Gücü Elinde Tutan Azınlıklar ve Dayanışan Çoğunluklar: Gruplararası Psikolojinin Hâkim Azınlık Anlatısına Bir Eleştiri


Hakan Çakmak
Groningen Üniversitesi, Sosyal Psikoloji Bölümü,
Doktora öğrencisi

« Çünkü buralarda bugün azınlıkta olanlar
yarın çoğunluk hâ
line gelebilmekte
ve iktidar el değiştirebilmektedir. »

Kemal Gözler

Yukarıdaki alıntı, Türk Dil Kurumu’nun azınlık tanımlamalarından ilkinin hemen altına örnek cümle olarak ekli. İlgili tanım ise şu şekilde: “Bir toplulukta kendine özgü nitelikler bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar; azlık, ekalliyet, çoğunluk karşıtı” (TDK, 2024). Sosyal bilimlere referansla yapılan tanım ise üçüncü sırada: “Bir ülkede ayrı soydan veya inançtan olan ve sayıca az bulunan topluluk; ekalliyet” (TDK, 2024). Bu iki tanımın odakları bakımından birbirinden farklılaştığı söylenebilir. İlk tanım, azınlığın niteliğine genel geçer bir göndermede bulunarak azınlıklık olmanın niceliksel özelliğine daha çok odaklanır; yani, ötekilerden sayıca az olmak. İkinci tanım ise azınlıklık olmanın sosyal kimlik etrafında şekillenen niteliksel özelliklerine daha çok odaklanır; yani, soy veya inanç bakımından az olmak.

 
Bu iki tanımı birlikte ele aldığımda, Kemal Gözler’in ilk tanımı takip etmesi beni bir çıkarıma götürüyor: İktidarı ele geçirenin azınlıklık olma hâli etkisini yitirir (neutralise). Bir vakit sonra o, azınlık olsa dahi soy veya inanç bakımından azınlık değil de kendine özgü nitelikleri bakımından azınlıktır. Bu tanım Kemal Gözler’in sözleri ile paralel olarak düşünüldüğünde, kendine özgü nitelikler, iktidar veya güce atıfta bulunuyor gibi gözüküyor. Artık o, gücü elinde tutan bir azınlıktır. Diğer yandan, sosyolojiye atfedilen tanımı sosyal psikolojinin gruplararası ilişkileri inceleyen koluna (gruplararası psikoloji) yakın bir tanımlama olarak kabul edebiliriz. Nasıl ki, Kemal Gözler’in sözleri meselenin niceliksel kısmına odaklanıp niteliksel kısmını açıkta bırakıyorsa, gruplararası psikoloji de azınlığı güç ve sermaye ilişkileri perspektifiyle okumak konusunda eksik kalıyor (Huddy, 2004). Hâlbuki günlük yaşamımızın ‘sosyal psikolojisi’ ele alındığında, iktidarı ellerinde bulunduran güçlü azınlıkların güçsüz konumdaki çoğunluğu, yani halkı yönlendirmesiyle sıkça karşılaşırız.

Bu yazıda, güç kavramını materyalist bir perspektiften (Haug, 2001; Gramsci, 1975; Tsing, 2015), sosyal sermaye üzerinde kurulan tahakküm olarak tanımlayarak, gruplararası psikolojinin ana akım azınlık kavrayışına eleştirel bir bakış getirmeye çalışıyorum. Takip eden bölümlerde, gruplararası psikolojinin hâkim azınlık anlatısının sorun ve sınırlılıklarına değiniyorum. Sonrasında, gücü elinde tutan azınlıklar bakışının sosyal psikolojik kavrayışımızı nasıl zenginleştirebileceğine ve hâlihazırdaki azınlık anlatısının gruplararası dayanışma olgusunu anlamadaki sınırlılıklarına değinip, kısa bir özetle yazımı sonlandırıyorum.

Gruplararası Psikolojinin Ana Akım Azınlık Anlatısı: Güçsüzleştirilmiş Ötekinin Psikolojisi

Ana akım gruplararası psikoloji, genellikle bir grubun (örn. Amerika’daki Beyazlar) diğer bir grup hakkındaki düşünce ve duygularını inceleyen çalışmalardan önemli ölçüde etkilendi (Tajfel ve Turner, 2004). Bu yaklaşım etkili ve verimli yöntemsel bir çerçeve sunarak sosyal dünyayı ikili kategorilere (örn. azınlığa karşı çoğunluk) indirgeme eğilimindedir. Bu çerçeve günlük sosyo-politik gerçekliği anlamakta sosyal psikologlara kısmen yardımcı olsa da ikili kategori(k) yaklaşıma son zamanlarda eleştiriler de geldi (bkz. Dixon ve ark., 2020). Bu yaklaşım gerçek dünyadaki gruplararası ilişkileri açıklamada, doğası itibariyle birtakım sınırlılıkları beraberinde getirir. Örneğin ‘ırk’ ilişkilerini ele alalım. İkili kategorik yaklaşım, Beyazları çoğunluk, Siyahları ise azınlık olarak sınıflandırmaya zorlar. Salt sayısal anlamda bu bazen doğrudur: Amerika'da Siyahlar azınlık, Beyazlar ise çoğunluktur. Ancak salt sayısal anlayış, gruplararası psikolojinin sosyo-politik ve tarihsel ardalanını tam anlamıyla anlamamıza yetmez. Dolayısıyla, grupların maddi gerçekliğine dair söz üretemez.

Amerika’daki Siyahlar, Beyazlar ile kıyaslandığında, yalnızca sayısal açıdan azınlık olarak anılmazlar (Richeson ve Sommers, 2016). Zaten diğer bağlamlara bakıldığında, salt sayısal kavrayış Beyaz’ın Siyah’la kıyaslamalı durumunu anlamaya da yetmez. Örneğin Güney Afrika’da Siyahlar, Beyazlar ile kıyaslandığında, demografik çoğunluğu elinde bulunduruyor (Durrheim, 2005). Ama mevcut gruplararası psikolojik bakış için Siyah'ın azınlık olarak anılması daha makul. Fakat Siyah’ı azınlık olarak tanımlamak bu bağlamda bir oksimoron (çoğunluk olan azınlık!) oluşturur. Bu oksimorondan kurtulmak için asimetrik sermaye ilişkisi çerçevesinde şekillenen maddi gerçeklik anlaşılmalıdır (Haug, 2001). Bunun için, gruplararası ilişkilerin sosyo-politik ve tarihsel bir okuması yapılmalıdır: Hem Amerika’da hem de Güney Afrika’da Siyahlar, Beyazlar tarafından kölelik vasıtasıyla sömürüldü, yerlerinden edildi ve katledildi. Tarihsel gerçek bize bunu söyler (Fanon, 1968). Bu tarihsel gerçeğin yarattığı adaletsizlik hiçbir zaman tam anlamıyla telafi edilmediği ve hatta inkâr edildiği için ırk temelli adaletsiz sermaye ilişkileri günümüze kadar süregeldi (bkz. Shuman ve ark., 2024). Tam da bu sebeple Siyahlar, Beyazlar ile kıyaslandığında ‘azınlık’ konumundadır. Fakat aslında onlar azınlık değil; sömürülen, sömürüldüğü inkâr edilen, hor görülen, kenara itilenlerdir. Yani, Siyah ötekidir. Dolayısıyla, gruplararası ilişkiler açısından azınlık psikolojisi de özü itibariyle sermayeden mahrum bırakılmış, güçsüzleştirilmiş (disempowered) ötekinin psikolojisidir (Bayad ve Şen, 2023; Fanon, 1968).

Tarihi geçmişi olan bu sosyo-politik maddi gerçeklik dikkate alındığında, azınlık-çoğunluk merceğiyle yapılan sosyal psikolojik okumaların araştırmacıya dayattığı çerçeve barizdir: Bir kavram olarak azınlık, salt sayısal niceliği düşünmeye iten ve en iyi ihtimalle azınlık olma hâlini belli belirsiz biçimde sosyal kimliklere atfeden ana akım anlatılardan biridir (Decolonial Psychology Editorial Collective, 2021). Ancak, bireylerin ötekileştirilmiş sosyal grup üyelikleri aracılığıyla maruz kaldığı olumsuz koşullar, aslında onların azınlık olmalarından ziyade sosyal sermayeden mahrum kalmalarına dayanan güvencesiz/preker (precarious) koşullardır (Tsing, 2015). Sosyal sermayeden mahrum kalan nispeten güçsüzleşir. Diğer yandan, güçlünün söylemsel temsiliyeti onun salt sayısal azınlık/çoğunluk niceliğinden bağımsız olarak daha yüksek düzeydedir (Lücken ve Simon, 2005). Dolayısıyla, azınlık olarak anılan, salt sayısal anlamda azınlık değildir. Azınlıkta kalan yalnızca ötekinin kendisi değil; onun derdi, sesi ve söylemidir (Gramsci, 1975; Haug, 2001). Üstelik sosyal psikoloji yayınlarında, maddi gerçekliğinin es geçilerek güçsüzleştirilmiş ötekinin ‘azınlık’ ve türevi kavramlarla anılması, onun gündelik hayatta maruz kaldığı maddi koşulların da örtbas edilmesine hizmet edebilir (Hakim ve ark., 2023). Yani, grupları niteliksel olarak tanımlamada azınlık kavramı kullanıldığında bunun gruplararası eşitlikçi söylemden ziyade, maddi koşulların inkârını veya bilmezliğini (ignorance) pekiştirme riski var (Durrheim, 2024).

Hâlbuki azınlık kavramını sosyal psikoloji literatürüne tanıtan Serge Moscovici, bu kavramı hiç de gruplararası dinamiklerin maddi gerçekliğini anlamlandırmada kullanmadı (Moscovici ve Nève, 1971; Wood ve ark., 1994). Daha ziyade azınlık kavramı, sosyal psikolojideki sosyal etki ve uyma çalışmalarına eleştirel bir bakış getirmek amacıyla ortaya konmuştu (Crano, 2000; Crano ve Seyranian, 2007). Öyle ki, Moscovici sosyal etki deneylerindeki katılımcılar arasında gözlemlenen ve çoğunluğa uyma eğilimi olarak nitelenen davranışın da bir çeşit azınlık etkisi olarak ele alınabileceğini söyler (Gardikiotis, 2011). Çünkü araştırmacıların laboratuvar ortamında çoğunluk olarak adlandırdığı insanlar aslında gerçek dünyada azınlığa karşılık gelebilir (Crano, 2000). Moscovici’ye göre, katılımcılar laboratuvar ortamına zihinlerinde toplumsal mutabakatın ne olduğuna dair hâlihazırda bir fikir veya inanışla gelirler (Moscovici, 1988). Laboratuvar ortamındaki araştırmacı ve işbirlikçiler ise toplumsal mutabakat ile zıtlık içinde bir azınlığı temsil ediyor olarak görülebilir (örn. bilim insanları, uzmanlar, akademisyenler vesaire). Dolayısıyla, bu deneylerde elde edilen etki de pekâlâ azınlık etkisi olabilir (Galam ve Moscovici, 1994). Buna binaen, Moscovici’nin azınlık kavramını kullanışı da yine salt sayısal özelliklere atıfta bulunur. Nihayetinde, Moscovici’nin kullandığı bağlamda azınlık kavramı laboratuvar ortamına özgü ve daha anlamlıdır.

Özetle, güncel gruplararası psikoloji literatüründe azınlık kavramı asimetrik güç ilişkilerini göz ardı eder ve güçsüzleştirilmiş ötekilerin muzdarip olduğu adaletsiz maddi gerçekliğin bir yan ürün (by-product) olarak değerlendirilmesiyle sonuçlanabilir. Bu durum hem kavram olarak azınlığın hem de anlamlandırılmak istenen olguların yüzeysel olarak ele alınmasına veya erozyona uğramasına neden oluyor. Diğer bir deyişle, kavramın bu şekilde kullanılması faydadan çok zarara neden oluyor ve söz konusu maddi gerçekliğin örtbas edilmesine hizmet ediyor (Durrheim, 2024; Hakim ve ark., 2023). Dolayısıyla, özellikle gruplararası psikoloji çalışmaları dikkate alındığında, azınlık kavramı ile anlatılmak istenen sayısal azınlık değilse, kavramın deneysel ortamlar dışındaki kullanımından kaçınılmalıdır.

Gücü Elinde Tutan Azınlıklar ve Gruplararası Psikolojideki Önemi

Gücü elinde tutan azınlıklar ile ne kastettiğimi açıklamak için Moscovici'nin azınlık etkisi üzerine yorumlarına dönmek yerinde olacaktır. Moscovici'nin belirttiği gibi (Moscovici, 1988), sosyal etki ve uyma deneylerini yürüten araştırmacılar ve işbirlikçileri, azınlık olarak kabul edilebilir. Ancak burada azınlık konumunda olan araştırmacının rolünü incelemek, niteliksel açıdan farklı bir yoruma yol açabilir. Zira araştırmacının yalnızca bir azınlık olmadığını unutmamak gerek. Araştırmacı, deney ortamının ev sahibi, deneyi yürüten kişidir. Bazen araştırmacı, katılımcılara ödeme yapan bir ‘patron’ bile sayılabilir. Kısacası, araştırmacı gücü elinde tutan bir azınlıktır (Martin ve Hewstone, 2003).

Araştırmacının gücü elinde tutan bir azınlık olması ve azınlıktaki işbirlikçileriyle çoğunluğa -yani katılımcılara- neye uyulması gerektiğini buyurması gibi, gerçek dünyada da gücü elinde tutan azınlık gruplar, gündelik yaşamda neyin tartışılacağını, sosyo-politik meselelerin nasıl bir çerçeve ile ele alınması gerektiğini belirleyebiliyorlar (Lewis, 2001). Bu bağlamda siyasetçiler, iş insanları, medya patronları vb. gücü elinde tutan azınlıklar olarak düşünülebilir. Bu tip azınlıklar sosyal psikolojinin alışılagelmiş grup tanımlamalarının da ötesine geçer. Bunlar aynı zamanda maddi çıkar ilişkileri ekseninde kurumsallaşmışlardır (Gramsci, 1975). Siyasetçiler partileşmiş, iş insanları dernekleşmiştir. Medya patronlarının devasa yayın organları vardır. Bu ‘azınlık’ grupları, kurumsal ilişkilere dayanan sermaye-güç ağlarıyla toplumu, yani görece güçsüz sosyal grupların bütününü, yani halkı etkilemeye çalışır (Gramsci, 1975). Siyasi partiler kendi söylemlerinin ana akımda tartışılması için propaganda yapar. İş insanları ana akım siyasetin propagandasına göre ekonomik kâr getirecek adımlar atar. Medya yayın organları propagandaya iştirak eder. Böylesi azınlıklar bu ve benzeri hamleleriyle topluma ve dolayısıyla çoğunluğa durmaksızın bir yön verme işiyle meşguldür (Lewis, 2001). Özü itibariyle bu yönlendirme işi, belli bir tür azınlığın diğerlerine boyun eğdirme, razı etme (compliance) çabasıdır. Dolayısıyla, sosyal psikolojik açıdan azınlık kavramı, bu tip gücü elinde bulunduran grupları tanımlamaya daha uygundur: Azınlık, bu tip gruplardır ve ellerindeki sermaye ve güç aracılığıyla çoğunluğu etkilemeye ve çoğunluğa boyun eğdirmeye çalışırlar.

Gruplararası psikoloji çalışmalarına kıyasla siyaset bilimi çalışmaları, siyasi elitlerin söyleminin halk üzerindeki etkisini araştırmada daha isabetli bir perspektif sunar (Bullock, 2011). Ancak, siyaset bilimi araştırmaları da halkı oluşturan sosyal gruplar arasındaki ilişkileri anlamada eksik kalıyor. Diğer yandan gruplararası psikoloji literatürü, gücü elinde bulunduran azınlıkların çoğunluk gruplarıyla ilişkisini teorik ve ampirik açıdan ele almaktan yoksun da değil. Örneğin Subašić ve arkadaşları (2008), ikili gruplar arası ilişkilerde otoritenin, yani baskın ya da egemen grupların, etkisini açıklamak için Üç Kutuplu Siyasal Dayanışma Modeli'ni (Tripolar Model of Political Solidarity) ortaya attı. Stott ve arkadaşları (2018), toplumsal hareketlerin sahneye çıktığı toplu protestolarda polis grubunu üçüncü bir taraf olarak ele alıp protestocuların bu gruba yönelik tutumlarını incelediler. Kerr ve arkadaşları (2017), Güney Afrika bağlamında ötekileştirilmiş grupların hâkim gruplarla ilişkileri temelinde düşmanlık ve bu düşmanlığın meşrulaştırılmasının nasıl şekillendiğini gösterdiler. Son zamanlarda artan bu yeni bakış açılarına rağmen, ikili grup karşılaştırmalarının altında farklı sebepler yatıyor olabilir. Bence bu sebeplerden biri de azınlığı yanlış yerde aramak ve çoğunluğu azınlık olarak tanımlamak olabilir. Asıl azınlık sermaye ve gücü arkasına alıp çoğunluğa, yani halka, kimi 'günah keçisi' olarak göreceğini ve makbul olanı dayatanlardır.

Azınlık-Çoğunluk İkiliğinin Ötesi: Gruplararası Dayanışma

Gruplararası psikolojideki ana akım azınlık anlatısını inceledikten sonra kısaca azınlık-çoğunluk ikiliğinin ötesine de değinmek isterim. Toplumsal olaylara ve kriz durumlarına karşı, bazen ana akım anlatının azınlık ve çoğunluk olarak tanımladığı sosyal gruplar bir araya gelerek birbirleriyle dayanışma gösterebiliyorlar. Bu dayanışmanın sergilendiği belli başlı fenomenlerden biri de bir amaç etrafında grupların iş birliği içerisinde seslerini yükselttiği ve olumlu sosyal değişimi hedeflediği dayanışma temelli kolektif eylemdir (solidarity-based collective action). İlgilenen okuyucu bu konudaki güncel literatürü inceleyen Radke ve arkadaşlarının (2020) literatür taramasına göz atabilir. Ben bu burada giderek büyüyen bu literatürün yalnızca güncel bazı çalışmalarına azınlık-çoğunluk ikiliğiyle ilişkilendirmeye çalışarak değineceğim.

Gruplararası ilişkileri açıklamaya çalışan azınlık-çoğunluk anlatısı, özellikle ikili kategorilere indirgenen gruplardan bireylerin birbirleriyle dayanışma gösterdiği olguları anlamakta yetersiz kalıyor. Bu gibi olgulara örnek olarak yaklaşık on yıl önceki Türkiye'deki Gezi Parkı Protestoları (Uluğ ve Acar, 2019) veya daha yakın zamanlarda yaşanan Siyahların Hayatı Önemlidir (Black Lives Matter) protestoları düşünülebilir (Shuman ve ark., 2022). Bu örnekler ana akım azınlık anlatısının sınırlılıklarına dikkat çekmek için yeter; zira prestij ve statü açısından farklılaşan çeşitli grup üyelerinin, bir üst kimlik çatısı altında algılanan adaletsizliğe (perceived injustice) karşı dayanışma gösterip, ses yükseltmesini anlamak için azınlık-çoğunluk ikili kategorizasyonunun ötesine geçmek gerekiyor.

Bazı çalışmalar, azınlık veya çoğunluk olarak adlandırılabilecek gruplardan bireylerin siyasallaşmış özdeşleşme (politicised identification) etrafında bir araya gelip dayanışma gösterdiklerini ortaya koyuyor (bkz. Klandermans, 2014; Subašić ve ark., 2008). Ancak politik özdeşleşme, azınlık-çoğunluk dayanışmasını şekillendiren tek faktör değil. İkili kategorizasyon yoluyla anlamlandırmaya çalıştığımız grup üyelikleri, bireylerin başka grup üyelikleriyle kesişen (intersectional) farklı dayanışma biçimleri için köprü görevi görebilir (Wiley, 2012). Örneğin heteroseksüel kimlik eşcinsel kimlikle karşılaştırıldığında çoğunluk kimliği olarak görülebilir. Ancak heteroseksüel kadın kimliği, heteroseksüel erkek kimliğiyle karşılaştırıldığında farklı güç dinamiklerine işaret eder ve farklı bir statüdedir. Bu kimliğin feminist kimlikle kesişimi olan ‘heteroseksüel feminist kadın’ kimliği ise azınlık kimliği olarak adlandırılabilir. Uysal ve arkadaşları (2022, Çalışma 3), bu tip özdeşleşmenin LGBTQ+ bireylerle dayanışmayı nasıl etkilediğini gösterdi. Bu nedenle, bu tip dayanışmaları anlamak için ana akım azınlık anlatısının ötesine geçmeli ve gündelik hayatın politik ve kesişimsel yapısını anlamaya çalışmalıyız.

Ayrıca, bazı durumlarda çoğunluk olarak adlandırılan gruplar, kendi gruplarından bireylerin karşıt gruplara yönelik kötü muamelelerine karşı da tepkisel olarak dayanışma gösterebiliyorlar. Bu tip bir dayanışma siyasallaşmış özdeşleşme veya kesişimsel bir yaklaşımı her zaman gerektirmez. Bu bağlamda bir grup araştırmacıyla, yüksek eğitimlilerin kendi grup üyelerinin düşük eğitimlilere yönelik kötü muamelesine tanık olduklarında, onlarla nasıl dayanışma gösterdiklerini inceledik (Çakmak ve ark., 2024a). Bulgular, gruplarıyla yüksek düzeyde özdeşleşmeye sahip bireylerin bu olayı imaj kaygısı açısından değerlendirip, dış grup dayanışması gösterdiğini gösteriyor. Diğer yandan, gruplarıyla düşük düzeyde özdeşleşmeye sahip bireyler ise bu olayı zedelenen adalet kaygısı açısından değerlendirip dış grupla dayanışma gösteriyor. Bu bulgular, siyasal özdeşleşmeyi aşan ve çoğunluk özdeşleşmesi olarak adlandırılabilecek psikolojik süreçlerin azınlıkla hizalanmaya varan dayanışma biçimlerini teşvik edebileceğini gösteriyor.

Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta ise çoğunluğun azınlık ile dayanışma gösterirken problemli dayanışma biçimlerinden (örn. kendini ön plana çıkartmak, üsttenci bir tavır takınmak) kaçınması gerektiğidir (bkz. Droogendyk ve ark., 2016). Problemli dayanışma biçimlerinin ötesinde, azınlık ve çoğunluk gruplarının dayanışma sırasında sergileyebilecekleri stratejik hamlelerin, hedeflenen olumlu sosyal değişimi gerçekleştirmede faydalı olabileceği de unutulmamalıdır (Çakmak ve ark., 2024b).

Sonuç Yerine

Bu yazıda gruplararası psikoloji çalışmalarındaki yaygın bir eğilimi, sosyal ve maddi sermayeden mahrum bırakılmış grupların genellikle azınlık olarak adlandırılmasını ele aldım. Yazının temel iddialarından biri, azınlık kavramının gruplararası psikolojiye entegre edilirken bunu en uygun şekilde tanımlayan grupların siyasetçiler, medya patronları, iş insanları gibi gücü elinde tutan azınlıkları olduğudur. Bu grupların azınlık olarak tanımlanmasıyla, ikili gruplararası ilişkiler perspektifleri zenginleştirilebilir veya ayrıştırılabilir. Ayrıca, eğer amaç salt sayısal çoğunluğu tanımlamak değilse, bu tür kavramsal tercihlerin ötekileştirilmiş ve güçsüzleştirilmiş grupların -yani asıl çoğunlukların- maddi gerçekliğini örtbas etmeye hizmet edebileceğini vurguladım. Ek olarak yazıda, gruplarası dayanışma gibi olgular söz konusu olduğunda azınlık-çoğunluk ikiliğinin de eksik kalabileceğine değindim. Genel olarak, ‘azınlığa karşı çoğunluk’ gibi ikili kategorizasyona dayanan bakış açılarının gruplararası dayanışmayı anlamakta yetersiz kaldığını ve ele alınan olguların sosyo-politik bir okumasının gerektiğini iddia ediyorum.

Dahası, ana akım sosyal psikolojinin bu tür kavramsal yanılgılar aracılığıyla ötekileştirilen grupların sorunlarını örtbas etmesi sadece azınlık kavramıyla sınırlı değil. Benzer örnekler, gruplararası çatışma veya sürüncemede kalmış çatışma (protracted/intractable conflict) gibi kavramlarla işgal altında veya soykırım şartlarında yaşayan halkların, örneğin Filistinlilerin, işgalcileriyle mücadelesini tanımlayan diğer ana akım sosyal psikoloji çalışmalarında da görülebilir (bkz. Hakim ve ark., 2023). Ancak bu, ana akım sosyal psikolojinin ötekişleştirilmiş grupların veya halkların sorunlarına dair tamamen yetersiz olduğu anlamına gelmez. Dikkatli bir okuma ve siyasal farkındalıkla uygulandığında, gruplararası psikolojinin Sosyal Kimlik Kuramı (Tajfel ve Turner, 2004), Sosyal Baskınlık Kuramı (Sidanius ve ark., 2004) ve Sistemi Meşrulaştırma Kuramı (Jost ve ark., 2004) gibi yerleşik kuramsal yaklaşımları ve deneysel yöntemleri, güçsüzleştirilmiş ötekinin psikolojisini anlama ve anlatmada hâlâ verimli perspektifler sunabilir.

Kaynaklar

Bayad, A. ve Şen, E. (2023). How did ‘Turkish’ psychology become the mainstream? A discourse analysis on the trajectory of its colonial legacy. E. Şen, E. Sandal Önal, M. S. Uysal ve Y. G. Acar (Ed.), The political psychology of Kurds in Turkey: Critical perspectives on identity, narratives, and resistance içinde (ss. 167-194). Springer International Publishing.

Bullock, J. G. (2011). Elite influence on public opinion in an informed electorate. American Political Science Review, 105(3), 496-515.

Çakmak, H., Gordijn, E. H., Koc, Y. ve Stroebe, K. E. (2024a). Unraveling image and justice concerns: A social identity account on appraisals and emotional drivers of high-status transgressor group members’ solidarity with low-status groups. Personality and Social Psychology Bulletin. (baskıdaki makale)

Çakmak, H., Kara, E. ve Sakarya, İ. (2024b). Angry allies and fearful protesters: Communicating the right emotion during non-normative non-violent protests increases support for concessions among resistant high-status group members. Political Psychology. (baskıdaki makale)

Crano, W. D. (2000). Milestones in the psychological analysis of social influence. Group Dynamics: Theory, Research, and Practice, 4(1), 68.

Crano, W. D. ve Seyranian, V. (2007). Majority and minority influence. Social and Personality Psychology Compass, 1(1), 572-589.

Decolonial Psychology Editorial Collective. (2021). General psychology otherwise: A decolonial articulation. Review of General Psychology, 25(4), 339-353.

Droogendyk, L., Wright, S. C., Lubensky, M. ve Louis, W. R. (2016). Acting in solidarity: Cross‐group contact between disadvantaged group members and advantaged group allies. Journal of Social Issues, 72(2), 315-334.

Durrheim, K. (2005). Socio-spatial practice and racial representations in a changing South Africa. South African Journal of Psychology, 35(3), 444-459.

Durrheim, K. (2024). Conversational silencing of racism in psychological science: Toward decolonization in practice. Perspectives on Psychological Science, 19(1), 244-257.

Fanon, F. (1968). The wretched of the Earth. Grove.

Galam, S. ve Moscovici, S. (1994). Towards a theory of collective phenomena. II: Conformity and Power. European Journal of Social Psychology, 24(4), 481-495.

Gardikiotis, A. (2011). Minority influence. Social and Personality Psychology Compass, 5(9), 679-693.

Gramsci, A. (1975). Letters from prison (L. Lawner, Trans.). Cape.

Hakim, N., Abi‐Ghannam, G., Saab, R., Albzour, M., Zebian, Y. ve Adams, G. (2023). Turning the lens in the study of precarity: On experimental social psychology's acquiescence to the settler‐colonial status quo in historic Palestine. British Journal of Social Psychology, 62, 21-38.

Haug, W. F. (2001). From Marx to Gramsci, from Gramsci to Marx: Historical materialism and the philosophy of praxis. Rethinking Marxism, 13(1), 69-82.

Huddy, L. (2004). Contrasting theoretical approaches to intergroup relations. Political Psychology, 25(6), 947-967.

Jost, J. T., Banaji, M. R. ve Nosek, B. A. (2004). A decade of system justification theory: Accumulated evidence of conscious and unconscious bolstering of the status quo. Political Psychology, 25(6), 881-919.

Kerr, P., Durrheim, K. ve Dixon, J. (2017). Beyond the two‐group paradigm in studies of intergroup conflict and inequality: Third parties and intergroup alliances in xenophobic violence in South Africa. British Journal of Social Psychology, 56(1), 47-63.

Klandermans, P. G. (2014). Identity politics and politicized identities: Identity processes and the dynamics of protest. Political Psychology, 35(1), 1-22.

Lewis, J. (2001). Constructing public opinion: How political elites do what they like and why we seem to go along with it. Columbia University Press.

Lücken, M. ve Simon, B. (2005). Cognitive and affective experiences of minority and majority members: The role of group size, status, and power. Journal of Experimental Social Psychology, 41(4), 396-413.

Martin, R. ve Hewstone, M. (2003). Majority versus minority influence: When, not whether, source status instigates heuristic or systematic processing. European Journal of Social Psychology, 33(3), 313-330.

Moscovici, S. (1988). Notes towards a description of social representations. European Journal of Social Psychology, 18(3), 211-250.

Moscovici, S. ve Nève, P. (1971). Studies in social influence: I. Those absent are in the right: convergence and polarization of answers in the course of a social interaction. European Journal of Social Psychology, 1(2), 201-214.

Radke, H. R., Kutlaca, M., Siem, B., Wright, S. C. ve Becker, J. C. (2020). Beyond allyship: Motivations for advantaged group members to engage in action for disadvantaged groups. Personality and Social Psychology Review, 24(4), 291-315.

Richeson, J. A. ve Sommers, S. R. (2016). Toward a social psychology of race and race relations for the twenty-first century. Annual Review of Psychology, 67, 439-463.

Shuman, E., Hasan-Aslih, S., van Zomeren, M., Saguy, T. ve Halperin, E. (2022). Protest movements involving limited violence can sometimes be effective: Evidence from the 2020 BlackLivesMatter protests. Proceedings of the National Academy of Sciences, 119(14), e2118990119.

Shuman, E., van Zomeren, M., Saguy, T., Knowles ve E. Halperin, E. (2024). Defend, Deny, Distance, and Dismantle: A Measure of How Advantaged Group Members Manage Their Identity. Personality and Social Psychology Bulletin.

Stott, C., Ball, R., Drury, J., Neville, F., Reicher, S., Boardman, A. ve Choudhury, S. (2018). The evolving normative dimensions of ‘riot’: Towards an elaborated social identity explanation. European Journal of Social Psychology, 48(6), 834-849.

Subašić, E., Reynolds, K. J. ve Turner, J. C. (2008). The political solidarity model of social change: Dynamics of self-categorization in intergroup power relations. Personality and Social Psychology Review, 12(4), 330-352.

Tajfel, H. ve Turner, J. C. (2004). The social identity theory of intergroup behavior. J. T. Jost ve J. Sidanius (Ed.), Political psychology içinde (ss. 276-293). Psychology Press. (Orijinal Basım Tarihi: 1979).

TDK (2024). Türk Dil Kurumu Sözlükleri. https://sozluk.gov.tr/ Erişim Tarihi: 23.01.2024

Tsing, A. L. (2015). The mushroom at the end of the world: On the possibility of life in capitalist ruins. Princeton University Press.

Uluğ, Ö. M. ve Acar, Y. G. (2019). ‘Names will never hurt us’: A qualitative exploration of çapulcu identity through the eyes of Gezi Park protesters. British Journal of Social Psychology, 58(3), 714-729.

Uysal, M. S., Uluğ, Ö. M., Kanık, B. ve Aydemir, A. (2022). “The liberation of LGBTQ+ will also liberate heterosexuals”: Heterosexual feminist women's participation in solidarity‐based collective action for LGBTQ+ rights. European Journal of Social Psychology, 52(2), 377-390.

Wiley, S. (Ed.). (2012). Building solidarity across difference: Social identity, intersectionality, and collective action for social change. S. Wiley, G. Philogène ve T. A. Revenson (Ed.), Social categories in everyday experience içinde (ss. 189-204). American Psychological Association.

Wood, W., Lundgren, S., Ouellette, J. A., Busceme, S. ve Blackstone, T. (1994). Minority influence: A meta-analytic review of social influence processes. Psychological Bulletin, 115(3), 323-345.