Homofobiyi Meşrulaştırma Pratiği Olarak Medya
Samet Çelik
Ege Üniversitesi
Psikoloji Böl. Öğr.
Günümüzde kitlelerin düşüncelerini, değer yargılarını şekillendiren en önemli kurumların başında medya gelmektedir. Couldry’e göre (2005) toplumlarda gerçekleşen toplumsal değişimler medya sayesinde gerçekleşmekte ve toplumdaki dönüşümün medyanın olayları sunuş biçimine göre de iyi veya kötü sonuç verdiğini ileri sürmektedir. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde medya, demokrasinin aracı olarak görülmektedir. Hatta medyanın sahip olduğu güç; yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü güç olarak tanımlanmaktadır (Bülbül, 2001). Schudson (2009), medyanın sahip olduğu dördüncü gücü şu şekilde açıklamaktadır: “Medya, liberal–çoğulcu toplumlarda gözetimci rolünde yer almaktadır ve düşünce pazarı oluşturduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla medya demokratik sistemin sürmesinin ve vatandaşların sürece katılımının bir nevi garantörü olmaktadır.”
Ne yazık ki günümüzde medya bu amaca hizmet etmekten çok iktidar, güç ve ‘para kazanma’ yolu olarak kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle Türkiye’de bu süreç 1980’lerden sonra basının holdingleşmeye, dolayısıyla gazeteciliğin, televizyonculuğun iş adamlarının eline geçmesi (amacın bilgi vermek yerine para kazanmak ve reyting kaygısı oluşu) ile hızlanmıştır. Bu dönemden sonra dönüşüm geçiren medya, iktidardan bağımsız olmak yerine varlığını sürdürmek için iktidarla işbirliğine geçmiştir. Bu konuyla ilgili Emin Çölaşan 1994’teki bir yazısında şöyle demektedir: “Bizim medyamız medya olmaktan çıkmış, bir çıkar çarkına dönüşmüş. Tekelleşmiş. İstediğini parlatıyor, istediğini batırıyor. Parlatırken ve batırırken, arkasında hep çıkar hesapları var.”
İktidar kendi varlığını sürdürebilmek adına sahip olduğu normları yaymak için ele geçirdiği medyayı kullanmaktadır. Burada iktidarı sadece siyasal bir grup olarak görmek perspektifimizi daraltacaktır. İktidar yeri geldiğinde toplumda baskın olan normlar, gelenek görenekler ve töre de olabilmektedir. Bu normların en başında gelenlerden biri de ataerkilliktir. Ataerkilliği kısaca, içinde bulunulan toplumda erkek hegemonyasının hâkim olması şeklinde tanımlayabiliriz. Ailede babanın sözünün geçmesi, toplumları yönetenlerin erkek olması (demokratik toplumlarda bile kadın başbakan/başkan çok nadir olmuştur), hiç kadın Peygamber olmaması, hatta Tanrının bile ‘erkeksi’ kabul edilmesi bu normlara işaret eden klasik örneklerdir. Yani erkek hep en tepede, hep sözü geçen ve dinlenilen konumdayken iktidarlar erkekliğin “değer kaybetmesini” istemeyecektir. Bu değer kaybı da erkeğin ‘kadın konumuna geçtiği’ eşcinsellikte ortaya çıkmaktadır. Bu sebeptendir ki hangi zamanda olursa olsun eşcinsellik hep patoloji, sapkınlık olarak görülmüş ve yasaklanması/engellenmesi için her türlü yol denenmiştir. Bu ‘sapkınlığın’ meşrulaştırılmasında da son zamanlarda kullanılan popüler yollardan biri, hiç kuşkusuz, medyadır.
Medyanın homofobiyi meşrulaştırmasını şöyle örneklendirebiliriz: Televizyonda gösterilen ‘Kılıç Günü’ (2010) dizisi iki erkeğin aynı yatakta yattığını ekranlara taşımış ve bunun sonucunda ertesi gün bu sahne pek çok ulusal gazetenin manşetinde yer almıştır. Çoğu gazete bu durumdan “ahlaksızlık”, “toplumun değerlerinin dışına çıkma” hatta “çocuklarımıza yanlış şeyler gösteriyorlar” şeklinde bahsederken; sadece Radikal Gazetesi (20-09-2010) “Türk Televizyonlarında Bir Tabu Yıkıldı” şeklinde ifade etmiştir.
Bek ve Binark’a göre (2000) cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığın üretiminde, medya sektöründe çalışanların çoğunluğunun erkek oluşu da bu ayrımcılığın yaşanmasında önemli bir sebeptir. LGBTİ bireylerin ve kadınların yaşadığı olumsuzlukların altında ataerkil yapılanmanın egemen erkeklik örüntüsünün etkisi büyüktür. Bununla ilişkili olarak; eşcinsellerin, egemen erkeklik örüntüsünün baskısı altında kitle iletişim araçlarında karşılaştığı ötekileştirmede, bu bulgunun etkisinden söz edilebilir. Bununla birlikte medya, eşcinsellerden farklı şekillerde söz etmekten kaçınmamaktadır. Dağdaş (2005), erkek egemen bakış açısına ters düşmemek için eşcinsel kimliklerin, bedenlerini medyada sergileme yönündeki taleplerinin, kültür endüstrisinin ekonomi politiği tarafından kabul görmeyeceğine vurgu yapmaktadır. Aynı zamanda Dağdaş, Türkiye’de gay/eşcinsel kimliklerin kentsel yaşam mekânlarında ve medyada toplumsal cinsiyet olarak ya da cinsel kimlik tercihi olarak sunulmasıyla, gazete ve dergilerde yayınlanan feminen tavırlı popçu erkeklerin çıplak vücutlarının sunumu arasında bir ilişki kurulabileceğini ve gazetelerin magazin eklerinde sıklıkla dolaşıma verilen bu tarz pozların, maço olmayan yumuşak görünümlü erkeklerin ‘yeni duyarlı erkek miti’ olarak anlaşılabileceğini ifade etmektedir.
Hoşcan (2006) tarafından yapılan bir içerik analizi çalışmasında gazetelerde yer alan nefret söylemleri incelenmiştir. Araştırmanın sonucuna göre Türkiye’de Radikal Gazetesini liberal bir anlayış ve kişi haklarına değer veren; diğer gazetelerle karşılaştığında da ayrımcılığa uğrayan azınlıkların haberlerine daha sık yer veren bir yayın olduğu bulunmuştur. Aynı çalışmada araştırmacılar, basında yer alan eşcinselliğe yönelik tutumun eksik ve yanlış olduğunu, Türk medyasında eşcinselliğin eğlencelik bir durum veya genelde seks işçiliğiyle ilişkilendirildiğini; dolayısıyla topluma da gerçekliği yansıtmayan temsillerle aktarıldığını belirtmektedir.
Calzo (2009), eşcinselliğin medyada ‘komik’ ve ‘eğlenceli’ hallerinin sunulma yoluna gidilerek eşcinselliğin meşrulaştırıldığını söylemektedir. Aynı zamanda eşcinselliğin bu şekilde sunumunun medya tarafından sömürüldüğünü ve sırf reyting oranlarını arttırma uğruna, eşcinsellere bir nesne muamelesi yapılması noktasında cinsel yönelimin metalaştırıldığını ifade etmektedir. Rowe (2010) ise; medyada eşcinsellerin yasaklanmasının olumsuz tutumları azaltmadığını; aksine medyada eşcinsel kimliklerin daha fazla görülmesiyle toplumsal kabul arasında bir paralellik olduğunu belirtmektedir.
Kaynaklar
Bek, M. G. ve Binark, M. (2000). Medyada Kadın, Ankara Üniversitesi Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi, Ankara.
Bülbül, R. (2001). Haberin Anatomisi ve Temel Yaklaşımlar, İstanbul: Atlas Yayın.
Calzo, Jerel P. (2009). Media exposure and viewers' attitudes toward homosexuality: evidence for main streaming or resonance?, Journal of Broadcasting & Electronic Media, June.
Couldry, N. (2005). Media Rituals Media Anthropology içinde der. M. Coman ve E. Rothenbuhler, London: Sage.
Çölaşan, E. (1994). Uğur Mumcu’ya Armağan, Demokrasi ve Medya içinde der. M. Aksoy, C. Kuşçuoğlu, V. Özdemir ve A. Tartanoğlu, Ankara: ÇGD Yayınları.
Dağdaş, E. (2005). Magazin Eklerinde Tüketim Kültürünün İzdüşümleri, İletişim, Sayı 21.
Hoşçan, Ö. (2006). The Media Portrayal of Homosexuality in the Turkish Press Between 1998 and 2006, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, ODTÜ.
Rowe, A. T. (2010). Media’s Portrayal of Homosexuality as a Reflection of Cultural Acceptance, Undergraduate Research, Awards. Paper (http://digitalarchive.gsu.edu/univ_lib_ura/8).
Schudson, M. (2011). The Sociology of News, USA: Norton.
Bu yazı; yazarın lisans bitirme tezine ait bir kısmın, genişletilmiş hâlidir.