reconciliation: Psychological analysis. Political Psychology, 21(2), 351-365.
Batson, C. D., Sager, K., Garst, E., Kang, M., Rubchinsky, K. ve Dawson, K. (1997). Is empathy-induced helping due to self-other merging?. Journal of Personality and Social Psychology, 73(3), 495-509.
Baysu, G. ve Duman, Y. (2016). Why does identity matter? A two-path model to intergroup forgiveness via in-group bias and outgroup blame. Psychological Research, 19(1), 43- 51.
Čehajic, S., Brown, R. ve Castano, E. (2008). Forgive and forget? Antecedents and consequences of intergroup forgiveness in Bosnia and Herzegovina. Political Psychology, 29(3), 351-367.
Conejero, S., Etxebarria, I. ve Montero, I. (2014). Gender differences in emotions, forgiveness and tolerance in relation to political violence. The Spanish Journal of Psychology, 17, E9.
Çiçek, C. (2018). “Süreç”: Kürt çatışması ve çözüm arayışları. İletişim Yayıncılık.
Dagirmanjian, S. (1996). Armenian families. M. McGoldrick, J. Giordano ve J. K. Pearce (Ed.), Ethnicity and family therapy (2. Baskı) içinde (ss 376-391). The Guildford Press.
Derrida, J. (2015). Bağışlamak (M. Erşen, Çev.). Monokl.
Dinnick, I. ve Noor, M. (2019). Intergroup Forgiveness: The Interplay Between Who We Are and What Tales We Tell. K. Sassenberg ve M. Vliek (Ed.), Social psychology in action içinde (ss. 221-237). Springer, Cham.
Hewstone, M., Cairns, E., Voci, A., McLernon, F., Niens, U. ve Noor, M. (2004). Intergroup forgiveness and guilt in Northern Ireland. N. R. Branscombe ve B. Doosje (Ed.), Collective guilt: International perspectives, içinde (ss. 193-215). Cambridge University Press.
Islam, M. R. ve Hewstone, M. (1993). Dimensions of contact as predictors of intergroup anxiety, perceived outgroup variability, and outgroup attitude: An integrative model. Personality and Social Psychology Bulletin, 19(6), 700-710.
İslambay, D. (2019). Intergroup forgiveness in the context of Turkey [Yayınlanmamış doktora tezi]. Orta Doğu Teknik Üniversitesi,
Kessler, T. ve Mummendey, A. (2001). Is there any scapegoat around? Determinants of intergroup conflicts at different categorization levels. Journal of Personality and Social Psychology, 81(6), 1090-1102.
Kristeva, J. (2009). Kara güneş depresyon ve melankoli (N. Demiryontan, Çev.). Bağlam Yayıncılık.
Martín-Baró, I. (1990). Reparations: Attention Must Be Paid--Healing the Body Politic in Latin America. Commonweal, 117(6), 184.
McKeown, S. ve Psaltis, C. (2017). Intergroup contact and the mediating role of intergroup trust on outgroup evaluation and future contact intentions in Cyprus and Northern Ireland. Peace and Conflict: Journal of Peace Psychology, 23(4), 392-404.
Mullet, E., Nann, S., Kadima Kadiangandu, J., Neto, F. ve da Conceição Pinto, M. (2010). The granting of forgiveness in an intergroup context: African and Asian social representations. Social Science Information, 49(2), 195-214.
Nadler, A. ve Liviatan, I. (2004). Intergroup reconciliation processes in Israel: Theoretical analysis and empirical findings. N. R. Branscombe ve B. Doosje (Ed.), Collective guilt: International perspectives içinde (ss. 216-233). Cambridge University Press.
Noor, M. ve Brown, R. (2007). Generosity versus grudge: The role of identity in fostering intergroup forgiveness attitudes between Protestants and Catholics in Northern Ireland. Manuscript submitted for publication.
Noor, M., Branscombe, N. R. ve Hewstone, M. (2015). When group members forgive: Antecedents and consequences. Group Processes & Intergroup Relations, 18(5), 577- 588.
Noor, M., Brown, R. ve Prentice, G. (2008). Prospects for intergroup reconciliation: Social-psychological predictors of intergroup forgiveness and reparation in Northern Ireland and Chile. A. Nadler, T. Malloy, J. D. Fisher (Ed.), Social psychology of intergroup reconciliation: From violent conflict to peaceful co-existence içinde (ss. 97-114). Oxford University Press.
Noor, M., Brown, R., Gonzalez, R., Manzi, J. ve Lewis, C. A. (2008). On positive psychological outcomes: What helps groups with a history of conflict to forgive and reconcile with each other? Personality and Social Psychology Bulletin, 34(6), 819-832.
Odak, S. ve Čehajic-Clancy, S. (2021). Religion and politics as a dangerous mix: Effects of religiosity on intergroup forgiveness and reconciliation in a post-conflict setting. Peace and Conflict: Journal of Peace Psychology, 27(3), 497-507.
Phillips, D. L. (2012). Diplomatic history: The Turkey-Armenia protocols. Institute for the Study of Human Rights, Columbia University.
Roshwald, A. (2001). Ethnic nationalism and the fall of empires: Central Europe, Russia and the Middle East, 1914-1923. Routledge.
Staub, E. (2006). Reconciliation after genocide. mass killing or intractable conflict: Understanding the roots of violence, psychological recovery and steps toward a general theory. Journal of Social and Political Psychology, 27(6), 867-895.
Swart, H. ve Hewstone, M. (2012). Forgiveness, intergroup. The Encyclopedia of Peace Psychology, 445-449.
Tajfel, H. ve Turner, J. C. (1979). An integrative theory of intergroup conflict. W. G. Austin ve S. Worchel (Ed.), Social psychology of intergroup relations içinde (ss. 33- 48). Brooks/Cole.
Tam, T., Hewstone, M., Cairns, E., Tausch, N., Maio, G. ve Kenworthy, J. (2007). The impact of intergroup emotions on forgiveness in Northern Ireland. Group Processes & Intergroup Relations, 10(1), 119-136.
Uluğ, Ö. M. ve Cohrs, J. C. (2017a). “If we become friends, maybe I can change my perspective”: Intergroup contact, endorsement of conflict narratives, and peace-related attitudes in Turkey. Peace and Conflict: Journal of Peace Psychology, 23(3), 278- 287.
Ünlü, B. (2018). Türklük sözleşmesi: oluşumu, işleyişi ve krizi. Dipnot Yayınları.
Vanman, E. J. (2016). The role of empathy in intergroup relations. Current Opinion in Psychology, 11, 59-63.
Vollhardt, J. R. ve Bilewicz, M. (2013). After the genocide: Psychological perspectives on victim, bystander, and perpetrator groups. Journal of Social Issues, 69(1), 1-15.
[1] İslambay, D. (2019). Intergroup forgiveness in the context of Turkey. [Yayınlanmamış doktora tezi]. Orta Doğu Teknik Üniversitesi.
[2] Bu duygu sınıfı, iç gruba yönelik mutluluk, hoşnutluk, gurur, yücelik gibi bazı olumlu duygular ile dış gruba yönelik öfke, nefret, küçümseme gibi bazı olumsuz duyguları da içerebilir (Kessler ve Mummendey, 2001).
[3] Bkz. https://w.wiki/AG6F