İdeolojinin Kavşağında Bir Kavram: Delilik


Gülşen Kocatürk
Ege Üniversitesi
Psikoloji Böl. Öğr.

Deliliğin tanımını yapabilmek için öncelikle günümüz toplumlarının geride bıraktıkları süreçleri ve bugün gelinen noktaları ana hatlarıyla irdelemek işimizi kolaylaştırabilir. Herhalde bunu yaparken de ilk olarak modernizmi ele almak oldukça açıklayıcı olacaktır.

Modernizm, aydınlanma ilkelerini temel alan toplumsal projenin adıdır. Aydınlanma ise, inanca karşı bilgiyi, teolojiye karşı bilimi ön plana alan bir düşünce sistemidir. Modernizm, aydınlanma düşüncesini temel alır ve ilerlemeye inanır. Akıl ve bilimi ilerlemenin aracı olarak görür. Nesnel, evrensel ve yegâne bilginin akıl ve deney yoluyla edinilebilir olduğuna yönelik epistemolojik konum, bütün modernist öğretilerde sabit noktadır. Diğer bir yönüyle modernizm dünya üzerinde evrensel politika, kültür, bilim anlayışını hâkim kılmaya çalışan bir kimliğe de sahiptir. Bu nedenle toplumlar modernleşme uğruna sancılı süreçlerden geçerler. Örnek verecek olursak, modern yaşam standartları modernizm ve kapitalizmin beraberinde gelmiş ve fakat insanların sahip olduğu pek çok kültürel, manevi değerleri de pek çok açıdan tahrip etmiştir. Modernizmin tek tip insan ve evrensel değerler ile sabit bir dünya düzeni kurma anlayışına modern bilimler de örnek verilebilir. Modern bilimler sonuna kadar yönteme bağlı olan, ‘bir’ ve ‘aynı şekilde’ düşünen bilimlerdir. Aynı zamanda disipline edici ve otoriterdirler. Modern bilimleri mümkün kılan şey, aynı şekilde düşünen özneler yani bilim cemaatleridir. Bilim cemaati farklı türden düşünen diğer bir bilim cemaatini yok eder. (Khun’un paradigmalar arası çatışmaları gibi). Bu nedenle de modern bilimler yıkıcıdır ve demokrasiden uzaktır. Onlara verilebilecek olan en büyük zarar, sert bir eleştiri yöneltmek ve demokrasi talebinde bulunmaktır. Modern bilimlerin yıkıcı olmasının bir diğer sebebi ise; onlara göre bilim demek doğayı manipule ederek hükmetmektir bu da beraberinde yok etmeyi getirir. Modern bilimlerde insan üretim ve toplumsal düzenin aracıdır ve doğada var olan, işlenebilecek olan herhangi bir ‘şey’den farksızdır. 19. yüzyılın başlarında ise bu gidişata tepki olarak sosyal bilimler ortaya çıkmıştır fakat modernizmin ve modern bilimlerin eleştiri olarak yalnızca sosyal bilimlerin varlığından söz etmek yeterli olmayacaktır. Modernizmin eleştirileri genel olarak postmodernizm başlığı altında toplanabilir. Postmodernizm modern kültürün tüm alanlarını kapsayan bir eleştiridir. Kökensel olarak 19. yüzyılın başlarına dayanır (Endüstri Devrimi, kapitalizm).

Gerçekten sorun çözücü bilgi varsa nasıl elde edilir? Farklı ideallerden hangisi doğrudur? Modernizm bu iki soruya yanıt verememiştir. Bu soruların beraberinde getirdiği evrensellik anlayışına postmodernizm sert bir dille karşı çıkmaktadır. Postmodernler bilginin tarihsel bir fenomen olduğunu dolayısıyla da evrensel olamayacağını savunurlar. Öte yandan modern politika homojen bir toplum yaratmayı amaçlar. Homojen toplum yaratmak için de negatif ve/veya pozitif asimilasyon yapılır. Postmodernizme göre ise, farklı kültürleri olan farklı toplumlara anı rejimi dayatmanın savunulacak bir yanı yoktur. Bunun yanı sıra postmodernler, bir toplumun kendisi olabilmesi için yerel sanatlarını korumak zorunda olduklarını ifade ederler. Bu açıdan majör ve minör sanatlar ayrımı postmodernler tarafından reddedilir.

İşte tüm bu çekişmelerin arasında ‘deli’ kavram olarak sahnedeki yerini almıştır. Fransa’da ortaya çıkan ihtilalden sonra devrimci karşıtı olan bir grup insan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na sığınmıştır. Fakat tıpkı modernizm gibi, paradigmalar arası çatışma gibi, devrimler de kendilerinden öncekini yok etme, kendini başlangıç sayma özelliği taşımakta ve bir diğerine söz hakkı tanımamaktadır. Durum böyle iken Fransa’daki devrimciler Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na sığınan devrimci karşıtı fikirlere sahip olan insanları ellerine geçirerek üzerlerinde çeşitli uygulamalar yapmışlardır. Bir kısmı öldürülürken, bir kısmı psikiyatrik müşahede altına alınmışlardır. Psikolojik ilaçların yapılmaya başlanması da yine aynı döneme denk gelmektedir ve yakalanan insanlar üzerinde uygulamalar yapılmaktadır. Peki, neden bu insanlar seçilmiştir? Cevabı oldukça basit,

‘bir insanın düzene uymaması için, çoğunlukla aynı şeyleri düşünmemesi için zihninde, beyninde bir problem olması gerekir’.

Fransız devrimcilerinin yakaladıkları devrimci karşıtı insanlara psikolojik müşahedeler ve ilaçlarla yaklaşmalarının sebebi budur ki aynı zaman da deliliğin modernizme göre tanımına da uymaktadır. ‘çoğunluğa uymayan, çoğunluk gibi olmayan, aynı bilim cemaatinden olmayan, evrensel bilimi, evrensel kültürü savunmayan yok olur.’ Fransız Devrimi’nden sonra ortaya çıkan bu gelişmeler akıllara şu soruyu da getirir; insan zihnine hükmedilebilinir mi? Ve bu yönde yapılan sistemli çalışmalarla insan aklı ele geçirilebilinen bir şey hâline getirilir.

Öte yandan deliliğin tanımı toplumdan topluma ve süreç içerisinde sürekli değişime uğramaktadır. Şöyle ki, Antik Yunan’da kendi kendine konuşan bir insana dahi, Osmanlı’da ermiş, günümüzde ise deli denilmektedir. Bu nedenle delinin tanımı sürekli değişmiş ve akıl, tarih içinde sürekli yeniden ve yeniden yorumlanmıştır.

Beraber yaşadığımız insanlarla ortak bir akla sahibizdir. Fakat delide ortak akıl yoktur ve insana durması gerektiği yeri bildiren sınırlardan deliler muaftır. Tıpkı insanın sınırları gibi toplumların da sınırları vardır ve toplumu oluşturan çoğunluk kendini ayakta tutabilmek adına bir eleme sistemi oluşturur. Bu nedenledir ki her sistem kendini ayakta tutabilmek için ‘ben’ ve ‘öteki’ geliştirmek zorundadır, deli ötekidir ve mutlaka kontrol altında tutulması gerekir. Deli olduğu sürece ‘biz’ diye bir şey olacaktır ve deliyi ayırdığımız sürece biz ‘gerçek’ olmaya devam edeceğiz, deli ise bizi biz yapan unsur olarak varlığını sürdürecek. Herkesin içinde deli vardır, fakat sınırların farkında olan bizler o delinin açığa çıkmasından daima korkarız… Ve deliliğin süreç içerisindeki tanımı ve konumu şunu söyleme hakkını bize verir; postmodernizm, modernizmin içindeki deliliktir.

 

Kaynaklar

Foucault, M. (2013). Deliliğin Tarihi (5. Baskı). (M. A. Kılıçbay, Çev.). Ankara: İmge Kitabevi. (Orijinal çalışma basım tarihi 1964.)

Kuhn, T. S. (2011). Bilimsel Devrimlerin Yapısı (1. Baskı). (N. Kuyaş, Çev.). İstanbul: Kırmızı Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1962.)