IQ’dan EQ’ya


Elifnur Zorluoğlu

Psikolog

 

«Aslında biz iki zihne sahibiz;
birisi düşünüyor, diğeri ise hissediyor.»

Daniel Goleman

 

Zekâ, psikoloji tarihi boyunca her zaman ilgi çeken bir alan olup hakkında çeşitli teoriler üretilmekte ve hâlâ çalışılmaya devam edilmektedir. Kuşkusuz en yaygın olanı zekâyı ölçme çalışmalarıdır. Zekâ testleri bir kişinin zekâ seviyesini ölçmek için kullanılan bir dizi ölçüm aracından oluşmaktadır. Bu testlerin en çok bilineni Zekâ Katsayısı Testi (IQ) kişinin zihinsel ve kronolojik yaşını inceleyerek zekâyı işlemsel olarak tanımlayabilmektedir (Schultz ve Schultz, 2016). Zekâ Katsayısı Testi (IQ), bireyin anlama, öğrenme, hatırlama, rasyonel düşünme, problem çözme ve öğrendiklerini uygulama kapasitesini ölçmektedir (Atkinson ve Hilgard, 1995).

20. yüzyıl boyunca psikologlar çeşitli zekâ modelleri geliştirmişlerdir. Bu modelleri oluştururken amaçları, zekânın biliş boyutu dışındaki boyutlarını incelemek olmuştur (Çakar ve Arbak, 2004). Zekânın biliş boyutu dışındaki boyutları genellikle kişisel, duygusal, sosyal ve yaşama ait olarak sıralanabilir (Doğan ve Şahin, 2007). Uzun yıllar boyunca duyguların, zihinsel faaliyetleri engellediği ve bu nedenle kontrol edilmeleri gerektiği düşünülmüştür (Çakar ve Arbak, 2004). Duyguların, bir bütün olarak zihinsel faaliyetleri olumsuz yönde etkilediği, bilişsel hiçbir iz taşımadığı düşüncesi ile zekâ testlerinde yer almaması gerektiği düşünülmüştür (Salovey ve Mayer, 1990).

 

Zekâ Testlerinin Başlangıcı

1904 yılında Alfred Binet’in entelektüel açıdan normal ve yetersiz düzeyde olan çocukları birbirinden ayırabilmek için bir test tasarlaması ile bireylerin zihinsel kapasitesini ölçmeyi hedefleyen Binet Ölçeği oluşturuldu (akt. Schultz ve Schultz, 2016). Daha sonra revize edilerek zekâ bölümü (IQ, Intelligence Quotient) kavramı uyarlandı. Klinik psikolog David Wechsler ise, 1939 yılında yetişkinler için Wechsler-Bellevue testini, çocuklar için de Wechsler Çocuklar için Zekâ Ölçeği’ni geliştirdi.

Zekâ testleri özellikle ABD’de hızla yaygınlaştı ve testi oluşturan ve revize eden kişilerin çekinceleri göz ardı edilerek oldukça popüler oldu. Böylece IQ test sonuçları toplumda bireyin zihinsel kapasitesini gösteren net ve değişmez değerler olarak görülmeye başlandı. Özellikle 20. yüzyıl iş dünyasında IQ testleri bireylerin zekâsını değerlendirmek için temel bir araç olarak kullanılmaktaydı.

Günümüzde Stanford-Binet testi ve Wechsler’in zekâ testleri klinik öngörü ve tanı koymada en çok kullanılan testlerdendir. Ancak IQ testleri sadece sözel ve matematiksel yeteneklere odaklanarak zekâyı dar kapsamlı bakış açısıyla ele aldıkları için eleştirilmeye başlanmıştır (Hoerr, 2000).

 

Duygusal Zekâ (Emotional Quotient)

Özellikle 20. yüzyıldan itibaren oldukça yaygın olarak kullanılan IQ testleri, zekâyı ölçmede tek yöntem gibi düşünülse de yapılan araştırmalar ‘Duygusal Zekâ’nın (EQ) var olduğunu ve belirleyici olduğunu kanıtlamıştır (Doğan ve Şahin, 2007). Bilişsel zekâsı yüksek insanların gerek iş yaşamında gerekse özel yaşamlarında her zaman en başarılı kişiler olmadıklarının gözlenmesi ve belirlenmesi sonucunda duygusal zekâ (EQ) ile ilgili ilk çalışmalar başlamıştır.

Duygusal Zekâ kavramı Daniel Goleman’a göre (1995) ‘bireyin kendisini harekete geçirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, dürtülerini kontrol ederek tatmini erteleyebilme, ruh hâlini düzenleyebilme, empati kurma, umut etme, sorunların düşünmeyi engellemesine izin vermeme’ olarak tanımlanmıştır. Duygusal zekâ kavramı ise ilk kez Mayer ve Salovey (1993) tarafından ortaya atılmıştır.

Duygusal zekâ araştırmaları ortaya atıldığından bu yana yaygınlaşmaya ve gelişmeye devam etmektedir. Araştırmacıların duygusal zekâ kavramına yaklaşım biçimleri, bu kavramı iki farklı model içerisinde ele almalarına neden olmuştur. Bu yaklaşımların oluşturduğu modellerin ilki “karma model” olarak adlandırılmakta ve genellikle Goleman (1995) ile birlikte anılmaktadır. Duygusal zekânın ‘karma modeli’ daha yaygın, daha bilinir olup ve bu kavramı daha geniş bir çerçevede tanımlamaktadır. Karma model; duygusal zekâ yeteneğini sosyal beceriler, özellikler ve davranışlarla harmanlayarak duygusal zekâ kullanımının başarılarına ilişkin vaatlerde bulunmaktadır (Cobb ve Mayer, 2000). Duygusal zekâ kavramına diğer yaklaşım ise ‘yetenek tabanlı model’ çerçevesinde incelenmektedir. Salovey ve Mayer (1997) tarafından geliştirilen bu model, duygusal zekâ kavramını daha dar bir çerçevede tanımlamakta ve yetenek kavramı üzerinde durmaktadır (Doğan ve Şahin, 2007).

Massachusetts’in Somerville kentinde yaşayan ve birçoğu göçmen ailelerden gelen 450 erkek çocuğuyla orta yaşa kadar yapılan bir takip araştırması sonucunda IQ’nun bireylerin iş ve özel hayatlarındaki başarıları ile pek az ilintili olduğu ortaya konulmuştur. IQ’su 80’in altında olan erkeklerin %7’si on veya daha fazla yıl işsiz kalmıştı; ancak aynı durum IQ’su 100’den fazla olan erkeklerin %7’si için de geçerliydi. IQ ve sosyo-ekonomik düzey arasında genel bir bağ olduğu kabul edilmekle birlikte, erken çocukluk döneminde ortaya çıkan sıkıntılarla baş edebilme, duyguları kontrol edebilme, insanlarla anlaşabilme gibi becerilerin bu kişilerin hayatında daha etkili olduğu saptandı (Felsman ve Vaillant, 1987). Yapılan araştırmalar gösteriyor ki sanılanın aksine akademik zekâ yaşamın getirebileceği değişikliklere veya imkânlara hazırlıklı olmayı sağlayamayabiliyor (Goleman, 1995). Örneğin, Cooper ve Sawaf (1997) ve Goleman (1995) gibi araştırmacılara göre, IQ’nun yaşamdaki başarıyı etkileyen faktörler içindeki payı en iyimser tahminle %20 en kötümser tahminle %4’tür.

Günümüzde duygusal zekâ farkındalığı artmakta olup özellikle iş dünyasında önemli bir kavram hâline gelmiştir. Örneğin, iş dünyasındaki liderler incelendiğinde duygusal zekâ seviyesi yüksek olan liderlerin; daha mutlu ve kurum ya da örgütlerine daha bağlı oldukları (Gardner ve Stough, 2002: 68), daha büyük başarılara imza attıkları ve işte yüksek performans gösterdikleri saptanmıştır (Goleman, 1998: 396). Bu liderler, organizasyonel gelişimi sağlamak için pozitif duyguları kullanmakta ve bu duygulardan istifade etmektedirler (George, 2000), bununla birlikte kişilerarası ilişkilerde çalışanlara iş birliği, güven ve tutku duygusunu aşılamak amacıyla duyguları kullanmakta ve yönetmektedirler (Gardner ve Stough, 2002).

Kısaca diyebiliriz ki, günümüzde hayatın her alanında duygusal zekânın önemi gün geçtikçe daha da artmaktadır. Kendini tanıyan, duygu ve düşüncelerinin farkında olan, güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini bilen bir kişi kendi duygu, düşünce ve davranışlarını yönetebilir ve kişiler arası olumlu ve yapıcı ilişkiler kurabilir (Çetinkaya ve Alparslan, 2011).

 

Kaynaklar

Atkinson, R. C. ve Hilgard, E. R. (1995). Psikolojiye giriş (K. Atakay, M. Atakay ve A. Yavuz, Çev.), İstanbul: Sosyal Yayınlar.

Cobb, C. D. ve Mayer, J. D. (2000). Emotional intelligence: What the research says?. Educational Leadership. 58(2), 14-18.

Cooper, R. K. ve Sawaf, A. (1997). Liderlikte duygusal zekâ, (Z. B. Ayman ve B. Sancar, Çev.). İstanbul: Sistem Yayıncılık.

Çakar, U. ve Arbak, Y. (2004). Modern yaklaşımlar ışığında değişen duygu-zekâ ilişkisi ve duygusal zekâ, D.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6(3), 23-48.

Çetinkaya, Ö. ve Alparslan, A. M. (2011). Duygusal zekânın iletişim becerileri üzerine etkisi: Üniversite öğrencileri üzerinde bir araştırma. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 16(1), 363-377.

Doğan, D. ve Şahin, F. (2007). Duygusal zekâ: Tarihsel gelişimi ve örgütler için önemine kavramsal bir bakış. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 16(1), 231-252.

Felsman, J. K. ve Vaillant, G. E. (1987). Resilient children as adults: 40 a-year study. E. J. Anthony ve B. J. Cohler (Ed.). The invulnerable child içinde (ss. 289-314). New York: Guilford Press.

Gardner, L. ve Stough, C. (2002). Examining the relationship between leadership and emotional ıntelligence in senior level managers. Leadership and Organization Development Journal, 23(2), 68-78.

George, J. M. (2000). Emotions and leadership: The role of emotional intelligence. Human Relations, 53, 1027-1055.

Goleman, D. (1986). Rethinking the value of intelligence tests. The New York Times Education Supplement, 3.

Goleman, D. (1998). Duygusal zekâ. (B. S. Yüksel, Çev.). İstanbul: Varlık Yayınları. (Orijinal basım tarihi 1995)

Goleman, D. (2000). İşbaşında duygusal zekâ. (H. Balkara, Çev.). İstanbul: Varlık Yayınları. (Orijinal basım tarihi 1998)

Hoerr, T. (2000). Becoming a multiple intelligences school. Washington DC: Association of School Curriculum Development.

Mayer, J. D. ve P. Salovey (1997). What Is Emotional Intelligence. P. Salovey ve D. Sluyter (Ed.), Emotional development and emotional ıntelligence: Educational implications içinde (ss. 3-34). New York: Basicbooks, Inc.

Mayer, J. D. ve Salovey, P. (1993). The Intelligence of emotional ıntelligence. Intelligence, 17, 433-442.

Salovey, P. ve Mayer, J. D. (1990). Emotional intelligence. Imagination, Cognition and Personality, 9, 185-211.

Schultz, D. P. ve Schultz, S. E. (2016). Modern psikoloji tarihi. (Y. Aslay, Çev.) İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Wechsler, D. (1939). The measurement of adult intelligence. Baltimore: Williams and Wilkins.

  •  
  •  
  •