İklim Kanunu Üzerine: Gerçekle Söylenti Arasında
Esma Çelik
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği Araştırmaları Merkezinde İdari Asistan
Sosyal medyada sık sık “İklim Kanununa Hayır!” gibi başlıklarla karşılaşıyorum. Ama asıl mesele, bu yasa hakkında dolaşan çarpıtılmış bilgiler. “Tarım bitecek,” “hayvancılık yasaklanacak,” “bahçende domates bile yetiştiremeyeceksin”… İşin kötüsü, bu tarz söylemler sadece sosyal medya kullanıcıları tarafından değil, profesör unvanına sahip kişiler tarafından bile dile getiriliyor. O anda insan ister istemez düşünüyor: “Gerçekten böyle mi? Bu yasa ne diyor, ne demiyor?” Gelin birlikte bakalım. Hem ne yazıyor hem de ne yazmıyor bu kanunda.
Türkiye’nin İklim Kanunu Yolculuğu
İklim Kanunu, Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onayladıktan sonra çıkardığı en kapsamlı yasal düzenleme. Ama adında “iklim” geçiyor diye iklim krizine çözüm getirdiğini düşünmek, biraz erken bir yorum olabilir. Çünkü bu yasa;
- Hiçbir bağlayıcı emisyon azaltım hedefi içermiyor.
- Karbon bütçesi tanımlamıyor.
- Adil geçiş planı yapmıyor.
- İklim adaleti kavramına hiç değinmiyor.
- 2053 Net Sıfır hedefini açıkça içermiyor.
Peki ne yapıyor? Aslında yaptığı şey oldukça teknik: Ölçmek, raporlamak ve karbon ticaretine altyapı kurmak. Kısacası bu yasa, “iklim krizini çözmek için” değil, “karbon salımlarını fiyatlandırmak” için çıkarılıyor. Ve bu tercihin arkasında, sadece çevresel değil, çok ciddi ekonomik nedenler var.
Bu Yasa Ne Değildir?
“Tarım bitecek mi? Hayvancılık yasaklanacak mı?”
Cevap net: Hayır. Bu yasa ne tarımı bitiriyor ne hayvancılığı yasaklıyor. Ne evde yetiştirilen domatesin ne de köydeki hayvanın geleceğini ilgilendiren bir yasa değil. Bunlar, karmaşık bir sistemi basite indirgeyen, ama halkın dikkatini esas sorunlardan uzaklaştıran söylemler. Ve bu söylemlerin yaygınlaşması, iklim krizinin ciddiyetini anlamamızı zorlaştırıyor.
Emisyon Ticaret Sistemi (ETS): Sadece Araç, Amaç Değil
Kanunda yer alan Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), karbon salımlarının fiyatlandırılması için önemli bir mekanizma. Ancak bu sistem, yalnızca güçlü ve bağlayıcı bir azaltım hedefi olduğunda işe yarayabilir. Aksi halde, düşük karbon fiyatlarının oluştuğu sığ bir piyasa riski taşıyor.
Yani ETS’nin varlığı tek başına yeterli değil. Bu sistemin etkin olabilmesi için:
- Sektörlerin açıkça tanımlanması,
- Karbon sınırlarının net olarak belirlenmesi,
- Sosyal adaleti gözeten mekanizmaların kurulması gerekiyor.
Türkiye Bu Sistemi Neden Kuruyor?
Avrupa ile ticareti sürdürmek için: 2026’dan itibaren Avrupa Birliği, karbon yoğun üretim yapan ülkelerden gelen ürünlere sınırda karbon düzenlemesi (CBAM; Carbon Border Adjustment Mechanism) kapsamında vergi uygulayacak. Bu düzenlemeyle, CBAM kapsamındaki çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre ve elektrik gibi belirli sektörlerde üretim yapan ülkelerden gelen ürünlere karbon ayak izine göre vergi uygulanacak. Türkiye’nin AB’ye yaptığı ihracatın büyük çoğunluğu ise bu sektörlere giriyor. Bu ürünlere karbon vergisi gelirse, fiyatlar artacak ve Türk ürünleri Avrupa pazarında rekabet gücünü kaybedecek.
Sanayiyi korumak için: Eğer Türkiye karbon fiyatlandırma altyapısını kurmazsa, Türk sanayicisi bu vergiyi doğrudan Avrupa’ya ödemek zorunda kalacak. Bu da üretim maliyetlerini artıracak. Oysa Türkiye’de kurulan bir karbon piyasası, bu maliyetin ülke içinde yönetilmesini ve sürecin şeffaf şekilde denetlenmesini sağlayabilir. Aynı zamanda karbon geliri, düşük karbon teknolojilerine yatırım için kullanılabilir.
Karbon piyasasında yer almak için: Bu sistem, gelecekteki karbon ticareti gelirlerinden faydalanma ve düşük karbon ekonomisine geçişte finansman sağlama potansiyeli taşıyor. Yani bu sistemin varlık sebebi, çevresel bir sorumluluktan çok ekonomik bir zorunluluk.
Kısacası İklim Kanunu’nun teknik altyapısı olan ETS sistemi, ilk bakışta çevreci bir hamle gibi görünse de asıl motivasyonu ekonomik hayatta kalmak. Çünkü Türkiye hem Avrupa ile ticaretini sürdürebilmek hem de sanayisini koruyabilmek için bu adımı atmak zorunda.
Türkiye’nin Kırılganlığı
Türkiye, emisyon hacmi bakımından küresel ölçekte büyük bir kirletici olmasa da, iklim krizine karşı en kırılgan bölgelerden biri. IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change; Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) raporlarına göre, Türkiye; kuraklık, aşırı sıcaklık, orman yangınları, sel ve deniz seviyesi yükselmesi gibi çok sayıda tehdide açık bir konumda. Bu durum, ülkemizi iklim krizine karşı dirençsiz biri hâle getiriyor.
Küresel ısınma sadece sıcaklık demek değil. Gıda krizi, sağlık sorunları, göç dalgaları gibi zincirleme etkilerle karşı karşıyayız. Bu zincirleme etkiler, yalnızca “ölçüm” ve “raporlama” ile durdurulamaz. Güçlü, bağlayıcı ve adil bir azaltım ve uyum politikası gerekir. Ne yazık ki mevcut İklim Kanunu bu bağlayıcılığı henüz sunmuyor.
Peki, “Ama Amerika da yapmıyor?”
Evet, Çin ve ABD gibi ülkeler henüz tam anlamıyla bağlayıcı karbon fiyatlaması sistemlerine geçmedi. Ama bu, Türkiye’nin de beklemesi gerektiği anlamına gelmiyor. Çünkü biz o ülkeler gibi değiliz: Ne ekonomik gücümüz benzer ne de iklim krizine karşı dayanıklılığımız. Ayrıca Türkiye, Avrupa’yla ticaret yapan, ithalata bağımlı, iklim açısından kırılgan bir ülke. Yani biz geç kaldıkça bedeli sadece çevresel değil, ekonomik de olacak.
Sonuç: Nasıl Bir İklim Kanunu Olmalı?
Bu yasa eksik. Evet. Ama “hiç olmaması daha iyidir” diyemeyiz. Çünkü bu bir başlangıç. O yüzden mesele sadece bu yasaya “evet” ya da “hayır” demek değil. Asıl mesele: “Bu yasa nasıl daha adil, daha etkili, daha iklim dostu hale gelir?” diye düşünmek.
Örneğin:
- 2053 Net Sıfır hedefi yasada açıkça yer alsaydı,
- Her yıl sektörel azaltım hedefleri tanımlansaydı,
- Yerel yönetimlerin uyum planları zorunlu hale getirilseydi, çok daha güçlü bir İklim Kanunu olurdu.
Gerçek sorunları konuşmamıza engel olan şey, yanlış bilginin hızla yayılması. Ve bu bilgi kirliliği içinde, iklim krizine karşı etkili politikaları talep etme gücümüz de zayıflıyor. Asıl konuşulması gerekenler gözden kaçıyor. Çünkü toplum, eksikliklere değil, söylentilere odaklanıyor. Karar vericiler de bu gürültüde gerçek soruları duyamıyor ya da duymuyor.
Bu yüzden gelin birlikte düşünelim, birlikte dönüşelim…
Not: Bu yazı ilk kez “İklim Kanunu Hakkında” başlığıyla yazarın kendi sitesinde yayınlanmıştır, izniyle bu sayıda yeniden yayınlanmıştır. Bkz. https://yesilgercekler.blogspot.com/2025/07/iklim-kanunu-hakknda-konusmamz.html