Kartezyen Düşünce – Newton Fiziği ve Psikoloji
Mehmet Karasu
Psikolog
Düşünce alanında düalizmin (ikicilik) ilk etkilerini Platon’un nesneler dünyası ve idealar dünyası ayrımına kadar götürmek mümkündür. Öte taraftan İslam medeniyetinde bu ayrım Gazali’nin (ö. 1111) beden-ruh kavramlarında belirginleşir. Ancak modern bilimlerin temel düşünce dokusunu şekillendiren düalistik yapı, Descartes’in Kartezten Düşüncesi’dir. Beden-zihin ayrımını temel alan Kartezyen düşünce sosyal bilimlerin felsefeden ayrılma ve doğa bilimlerine öykünme çabasında önemli yer tutar. Bu çaba, bir taraftan bir çırağın var olmak için ustasının fikirlerini kendi fikriymiş gibi sunma naifliğini taşırken, diğer taraftan kendini hiyerarşik olarak üste yerleştirmesi bakımından ironi içerir.
Bunun yanında zamanın fizik bilimi anlayışı, mimariden sosyal bilimlere kadar pek çok alanı hem kendi ontolojisi gereği hem de fiziğin çıktıları (teknoloji, düşünceyi şekillendirmesi vb.) bakımından etkiler. Söz gelimi mimarinin geçmişteki temel bileşenleri ahşap, taş ve tuğla iken; şimdi, cam ve çeliktir. Maddeyi uygun formlarda işleyip kullanma, fizik bilimi başta olmak üzere ilişkili bilim dallarıyla mümkündür. Fizik yoluyla eşya ile kurulan ilişkinin farklılaşması düşünce alanının formunu ve içeriğini yeniden inşa etmiştir. Temellerini 20. yüzyılın başlarına kadar götürebileceğimiz ve insanlığın düşünce yapısını etkileyen pek çok yeni bilimsel keşif insana, doğaya ve evrene bakışımızı yeniden biçimlendirmiştir. Bu keşiflerin başında, atom-altı dünyaya inerek oradaki gerçekliğin bizimkinden çok farklı bir içerikte olduğunu ortaya koyan Kuantum Fiziği ve zihnimize dördüncü bir boyutun –zaman–varlığını göstererek maddenin bir açıdan yoğunlaştırılmış bir enerji olduğunu ispatlayan Einstein’in İzafiyet Teorisi gelmektedir. Kuantum fiziği ve İzafiyet Teorisi, evrende geçerli olan ilkelerin sadece Newton fiziğine göre anlaşılamayacak kadar kompleks olduğunu göstermesi bakımından düşünce alanında önemli bir yer tutar. Zira deterministik ve mekanistik evren modeli Newton fiziğinin temel felsefi ön kabullerini oluşturur ve bu durum zihinle dış dünya arasında kurulan düalistik yapıyı pekiştirir. Düalistik yapı kendi ontolojisi gereği ‘ayrımı’ barındırır ve her ayrım bir başka deyişle ‘fark’ belirtme kibre kapı aralar. Kibir, bireyi kendine yabancılaştırarak ön benliğinden uzaklaştırır ve yalnızlaştırır. Bu fasit daire kendi kendini gerçekleştirerek sert bir kabuk bağlamaya başlar.
Zihinle dış dünyanın birbirinden ayrıştırılması ve zihnin etkileşimsel – bağlamsal olma özelliklerinin göz ardı edilmesi doğal bir süreçle zihin ile dış dünya arasında hiyerarşiye neden olmuştur. Zihnin, hiyerarşiye bağlı bu duruşu, dış dünyayı kendi algısına göre biçimlendirme ve tasarlama yetkisine sahip olduğu illüzyonuna kapı aralamıştır. Zihnin dış dünyayı biçimlendirme ve tasarlama diğer bir açıdan kontrol etme isteği dış dünyayı nesne hâline çevirip ölçme, insana dair evrensel kuramlar ileri sürme ve organik olan insanı mekanik düzlemde tipolojilere indirgeyerek açıklama gibi pek çok çıktılarla günümüz klasik sosyal bilimlerin temel düşünce dinamiklerini oluşturmuştur.
Post-modern dönemde ise sosyal bilimler, bir ucu felsefeye, diğer ucu doğa bilimlerine yakın bir duruş sergiler görünmektir.
Kaynaklar
Capra, F. (1991). Fiziğin Taosu (1. Baskı). (A. Arıtan, Çev.). İstanbul: Arıtan Yayınevi. (Orijinal çalışma basım tarihi 1975.)
Cündioğlu, D. (2012). Mimarlık ve Felsefe (1. Baskı). İstanbul: Kapı Yayınları.
Gulbenkian Komisyonu, (2003). Sosyal Bilimleri Açın, Sosyal Bilimlerin Yapılanması Üzerine Rapor (4. Baskı). (Ş. Tekeli, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1995.)