Güvenlikli Konutlar, Seçici Geçirgenlikleriyle Ne Anlatır?


Yakup Azak
İstanbul Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Araş. Gör.

Güvenlikli konutlar, içindeki ortak kullanım alanlarının bakımı, peyzaj düzenlemesi, güvenlik hizmetleri karşılığında konut sakinleri tarafından yapılacak ödemelerin belli yasal anlaşmalarla belirlendiği yaşam alanlarıdır (Atkinson ve Blandy, 2005). Fakat daha genel ve benzeri bir yasal anlaşma belediye ve güvenlik hizmetleriyle hâlihazırda güvenlikli konutlar dışında yaşayan topluluklar içinde geçerlidir. Güvenlikli konutları farklı kılan, insanları bu hizmetler için tekrar yasal anlaşmalar çerçevesinde harcama yapmaya iten sebepler nelerdir? Bu yazıyı, cevabın güvenlikli konutların savunulan alanlar ve bu alanların istenmeyenin dışarda tutulabilme imkânı sunuyor olmasıyla ilgili olduğunu iddiasıyla kaleme alıyorum.

Tarihsel sürece baktığımızda seksenler öncesi orta sınıfın yaşadığı apartman dairelerinin yerini toplu konut ve 99 Depremi dönüşüm yasalarıyla başta İstanbul olmak üzere birçok şehirde kapalı, güvenlikli ve yüksek duvarlı, şehir merkezinden uzakta idealinizdeki ev mitini (Öncü, 2005) karşılayan güvenlikli konutlar almaya başladı. Bu değişim dönemini Bali (2015), toplumun yeniden yapılanma ve küreselleşme dönemi olarak ele alır. 1980 öncesi sadece seçkin bir sınıfın sahip olduğu tüketim olanakları ve hızı sıradan insanın erişebileceği hâle geldi. Serbest piyasa ekonomisiyle birlikte, sürekli bir tüketim, para harcama ve lüks ürünler satın alma tavsiye edilmeye başlandı. Bauman’ın (1999) “tüketim toplumu bir tasarruf cüzdanı değil; kredi kartları toplumudur,” tespiti (s. 50), Türkiye toplumunu da kapsar duruma geldi. Süreç, kendini topluma sunulan güvenlikli konutlarla gösterir oldu. “İdealinizdeki ev” miti yaşam tarzı sunan bu yeni yapılarla birleşti. Bu mimari yapılara sembolik anlamlar yaşam tarzı olgusuyla yüklenmeye başlandı.

Yaşam tarzı kavramı ister toplumun tamamı olsun ister bir kısmı olsun insanların nasıl pratiklerde bulunduğunu, bu pratikleri neden yaptıklarıını ve bu pratiklerin ne anlama geldiğini başkalarına anlatmalarına yardımcı olan bir olgudur (Chaney, 1999). Bu yaşam tarzı olgusu ise kendine ait değerleri, normlarıyla belli toplumsal ve ekonomik işaretlemeleri kendi içinde barındırmaktaydı (Dittmar, 2008). Böylece yaşam tarzı sembolleri güvenlikli konutlarla beraber anılmaya başladı. Yüksek duvarlar ve kamera kayıt sistemleri, girişinde güvenlik görevlileri kontrolü eşliğinde turnike sistemleri, büyük oranda otoparklardan oluşan bu yapılar bünyesinde hobi ve çocuk oyun alanları, spor salonları, açık veya kapalı yüzme havuzları, büyüklüğüne göre içinde alışveriş mağazaları, market, kafeler ve ibadethaneler barındırmaktadır.

Güvenlikli konutların, “geleneksel” mahalle yaşamından farkının giriş çıkışların sakinleri arasında sınırlı tutulması ve yaşayanların ekstra yasal çerçeveyle yükümlü kılındıkları bakım ve güvenlik hizmetlerinin olmasıdır. Binlerce metrekare alanın yüksek duvarlarla çevrili olduğu bu alanlar içinde orada yaşayan insanların kullanımına sunulmuş her şey nihayetinde belli bir yaşam modeli sunmaktadır. Bu kapalı alan içerisinde gerek ekonomik gerek zamanın tüketimine sunulan her öğe belli başlı yaşam tarzının ürünü yaşam tarzı modellerinin içinde konutların sakinlerini fark etmeden kendilerini bulabilmektedir. Güvenlikli konutlarda sunulan her öğe (örn., havuz, sauna, spor salonları, ibadet yerleri) bir yaşam tarzı oluşturmak için bir araya getirilir.

Konutlardaki bu mimari öğelerin neden bir model oluşturduğu sorusuna, Baudrillard’ın (2004) nesneler sistemi olarak adlandırdığı kavram cevap olabilir. Nesneler sisteminde şeylerin kendilerinde olan anlamı artık başka şeylerle ile bütünleşmiştir. Eşya bir sistemin içerisinde yer alır ve bu sistemin, yaşam tarzını ve ihtiyaçları belirleme durumu söz konusudur. Bu sistemde yer alan bütün nesneler birlikte tarz kazanmışlardır. İşte bu, yaşam tarzını oluşturur. Bir tarz edinen bu oluşum, tüketim kültürü içindeki özneye de bir tarz kazandırır. Modern bireyin, sadece elbiseleriyle değil, arabasıyla, yaşadığı konut ile boş zamanda yaptıklarıyla bir birey olduğunun bilincine varılması sağlanır. Güvenlikli konutlar da orada yaşayan insanlara, güvenlik önlemleri, kamera sistemleri, yeşil alan projeleri, dairelerinin mimari tarzıyla, daire dışında ama konut alanı içinde sunduğu etkinlikler boş zaman aktivite biçimleriyle artık o konut alanının sakinleri oldukları bilincine varması sağlanır. Sadece içeride olanlarla değil, konut alanı dışına dair algıyla da bu bilinç oluşturulur. “Dışarda” olma kavramı artık evin dışında olmaktan ziyade yüksek duvarlarla çevrili bir alanın dışında olma anlamına gelmektedir. “Dışarda” olana yüklenen anlamlar ve “dışarda” olanla ilişkilenme şekilleri farklılık göstermiştir.

Güvenlikli konutlarda yaşam kendini şehirde yaşamaktan; korunaklı hayat, otopark, çocuklar için güvenli, daha homojen bir grupla (en azından ekonomik anlamda) beraber yaşıyor olmak, kaotik ve tekinsiz olandan uzak olmak üzerinden ayırabilmektedir. Şehir büyüklüğüne ya da yaşanılan semte göre güvenlikli konutlarda yaşamanın mecburiyetine dair algı da değişebilmektedir. Semt görece sosyo-kültürel olarak düşük seviyede ise algılanan tehdit artmakta ve bu ilçelerde güvenlikli konutlarda yaşam bir tercihten mecburiyete dönüşebilmektedir.

Çocukların güvenli bir şekilde dışarıda olabilmesinin artık güvenlikli konut alanları içinde mümkün olabildiğine dair inanç giderek güçleniyor. Konut alanı içi korunaklı hayat sunan, çocuk yetiştirmeye elverişli, alanda yaşayanların birbirlerine daha saygılı olduğu bir yer iken dışarı tekinsiz olarak işaretleniyor. Fakat dışarıyla ilişkilenme şekli tamamen bir ayrışma şeklinde olmuyor. Konut sakinleri, bu yeni yaşam tarzlarına bir zamanlar “dışarıda” sahip oldukları yaşam tarzından pratikleri taşıyabilmektedir. Örneğin, misafir ağırlama ritüelleri, geleneksel yaşam tarzının izlerini devam ettirebilmektedir.

Güvenlikli konut yaşam alanlarının gerektirdiği yeni kurallar gereği ortak kullanım alanı olan yüzme havuzu kullanımı sadece konutlarda oturanlara tahsis edilebilmektedir ve dışarıdan gelen misafirlerin kullanımına açık olmayabilir. Bu kuralı korumak adına turnike parmak okuma sistemi gibi çeşitli teknolojik sistemler bile kurulmaktadır. Kullanım sadece konutlarda yaşayan ve kimlik bilgileri kayıt altında olan kişilere özeldir. Bu durumda dışarıdan gelen misafir bu ortak alan aktivitelerini kullanamamaktadır.

Yeni yaşam tarzlarında misafir ağırlama ritüelinde bir değişim meydana gelmiştir. Evine gelen misafiri en iyi şekilde ağırlamak gibi değer algısı bu yeni yaşam tarzıyla birtakım uyuşmazlıklara sebebiyet vermektedir. Sonucun olumsuz olması konut sakininin misafirine karşı mahcubiyet hissetmesine neden olabilir ya da bu mahcubiyet zamanla hissedilmemeye başlayabilir. Bir diğer uyuşmazlık hâli ise, misafirin konut alanına girerken güvenlik görevlileri ve birtakım prosedürlerden hatta telefon görüşmeleriyle gelen onaylar ile içeriye alınması hâlidir. Bu “tuhaf anlarda” hissedilenler, misafirin konut sakinin geleneksel yaşamdan getirdiği birikimin şekline, misafirin ev sahibi için önemine göre değişiklik gösterebilir. Bu durumda konut sakinleri farklı stratejiler uygulamaya başlayabilir. Örneğin, konut alanının en dıştaki giriş kapısında güvenlik girişinde misafiri karşılama ve sonraki güvenlik prosedürlerinden misafirlerinin geçişlerini sağlamak şeklinde çözümler geliştirilmektedir. Bu çözümlerin geliştiriliyor olması konut yaşamıyla gelen yeni yaşam tarzı modeli ile geleneksel yaşam modelinin uyuşmazlığına işaret etmektedir.

Konut yaşam alanları sakinlerine yeni yaşam konseptleri sunmaktadır. Bu sunum da sakinlerinin yaşamlarına yeni normaller getirmektedir. Çamaşırları balkonda asmak, evde ıslanan halıyı balkonda kurutmak gibi girişimler konutlardaki güvenlik birimlerince engellenebilmektedir. Konutlardaki güvenlik birimleri güvenliği sağlamak gibi bir işlerinin yanı sıra, mekânın sunduğu yaşam konseptine uygun olmayan davranışlara da müdahil olabilmektedir. Güvenliği sağlanan bir diğer şey ise, mekânın sunduğu yaşam tarzı pratikleridir. Konut yaşam alanının belirlemiş olduğu yaşam konsepti korunmalıdır. Bu gibi gündelik durumlar, yaşam tarzının, bireyin kendi ihtiyaçları ile belirlediği bir durum olmadığına dair somut bir örneğe karşılık gelmektedir. Kapalı konut yaşam alanında konut sakinlerinin, fiziksel olarak bu tür kapalı mekânlar üzerinden mekân dışında yaşayanlarla olan sosyal ilişkilerinde yeni anlamlandırmalara gitmelerine neden olmaktadır. Güvenlikli konutlarda yaşam ve kimlik inşaları üzerine yaptığımız araştırmanın (Azak ve Tekdemir, 2021), saha çalışmasında mevzu bahis konutlarda yaşayan bir konut sakininin aşağıda yer alan ifadeleri sunulan yaşam tarzı ile bireyin değerleri arasında çelişkilere somut bir örnektir:

“Her yerde yakınlarda cami var, eğer uzaksa cami yapılmasında sakınca yok. Ama varsa yakında cami sitenin kapısının önünde cami varsa bence daha hayırlıdır. Çünkü başka insanlarla tanışırsın, çünkü burada kendini hapsetmişsin bir şeyin içine bu tip sitelerde yaşamak zaten sıkıntılı iken kendini artık toplumdan tamamen soyutlamış oluyorsun.”

Konut sakini, konut yaşam alanları içinde olan ibadethanede dini pratikleri yerine getirme eylemini yine dini bir referansla “hayırlı olanın ne olduğu” bağlamında uygun bulmadığını dile getirmektedir. Uygun olan sosyalleşmenin farklılıklarla temas üzerinden olacağını ve dini öğretinin de bunu önerdiğini ifade etmiştir. Konut sakini için dini öğretilerle gelen yaşam tarzıyla konut yaşam alanının sunduğu yaşam tarzı arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Bu çelişkiler özellikle geleneksel ve dini endişeleri barındıran mütevazı yaşam tarzlarının bu yeni yaşam mekânlarında deneyimlenmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durum, geleneksel kültür ile yeni konut yaşamı ibadet normlarının örtüşmemesi şeklinde yorumlanabilir. Konut şirketleri bu çatışmalar üzerine mahalle kültürü, muhafazakâr yaşam alanları söylemleri üzerinden yeni yaşam alanları pazarlamaya başlamışlardır. Bazı konutlarda yer alan açık havuz alanları dini endişeleri olan konut sakinleri için bir sorun olduğu düşünülüp kapalı havuzlar, kadın ve erkekler içi ayrı ayrı olarak ya da farklı saat dilimlerinde kullanım gibi çözümler getirilmiştir.

Sunulan her seçenek temelde bir şeyin aynı kaldığını göstermektedir. Bu tür mekanlar, sabah yürüyüşü, sauna, yüzme, spor, konut alanı içinde alışveriş pratikleri için sunduğu fiziksel imkanlarla gündelik yaşamın idame edilme şekline düzenlemeler getirmektedir. Dünya görüşü ya da inanç anlamında ne kadar farklı olursa olsun gündelik hayatın düzenlenme şekli aşağı yukarı aynıdır. Muhafazakâr yaşam tarzını vurgulayan bir güvenlikli konut yaşam alanı böyle bir vurgusu olmayan güvenlikli konutlardan yüzme etkinliğinde cinsiyet ayrımına göre kapalı havuz mimarisiyle ayrışmaktadır. Ama neticede pratikler aynıdır. Güvenlikli konutların yaşam tarzı modeli sunumu gayrimenkul şirketlerinin reklamlarındaki en önemli materyallerinden biridir. Sunulan yaşam tarzı modellerinin içeriği iyi bir yaşam, aktif bir birey, huzurlu ortam, rahatlama ve dinlenme, aileler için hijyenik ve güvenli ortam sunma iddialarından oluşmaktadır (Salah ve Ayad, 2018). Gayrimenkul şirketlerinin potansiyel müşterilerine sunduğu güvende hissettirme stratejileri zamanla değişiklik göstermektedir. Alan içinde sağlanan güvenlik önlemleri imkânlarıyla gelen ikna stratejileri son zamanlarda yapılan yeni reklam içeriklerinde yerini sakinlerine bir arada olma ve bir topluluk hissi sağlama yönünde ikna stratejilerine bıraktığı söylenebilir. Mahalle yaşamı, sıcaklığı veya kültürü söylemleriyle nostaljik duygulara hitap eden birliktelik hissini sağlama iddiaları temelinde ikna stratejileri geliştirildiği gözlemlenmektedir. Sunulan yenilik eski yaşam tarzına göndermeler içerse de güvenlikli konut alanları gerek mimari tasarımı gerek yönetimsel organizasyonlarıyla içerideki sakinlerine konut alanı içinde nasıl komşuluk ilişkileri kuracağını, ortak mekânları nasıl kullanacağını, hangi sporları yapabileceği, kendi bedeniyle alan içinde nasıl bulunması gerektiği, dışardan gelen misafirlerine sunabilecekleriyle normatif davranışlar sunmaktadır. Güvenlikli konutlarda sadece mimari yapılar ve bunların kullanım hakkı değil, bir yaşam tarzı da satılmaktadır. Böylece konut sahipleri bu konseptler içinde kendilerinden beklenen normatif davranışlar ile konut sakini hâline gelmektedir.

Kaynaklar

Atkinson, R. ve Blandy, S. (2005). Introduction: International perspectives on the new enclavism and the rise of gated communities, Housing Studies, 20(2), 177-186,

Azak, Y. ve Tekdemir G. (2021). Mekânla belirlenen yaşamlar: Güvenlikli konutlarda yaşamak. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 20(77), 340-355.

Bali, R. N. (2015). Tarz-ı hayattan life style’a. İletişim Yayınları.

Baudrillard, J. (2010). Nesneler sistemi (O. Adanır, Çev.). Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.

Bauman, Z. (1999). Küreselleşme: Toplumsal sonuçları (A. Yılmaz, Çev.). Ayrıntı Yayınları.

Chaney D. (1999). Yaşam tarzları (İ. Kutluk, Çev.), Dost Kitabevi Yayınları.

Dittmar, H. (2008). Understanding the impact of consumer culture. H. Dittmar (Ed.), Consumer culture, identity and well-being içinde (ss. 19-42). Psychology Press.

Öncü, A. (2005). “İdealinizdeki ev” mitolojisi kültürel sınırları aşarak İstanbul’a ulaştı. A. Öncü ve P. Weyland (Ed.), Mekân, kültür, iktidar: Küreselleşen kentlerde yeni kimlikler içinde (ss. 85-103). İletişim Yayınları.

Salah, N. ve M. Ayad, H. (2018). Why people choose gated communities: A case study of Alexandria metropolitan area. Alexandria Engineering Journal, 57(4), 2743-2753.