Kaygıya Dair
Esin Nesrin Cebeci
Psikolog ve Felsefeci
Anksiyete (anxiety) kaynağı belirsiz bir korkunun veya kötü bir şey olacağına dair hissin verdiği rahatsızlık hâli ya da temel bir ihtiyacın karşılanmamasından kaynaklı endişe durumu olarak tanımlanabilir. Desteğin çekilmesi, olumsuz bir sonuç beklemek, düşüncelerimiz ya da inançlarımız ile davranışlarımız arasındaki tutarsızlığın yarattığı iç çelişki ve gelecekte ne olacağını bilememenin vermiş olduğu belirsizlik hissi kaygıya neden olabilir. Kaygı, endişe ya da bunaltı olarak da adlandırılır (Masaroğulları ve Koçakgöl, 2011: 13).
Kaygı (ya da anksiyete) kelimesinin kökü eski Yunancada “anxietas” olup endişe, korku, merak anlamlarına gelen bir kavramdır (Köknel’den akt. Karakaş, 2015: 159). Nedeni belirsiz korkuya kaygı denir. Endişeyle karışık tasa; bir isteğin amacına ulaşmayacak gibi göründüğü durumlarda ortaya çıkan tedirginlik hâli olarak ifade edilmektedir (Cevizci, 1999: 502). Genel anlamıyla kaygı, insanın yaşadığı bir korku hâlinin, insanı tedirgin etmesi ve ruhsal sıkılmadır. Kaygı nesnesiz olması nedeniyle korkudan farklıdır, korkunun insan ya da bir olay olsun nesnesi belli iken kaygının nesnesi belirsizdir. Kaygı yaşayan insan bir şeylerden korkuyormuş gibidir ve kendini aşırı rahatsız hisseder, kuruntuludur, iç sıkıntısı çeker ve bu, hoş olmayan duygularının kendisinin fark ettiği ya da görünürde olan özgül bir nedeni de yoktur (Dağ, 1999: 167). Kaygı, örneğin kişinin kendi mali durumu hakkında endişe ya da tasa duymasında olduğu gibi, belirli bir konuyla ilgili ve bilinçli değildir (Dağ, 1999: 167).
Her yeni durum, yeni varoluşun oluşumu için bir fırsat olması, kişiyi seçimlere mecbur bırakması yönüyle insanı kaygılı yapar. Var edilmeye çalışılan yok oluşun fark edilmesi olan kaygı bitimlidir. Kaygı sonluluktur: Kişinin kendi sonluluğu ya da geçiciliği olarak yaşanan sonluluk (Tillich’den akt. Sayar, 2000: 45).
Otto Rank, insanın doğduğu anda ilk kaygıyı yaşadığını belirtir. Çünkü rahat koşullardan sonra çaba gerektiren bir ortama geliş, insanın ilk kaygısını oluşturur. İnsanların genel olarak bastırma çabasına girdiği bu kaygı, insanın yaşamındaki etkisini çeşitli olaylarda ortaya çıkarak ve davranışları etkileyerek varlığını sürdürür. Yani insanın hayatı boyunca yaşayacağı tüm kaygı durumları, ilk kaygının yansımaları olarak ortaya çıkar. İnsanın kurduğu ilişkiler bozulup bitince ilk kaygı olarak nitelenen ayrılma kaygısı boy gösterir (Geçtan’dan akt. Manav, 2013: 204).
Kaygı, yaşamın kaostan kurulması hâlinin doğal sonucu; karmaşa ve yetersizliğin bir görüntüsü, içsel sürecidir. Bireyin dünya üzerindeki duruşu ile benliğinin aradığı ve durmak istediği yer arasındaki tezatlıklardır. İnsanın hayata karşı sergilediği duruşu ile buna bağlı olarak eylemlerinin, kendi benliği ile bağdaşmıyor oluşu kıraç bir araziyi yaya yürümek gibidir. Ferdi tarafın baskın olması sebebiyle bu içsel süreç meşakkatlidir.
İnsanın tinsel bir varlık olması sebebiyle görülen bu varoluş sürecinde, iniş çıkışların psişik anlamları da bulunmaktadır. Kaygı da bu anlamlardan birisidir. Kaygıyı ele alan Kierkegaard, bunu hiçlik ve ihtimaller karşısında bir tür duygu durumu olarak tanımlar. Özgürlük ve buna bağlı olarak seçim yapma yetisine sahip olan insan, eylemek ve eylemelerinin sonrasında da bu duygu hâlinin yok olmaması, kaygının aslında ilk insandan beri var olduğu fikrine sebep olur.
Özgürlük potansiyel kaygı taşıyıcısıdır. Kaygı, ne zorunluluğa, ne de özgürlüğe ait bir kategoridir. Kaygı, karmakarışık bir özgürlüktür; özgürlük, özgür değil, çarşafa dolanmıştır, ama zorunlulukla değil, kendisiyle (Kierkegaard, 2013: 43). Kaygı, düş gören tinin nitelik kazanmasıdır (Kierkegaard, 2013: 35).
Korku güdüsü insanlığın yaşam devamlılığını sağlayan, tehlikeleri fark edip tedbir alma hususunda aktif bir uyarıcıdır. Korku bu yönüyle insanlık için kayda değer bir kesittir. Kaygı ruhsal bir sıkıntı ve devamlı mücadele hâlini mecbur kılsa da, her korku anından kurtuluş, alışma, tedbir ve gelecek planlaması, kaygının insanın içsel âleminde inşa ettiği yapılanmanın sonucunda gerçekleşir. Yok, oluştan sonra gelen arama eylemi ve devamında tekrar tanıdık olan alanı bulma keyfidir.
O hâlde kaygı ile korkunun unsurlarına bakacak olursak eğer, korkunun ortaya çıkışına sebebiyet veren unsurlar, gözle görülür, maddi varlıklar iken kaygı, öğesi insanın temel duyularının üzerinde olan apayrı bir detaydır. Sonuç itibariyle kaygı ile korkunun ayrıştığı birincil ilke, kaygının maddesel bir ilişki ile açıklanamıyor oluşudur. Asansör, köpek, böcek gibi canlı cansız çeşitli maddesel varlıklara dair insanın hissettiği şeyin adı korkudur. Cismin ya da varlığın görülmesi ile başlayan his, korkuya sebep olan unsurun ortadan kalkması ile yerini sakinliğe bırakır. Lakin kaygının korkudan başka bir oluşu olması sebebiyle kaygının etkin olduğu süre de korkuya nazaran oldukça uzundur. Kaygı olasılıkların birden fazla oluşu, değişim ve dönüşüm, yabancı duygu ve davranışlar gibi geniş zamana dair vakaların sonuçlarının da uçsuz bucaksızlığı, kaygının insanın içsel süreçlerinde filizlenmesine neden olur.
Genel olarak ifade edilecek olursa, bir olayın veya nesnenin kişide tehdit algısını oluşturuyor olmasının adı korku iken, kişide düşünmenin mesai yaptığı ve geleceğe yönelik devamlı yeni sorular türetiliyorsa ve bunun da süresi korku gibi aniden başlayıp bir anda durulmuyorsa bunun adı da kaygıdır. Buradan da anlaşılacağı gibi, korku daha ziyade nesnel bir anlam taşırken, kaygı kendi alanında her bir kişi için farklı anlamlar barındırır. Bu sebepten ki kaygı, bireye özdür. İnançlar, kişilik özellikleri ve alışkanlıkların her bir fert için değişiklik arz etmesi, evrensel tanımlamaları güçleştirir, o hâlde kaygının da özgün bir yapıya sahip oluşu soyut nitelikli olduğu anlamına gelir.
İnsanoğlunun duygu ve düşünceleri hep bir kaygı ve korku ile sarılmış hâldedir. Bu yönlendirmelerden kurtulup seçme eylemine geçiş, kişinin kendi benliğinin duruşuna bağlıdır. Zihnin sürekli çeşitli alanlara dair sorgulamaları, özellikle benliğe ve varoluşa ait olanlar ile, kişide kaygının nasıl soyut bir yapıda olduğunu ve kendi benliğimizin de kaygıyı doğurabileceğini yakinen görmüş oluyoruz.
Kaynaklar
Cevizci, A. (1999). Felsefe Sözlüğü. İstanbul: Paradigma.
Dağ, İ. (1999). Psikolojinin ışığında kaygı. Doğu Batı Düşünce Dergisi 6, 167-174.
Kierkegaard, S. (2013). Felsefe Parçaları Ya da Bir Parça Felsefe. Doğan Şahiner (Çev.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Manav, F. ve Gürdal, G. (2013). Kierkegaard: Birey ve Varoluş Üzerine. İstanbul: Sentez.
Masaroğulları, G. ve Koçakgöl, M. (2011). Psikoloji Sözlüğü. Ankara: Nobel.
Sayar, K. (2000). Varoluşçu Psikoloji Açısından Anksiyete. Yeni Symposium 38(2), 43-50.