Kişisel Belirsizlik


Hayal Yavuz Güzel

Hacettepe Üniversitesi

Dr. Öğr. Üyesi

 

 

Modern toplum bizlere sağladığı pek çok olanakla birlikte, yaşadığımız hayatın anlamından tutun, kendi var oluşumuzun taşıdığı anlama kadar bize belirsizlik hissettirecek pek çok değişimi de beraberinde getirdi. Hele de dijital devrimle birlikte yaşadığımız bu değişim o kadar hızlandı ki, aynı kuşaktan olmasına rağmen aralarında 5-10 yaş fark olan insanlar arasında bile uyum sağlama konusunda fark, hızla artmaya başladı. Artık insanlar sadece yaşadıkları toplumda ortaya çıkan dramatik değişimlere değil, dünya üzerinde herhangi bir yerde ortaya çıkan herhangi bir değişime de hazırlıklı olmak ve uyum sağlamak zorundalar. Bu uyumu sağlayabilmek için mesleki, kişisel ve kişilerarası yaşamlarımızda değişiklikler yapmak zorunda kalıyoruz.

Bu uyumu gösterebilmek, aslında yaşamımızı dolduran belirsizlikleri ne kadar iyi yönetebildiğimizin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle, kişisel belirsizliği yönetmek için benliğimizle ve toplumsal kimliğimizle ilgili nasıl değişiklikler gösterdiğimizi incelemek, günümüzde sosyal psikologlar için oldukça cazip bir araştırma alanı hâline gelmektedir. Bu noktada ‘kişisel belirsizlik’ kavramının sosyal psikolojide hangi anlamı ifade ettiğinin belirtilmesi gerekmektedir. Kişisel belirsizlik, kişinin benliğine ilişkin net ve tutarlı bilişlere sahip olmadığında, duyduğu şüphedir (Van den Bos ve Lind, 2002). İnsanlar kendi benlikleriyle ilişkili değerlendirmelerine ve inançlarına güven duymak isterler. Aynı zamanda, benlikleriyle ilişkili inanç ve düşüncelerine ne kadar güvenirlerse, bu inançlarının davranışlarını şekillendirme gücü de o derecede artar. Yani, benlik kavramımızdaki kesinlik ya da netlik arttıkça kişilik özelliklerimizle tutarlı davranış gösterme olasılığımız da artmaktadır (Briñol, DeMarree ve Petty, 2010).

Ancak burada üzerinde durulması gereken bir başka önemli nokta karşımıza çıkıyor: Günümüz modern dünyasında bireyin karşısında o kadar çok seçenek var ki, bu seçeneklerden hangisinin kendisi için en uygun olduğuna karar vermek için başvurduğu yegâne kaynak olan benlik kavramı, seçenekler arttıkça belirsizleşmekte, netliğini git gide daha fazla kaybetmektedir. Karnım acıktığında buzdolabını açıp en çok kaloriyi içeren yiyeceği yemeyi seçebileceğim gibi evimin ya da iş yerimin hemen yanındaki spor salonuna gitmeyi de tercih edebilirim, en hızlı ve gösterişli arabayı almak için çok sıkı çalışmayı seçebileceğim gibi en ucuz karavanı almaya yetecek kadar çalışıp sonra da o kasaba senin bu kasaba benim gezmeyi de seçebilirim. Evet seçenekler arttıkça kişisel özerklik duygusu ve özgürlük de artmaktadır ama bu, benlik kavramını tanımlarken, benlik kavramına ilişkin bilgi ararken ve bu bilgileri işlerken kişinin yaşadığı belirsizliği arttırmakta ve ihtiyaç duyduğu güven duygusunu alıp götürmektedir. Yani geçmiş kuşaklara kıyasla sahip olduğumuz daha fazla özgürlüğün bir de bedeli var. Yaşamının hiçbir döneminde, günümüz genç yetişkin bireyinin sahip olduğunun yarısı kadar seçeneğe sahip olmamış olan Orta çağ yetişkin bireyinden daha fazla mutlu muyuz? Sanırım daha fazla seçeneğin daha fazla özerklik ve özgürlük sağladığı; daha fazla özerkliğe sahip olmanın ise bireyin psikolojik iyi oluş durumunu arttırmak için gerekli olduğunu hiç kimse inkâr edemez. Ancak kişinin sınırlı bilişsel kaynaklarını kullanarak baş edemeyeceği kadar çok seçeneğin ve özgürlüğün olması, psikolojik iyi oluşu arttırmaz tam tersi, kişiyi herhangi bir seçim yapamayacak kadar paralize eder. Seçim yapamayacak kadar paralize olmak ise her ne kadar seçenekler birbirinden güzel olsa da kişinin mutsuz olmasına yol açar (Schwartz, 2010).

O hâlde, sahip olduğumuz bu özgürlük ve özerklik duygusunun karanlık yüzüyle nasıl baş ediyoruz? Bu konuda yapılan araştırmalar bu belirsizlik hissiyle baş ederek hayatımıza kaldığımız yerden devam edebilmemizi sağlayan birkaç temel güdüye sahip olduğumuzu gösteriyor. Bunlardan biri, içinde yaşadığımız toplumun bize sağladığı kültürel dünya görüşüne sıkı sıkı bağlanmak, bu görüşün bize sunduğu norm ve değerlere uygun olarak yaşamımızı sürdürmektir. Örneğin, Van den Bos ve Lind (2010) adil olan ya da adil olmayan yaşantılarımızın kişisel belirsizlikle baş etmek amacıyla kullandığımız en önemli kültürel değerlerden biri olduğunu belirtirler. Adillik insanların neyin adil olduğu ve neyin adil olmadığına ilişkin sahip oldukları öznel bir anlayış olarak tanımlanabilir. Van den Bos ve Lind’e (2010) göre, insanlar kendileriyle ilişkili belirsizlik yaşadıklarında, diğer insanların kendilerine gösterdikleri davranış biçimlerinin adil olup olmadığıyla daha fazla ilgilenirler.

Benzer şekilde, McGregor ve arkadaşları (2001) belirsizliğin “akışkan dengeleme” (fluid compensation) süreçleri ile yani benliğin tehdit edilen yönüyle ilişkili olmayan herhangi başka yönünün doğrulanmasıyla yönetilebildiğini göstermişlerdir. Hogg (2009) ise, Belirsizlik Kimlik Kuramı çerçevesinde, belirsizliğin sosyal özdeşleme süreçleriyle yönetildiğini belirtmektedir. Sosyal psikologlar tarafından öne sürülen tüm bu görüşleri destekleyen görgül araştırma bulguları bulunmaktadır.

Özetle, insanlık bir grup olarak bir arada yaşayabilmek için bir benlik kavramı geliştirmek zorundadır. Hepimizin sahip olduğumuz benlik anlayışımız sosyal yaşantımızın en temel gereksinimlerinden biri olduğundan, benliğimizle ilişkili sahip olduğumuz inançlarımızla ilişkili belirsizlik yaşamak bizler için tehdit edici ve itici bir durum oluşturur. Bu durumdan kurtulmak ya da en azından belirsizliği sosyal yaşantımızı sekteye uğratmayacak bir düzeye indirmek zorundayız. Bunu yapmanın en güvenilir yollarından biri, içinde yaşadığımız toplumun bize sağladığı kültürel değerlere sahip çıkmak olabilir.

 

Kaynaklar

Briñol, P., DeMarree, K. G. ve Petty, R. E. (2010). Processes by which confidence (vs. doubt) influences the self. R. M. Arkin, K. C. Oleson ve P. J. Carroll (Ed.). Handbook of the uncertain self içinde (ss.13-35). New York: Psychology Press.

Hogg, M. A. (2009). Managing self-uncertainty through group identification. Psychological Inquiry, 20, 221-224.

McGregor, I., Zanna, M., Holmes, J. G. ve Spencer, S. J. (2001). Compensatory conviction in the face of personal uncertainty: Going to extremes and being oneself. Journal of Personality and Social Psychology, 80, 472-488.

Van den Bos, K. ve Lind, E. A. (2002). Uncertainty management by means of fairness judgments. Advances in Experimental Social Psychology, 34, 1-60.

Van den Bos, K. ve Lind, E. A. (2010). The social psychology of fairness and the regulation of personal uncertainty. R. M. Arkin, K. C. Oleson, ve P. J. Carroll (Ed.). Handbook of the uncertain self içinde (ss. 142-159). New York: Psychology Press.