Kitap İncelemesi: Byung-Chul Han’ın Psikopolitika’sına İyi Oluş Perspektifinden Bir Bakış


Aytül Ayşe Cengiz

Anadolu Üniversitesi

Doç. Dr.

 

Günümüzün kaotik, belirsiz, kaygan günlük yaşam pratiklerinde giderek daha fazla kendimize dönmekte, kendi isteklerimiz, kendi ihtiyaçlarımız ve kendi mutluluğumuzla ilgilenir olduk. Kendimize döndükçe, kendimizi daha fazla yargılamaya, daha fazla eleştirmeye, kendi iç huzurumuzu kaybetmeye başladık. Günlük dilde “modum düşük”, “gerginim”, “dün gece yine uyuyamadım”, “içimde bir huzursuzluk var” ile yankılanan iç çatışmalarımızın neden günümüzde artış gösterdiğini anlamak açısından Han’ın (2019) Psikopolitika kitabını incelemenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Kendini sürekli yeniden yaratan bir proje olarak gören öznenin kendini özgür hissederken, aslında özgür olmadığını, yapabileceklerinin sınırsız olduğu söyleminin özneye dayattığı zorlamalar noktasında özgürlüğün bittiği vurgusu ile başlayan bu kitapta özne giderek yalnızlaşmakta, en çok kendine kızmakta ve patolojik bir sarmalın içinde kayboluşu iyi oluşu da olumsuz etkilemektedir.

Oysaki iyi oluş, psikolojik iyi oluş ve öznel iyi oluş olmak üzere bir bütündür. Sadece haz döngüsüne ya da mutlu olmaya indirgenen bir iyi oluş hâli bizi köşeye sıkıştırır ve üzerimize kapıyı kilitler. Bireyler olarak ekolojik düzenin bütünselliği içerisinde tüketici rolümüzden sıyrılıp üreten varlıklara dönüştüğümüzde iyi oluş kendiliğinden bizimle olacaktır. Zorlamalardan arınmış olarak, ruhumuzla ve zihnimizle odaklandığımızda yaratıcılığımız ortaya çıkacaktır. Günümüz kapitalist ekonomisinde kafa ve kol emeğinin birbirinden ayrılması, işlerin parçalanmasından da öte maddi olmayan emeğin üretimi ile giderek kendine ve işine yabancılaşan, aidiyet hissi kayboldukça mutsuzluk karabasanları gören bireyler olmaya başladık.

Han, bu durumu kitabında neoliberal rejimin iktidar teknikleri ile açıklamıştır. Heyecan, oyun ve iletişim ile özgürlüğün dışa vurulduğu ve pratiklerini oluşturduğunu, ruh gibi davranan ve ruhu sömüren neoliberal rejimin dost olarak gözükürken bunun altında isteklerimizi, duygularımızı, ihtiyaçlarımızı, tecrübelerimizi, fikirlerimizi belirlemeye ve manipüle etmeye devam ettiğini ifade eder.

Aslında bu durum tam da haz ekonomisine dayanan yeni kapitalizmin en çok istediği şeydir. Günümüzün mutluluk reçeteleri haz almaya odaklanmıştır. Hazzın çoğaltılıp, acının azalması gerektiği inancı ile Berger’in (2019) işaret ettiği gibi seyircisi olduğumuz reklamlarda aslında içinde olduğumuz durumdan memnun olmadığımız ve “sahip olma” ile imgelenen pırıl pırıl bir gelecek dili içinde buluruz kendimizi. Aşırı mutlu olmak için isterseniz eşya satın alın isterseniz ilaç… Huxley (2003), Yeni Cesur Dünya isimli eserinde bunların farkında olmadan özgürlüklerimizi elimizden aldığını söyler.

Psikopolitika kitabının en can alıcı kısmı, farkında olmadan, gönüllü olarak bağımlı olduğumuzdur. Disiplinci iktidarın kısıtlayıcı ve olumsuzlayıcı özelliğinin neoliberal rejimde değiştiğini anlatır; bu rejim bize dayatmaz, bizi kısıtlamaz; incelikle yaklaşır ve disipline etmek yerine bizi sürekli olarak isteklerimiz, ihtiyaçlarımız üzerinden sağaltır.

Neoliberal rejimin iktidar tekniği incelikli, kaygan, akıllı bir biçime bürünmüş olup hiçbir şekilde görünür değildir. Bu rejimde tabi durumdaki özne tabiyetinin farkında bile değildir. Egemenlik ilişkileri tümüyle görüş alanı dışındadır. Bu yüzden de kendini özgür sanır (s. 24).

Neoliberal rejimin maddi olmayan üretim tarzında enformasyon, hız, şeffaflık üzerinden artık sadece dışarıdan gözetleme yapan panoptikonlar işlevsiz kalmıştır. Bauman’ın “kendin yap” panoptikon kavramı ya da kitapta Han’ın dijital panoptikon’u içeriden, içsel düşünce ve ihtiyaç üretir. Kitapta Orwell’in 1984 eserindeki Big Brother ile benzeşim kurarak topyekûn bir ağ bağlantısı ya da topyekûn bir iletişimin sanki herkes birbirini gözlemliyormuş gibi uyumlaştırıcı, düzleştirici bir etki yarattığına vurgu yapılır.

Han, kitabında insan ruhunu düzleştiren ve düşünce öncesi düzeyde ruhu etkilemeyi mümkün kılan psikopolitika için Big Data’yı önemli bir tahakküm kurma/denetleme aracı olarak ele almıştır. Bu durum da günümüz -modern- insanının belki de en büyük çaresizliğini yaratıyor, çünkü kendi özgür irademizle tercih yaptığımızı, düşündüğümüzü, deneyimlediğimizi sanan biz bireyler, dijital panoptikonun aktif veri sağlayıcısı olarak hem kendimizi köle yapıyor hem de ruhumuzu köle tutmak için gerekli olan ortamı kendimiz yaratıyoruz. Home Deus kitabında Harari (2016) şöyle der: “İnsanlar veri sağanağı ile baş edemeyince, sahip olduğu otoriteyi serbest piyasaya, kitlelerin ortak aklına ve algoritmalara bıraktı…. Sansür yerini gereksiz veriye boğmaya bıraktı” (s.414). Modern insan şaşkın ve güvencesiz; ne kendine, ne de diğerlerine güveniyor. Bireyin kendini var ettiği sosyal ilişkiler yerini sanal ilişkilere bıraktı. Özgür irade yerine sanal irade var ve kendi inşa ettiğimiz bu sanal irade bizi bir taraftan mutsuz etmekte bir taraftan da özgürlük anlamında bizi nefessiz bırakmaktadır.

Nefessiz kalan bizler ise kendimizi yarattığımız projelerimizde başarılı olamadığımızı düşünmekte ve daha agresif ya da daha depresif öznelere dönüşmekteyiz. Ana akım mutluluk yazınına eleştirel bir gözle bakıldığında, aslında Han’ın biyopolitikadan psikopolitikaya geçildiğine vurgu yapmasının ne kadar önemli olduğu görülebilir. Ana akım mutluluk yazını, bireyin dinç olması, enerjik olması, sevinçli ve neşeli olması üzerine kurgulanmıştır; Dünya Bankası’ndan Dünya Sağlık Örgütü’ne kadar çeşitli kurumlar iyi oluşu ölçmekte, toplumları mutluluk skalası üzerine yerleştirmektedir. Hatta Birleşmiş Milletler’in 2013 yılından itibaren 20 Mart’ı Uluslararası Mutluluk günü ilan etmesi mutluluğu zorunlu olarak hissetmemiz gerektiğine, eğer hissedemiyorsak bunun bizim beceriksizliğimiz olduğu üzerine kuruludur. İdeolojiler, bize ne yapmamız gerektiğini ve neleri yaptığımız takdirde ödüllendirileceğimizi söylüyor (Cengiz, 2018); neoliberal rejimin özerk birey vurgusu toplumların refahı için gerekliymiş gibi ele alınırken ya da toplum refahı yerine bireysel mutluluklar/başarı ön plana çıkarılırken (Baumann, 2008), iyi oluşun toplumsal işlevselliğe ne kadar bağlı olduğu sandıklara kilitlenmektedir. Han, bu durumu kitabında bireyin kendini sürekli optimize etmeye çalışmasının Amerikan kişisel gelişim yazınlarında sihirli sözcük olan sağaltım (healing) ile açıklar. Günümüzdeki düzende verimlilik/performans uğruna her işlevsel zayıflığı, her zihinsel tıkanmayı tedaviyle gidermek esastır. Bireyin kendini sürekli sömürmesini yeni bir boyun eğme biçimi olarak ele alan Han, bu durumun bireylerde zihinsel çöküş yarattığını ifade eder.

Gerçek mutluluğun, başıboşluktan, gönül rahatlığından, bolluktan, anlamını yitirmiş olandan, fazlalıktan, gereksiz olandan kaynaklandığını belirten Han, bireyin kendisini bulmasının ya da kendisini tanımasının iyileştirici etkisine değinir. Deneyimlemenin özneyi tabi olma durumundan çıkaracağına ve deneyimin dönüşüm sağlayacağına işaret eder:

Yaşam sanatı, özneleştirme/tabi kılma amacıyla kullanılan psikolojik teröre karşı durur (s. 84).

Deleuze’ün “budalayı oynayın” sözünden hareketle Han, budala olduğumuzda tamamen ötekiye ulaşabileceğimize değinir, peşi sıra susma, sessizlik ve yalnızlığın özgürlük alanları yaratabileceğini belirtir. Budalayı belirleyen bireysellik ya da öznellik değil, tekilliktir. Bu tekilliğin küçük çocuklarda var olduğunu söyleyen Han, özgürlük kazandıranın olumsuzluklar olduğunu yazarak kitabına son verir.

 

 

Çocuk olduğumuz günlerin artması dileğiyle…

 

Yararlanılan Kaynaklar

Bauman, Z. (2008). Happiness in a society of individuals. Soundings, 38, 19-28.

Berger, J. (2019). Görme biçimleri (Y. Salman, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.

Cengiz, A. A. (2018). Mutluluk sarmalındaki örgütlerde çalışanların iyi oluşunun açılımı ve izdüşümü. A. Keser, Ş. Yürür ve G. Yılmaz (Ed.). Çalışma yaşamında davranış içinde (ss. 9-11), Bursa: Umutepe Yayınları.

Han, B.-C. (2019), Psikopolitika: Neoliberalizm ve yeni iktidar teknikleri (H. Barışcan, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.

Harari, Y. H. (2016). Homo Deus: Yarının kısa bir tarihi (P. N. Taneli, Çev.). İstanbul: Kolektif Kitap.

Huxley, A. (2003). Cesur yeni dünya (Ü. Tosun, Çev.), İstanbul: İthaki Yayınları.