İnanç Psikolojisine Giriş


Mehmet Karasu
Psikolog

Bu yazıda inanç psikolojisine dair, işin ehlince bilinen ancak yeni başlayanlar için öğretici değeri olduğunu düşündüğüm, bazı temel meseleleri yazmaya çalıştım. Okumayı ve kavrayışı kolaylaştırması adına paragrafların üstlerine her bir paragrafla ilgili sembolik sorular yerleştirdim. Sorular, sonradan yerleştirildiği için, bahsi geçen paragraflardaki tüm bilgilere karşılık gelmemektedir.

İnanç psikolojisi ve din psikolojisi ayrımı nedir?

İnanç psikolojisine dair bazı temel bilgilerden evvel inanç psikolojisini neden din psikolojisi olarak isimlendirmediğime açıklık getirmek isterim. ‘İnanç’ kelimesi ‘din’ kelimesine göre daha geniş kitlelere hitap eden ve nispeten daha az kalıp yargı barındıran bir çağrışım burcuna sahip görünüyor. Öte taraftan, ‘din psikolojisi’ kavramı Türkiye’de daha çok İlahiyat fakültelerinin sahiplendiği bir kavram olup, zihinlerde nispeten İslam diniyle ilişkilendirilmektedir. Oysaki inanç kavramının içerisine diğer din mensuplarının algılarını, herhangi bir dine mensup olmayan bireylerin dinsel metafizik içerik barındırmayan inanç hâllerini veyahut herhangi bir dine inanmayan bireylerin inanç algılarını daha kolay dâhil edebiliriz.

İnanç nedir?

İnançlar, ihtiyaçlarla başlayan ve -dinsel olan veya olmayan- metafizik alandaki kavramlarla bağlam içerisinde an be an inşa edilen ve hatta bilinçli eylemlerden oluşan yapılardır. Bilinç faktörü, inancı, inanış kavramından ayırt eder. Zira bilinç; kontrol, farkındalık ve uyanıklık bileşenlerinden oluşan bir süreçtir.

Neden inanırız?

Bireyler güvenlik, sığınma, kontrol, sosyal uyum ve varoluşsal ihtiyaçları nedeniyle kendini aşan bir varlığa inanma eğilimi taşırlar. İnanma eğilimi pek âlâ fizik ve metafizik alanı var eden bir varlığın, bireylerin özlerine içkin yerleştirdiği bir sistemi olabilir. Bu sistem dairesel bir model olarak betimlenebilir. Dairenin üstünde aşkın varlık, tam altında ise insanı tahayyül edersek, aşkın varlıktan insana, insandan aşkın varlığa bir etkileşim söz konusudur. Bahsi geçen bu kozmik bakıştan meseleyi gereğinden fazla mistifike etmeden istifade edilebilir. Zira bir adım sonrası ilahiyat alanının sınırları içerisine giriyor gibi görünmektedir.

Nasıl inanırız?

Bireyler doğuştan gelen eğilimlerle, gerçekliği ve insan bilincini aşan bir varlığa inanma formundadırlar. Bu form bir çerçeve gibidir. Çerçevenin içeriği çoğu zaman sosyal ve kültürel şekillendiricilerle inşa edilir. İnşa süreci kimi zaman doğrusal, kimi zaman döngüsel bir zamansallıkla işler. Zamansallık algısı, 4. boyutun yani zamanın mekânla olan ilişkisinden dolayı önem arz etmektedir. Zira insan bilinci zaman-mekân ekseninde var olmaktadır.

Bilinç metafizik alanı kavrar mı?

İnsan bilinci, metafizik alanın varlığını ve bazı niteliklerini kavrayabilecek bir formda olsa da temelde bu alanın tüm niteliklerini kavrayamayacağının farkındadır. Zira bu alana ilişkin duyusal verilerin azlığı bu durumu tetikliyor gibi görünmektedir. Metafizik alana ilişkin bütün boyutların, bilişsel olarak, kavranamayacağını fark etmek bir açıdan üst bilişsel bir faaliyettir. Burada biliş ve üst biliş kavramlarına yüzeysel olarak değinmekte fayda görüyorum. Biliş, şeyler hakkında bilgi ve farkında olma hâliyken; üst biliş, biliş hâllerinin farkında olunmasıdır. Bilincin bu katmanlı ve dinamik işleyişi olaylar ve durumlar arası geçişleri mümkün kılar.

Ritüeller neden var?

İnançların tekrarlayan hareketleri olarak isimlendirilen ritüeller, inançları anlamlı ve değerli kılma araçlarıdır. Diğer taraftan ritüellerin varoluşsal problemlere -ölüm, yalnızlık, anlam, özgürlük, kimlik, izolasyon- karşı da sağaltıcı bir misyon yüklendiğini söylemek mümkündür. Ritüellere yüklenen bireysel, sosyal ve varoluşsal anlamlar, onların kalıcılığını ve etki gücünün yoğunluğunu artırıyor gibi görünmektedir.