Kadın ve Kölelik: IŞİD’in Sistematik Bir Savaş Silahı Olarak (Y)Ezidi Kadınları Köleleştirmesi


Remziye Yeşilyaprak

Psikolog, Gaziantep Üniv.
Yüksek Lisans Öğr.

 

Kölelik, tarihin en eski dönemlerinden günümüze dek farklı toplumlarda çeşitli şekillerde varlığını devam ettirmiş toplumsal yapılardan biridir. Bu yapı belki de insanlığın en karanlık taraflarından biri olarak nitelendirilebilir. Bir kişinin hiyerarşik yapı içerisinde güç, etnisite, ırk, din gibi sebeplerle kendisinden daha aşağıda gördüğü kişiyi alıp satabilmesi, dilediği şekilde kullanabilmesi canlılar arasında yalnızca insana özgü bir davranış örüntüsüdür.

Bu yazıda ilk olarak köleliğin ne olduğuna, tarih sahnesinde köleliğin nedenlerine, köleliğin sonrasında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucu olarak kadın köleliğine evrilmesine, sistematik bir savaş yöntemi olarak kitlesel kadın tecavüzleri ve kadın köleliğine kısaca değinilecek ve ardından günümüz koşullarında IŞİD tarafından (Y)Ezidi kadınlar özelinde devam ettirilen kölelik uygulamaları odağa alınacaktır.

Köleliğin Tanımı

Zorba bir gücün boyunduruğu altında bulunan, esir edilen veya bir şekilde ele geçirilen, satın alınan erkeklere köle, kadın olanlarına ise cariye adı verilmektedir. Köle ve cariyeler hürriyetlerine sahip olmayan, başkasının hüküm ve tasarrufu altında bulunan, para ile alınıp satılan kimselerdir (Çakır, 2014, s. 202). “Türkçede köle anlamında kul, bende, halayık, esir ve kadın köle için de cariye, odalık tabirleri kullanılmıştır” (akt., Tanıdı, 2013, s. 221).

Tarihin en eski dönemlerinde dahi köleliğin izlerini görmek mümkündür. Antik Yunan filozoflarından Aristoteles Politika isimli kitabında köle-efendi ilişkisini ele alırken; köleliği zorunlu bir kurum olarak gördüğünü belirterek, kölelerin yalnızca birer “alet” olduklarını ileri sürmüştür. Ona göre,

Parça yalnızca bütün’ün unsuru olmakla kalmaz; aynı zamanda ona aittir de. Aynı şey mülk için de geçerlidir. O hâlde, bir efendi sadece kölenin efendisidir, ama köleye ait değildir. Aynı şekilde, köle sadece efendinin kölesi olmakla kalmaz, aynı zamanda tümüyle ona aittir. Bu verilerden hareketle, kölenin ne olduğu kolayca anlaşılır:

a) Doğa gereği kendine değil, ama bir başkasına ait olan kişi, köledir.

b) İnsan da olsa, mülk’ün bir parçası olan kişi başkasına aittir.

c) Mülkiyetin bir parçasını oluşturan unsur, bir işi yapmamıza yardım eden ve bağımsız bir varlığı oluşturan bir alettir (akt., Malay, 1995, s. 12).

Köleliğin Nedenleri ve Kadın Köleliğine Evrilmesi

Kişilerin köle olarak alınıp satılmaları veya köle konumunda değerlendirilmelerinin pek çok nedeni olabilir. Malay’a (1995) göre kişilerin köle olmasının başlıca nedenleri; savaşlar, korsanlık, haydutlar, mahkeme kararı ile kölelik, terk edilen ya da köle olarak satılan çocuklar, borç yüzünden köleleşme (kişinin vücudunu rehin göstermesi), efendilerinin evinde doğan köleler şeklinde sıralanabilir.

Makineleşme öncesi dönemde üretim çoğunlukla kol gücü ile gerçekleştiriliyordu. Özellikle erkek köleler, efendileri için önemli bir iş gücü kaynağı olarak görülüyordu. Köleler mal varlığının bir parçası olarak görüldükleri için bir efendinin ne kadar çok kölesi varsa o kadar zengin sayılırdı. Ayrıca kölelerin alınıp satılabiliyor olmaları da kazanç sağlayan bir sistemin parçası olarak görülmelerinin nedenleri arasında sayılabilir. Kadın köleler de benzer şekilde zenginliğin göstergesi olarak efendilerinin ev işlerinde yahut cinsel tatminlerinde kullanılmaları sebebiyle bu sistemin kazanç sağlayan diğer bir parçasıydılar. Toplum içerisindeki hiyerarşik yapılanmayı pekiştirmesi ve önemli bir gelir kaynağı olarak görülmesi sebebiyle köleliğin toplumun önemli yapılarından biri olarak görüldüğü söylenebilir. Tarihin birçok döneminde bu kişilerin özel olarak satıldığı köle pazarları kurulmuştur. Bu pazarlarda kişiler yüksek bir platforma veya alıcıların onları rahatça görebilecekleri alanlara çıkarılarak pazarlanmıştır. Kimi alıcılar yanlarında hekimlerini de getirerek kölelerin sağlık durumlarını kontrol ederek satın alıp almayacaklarına karar vermişlerdir. Malay’a (1995) göre, köle kişinin tercih edilmesinin nedenleri arasında genç olması, erkek köleler için güç, kadın köleler için ise bekaret ve güzellik önemsenen kriterler arasındadır. Tarihin birçok döneminde değişmeyen ataerkil sistem köle tercihinde de etkisini devam ettirmiştir. Erkek köleler genellikle efendilerinin ağır işleri için kullanılırken; kadın köleler ise, efendilerinin cinsel tatminleri için kullanılmışlardır. Malay’a (1995) göre Antik Yunan’da kadın kölelerin en önemli tercih sebepleri doğurganlıklarıdır. Kadının cinsel tatmin aracı olarak görülmesi ve doğurganlığının tercih sebebi olarak algılanması patriyarkal sistem içerisinde geçmişten günümüze değişmeyen noktalardan biri olarak varlığını devam ettirmektedir.

Eski dönemlerde insan gücünün daha çok önemsendiği zamanlarda savaşlarda kullanılmak maksadıyla erkek köleliği ağırlıktaydı. Ancak kol gücüne verilen önemin azalması beraberinde ev içi köleliği önemli hâle getirmiş ve kadın köleliği yaygınlaşmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti’nde kölelik ve cariyelik üzerine kapsamlı bir araştırma gerçekleştiren Zilfi (2018), 19. yy. İstanbul’unda 52 bin olan kayıtlı köle sayısının 47 bininin kadınlardan oluştuğunu belirtmiştir. Bu kadınlar genellikle savaşlar sırasında ele geçirilen ve çoğunlukla gayrimüslim kadınlardan oluşmaktaydı. Yukarıda değinildiği gibi, bu kadınların genç ve güzel olanları efendilerinin cinsel tatminleri için kullanılıyordu.

Günümüze gelinen süreçte kölelik kavramı üzerinde çeşitli değişimler olduğu söylenebilir. Dünyanın birçok yerinde insan haklarına verilen önemin artmasına bağlı olarak, köleliğin açık bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilmesi geçmişteki kölelik uygulama biçimlerinin değişmesini de beraberinde getirmiştir. Toplumsal cinsiyet alanında gerçekleştirilen çalışmaların artması da kadın köleliği konusunda farkındalıkları arttırmıştır. Ancak bu olumlu gelişmeler köleliğin bittiği yönünde bir yanılgıyı beraberinde getirmemelidir. Dünyanın pek çok bölgesinde savaşlarda açık veya örtük kadın köleliği uygulamalarının devam ettiğini görmek mümkündür. Maalesef son dönemlerde Ortadoğu bölgesinde IŞİD terör örgütünün bir savaş stratejisi olarak (Y)Ezidi kadınlar üzerindeki uygulamalarının erken dönemdeki kölelik stratejilerinden farklı bir yanı yoktur. Çalışmanın bundan sonraki aşamasında toplumsal cinsiyet açısından IŞİD köleliğinin dinamikleri ve (Y)Ezidi kadınlar üzerindeki uygulamalarına değinilecektir.

Sistematik Savaş Yöntemi Olarak Tecavüz ve Köleleştirme

Savaşlar insan hayatının en ilkel uygulamalarının gün yüzüne çıkmasına neden olan toplumsal olaylardandır. Kişiler veya topluluklar, savaşlarda üstün gelmek amacıyla düşman taraf üzerinde şiddetin ve işkencenin her türüne başvurabilmektedirler. Şüphesiz ki savaş şiddeti yalnızca erkekleri değil, farklı görünümlerle kadınları da hedef almaktadır. Özdemir’e (2015) göre, savaş ortamlarında kadınların maruz kaldığı erkek şiddeti, kadınların temsilcisi oldukları din ya da etnik gruplardan dolayı düşman tarafından etnik bir temizlik ya da soykırım gibi ele alınabilir. Bu düşünceler ve beraberinde ortaya çıkan intikam ve hınç duyguları, kadın bedenine yönelik ciddi zararlara neden olan erkek şiddetinin örneklerini sunmaktadır.

Erkek şiddeti işkence veya öldürme odaklı ilerlerken tecavüzle de adeta perçinlemektedir. Dünyanın neresinde olursa olsun savaş hâlen kadınların cinsellikleri ve doğurganlıkları üzerine yönelerek devam etmektedir. Kadınlara yönelik tecavüz hâlen bir savaş silahı olarak sürmektedir (Yakıt-Ak, 2018, s. 932). Şüphesiz ki, savaşlarda yaşanan kitlesel tecavüz olaylarının birçok nedeni olmakla birlikte; kadın bedenini hedef alarak karşı gruba sistematik olarak zarar vermek gibi bir amacı da bulunmaktadır. Savaşlarda yaşanan kitlesel tecavüz olaylarının “sistematik” olarak nitelendirilmesi, bize bu olayların bir amaç uğruna ve belli bir hedefe yönelik olarak gerçekleştirildiğini göstermektedir (Sağat, 2010).

Patriyarkal sistemde erkek kadını koruyup kollayan, zarar görmesini engellemeye çalışan bir konumdadır. Erkek ‘kadınını’, yani namusunu koruyarak esasında toplumsal konumunu güçlendirmektedir. Dolayısıyla erkeğin kendisine doğrudan bir zarar gelmese dahi, kadınına gelmiş zarar erkeğin kendisine yahut erkekliğine gelmiş bir zarar olacaktır. Savaşlardaki tecavüz kadın bedenine yöneliktir, fiili olarak kadın bedeni yağmalanır, ama asıl amaç, kadının ait olduğu kişiye, gruba, topluma iktidarın tecavüz edenin elinde olduğuna dair bir mesaj göndermektedir (Sağat, 2010).

Bu küçük yapı daha büyük sistem içinde de benzerlik göstermektedir. Ataerkil devlet sistemlerinin birçoğunda koruyup kollayan devlet erktir, erkektir. Bu sebeple devleti, vatandaşlarını koruyan kolluk kuvvetleri, polisler ve askerler de çoğunlukla erkektir. Devletin korumakla mükellef olduğu kitleye zarar vermek esasında devletin kendisine zarar vermesi olacağı için, savaşlarda kadınlara yönelik gerçekleştirilen her tür zarar verici davranış sistematik olarak içerisinde bulunduğu ülkeyi de cezalandırmayı hedef almaktadır.

Savaş alanlarında gerçekleştirilen kitlesel tecavüz olayları farklı motivasyonlar ile yapılsa da amaç kadın bedeni üzerinden kadının yaşadığı toplumu cezalandırmaktır (Sağat, 2010). Savaş sonucu taraflardan üstün gelen, diğer tarafın toprak, mal gibi kaynaklarına el koyarak üstünlüğünü perçinlemeye veya kazanç elde etmeye çalışmaktadır. Çoğu zaman ganimet olarak nitelendirilen bu kazançlar arasında karşı tarafın kadınları da yer almaktadır. Savaş ganimeti olarak ele geçirilen kadınlar çoğu zaman kazanan tarafın askerlerinin, komutanlarının cinsel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kullanılırken; zaman zaman da ekonomik bir kazanç elde etmek maksadıyla köleleştirilmekte ve köle pazarlarında satılmaktadırlar.

Suriye ve Irak’ta yaşanan çatışmalarda böyle bir muameleye maruz bırakılan (Y)Ezidi kadınlar bu durumun en yakın örnekleridir. Son yıllarda Irak ve Suriye’de terörist gruplar kadınları savaş ganimeti olarak görmüşlerdir. Bu kadınlar tecavüze uğramış, satılmış, kaçırılmış ve evliliğe zorlanmışlardır. Terör örgütlerinin sekiz yaşındaki çocukları seks kölesi olarak kullandığı, aylarca rehin tutarak, günde 5-6 defa tecavüz ettiği bildirilmektedir (Parker, 2015). Bu gruplar arasında adını en sık duyduğumuz ve faaliyetlerini sosyal medya hesaplarından sık sık dile getirmiş terör grubu IŞİD’dir.

IŞİD ve (Y)Ezidi Kadınlar

IŞİD ideolojisi bakımından teolojik, bölgede bulunan farklı fraksiyonlardaki istihbaratların varlığı bakımından stratejik ve politik, toplumsal bir olgu olması bakımından sosyolojik ve bireylerin örgütü tercihleri bakımından ise sosyo-psikolojik açıklamalara ihtiyaç duyan karmaşık yapıda bir terör örgütüdür (Cengil ve Aydın, 2014, s. 61).

IŞİD kendisini cihatçı İslam kimliği üzerinden var etmiş bir terör grubudur. Faaliyetlerinde radikal İslam’ı temel almakta ve buna yönelik çalışmalar yürütmektedir. Cihatçı İslam anlayışıyla gerçekleştirdiği faaliyetlerinde amaç İslam’ı yaymak ve İslam’ı ilk dönemlerinde yaşandığı şekliyle yaşamaya ve yaşatmaya çalışmaktır. İslamiyet dışındaki kişi veya gruplar dine davet edilmekte, aksi yöndeki tepkilerinde en ağır şekilde ve zor kullanılarak cezalandırılmaktadır. Şüphesiz IŞİD’in faaliyetlerinden nasibini en sert şekilde alan gruplardan biri de (Y)Ezidi kadınlardır.

(Y)Ezidilik, Kürtlerin Müslüman olmasından sonra Adevi tarikatına intisap eden bir kısım Kürt’ün bir süre sonra İslam’dan peyderpey uzaklaşmaları ve uzaklaşma süresi içerisinde eski dinlerinin kalıntılarını canlandırmaları ve bölgedeki diğer inançların da buna eklenmesiyle oluşmuş ve günümüzde İslam’la ilişkisi oldukça zayıflamış bir dindir (Kaplan, 2016).

IŞİD, bölgede dini propagandasını gerçekleştirirken hedef aldığı gruplar içerisinde yer alan (Y)Ezidiler üzerinde türlü savaş teknikleri ve işkencelerini kullanmıştır. (Y)Ezidi erkekleri ölüm ile cezalandırırken, (Y)Ezidi kadınlar üzerinde tarih sahnesinde sıklıkla karşılaşılan işkence, tecavüz, seks kölesi olarak kullanma ve köle pazarlarında satma yöntemlerini kullanmıştır. Arslan’ın (2016), (Y)Ezidi kamplarında gerçekleştirdiği araştırmasında 2014’te Irak ve Suriye’de IŞİD’e bağlı isyancıların Hıristiyan, (Y)Ezidi, Şii, Alevi, Kürt kadınlara cinsel saldırılarda bulundukları, onları köle olarak aldıklarını ve Rakka gibi şehirlerde kurdukları pazarlarda Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Yemen ülkelerinin vatandaşlarına sattıkları bilgilerine ulaşılmıştır.

IŞİD’in savaş stratejisi kadın politikası ile de yakından ilişkilidir. Sistemsel olarak ataerkil yapının en sert şekillerini benimseyen IŞİD, toplumsal yapı içerisinde kadına verdiği değer ve biçtiği rollerle de bu yapının pekişmesine ciddi düzeyde katkıda bulunmaktadır. IŞİD kadınların ellerine silah almasını yasaklamakta, onları cephe gerisinde ilk yardım, yemek pişirme, hemşirelik ve dikiş işleri gibi lojistik konularda kullanmaktadır (Şenol, Erdem ve Erdem, 2016, s. 281). Savaş sırasında ele geçirilen kadınlar da savaş ganimeti olarak görülmekte ve askerlere pay edilmektedir. IŞİD’in elinden kaçan veya kurtulan birçok kadının anlattıklarına bakıldığında, maruz kalınan işkenceler IŞİD’in uygulamalarının acımasızlık boyutunu gözler önüne sermektedir. Pek çok kişinin tecavüzlerine maruz kalan kız çocukları, köle pazarlarında sergilenip satılan kadınlar, askerlerin cinsel taleplerine cevap vermek maksadıyla defalarca tecavüzlere maruz bırakılan kadınlar esasında IŞİD’in patriyarkal yapısını ve kadına yönelik stratejisini göstermektedir. Ancak yukarıda da değinildiği üzere bu uygulamalar yalnızca örgütün kadın stratejisiyle ilişkili değildir, aynı zamanda savaşta bir silah olarak, karşı tarafı kadınları üzerinden vurma ve zarar verme girişimidir. Bu uygulamalar (Y)Ezidi kadınları kullanarak, tecavüz ederek, köle pazarlarında pazarlayarak (Y)Ezidi halkına kadınları üzerinden sistematik olarak zarar verme düşüncesini de beraberinde taşımaktadır. (Y)Ezidi kadınların maruz kaldığı tecavüzler, baskılar, başka birinin boyunduruğu altında köle olmaları (Y)Ezidi halkının tamamı için de benzer mesajları taşımaktadır.

Sonuç Yerine

Kölelik hiç şüphesiz ki tarihin en eski uygarlıklarından günümüze gelinceye dek varlığını sürdüren toplumsal yapılardan biri olmuştur. Kol gücüne verilen önemin azalmasıyla beraber sadece kadın köleliğine evrilmiş, ve fakat tamamen ortadan kalkmamıştır. Kölelik geçmişten günümüze varlığını farklı şekillerde sürdürmeye devam etmektedir. Ancak kadın köleliği söz konusu olduğunda değişmeyen şey yine cinsellik ve üreme konularında sabitlenmektedir. Özellikle savaş gibi, bir grubun başka bir gruba üstün gelmeye çalıştığı toplumsal olaylarda kadın cinselliği sistematik bir savaş aracı olarak kullanılmaktadır. Kadınlara yönelik kitlesel tecavüzlerde ve köleleştirme girişimlerinde kadın bedenine açık bir biçimde zarar verilmektedir. Ancak beraberinde kadının dâhil olduğu gruba da kadın bedeni üzerinden üstünlük mesajı verilmektedir. Yakın zamanda IŞİD terör grubunun (Y)Ezidi kadınlar üzerinde gerçekleştirdiği şiddet uygulamaları, bu kadınlara yönelik kitlesel tecavüzler, kadınların köleleştirilmeleri ve pazarlarda satılmaları sadece o kadınlara yönelik şiddetle açıklanmamalıdır. Bu davranışlar bütün (Y)Ezidi halkına yönelik sistematik mesajları da içinde barındırmaktadır.

 

Kaynaklar

Arslan, Y. (2016). Türkiye'de (Y)Ezidi sığınmacı kadınların sorunları üzerine sosyolojik bir araştırma: Batman ve Diyarbakır kamp örnekleri. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, 19(2), 31-63.

Cengil, M. ve Aydın, A. (2014). IŞİD (Irak Şam İslam Devleti): Psikopolitik ve teolojik bir değerlendirme. Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 6, 51-63.

Çakır, İ. E. (2014). Osmanlı toplumunda köle ve cariyeler, Sofya 1550-1684. Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 36, 201-216.

Kaplan, Y. (2016). Ortadoğu’da (Y)Ezidilik ve (Y)Ezidiler. Yeni Türkiye Dergisi, 1(82), 787-797.

Malay, H. (1995). Çağlar boyu kölelik. Gündoğan Yayınları.

Özdemir, O. (2015). Savaş ve çatışmalarda şiddetin kurbanları kadınlar. Journal of International Social Research, 8(39), 310-318.

Parker, S. (2015). Hidden crisis: Violence against Syrian female refugees. The Lancet, 385(9985), 2341-2342.

Sağat, E. A. (2010). Kadın bedeninin araçsallaştırılması: Savaşlarda yaşanan sistematik tecavüzlerin temel dinamikleri. https://bit.ly/2S12T58 (Erişim Tarihi: 26.09.2020).

Şenol, D., Erdem, S. ve Erdem, E. (2016). IŞİD: Küresel bir terör örgütü. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 26(2), 277-292.

Tanıdı, D. (2013). 1657 ve 1698 yılları arasında kadı sicillerine göre Rusçuk'ta köleler ve cariyeler. Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 34, 219-235.

Yakıt-Ak, E. (2018). Savaş ve kadın. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 11(58), 931-936.

Zilfi, M. C. (2018). Osmanlı İmparatorluğu’nda kölelik ve kadınlar (1700-1840). (E. Kılıç, Çev.). İş Bankası Kültür Yayınları.