Kız İsteme Bestesi


Erdi Diker
Okul Psikolojik Danışmanı

Çalıştığım lisede öğrencileri üniversite gezisine götürdüğüm bir gündü. Çoğunluğu 17-18 yaşlarında olan bir ergen grubu. Arabesk rap’in aralarında popüler olduğunu zaten biliyordum; fakat çok daha farklı bir şarkıyla dikkatim onlara yöneldi. Melodik olarak tribün şarkılarını andıran fakat sözleri futboldan çok duygusal mesajlarla dolu bir şarkıydı söyledikleri. En az on kez maruz kaldığım bu şarkıya duyarlığımı beşten sonra yitirmiş olsam da akşamında melodi ve sözlerin kafamda dolaşmasına engel olamayarak şarkının izini sürdüm ve 2010 yılında Bursa Spor’un bir deplasman maçına giderken söylediği bu şarkının Youtube’ta 4,5 milyona yakın bir tıklanma sayısı olduğunu gördüm. Artık kayıtsız kalamazdım. İnsanları bu şarkıda bu kadar etkileyen neydi diye sorgulayarak sözleri zihnimde mercek altına aldım. Öncelikle (Youtube video altı bilgisindeki haline sadık kalarak) sözleri bütünüyle verip ardından teker teker inceleyeceğim.

“Bir kızı Çook sevmiştim / gitmiştik İstemeye / Pahalı Bir Çikolata / Bir buket Çiçek İle / Takım Elbiseyi Giyip / Atladık bir Taksiye / Başladık gitmeye, Kızın Evine

Hoşgeldiniz Fasılları / Nasılsın Ayakları / sordular Benim babama / ne iş bu Delikanlı / Eryamanda Evi Var mı / Kıyak bir Arabası / Acep Mutlu Eder mi, Bu Güzel Kızı..

Babam Dedi ne Evi Var / ne de Bir Arabası / Çalışmıyor Şuan Zaten / Yoktur Fazla Parası / ama Sevmişlerdir Madem / Verin Artık Şu kızı / Seveni Ayırmanın, Çoktur Günahı..

Annesi Atladı Hemen / Aşk Karın Doyurmaz ki / İki Çıplak bir Hamamda / Asla oynayamaz ki / e tribüncüymüş bu / bellidir ki serseri / Biz Size Bu Kızı, Hiç Vermeyiz Ki..

Babam dedi benim oğlum / serseri falan değil / Aslan gibi delikanlı / yüreği yerindedir / Suç sizde değil sizden / kız isteyenlerdedir / Bu iş paradan değil, yürekten gelir…

Şimdi nemi yapmaktayım / yollara bakmaktayım / Elimdeki sigaramla / deplasman yolundayım / Boğazım kurudukça / biramı yudumlarım / Bana kız vermeyenin, *MINA KOYAYIM.”

“Bir kızı çok sevmiştim, gitmiştik istemeye…” Burada dikkatimi çeken duygunun ne kadar tekil olduğu, ‘bir kızla birbirimizi sevmiştik’ yerine ‘çok sevmiştim’ diyor. Sadece kendisinin sevmiş olması onu istemeye gitmesi için yeterliymiş gibi pekâlâ. Nitekim burada erkeğin muhatap aldığı sevdiği kız değil, ailesi oluyor. Zaten şarkı boyunca kızın erkeğe karşı duygularıyla ilgili de hiçbir bilgi edinemiyoruz. Ama erkeğin kızın ailesinin meşruiyetini kazanması çok önemli olacak ki direk kız istemeye gitmekle başlıyor şarkı. Sanki kız anne ve babası tarafından verilse kızdan yana hiçbir mesele kalmayacakmış gibi.

“…Pahalı bir çikolata, bir buket çiçek ile…” Pahalı vurgusunu önemli buluyorum. Misal ‘kaliteli’ sıfatı yerine ‘pahalının’ kullanılması, yani bunu öne çıkarıyor olmak paraya yönelik algının da ciddi bir göstergesi. Bir şey pahalı olursa sanki reddedilmesi daha zor bir hâl alacakmış gibi. Burada çiçek ve çikolata götürme ritüeli de bir hürmet göstergesinden finansal bir metaya dönüşmüş gibi.

“…Takım elbiseyi giyip atladık taksiye, başladık gitmeye kızın evine…” Takım elbise ve taksinin özellikle belirtilmesi, erkeğin ve ailesinin günlük rutinleri dışında bir davranış içerisinde olduklarından olsa gerek. Buradan takım elbise giymek ve taksiye binmenin, kız isteme eylemi için ne kadar ciddi bir yatırım içerisinde oldukları ve fedakârlıkta bulundukları (sanki karşı taraf böyle bir fedakârlığı istiyormuşçasına) imajını öncelemesi adına önemli.

“…Hoş geldiniz fasılları, nasılsın ayakları.” İşte kuşak çatışması başlıyor. İyi karşılanmak hoş bulmak sadece bir fasıl, hâl hatır sorulması da bir kandırmaca. Çünkü erkek sonuca o kadar odaklanmış ki, nezaketli bir başlangıç onun için bir hiç ve samimiyetsizlik. İletişim kolaylaştırıcı rutinler bir an önce bitsin ve dürtüsel erkeğimiz istediğini bir an önce alsın istiyor.

“Sordular benim babama, ne iş bu delikanlı Eryaman’da evi var mı, kıyak bir arabası? Acep mutlu eder mi, bu güzel kızı?” Baba bile kendi kızına o kadar yabancılaşmış ki ‘bu’ diye hitap ediyor. Onun için de kızının temsili ev ve arabayla mutlu olacak biri. Tabi bu en temelde erkeğin zihinsel temsili ve bir önceki kuşağa da bunu aktarıyor. Kızının kendi başarısıyla (veya ailesinin de desteğiyle) ev veya araba alması gelecekte dahi söz konusu değil sanki. Nitekim babaya sorulan soru üzerinden erkeğin kendi değerini de gayrimenkul ve mal varlığı üzerinden kurduğunu görüyoruz. Sanki dış dünyada erdemli biri olması, saygınlığı, çalışkanlığı üzerinden değil, sadece mülkiyeti üzerinden değer görecek. Evet, bunun toplumsal bir tezahürü gerçekten de olabilir ama burada önemli olan şarkıda çok temel bir meşru zemine oturması. Yani erkeğin de bunu şarkıya götürerek yeniden üretmesi ve normu mazeret edinmesi.

“…Babam dedi: Ne evi var ne de bir arabası… Çalışmıyor şu an zaten, yoktur fazla parası; ama sevmişlerdir madem, verin artık şu kızı. Seveni ayırmanın çoktur günahı…” İşte tam bir ergen fantezisi! Onu toplumsal beklentilerden koruyup olduğu gibi kabul eden bir baba figürü. Sanırım şarkıda en trajik bulduğum bölüm burası. Babanın da kafası ilişkinin karşılıklı olup olmadığı noktasında karışık sanırım. Sevmişlerdir derken (çok emin de değil, sevmemiş de olabilirler birbirlerini ama önemli değil erkek için önemli olan babasının ona olan güveni) birden seveni ayırmaktan bahsediyor. Oğlunun sevgi nesnesini, adeta bir oyuncak talep eder gibi istiyor ve bunu dini bir perspektiften meşrulaştırıyor: Artık günahı kızın ailesinin boynuna oluyor. ‘Sevenleri ayırmanın günahına girmek’ karşı tarafı suçlayabilmek için iyi bir koza dönüşüyor.

“Annesi atladı hemen: Aşk karın doyurmaz ki. İki çıplak bir hamamda, asla oynayamaz ki. E tribüncüymüş bu, bellidir ki serseri. Biz size bu kızı hiç vermeyiz ki…” Buradaki kuşak çatışması ifadelerin yanlış kullanılması (aslında erkeğin işine gelecek şekilde kurulması) üzerinden ilerliyor. Alt metinde anne evliliğin yetişkinlik, kendi ayakları üzerinde durabilmek, öz bakımını sağlayabilme gerektirdiğini söylese de erkeğin bunu aşkına karşı çıkış olarak görmesi, geri kalan bütün gereklikleri göz ardı etmesini de sağlayabiliyor. Reddedilenin yetersiz yaşam becerileri değil, bütünüyle kendisi olduğunu öngörüyor. Nitekim annenin en sonda tribüncülük kimliğine saldırması ve erkeği serserilikle suçlaması, erkeğin tribüncü kimliğini ne kadar benimsediğini gösteriyor. Bunu kız istemesinde dahi kendisine bir engel olarak görmesi (sanki hayatta başka hiçbir kimliği yokmuşçasına ki gerçekten de olmayabilir) kendi norm dışılığını da onuyor.

“Babam dedi: Benim oğlum serseri falan değil. Aslan gibi delikanlı, yüreği yerindedir. Suç sizde değil sizden kız isteyenlerdedir. Bu iş paradan değil, yürekten gelir…” Şarkının ikinci kırılma noktası da burada yaşanıyor ve bunun da babayla ilgili olması tabi ki tesadüf değil! Babanın onayını almak, babadan kabul görmek ne kadar kıymetliymiş meğer erkek için. Babası bunu dedi ya artık kızı vermeseler de olur. Bunun yaşanması için kızın ve ailesinin gecesini zehir etmeye ne gerek vardı(?) Tabi ki erkeğe ve ailesine karşı dışarıdan bir tehdit, aile bütünlüğünün sağlanması ve tribüncü evladın kabul görmesi için temel bir dinamik. Baba oğlunu savunuyor ve erkeğin öz savunmasına hiç gerek kalmıyor. Gerçi baba da oğlunun delikanlılığı, yüreği yerinde olması dışında başka argüman üretemiyor. Ne kastettiğini de sanki sadece baba oğul aralarındaki neredeyse simbiyotik bağ ile biliyor ve ifadeyi açma gereği duymuyor. Baba durumu bir suç ve cezaya indirgeyerek bağlamdan tamamen çıkıyor, sorumluluk almayı parayla, aşkı da dürtüsellikle karıştırıyor. Babasının ağzından kendi gerçekliğini duyan erkek süperegodan mefhum bir rahatlayış yaşıyor. Baba dış dünyayla bir katalizör olmaktan çıkıp, erkeğin dürtüsel fantezi dünyasının savunucusu haline geliyor.

“Şimdi ne mi yapmaktayım? Yollara bakmaktayım. Elimdeki sigaramla, deplasman yolundayım. Boğazım kurudukça, biramı yudumlarım. Bana kız vermeyenin ……….” Erkek eski hayatına kanalize olmakta hiç zorlanmamış gibi. Ama bir yandan merak edilme isteği de var ki cümleye soruyla başlıyor. Kabul görmeyen hayatını gururla anlatmaya devam ederken, taleplerine karşı çıkanları da tecavüzle tehdit ediyor. Acaba böyle bir erkek tarafından istenmeye gelinen kız için de her şey bu kadar eskisi gibi devam edecek midir? Ailesinin kendi deyimiyle tribüncü serseri erkeklerle kendilerini muhatap ettiği için kızlarını suçlaması işten bile değil.

Bu şarkı Türkiye’de eril kültürün özüne, dış dünyaya, baba figürüne ve kadına bakışıyla ilgili çok ciddi yansıtmalar içeriyor kuşkusuz. Şarkı dışarıdan bir engellenmiş aşk gibi görülse de, özünde simbiyotik bir baba-oğul ilişkisi, bir arzu nesnesinden öte gidemeyen, duygu ve düşünceleri temsil bulmamış (hem erkek hem kendi ailesi tarafından) bir kadın içeriyor (ki içeremiyor bile). Bunu sürekli iltimas görmeyi bekleyen, narsistik eğilimleri yüksek yeni neslin ruhsal özellikleriyle birleştirdiğimizde gelecek tablo çok da iç açıcı gözükmüyor.

Yazıya konu olan ilgili video: https://www.youtube.com/watch?v=lzjnK072aPI