Kendini Düzenleyen Varlık: İnsan


Ömer Taha Sözer
Arş. Gör.

Kendilik düzenlemesi (self regulation) olarak ifade ettiğimiz bu kavramdaki kendilik sözcüğü benlik, öz olarak değil de daha çok kişinin kendisine çeki düzen verebilmesi, düzenleyebilmesi, kontrol altına alabilmesi yönünde ele alınmıştır. Yazının geri kalan kısmını da yine bu bağlamda sürdüreceğim. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum ki; davranışları kontrol altına almak, yönlendirmek, öncüllerini ve sonuçlarını düşünebilmek sadece insan türüne ait bir beceri olsa gerek. Örneğin, yoğun açlık hissine karşı önünde bulunan yemeği yemek veya yememek arasındaki tercihi eğitilmemiş hayvanlar yapamamaktadır. (Tabi burada ve yazının geri kalan kısmında bedensel, zihinsel, ruhsal sağlık şartını unutmamalıyız). Fakat ne var ki ruh sağlığı hizmetlerinden sosyal ortamlara kadar karşılaşılan problemlere baktığımızda önemli oranda kişilerin kendisini düzenleyebilmesi ile ilgili yaşanan problemlerle karşılaşıyoruz. Mesela; sigara alışkanlığı, aşırı yeme, aşırı cinsellik, görevleri erteleme, bir işi devam ettirememe, öfkeye hâkim olamama vs. birçok örnek verebiliriz. Kendilik düzenlemesi ile ilgili ne kadar yazılsa konuşulsa azdır. Ancak bu yazıda özellikle değinmek istediğim nokta; insanlar yaptıkları davranışların neticesinde zarar göreceklerini bildikleri hatta bu davranışları uygulayıp olumsuz neticeleriyle karşılaştıkları hâlde neden bu zararlı davranışları devam ettirmekteler?

Vicdan, özgür irade, bilinçlilik gibi kavramlar insanlığın ömrü kadar eski ve bir o süredir de tartışılan konular olduğu için burada bu konu üzerinde herhangi bir tartışma ve sorgulamaya yer vermeyeceğiz. Ancak her ne kadar kendilik düzenlemesi sürecinin nasıl gerçekleştiğini çok iyi bilemesek de insanın kendi davranışlarını artıran, azaltan, düzenleyen veya kontrol edebilen bir yanı bulunmaktadır. Kendilik düzenlemesinin gerçekleşmesi için bazı öneriler bulunmaktadır. Örneğin, arzu edilen neticeyi elde edebilmek için kişinin açık ve tutarlı standartları olmalıdır. İkincisi; kişinin kendisini ve davranışlarını gözlemleyebilmesi (monitoring) becerisidir. Böylece arzu edilmeyen duygu, düşünce ve davranışlar tespit edilebilir. Üçüncü belki de en zor olan kısım; arzu edilen davranış standartlarını yerine getirmek için harekete geçmek. Yakın bir zamanda gireceği sınavın farkında olmasına ve bu sınavda yüksek puan almak isteyip de çalışmayan veya yataktan çıkamayan ve aynı zamanda boşa giden vaktinde farkında olan bir bireyin acaba problemi nerededir? Bu kişinin yeterli standartları olduğunu varsayarsak veya kendini gözlemleme becerisi olmasına karşın arzu edilen neticeyi elde edememesi neden? Veya sigara bağımlısı birisi kendisine zarar verdiğinin farkında olmasına karşın neden bu davranışta devam etmektedir?

Çok sayıda araştırma neticesinde psikolojik tepkilerin inertia diye tarif edilen (dilimize atalet olarak çevrilse de fizikten ödünç alınan ve mevcut durumu değiştirememek anlamında kullanılan) bu kavramla yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir ve bu tepkilerin yarıda kesilmesi zordur. Inertia kavramı; hareket halindeki bir bedenin onu kuvvetlendirecek bir güç kazanmasını ifade eder. Bu yüzden kesilmesi oldukça güçtür. Psikolojik süreçler tam olarak böyle olmasa da bir çeşit inertia kazanabilmektedir. Tepki ne kadar uzun süre devam ederse, o kadar kuvvetli inertia kazanmakta ve o derece yarıda kesilmesi zorlaşmaktadır. Bu bağlamda etkili bir kendilik düzenlemesi için müdahalenin ya da kesintinin mümkün olduğunca erken olması gerekir.

Inertia kavramıyla birlikte ele alınması gerektiğini düşündüğüm diğer kavram ise dikkat etme (attention) kavramıdır. Davranışın bilişsel kontrolü modellerinin birçoğu dikkat etme kavramıyla başlar, çünkü bilgi işleme sürecinin ilk aşaması bir şeye dikkat etmek veya bakmaktır, diyebiliriz. Netice itibariyle kendilik düzenlemesi sürecinde dikkat etmenin yönetilmesi önemli bir yerdedir. Duygu, düşünce, ruh hâli, görev performans süreci, iştah ve dürtülerin kontrol edilmesi kendilik düzenlemesi için çok önemlidir. Inertia kavramıyla ilişkilendirdiğimizde dikkat sürecinin dikkatli bir şekilde yönetilmesi, istenmeyen davranış sürecinin başlatılmamasını sağlamaktadır ki kabul edilemeyen sonuçların önlenmesinde oldukça önemlidir. Eğer dikkat süreci kontrol edilemezse istenmeyen tepki süreci başlayacak ve inertia kazandığı için durdurulması da güçleşecektir. Kısaca bir şeyi başladıktan sonra üstesinden gelmektense baştan çıkartmamak (temptation) daha kolay gözükmektedir.

Dikkat Kontrolü

Dikkat kontrolünde (attention control) önemli bir kavram olan aşkınlıktan (transcedence) bahsedeceğiz. Aşkınlık, hâlihazırdaki uyaranın ötesine odaklanabilmektir. Fenomenolojistler aşkınlığı insan bilincinin ön önemli bileşenlerinden biri olarak görmekteler.

Aşkınlık için en güncel örnek olarak, diyetin uygun olabileceğini düşünüyorum. Yazımızın başında da bahsettiğimiz gibi güzel bir yemeği reddedebilmek sadece insan türüne mahsus bir şeydir. Ancak bu nasıl olacak? Sonuçta anlık alınacak haz oldukça kuvvetlidir. İşte burada devreye aşkınlık dediğimiz kavram girmektedir. Yani; davranışın uzun süreli olumlu ve olumsuz sonuçlarını düşünebilmek… Ya kişi standartlarına bağlı kalacak (ki bence burada irade kavramından başka bir şeyi düşünemiyorum) veya anlık alacağı haz pahasına uzun süreçteki başarıdan mahrum kalacaktır. İşte bu yüzden Kendilik Düzenlemesi Kuramı için belki de en önemli konu hazzın ertelenebilmesidir (delay gratification). Yani kişi başarılı bir kendilik düzenlemesi istiyorsa anlık hazzın ötesini (transcedence) düşünebilmelidir. Çünkü bu bilişsel kontrolü sağlayamadığı zaman inertia diye bahsettiğimiz kuvvetli bir uyarılma veya haz süreci başlayacak ve bunun üzerinden gelinmesi ise oldukça zorlaşacaktır. Burada şu gerçeği de belirtmeliyiz ki bazı kişiler çevresel ipuçlarıyla daha çabuk uyarılabilmektedir. Örneklerimizi artırabiliriz; öfke, arzu, diyetin bozulması, ders çalışma, yatakta miskinlik yapma vs.

Duygu, His ve Düşünce Bağlamı

Aşkınlığın sağlanamadığı birçok durumu ele aldığımızda aslında davranışların duygu ve hisler tarafından nasıl ele alınmış olduğunu görüyoruz. Çünkü his ve duygular ileriyi görme noktasında maalesef kördür. Yani anlık hazlar için ileride görebileceği birçok olumsuz yaşantıyı ya düşünmez ya da bile bile hazzı tercih eder. Bir anlık intikam duygusu yüzünden belki bir cinayet işleyip ömür boyu hapis cezasının ötesinde, peşini bırakmayan bir pişmanlık sancısına yakalanabilir. Ergenlerde intihar olaylarının bu derece artması, sanki bu bağlamda açıklanabilir. Ergenlerin olayları ele alışı daha çok duygusal boyutta olduğu için dürtüsel davranış sergilemeleri de bu nispette artmaktadır. Örneğin; sevgilisinden ayrılan bir gencin intihar teşebbüsünü dışarıdan bakan birisi pek mantıklı görmeyecektir. Çünkü olayı değerlendirirken duygu ve his boyutu değil, daha çok zihinsel/bilişsel boyutta değerlendirecek ve olayı geniş bir bakış açısıyla ele alabilecektir. Bu bağlamda baktığımızda geleceği sağlıklı biçimde değerlendiremeyen his ve duygular, mantık ve düşünce üzerinde ciddi bir egemenlik kurmaktadır. En az ve ehemmiyetsiz şeylere abartılı bir duygusal yatırım yapmaktadır.

Bitirirken

Kendilik düzenlemesi, üzerinde durulması ve daha çok çalışılması gereken bir konudur. Elbette bu yazıda ifade edilen noktalar hem konunun çok geniş olması hem de sözün fazla uzatılmaması için kısıtlı bırakılmıştır. Özellikle kişinin kendini düzenlemesi sürecinde ineratia ve dikkat kavramları üzerinde durulmuştur ki kendilik düzenlemesi sadece bunlarla kısıtlı olacak kadar dar bir konu değildir. İnsanın ruhsal yapısını ele aldığımızda diğer canlılarla ortak olan haz, duygusal ve his boyutundan bahsedilmiştir. Aynı zamanda diğer canlılardan ayıran en önemli özellik olan düşünce boyutunun kendilik düzenlemesi üzerinde nasıl bir etkisi olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca kişisel düzenleme için standartların öneminden bahsedilmiştir. Bununla birlikte her ne kadar kuvvetli standartlara sahip olunsa da duygu ve his odaklı olmanın bu standartların zaman zaman çiğnenmesine neden olmaktadır. Burada özellikle ifade etmek istediğim şey, gerekli olan katı bir standart değildir. Yani insan her zaman için hata yapabilme potansiyeline sahip bir canlıdır. Bu sebepten bazı durumlarda standartların çiğnenmesi bazı insanlarda felaket olarak algılanmakta ve kimi insanlarda ise telafi edilmeyecek bir hata olarak görüldüğü için kendilik düzenlemesi sürecini bütün bütün terk etmesine neden olmaktadır. Ancak insanın ruhsal yapısı düşünüldüğünde belirli bir haz konumundan kontrol durumuna geçmesi hem çok zor hem de rahatsız edici bir süreçtir. Kim ister çok haz aldığı bir etkinliğin yarıda kesilmesini? Bütün bunlar göz önüne alındığında, eğer kendilik düzenlemesi bir insanın hayatında önemli bir noktada bulunmakta ise kişinin standartları, değerleri ve amaçları sürekli olarak gözden geçirmesi gerekebilir. İkinci olarak, kendilik düzenlemesi sürecini bozabilecek şeyler üzerinde dikkat kontrolünü sürdürebilmek gerekebilir. Bu sayede kısa zamanlık duygu, his kontrolüne hapsolmayıp uzun süreli neticeler elde edilebilir.

 

Kaynaklar

Baumeister, R. F. ve Heartson, T. F. (2004). Self-Regulation Failure: An Overview. R. M. Kowalski, & M. R. Leary, (Ed.), The Interface of Social and Clinical Psychology: Key Readings içinde (51-69). Great Britain: Psychology Press.

Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı.