Kişilik ve Kamuoyu: Kişilik Faktörleri ile Siyasal Tercih ve Yönelimler Arasındaki İlişkiler


Hakan Çakmak

Kent Üniversitesi (University of Kent)

Politik Psikoloji YL Öğrencisi

 

 

Modern psikoloji araştırmacılarının bireyi “süreklilik arz eden bir bütün” olarak kavrama gayretiyle en çok başvurduğu kavramlardan biri kişilik olmuştur (McAdams ve Pals, 2006). Kişilik araştırmaları, kabaca 1970–1990 arası dönemde keskin bir düşüş yaşamış olsa da (McAdams, 1997), treyt temelli bir yaklaşım olan Beş Faktör Kişilik Modeli’ni (BFKM; McCrae ve Costa, 1989) benimseyen araştırmacılar sayesinde tekrar yükselişe geçmiştir.

BFKM, iki kişilik psikoloğu, Paul Costa ve Robert McCrae, tarafından ortaya atılmıştır. Araştırmacılar modellerinde, kişilik özelliklerinin beş evrensel boyut etrafında kümelendiğini ortaya koymuştur: Deneyime açıklık, sorumluluk sahibi olma, dışa dönüklük, uysallık ve nörotisizm (McCrae ve Costa, 1987). Model, bireysel farklılıkları çalışan birçok sosyal bilim araştırmacısını cezbetmiştir. Bu modelin, belki de en faydalı olduğu alanlardan biri siyasal bilim araştırmalarıdır. Öyle ki ağırlıklı olarak insanı kâr-zarar muhasebesiyle siyasal kararlar alan rasyonel bir varlık olarak ele alan siyasal bilim araştırmacıları (örn., Feddersen, 2004), vatandaşların siyasal tercih ve yönelimlerini incelerken odaklarını demografik değişkenlerden kişilik faktörlerine kaydırmıştır (bkz., Mondak ve Halperin, 2008). Son yirmi yılın araştırmaları, kişilik faktörleriyle seçmenlerin siyasal parti ve aday tercihleri, kamu politikası tutumları ve siyasal katılım yönelimleri gibi çeşitli siyasal çıktıları ilişkilendirmiştir (bkz., Cichocka ve Dhont, 2018).

Ancak bazı bulgular, kişilik faktörleri ile siyasal çıktılar arasındaki bağlantıların bazen dolaylı olup siyasi ideoloji aracılığıyla kurulduğunu göstermektedir (örn., Mondak ve Hibbing, 2015). Ayrıca diğer çalışmalar, kişilik faktörlerinin vatandaşların siyasal tercihleri üzerindeki etki büyüklüğünün, sosyo-kültürel ve ekonomik tehdit algısının yükseldiği dönemlerde dalgalandığına işaret eder (Duckitt ve Sibley, 2010). Dahası, ampirik bulguların çoğunlukla Batılı, eğitimli, sanayileşmiş, zengin ve demokratik toplumların politik gerçekliklerinden geldiği unutulmamalıdır (bkz., Henrich, Heine ve Norenzayan, 2010). Örneğin, komünizm sonrası Doğu Avrupa ülkeleri ve Rusya gibi otoriter popülist rejimler dâhil olmak üzere bazı siyasal gerçekliklerde yapılan çalışmalar, batılı bulgularla çelişmektedir (Bilewicz, Cichocka, Gorska ve Szabo, 2011; Greene ve Robertson, 2017). Yani, hâlihazırdaki bulguları yorumlarken var olan siyasal gerçekliğin doğası da göz ardı edilmemelidir. Ek olarak, bir diğer dikkat çeken nokta Türkiye’deki büyük ölçekli çalışmaların ve dolayısıyla bulguların kıtlığıdır.

Dolayısıyla bu yazıda, yukarıda kısa bir özeti sunulan bilgiler dikkate alınarak, öncelikle BFKM’den ve ilgili kavramsallaştırmalardan yararlanıp vatandaşların siyasal tercih ve yönelimlerini doğrudan ve dolaylı olarak belirlemede kişiliğin rolü incelenecektir. Sonrasında, kişilik ve siyasal çıktılar arasındaki ilişkilerin dönemsel sosyo-kültürel ve ekonomik tehdit algısıyla ilişkisi ve farklı siyasal gerçekliklerden nasıl etkilendiği ele alınacaktır. Sonuç yerine, Türkiye’deki duruma da değinilerek kısa bir değerlendirme yapılacaktır.

BFKM ve Siyasal Çıktıları Şekillendirmedeki Rolü

Kişilik kavramsal olarak, bir bireyi diğerinden ayıran, süreğenlik gösteren ve genetik zemini olan zihinsel aktivite kalıplarının bir bileşkesidir (Caprara ve Vecchione, 2013). Treyt temelli yaklaşımlar, bu tanım gereği, kişiliğin çeşitli yönlerini açıklamada pratik öneme sahiptir. Çünkü treytler; yaşam boyu görece değişmeyen kişilik niteliklerini temel alan ve aynı zamanda bireylerin kalıtsal geçmişini vurgulayan tanımlayıcı özelliklerdir (Costa ve McCrae, 1992). Bu anlamda treyt temelli olan BFKM, insan özelliklerinin istatistiksel olarak farklı beş faktör etrafında toplandığını göstermektedir. Birinci faktör olan deneyime açıklık; yeniliklere karşı merak ve yaratıcı olma gibi niteliklerle ilişkilidir. Diğer yandan sorumluluk sahibi olma; öz disiplin ve düzenlilik gibi niteliklerle ilintiliyken, üçüncü boyut olan dışa dönüklük kişinin sosyal etkileşime yatkınlığıyla ilgili nitelikleriyle bağlantılıdır. Son iki faktör olan uysallık ve nörotisizm sırasıyla iş birliği/fedakârlık ve dürtüsellik/duygusal duyarlılık ile ilgili özelliklere denk düşer (McCrae ve Costa, 2008).

BFKM, kişilik ve siyasal çıktılar arasındaki bağlantıyı inceleyen çok sayıda çalışmaya uyarlanmıştır. Yaklaşık 72.000 katılımcıyla yapılan 73 çalışmadan elde edilen veriye dayanan bir meta-analize göre deneyime açıklık ve sorumluluk sahibi olma, vatandaşların siyasal parti ve aday tercihlerini şekillendirmede diğer kişilik faktörlerine kıyasla görece tutarlı yordayıcılardır (bkz., Sibley, Osborne ve Duckitt, 2012). Diğer üç faktör ile ilgili bulgular, önceki araştırmalarda da ortaya konulduğu üzere (örn. Mondak ve Halperin, 2008, Tablo 2), istikrarsızdır. Rentfrow, Jost, Gosling ve Potter (2009), 1996 ve 2004 yılları arasındaki Amerikan Başkanlık Seçimleri için eyalet düzeyinde katılımcıların bileşik seçmen davranışı puanlarını hesaplamıştır. Sonuçlar, yüksek düzeyde sorumluluk sahibi olmayı ve düşük düzeyde deneyime açıklığı Cumhuriyetçi Parti adaylarına oy vermeyle bağlantılandırır. Demokrat Parti adaylarına oy verenler için ise, ilişki kalıpları tam tersi yöndedir. Sonuçlar bu iki kişilik faktörünün, ABD bağlamında muhafazakâr (Cumhuriyetçi Parti) – liberal (Demokrat Parti) kamplaşmayı yordadığını göstermektedir. Diğer yandan, Rentfrow, Jokela ve Lamb (2015) Britanya’da bir çalışma yürütmüş ve sonuçlar ABD’deki bulguları desteklemiştir. Yaklaşık 400.000 Britanya vatandaşından toplanan veriler, Britanyalıların Amerikalılarla benzer oy kullanma kalıplarına sahip olduğunu göstermiştir. Öyle ki, sorumluluk sahibi olmada yüksek ve deneyime açıklıkta düşük puan alanlar Muhafazakâr Parti ve BREXIT Partisi gibi siyasal partilere oy vermeye daha yatkınken tersi durumda vatandaşlar İşçi Partisi’ne ve Yeşil Parti’ye meyletmektedir.

Tüm bu sonuçlar, iktisadi bir kavrayışla, arz ve talep dengesi açısından da yorumlanabilir. Arz tarafı veya söylemsel ideolojik üstyapı, liberal-muhafazakâr veya sol-sağ tek boyutlu ekseni boyunca ele alınabilir (bkz., Jost, Federico ve Napier, 2009; Jost, Glaser, Kruglanski ve Sulloway, 2003). Muhafazakârlık ve sağcı ideolojiler bir yanda sosyal istikrarla ve toplumun hiyerarşik düzenini korumayla ilgili statükocu dünya görüşlerini savunurken, liberal ve sol ideolojiler diğer yanda sosyal değişim ve sosyal eşitsizliğin reddiyesiyle ilintili görüşleri savunur (Jost ve ark., 2009). Talep tarafı veya motivasyonel alt yapı, vatandaşların bir ölçüde ‘kişilik özellikleriyle’ şekillenen güdü ve ihtiyaçlarına denk düşer (Jost ve ark., 2003; 2009). Bu bağlamda, vatandaşların siyasal tercihleri kişiliklerinden kaynaklanan talepleriyle kesişirse arz-talep dengesi sağlanabilir. Örneğin, yüksek (düşük) deneyime açıklıkla sosyal değişim (istikrar) vadeden ideolojik görüşleri savunan parti tercihi arasındaki ilişki bu açıdan anlaşılabilir.

Fakat siyasal arena çoğu zaman Amerikan tipi siyasal sistemdeki gibi tek bir partinin iktidara gelip diğerinin muhalefette kaldığı bir düzene sahip değildir. Çünkü iki siyasal partili sistem ABD haricindeki çoğu ülkeye yabancıdır. Böyle ülkelerde koalisyon hükümeti ihtimalleri yüksektir. Caprara, Schwartz, Capanna, Vecchione ve Barbaranelli (2006), koalisyon durumlarındaki siyasal tercihler ile İtalyan vatandaşların kişilik kalıpları arasındaki ilişkiyi araştırmıştır. Böylesine bir manzarada, diğer iki kişilik faktörünün de etkisi gözlemlenmiştir. Örneğin, düşük düzeyde sorumluluk sahibi olma ve yüksek düzeyde deneyime açıklığa eşlik eden yüksek düzeyde uysallığa ve nörotisizme sahip olanların varsayımsal merkez-sağ koalisyondan ziyade merkez-solu desteklemeye meyilli oldukları gösterilmiştir. Araştırmacılar uysallık ve nörotisizmin rolünü siyasal koalisyonların doğasının sağladığı şartlarla açıklamaktadır. Öyle ki, diğer koalisyon ortaklarının taleplerinin altında yatan duygu yüküne uygun tepkiler sergilemek önemlidir. Bu, yüksek düzey nörotisizme karşılık gelir. Koalisyonlarda siyasal iş birliği de kritiktir. İtalyan bağlamında sol eğilimli siyasi partiler parti pratiklerinde iş birliğine daha çok vurgu yapar. Bu da uysallıkla ilintilidir ve bu iki boyutta yüksek puan alan seçmenlerin taleplerine en iyi alternatifi, hipotetik merkez-sol koalisyon sağlamış olabilir. Bu çalışmanın sonuçları daha evvelki bulgularla görece tutarlı olduğundan (bkz., Caprara, Barbaranelli ve Zimbardo, 1999), kişilik özelliklerinin zaman içindeki kalıcı doğasına işaret eder.

Öte yandan, kamu politika tercihleri açısından da kişilik ile siyasal çıktılar arasındaki ilişkide aracıların etkisi dikkat çeker. Mondak ve Hibbing (2015), kişilik faktörleriyle eşcinsel evliliğe yönelik kamu politikası görüşleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için üç farklı seçim anketine katılan toplamda yaklaşık 7000 katılımcıdan elde edilen verileri analiz etmiştir. Sonuçlar, sadece eşcinsel evlilik-deneyime açıklık bağlantısında tutarlı ve doğrudan istatistiki ilişkiyi imlemektedir. Diğer kişilik faktörleri açısından böyle bir ilişki bulunamamıştır. Araştırmacılar ayrıca, eşcinsel evlilik meselesi ABD’de liberaller ve muhafazakârlar arasında sıcak bir tartışma olduğundan, kişilik faktörleri ve tutumlar arasındaki ilişkiyi siyasal ideoloji aracılığıyla dolaylı olarak incelemiştir. Buna göre, deneyime açıklık-eşcinsel evlilik bağlantısı hem doğrudan hem de siyasal ideoloji aracılığıyla kurulmuştur. İlginç olansa, sorumluluk sahibi olma ve nörotisizm ile eşcinsel evliliğe yönelik tutumlar arasındaki ilişkinin sadece dolaylı olarak liberal-muhafazakâr boyutlandırması vasıtasıyla kurulmasıdır. Örneğin, yüksek düzeyde sorumluluk sahibi olma muhafazakârlık üzerinden dolaylı olarak eşcinsel evlilik karşıtlığıyla bağlantılıdır.

Bu sonuçlar; kişilik, siyasal ideoloji ve siyasal sonuçlar arasındaki girift ilişkileri anlamada gayet aydınlatıcıdır. Dahası, seçmenlerin ideolojik konumlanışları (ideological self-placement) daha incelikli bir şekilde kavramsallaştırılırsa dolaylı bağlantılar ayrıntılandırılarak incelenebilir. ABD’de siyasi tartışmalar Demokrat-Cumhuriyetçi kamplaşmasıyla şekillendiğinden tek boyutlu yaklaşım ana akım Amerikan siyasi sistemine uygundur. Oysa araştırma bulguları, Avrupalı seçmenlerin ideolojik konumlanışlarının genel olarak iki boyutlu modellerle daha iyi anlaşılabileceğini göstermektedir (bkz., Malka, Lelkes ve Soto, 2019). Bu mantıkla, iki boyutlu eksen liberalizme karşı otoriteryenlik ve sosyal refaha karşı serbest piyasa ideolojisi olarak kavramsallaştırılabilir. İlk boyuttaki otoriter uç sosyo-kültürel muhafazakârlık ve diğer boyuttaki serbest piyasa ideolojisi ucuysa ekonomik muhafazakârlık olarak anlaşılabilir. Bu uçlar, psikoloji literatüründe iki ayrı sosyo-politik psikolojik yapıya karşılık gelir: Sosyal muhafazakârlık için sağ kanat yetkeciliği (SKY) ve ekonomik muhafazakârlık için sosyal baskınlık yönelimi (SBY) (detaylı tartışma için bkz., Duckitt ve Sibley, 2010). Her iki yapıdaki yüksek puanlar vatandaşların yüksek düzey sosyal ve ekonomik muhafazakârlığını imler. Kişilik faktörleri açısından, boylamsal bir çalışma yüksek SKY’nin tutarlı olarak düşük düzeyde deneyime açıklık ve yüksek düzeyde sorumluluk sahibi olma ile ilişkiliyken, SBY’nin düşük düzey uysallıkla bağlantılı olduğunu göstermiştir (Perry ve Sibley, 2012; ayrıca bkz., Duckitt ve Sibley, 2009, Şekil 1).

Bu noktada kamu politikalarının farklılaşan muhafazakârlık biçimlerine karşılık gelebileceğine ve dolayısıyla kişilik faktörleri ile seçmenlerin politika tercihlerinin SKY ve SBY aracılığıyla bağlantılı olabileceğine değinmek yerinde olacaktır. Örneğin, bazı kamu politikası tartışmaları (örn., vergi politikaları) esas olarak ekonomi temelliyken, bazılarının (örn., okullarda din eğitimi) sosyo-kültürel değerler etrafında döndüğü ve nispeten azının (örn., göç politikaları) hem ekonomik hem sosyo-kültürel kaygılarla ilintili olduğu söylenebilir. Perry ve Sibley (2013) bu mantıkla, Yeni Zelanda'da vatandaşların kişinin zenginliğine bakılmaksızın herkesin aynı vergi diliminde olmasını amaçlayan düz vergi politikası ile din eğitimi ve göçmenlik politikası tercihlerinin kişilik faktörleriyle ilişkisinde SKY ve SBY’nin aracı rolünü araştırmıştır. Sonuçlar göstermektedir ki düz vergi politikası tercihi ile düşük düzeyde uysallık arasındaki ilişki yalnızca SBY aracılığıyla kurulmaktadır. Düşük düzeyde deneyime açıklık ve yüksek düzeyde sorumluluk sahibi olma SKY vasıtasıyla okulda din eğitiminin onaylanmasıyla ilişkilidir. En önemlisi bu üç kişilik faktörü, her iki yapının aracılığıyla göçmenlik karşıtı politika tercihlerini yordamaktadır.

Oy verme ve kamu politikası tercihlerinin ötesinde, kişiliğin farklı bağlamlardaki (örn., Mondak ve Halperin, 2008; Mondak, Canache, Seligson ve Hibbing, 2011) seçmenlerin siyasal katılımıyla yönelimleri üzerindeki rolü de incelenmiştir. Genel olarak siyasal katılım; siyasi adayları maddi bağışlarla desteklemekten, bildiri imzacılığına, siyasal eylemlere katılıma, diğeriyle siyasal konularda fikir alışverişi yapmaya değin uzanan faaliyetleri kapsar (Campbell, 2013). Kişiliğin siyasi katılımı nasıl şekillendirdiği dikkate alındığında bulgular çeşitlilik gösterir (daha geniş bir tartışma için bkz., Gerber, Huber, Doherty ve Dowling, 2011). Örneğin Mondak ve Halperin (2008), yüksek düzeyde dışa dönük bireylerin, başkalarıyla sosyalleşmeyi talep eden faaliyetlere (örn., siyasal protesto ve tartışma forumlarına) katılmaktan memnun olduklarını bildirmektedir. Ancak, ABD’de parasal bağış yapmak gibi sosyal açıdan düşük etkileşime dayanan faaliyetlere katılımda dışa dönüklük önemini yitirmekte ve başkalarıyla iş birliğini önceleyen yüksek düzeyde uysallık ön plana çıkmaktadır. Diğer bir çalışmada, sorumluluk sahibi olma kişilik faktörü öz disiplin ve çalışkanlık gibi özelliklerle ilişkili olduğundan, bu faktörden yüksek puan alan Amerikalılar, katılımlarının fark yarattığına veya sorumluluk gereği olduğuna inandıklarında oy verme ve siyasal gösterilere katılma gibi faaliyetlere daha yüksek ilgi duyduklarını bildirmektedirler (Gerber, Huber, Doherty, Dowling ve ark., 2011). Fakat bu sonuçlar, Güney Koreli katılımcılarla tam olarak doğrulanamamıştır (bkz., Ha, Kim ve Jo, 2013). Diğer kişilik faktörlerine dair bulgular net değildir ve siyasal katılımda kişiliğin rolünü derinlemesine kavrayabilmek için, araştırmacıların da değindiği üzere (Ha, Kim ve Jo, 2013), büyük veri setlerine dayanan çalışmalar gerekmektedir. Bu sava paralel olarak Roets, Cornelis ve Van Hiel’in (2014) çok sayıda Avrupa ülkesinden yaklaşık 180.000 seçmenin verisine dayanan çalışması, deneyime açıklık ve siyasi eylemlere katılım arasındaki pozitif ilişkiye destek sunmaktadır. Bu çalışmanın sonuçları bir diğer açıdan daha önemlidir. Öyle ki, yüksek düzeyde deneyime açıklık ile siyasi eylemlere katılım yönelimi arasındaki ilişki Batı Avrupalı sol politik görüşten seçmenler için görülürken, Polonya gibi Doğu Avrupa ülkelerinde ise eğer seçmenler kendilerini siyasal olarak sağda tanımlıyorsa siyasal aktivizme yönelimleri daha yüksektir.

Yukarıda görülebileceği gibi, kişilik ile siyasal çıktılar arasındaki ilişkiler, bazı kişilik faktörleri için diğerlerinden daha tutarlı görünmektedir. Bu tutarlılığa rağmen, meta-analiz sonuçları kişilik faktörlerinin siyasi tercih ve yönelimler üzerindeki etkisinin en iyi ihtimalle düşük düzeyde olduğunu göstermektedir (örn., sosyal muhafazakârlık üzerinde deneyime açıklığın ve sorumluluk sahibi olmanın etkileri sırasıyla: r = .10 ve .18; Sibley ve ark., 2012). Bu güçsüz ampirik bağlantılar, kişiliğin siyasal çıktıları nasıl şekillendirdiğine dair ülkelerdeki dönemsel sosyal ve ekonomik faktörleri veya ülkeden ülkeye farklılaşan siyasal iktidar geçmişinin ve güncel siyasal gerçekliklerin etkilerini dikkate almayı gerektirmektedir. Dolayısıyla sonraki bölümde, algılanan durumsal sosyo-kültürel ve ekonomik tehdidin ve farklılaşan siyasal gerçekliklerin kişilik ile siyasal çıktılar arasındaki ilişkilere olası etkisi irdelenecektir.

Durumsal Faktörlerin ve Siyasal Gerçekliklerin Kişilik-Siyasal Çıktılar İlişkisindeki Rolü

Meta-analitik bulgular, yüksek düzeyde deneyime açıklığa sahip kişilerin, durumsal faktörler eğer yaratıcılığı ve yenilikçiliği sergilemek için nispeten güvenli ortam sağlıyorsa, liberal ve sol politik eğilimleri takip etmeye daha fazla eğilim gösterdiğine işaret eder. Diğer yandan, örneğin, terörizm gibi sosyal tehdit algısını arttıran şartlardaysa tehdit algısından kaçınmak maksadıyla muhafazakârlık ve sağ ideolojiyle ilintili olan düşük düzeyde deneyime açıklık gibi kişilik faktörleri pekişmektedir (Sibley ve diğerleri, 2012). Diğer bir ifadeyle, ülkenin gidişatından kaynaklanan tehdit algısı kişiliğin biçimlenmesinde katalizör görevi görebilir. Böylelikle ülkeden ülkeye farklılaşan durumsal etmenlere göre kişilik faktörleri ile siyasi sonuçlar arasındaki bağlantının doğası değişkenlik gösterebilir.

Durumsal tehdit algısı psikolojik literatürde çeşitli biçimlerde tanımlanmaktadır. Fakat bu kavramsallaştırmalardan biri yukarıdaki akıl yürütmeye uygun çıkarımlar yapılmasını sağlar: Algılanan sosyal (veya sembolik) ve ekonomik (veya gerçekçi) tehdit (bkz., Rios, Sosa ve Osborn, 2018). Yukarıda kısaca bahsedildiği üzere sosyal tehdit algısının deneyime açıklık üzerinde düzenleyici etkisi vardır. Ekonomik tehdit algısının yüksekliği, tanımı gereği, bazılarının tümden kazançlı çıkıp diğerlerinin tümden kaybettiği durumları imlediğinden (Rios ve diğerleri, 2018), paylaşımcılık ve iş birliğiyle negatif bağlantılıdır. Dolayısıyla, düşük düzeyde uysallıkla ilişkilidir.

Ampirik sonuçlar bu varsayımları desteklemektedir. Danimarka’da yapılan bir araştırma, Danimarka vatandaşları arasında düşük düzeyde uysallık ve göçmenlik karşıtı politika tercihleri arasındaki ilişkinin, vatandaşların Danimarka'daki ekonomik kaynakların ne kadar kıt olduğu konusundaki algısı düzenleyici olarak analize dahil edildiğinde daha güçlü olduğunu göstermiştir. Yani, uysallık düzeyi daha düşük olan vatandaşlar, ülkelerini ekonomik olarak ne kadar zayıf algılarsa, göçmen karşıtı politikaları o denli desteklemektedirler. Dahası bu ilişki, göçmenler düşük düzeyde iş yetkinliğine sahip olarak çerçevelendiğinde daha da güçlenmektedir (Dinesen, Klemmensen ve Nørgaard, 2016). Yeni Zelanda’da 2008 küresel mali krizi sırasında gerçekleştirilen ve boylamsal veriye dayalı diğer bir çalışma, kişilik ve siyasi çıktılar arasındaki bağlantıda ekonomik ve sosyal durumsal faktörlerin rolü açısından aydınlatıcıdır. Sibley ve Duckitt (2013) birinci ölçüm için Ocak-Şubat 2008 ve ikinci ölçüm için Mart-Nisan 2009’da veri toplamıştır. Vatandaşlar, 2008’de krizin olumsuz etkilerini tam olarak yaşamamış; ancak, kriz 2009'da ekonomik açıdan ciddi olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Buna göre, düşük düzeyde uysallık ile ekonomik muhafazakârlık arasındaki bağlantının büyüklüğü, ilk ölçümlere göre ikinci ölçümlerde ampirik olarak daha kuvvetli çıkmıştır. İlginç bir şekilde, düşük düzeyli nörotisizm ile ekonomik muhafazakârlık arasındaki ilişki yalnızca ikinci ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Özellikle bu bulgu, kişiliğin siyasi arenadaki rolünü tahmin etmede ekonomik durumsal etmenlerin önemini ortaya koymaktadır.

Öte yandan, geçmiş siyasal rejimin hatıratının kişilik ile siyasal çıktılar ilişkisindeki rolü de önemlidir. Örneğin, komünizm çöktükten sonra sağ iktidarlarca yönetilen Macaristan ve Polonya gibi bazı Doğu Avrupa ülkeleri, o dönemin baskıcı sol rejimleri açısından kökleşmiş bir siyasi geçmişe sahiptir. Böylesi bağlamlarda liberal ve sol eğilimli ideolojiler, vatandaşların zihninde statükocu despotik eski siyasi düzeni çağrıştırır. Dolayısıyla buralardan gelen araştırma sonuçları, demokratik Batı ülkelerinden gelen sonuçlara göre zıt yönlüdür (Bilewicz ve ark., 2011). Thorisdottir, Jost, Liviatan ve Shrout (2007), 19 farklı Avrupa ülkesinden toplanan European Social Survey’den (ESS) edindikleri veri setini analiz etmiş ve yüksek düzeyde deneyime açıklığın ülke etkisinden bağımsız olarak yüksek düzeyde sosyal adalet ve eşitliğe yönelimle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Ancak, Batı Avrupalı toplumlardan farklı olarak, komünizm sonrası ülkelerde bu ilişkide sağ siyasal yönelimin düzenleyici etkisi vardır. Ayrıca bu sonuç, Roets ve diğerlerinin (2014) yukarıda özetlenen çalışmasında kişilik ile siyasal aktivizm ilişkisinde siyasal yönelimin Doğu ve Batı Avrupalı ülkelere göre farklılaşan etkisini gösteren bulgularla da uyumludur.

Baskıcı komünist rejim geçmişine ek olarak, kişiliğin vatandaşların siyasal tercihlerini şekillendirmedeki rolü, Rusya Federasyonu gibi günümüz otoriter popülist rejimlerinde yaşayan insan gruplarında da Batılı örneklemlerden elde edilen sonuçlara göre farklılaşmaktadır. Greene ve Robertson (2017) Rus seçmenlerde kişilik ve çeşitli siyasi çıktılar arasındaki bağı incelemek için 2013 Rusya başkanlık seçimleri atmosferinde bir çalışma yürütmüştür. Sonuçlar, Batılı siyasi bağlamlardan elde edilenlerin aksine, deneyime açıklık ve sorumluluk sahibi olma gibi kişilik faktörlerinin siyasal tercih ve yönelimleri yordamada etkisiz kaldıklarını göstermektedir. İlginç bir şekilde, Batı siyasi bağlamlarında vatandaşların siyasal tercihini açıklamada daha az merkezi bir role sahip olan uysallık (bkz., Mondak, 2010), Rusya örneğinde vatandaşların tercihlerini açıklamada en tutarlı kişilik faktörü olarak dikkat çekmektedir. Spesifik olarak Rusya bağlamı, yüksek düzeyde uysallık, baskıcı lider tercihi ve popülist rejime destek arasında pozitif ilişkinin olabileceğini göstermiştir. Araştırmacılar sonuçlar açısından siyasal rejimin yapısına şöyle değinmektedir:

“Otoriter rejimler, neredeyse tanımları gereği, farklılıkları ve tartışmaları meşruiyetsizleştirir. Demokrasilerde, devlet başkanını veya hükümeti eleştirmek genellikle sadık bir vatandaş olmakla uyumlu görülürken, otoriter rejimlerde eleştirel olmak tehlikeli olabilir” (Greene ve Robertson, 2017, s. 7-8).

Dolayısıyla uysallık, bireyin demokratik kurumların işlevsizliğine normatif ya da normatif olmayan tepkiler göstermesini güdülemekten ziyade, ‘uyumlu olup sessiz kalma’yı ve hatta iş birliği içinde olmayı destekleyen bir kişilik faktörü olarak düşünüldüğünde (Mondak, 2010), bu tür despotik, çoğulculuğu dışlayan ve uysal ve tepkisiz vatandaş imgesini makbul olarak dayatan siyasi rejimlerde vatandaşlar açısından koruyucu işleve sahip olabilir.

 

Sonuç Yerine

Bireyin nispeten kalıcı psikolojik özelliklerine vurgu yapan bir kavram olarak kişiliğin insanların siyasal tercih ve yönelimlerini belirlemedeki etkisi yadsınamaz. Diğer bir deyişle, kişiliğin vatandaşların siyasi çıktılarını açıklamadaki gücü demografik etmenler, cinsiyet, sosyal sınıf vb. gibi değişkenlerden daha yüksektir (Caprara ve Vecchione, 2013). Bununla birlikte, yukarıda da açıklandığı üzere, araştırma sonuçları bu etki büyüklüğünün çalışmadan çalışmaya göre farklılık gösterdiğine işaret etmektedir. Bu noktada, ilişkilerin açıklanmasında sosyal ve ekonomik tehdit algısı gibi durumsal sosyal psikolojik faktörlerin aracı ve düzenleyici rolünün denklemlere dahil edilmesi, bir “zorunluluk” gibi görünmektedir. Dahası, farklı siyasal gerçeklikleri karşılaştırmaya dayanan uluslararası veri setlerinden elde edilen sonuçlar, bahsi geçen bu istatistiksel tutarsızlıkların nedenini açıklamada fayda ve derinlik sağlamaktadır. Fakat özetle görünen odur ki siyasal bilimciler ve psikologların bu alandaki ortak çalışması, durumsal ve siyasal dinamiklerin rolünü anlamak için ayrıca önem taşımaktadır.

Son olarak dikkatinizi çekeceği üzere, yazı boyunca kişilik ve seçmen tercihleri alanında Türkiye’den hiçbir büyük ölçekli psikolojik çalışmaya değinil(e)memiştir. Türkiye’de bu çalışma alanının ilerleme kat edebilmesi için ise öncelikli olarak; (1) genel olarak psikoloji bölümlerinde kişilik psikolojisine dair verilen derslerin müfredatı BFKM gibi modern kuramsal çerçeveleri öğrenciye tanıtacak şekilde geliştirilmeli, (2) psikolojinin bir disiplin olarak siyasal olguları açıklamadaki rolü lisans eğitiminden itibaren daha fazla vurgulanmalı ve (3) yeni nesil öğrenciler siyaset bilimi, sosyoloji gibi komşu sosyal disiplinlerdeki çalışmacılar ile daha fazla dirsek temasında bulunup disiplinler arası çalışmalara dahil olmaya teşvik edilmelidir.

 

Kaynaklar

Bilewicz, M., Cichocka, A., Gorska, P. ve Szabo, Z. P. (2011). Is liberal bias universal? An international perspective on social psychologists. Behavioral and Brain Sciences, 38, e134.

http://kar.kent.ac.uk/38123/%0ADocument

Campbell, D. E. (2013). Social networks and political participation. Annual Review of Political Science, 16(1), 33–48.

Caprara, G. V., Barbaranelli, C. ve Zimbardo, P. (1999). Personality profiles and political parties. Political Psychology, 20(1), 175–197.

Caprara, G. V., Schwartz, S., Capanna, C., Vecchione, M. ve Barbaranelli, C. (2006). Personality and politics: Values, traits, and political choice. Political Psychology, 27(1), 1–28.

Caprara, G. V. ve Vecchione, M. (2013). Personality approaches to political behavior. L. Huddy, D. O. Sears ve J. S. Levy (Ed.), The Oxford handbook of political psychology içinde (2. Baskı s. 23–58). Oxford University Press.

Costa, P. T. ve McCrae, R. (1992). Four ways five factors are basic. Personality and Individual Differences, 13(6), 653–665.

Cichocka, A. ve Dhont, K. (2018). The personality basis of political ideology and behavior. V. Zeigler-Hill and T. K. Shackelford (Ed.), The SAGE Handbook of personality and individual differences: Volume III: Applications of personality and individual differences içinde (s. 323-352), Sage.

Dinesen, P. T., Klemmensen, R. ve Nørgaard, A. S. (2016). Attitudes toward immigration: The role of personal predispositions. Political Psychology, 37(1), 55–72.

Duckitt, J. ve Sibley, C. G. (2009). A dual-process motivational model of ideology, politics, and prejudice. Psychological Inquiry, 20(2–3), 98–109.

Duckitt, J. ve Sibley, C. G. (2010). Personality, ideology, prejudice, and politics: A dual-process motivational model. Journal of Personality, 78(6), 1861–1894.

Feddersen, T. J. (2004). Rational choice theory and the paradox of not voting. Journal of Economic Perspectives, 18(1), 99-112. https://bit.ly/3jautJ6

Gerber, A. S., Huber, G. A., Doherty, D. ve Dowling, C. M. (2011). The big five personality traits in the political arena. Annual Review of Political Science, 14(1), 265–287.

Gerber, A. S., Huber, G. A., Doherty, D., Dowling, C. M., Raso, C. ve Ha, S. E. (2011). Personality traits and participation in political processes. The Journal of Politics, 73(3), 692–706.

Greene, S. ve Robertson, G. (2017). Agreeable authoritarians: Personality and politics in contemporary Russia. Comparative Political Studies, 50(13), 1802–1834.

Ha, S. E., Kim, S. ve Jo, S. H. (2013). Personality traits and political participation: Evidence from South Korea. Political Psychology, 34(4), 511–532.

Henrich, J., Heine, S. J. ve Norenzayan, A. (2010). Most people are not WEIRD. Nature, 466(7302), 29-29.

Jost, J. T., Federico, C. M. ve Napier, J. L. (2009). Political ideology: Its structure, functions, and elective affinities. Annual Review of Psychology, 60(1), 307–337.

Jost, J. T., Glaser, J., Kruglanski, A. W. ve Sulloway, F. J. (2003). Political conservatism as motivated social cognition. Psychological Bulletin, 129(3), 339–375.

Malka, A., Lelkes, Y. ve Soto, C. J. (2019). Are cultural and economic conservatism positively correlated? A large-scale cross-national test. British Journal of Political Science, 49(3), 1045–1069.

McAdams, D. P. (1997). A conceptual history of personality psychology. R. Hogan, J. Johnson ve S. Briggs (Ed.), Handbook of personality psychology içinde (s. 3–39), Academic Press.

McAdams, D. P. ve Pals, J. L. (2006). New big five. American Psychologist, 61, 204–217.

McCrae, R. ve Costa, P. T. (1987). Validation of the five-factor model of personality across instruments and observers. Journal of Personality and Social Psychology, 52(1), 81–90.

McCrae, R. ve Costa, P. T. (1989). More reasons to adopt the five-factor model. American Psychologist, 44(2), 451–452.

McCrae, R. ve Costa, P. T. (2008). The five factor theory of personality. O. P. John, R. W. Robins ve P. A. Lawrance (Ed.), Handbook of personality: theory and research içinde (s. 159–181), The Guilford Press.

Mondak, J. J. (2010). Personality and the foundations of political behavior. Cambridge University Press.

Mondak, J. J., Canache, D., Seligson, M. A. ve Hibbing, M. V. (2011). The participatory personality: Evidence from Latin America. British Journal of Political Science, 41(1), 211–221.

Mondak, J. J. ve Halperin, K. D. (2008). A framework for the study of personality and political behaviour. British Journal of Political Science, 38(2), 335–362.

Mondak, J. J. ve Hibbing, M. V. (2015). Personality and public opinion. A. J. Berinsky (Ed.), New directions in public opinion içinde (s. 187–207). Routledge.

Perry, R. ve Sibley, C. G. (2012). Big-Five personality prospectively predicts social dominance orientation and right-wing authoritarianism. Personality and Individual Differences, 52(1), 3–8.

Perry, R. ve Sibley, C. G. (2013). A dual-process motivational model of social and economic policy attitudes. Analyses of Social Issues and Public Policy, 13(1), 262–285.

Rentfrow, P. J., Jokela, M. ve Lamb, M. E. (2015). Regional personality differences in Great Britain. PLoS One, 10(3), 1–20.

Rentfrow, P. J., Jost, J. T., Gosling, S. D. ve Potter, J. (2009). Statewide differences in personality predict voting patterns in 1996-2004 US presidential elections. J. T. Jost, A. C. Kay and H. Thorisdottir (Ed.), Social psychological bases of ideology and system justification içinde (s. 314–349). Oxford University Press.

Rios, K., Sosa, N. ve Osborn, H. (2018). An experimental approach to intergroup threat theory: Manipulations, moderators, and consequences of realistic vs. symbolic threat. European Review of Social Psychology, 29(1), 212–255.

Roets, A., Cornelis, I. ve Van Hiel, A. (2014). Openness as a predictor of political orientation and conventional and unconventional political activism in Western and Eastern Europe. Journal of Personality Assessment, 96(1), 53–63.

Sibley, C. G. ve Duckitt, J. (2013). The dual process model of ideology and prejudice: A longitudinal test during a global recession. Journal of Social Psychology, 153(4), 448–466.

Sibley, C. G., Osborne, D. ve Duckitt, J. (2012). Personality and political orientation: Meta-analysis and test of a threat-constraint model. Journal of Research in Personality, 46(6), 664–677.

Thorisdottir, H., Jost, J. T., Liviatan, I. ve Shrout, P. E. (2007). Psychological needs and values underlying left-right political orientation: Cross-national evidence from Eastern and Western Europe. Public Opinion Quarterly, 71(2), 175–203.