Kolektif Bellek: Kimlik ve Kolektif Belleğin Yapılandırılması


Aysu Mutlutürk
Anadolu Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Doç. Dr.

Bir grubun (örn., bir neslin, seçmen grubunun ya da ulusun) ortak geçmişi o gruba kim olduğunu, nereden geldiğini ve nereye doğru ilerleyeceğini söyler. Grubun kolektif belleğini oluşturan bu ortak geçmiş grup kimliğinin, normlarının, değerlerinin inşasında ve devamlılığında merkezi bir rol oynar. Kolektif bellek, 1950’lerde Halbwachs’ın çalışmalarından beri sosyolojiden siyaset bilimine uzanan çeşitli disiplinlerin literatüründe sıklıkla ele alınmıştır. Ancak kavramın, ana araştırma konularından biri bellek olan, psikoloji disiplininde dikkat çekmeye başlaması 2000’li yılları bulmuştur. Bu yazıda kolektif bellek kavramını psikoloji perspektifinden ele alacağız ve temel olarak aşağıdaki sorulara yanıt arayacağız:

  1. Kolektif bellek nedir?
  2. Bir grubun kolektif belleği ile kimliği ilişkili midir?
  3. Aynı olay nasıl olur da farklı gruplar tarafından farklı şekillerde hatırlanabilir? Toplumsal olayları belleğimizde birebir temsil etmek yerine onu yeniden yapılandırıyor muyuz?

Kolektif Bellek Nedir?

Bilgi ve deneyimleri depolamak, bunları bellekte temsil etmek ve gerektiğinde hatırlamak bireyin zihninde gerçekleşir. Ancak hatırlananların içeriği, bireyin içinde bulunduğu sosyal ve politik bağlamın da bir yansımasıdır (Bachleitner, 2021; Wertsch ve Roediger, 2008). Bu bakımdan bir yönüyle bireysel bir süreç olan belleğin diğer bir yönüyle sosyal ve kolektif bir süreç olduğu düşünülebilir. Bireysel ve kolektif belleğin bu denli yakından ilişkili olmaları nedeniyle bu iki kavramın birbirinden ayırt edilip edilemeyeceği sıklıkla tartışma konusu olmuştur (örn., Halbwachs, 1980; Hirst ve Manier, 2008). Bu kavramları ayırt etmenin yollarından biri, bireysel belleğin bireyin kişisel anılarını, kolektif belleğin ise bir grubun üyelerinin belleğinde yer alan ve birlikte hatırlanan toplumsal olayları kapsadığını düşünmek olabilir. Ancak bazı araştırmacılar kolektif belleğin bireylerin belleğinde değil, müzeler, anıtlar, sokak ve cadde isimleri gibi kültürel ürünlerde temsil edildiğini ileri sürmüşlerdir (örn., Assmann, 1995; Olick, 1999). Buna karşılık, diğer bazı araştırmacılar bir grubun geçmişine ilişkin bilgilerin o grubu oluşturan bireylerin zihninde işlendiğini, bireyin zihinsel süreçlerini hesaba katmadan kolektif bellek süreçlerini anlamanın mümkün olmayacağını vurgulamışlardır (Hirst ve Manier, 2008; Wertsch ve Roediger, 2008). Kolektif belleğin oluşabilmesi için bir olaya ilişkin kişisel bilgi ve deneyimlerin bireyler arasında aktarılması ve grup içinde dağılıp yayılması gerekir (Hirst ve Manier, 2008). Bilgi ve deneyimler grup içinde aktarılırken hem farklı bilgi ve deneyimlerle hem de diğer kültürel ürünlerle etkileşerek yeniden yapılandırılır. Böylece farklı bilgi ve deneyimler birbirine yakınlaşıp benzeşerek ortak bir belleğe dönüşür. Bu bakış açısına göre, bellek teriminin önündeki kolektif nitelemesi, toplumsal olayları kodlayan ve hatırlayan öznenin kolektif olmasından ziyade bu belleğin yapılandırılma sürecinin kendine özgü kolektif doğasına dikkat çekmektedir (Bachleitner, 2021). Kolektif belleğin kavramsallaştırılmasında bu ve benzeri tartışmalar tamamen son bulmasa da son yıllarda, kolektif belleğin geçmişe ilişkin bilgi ve deneyimlerin grup tarafından paylaşılan bir özeti şeklindeki tanımı üzerinde bir uzlaşı oluşmaya başladığı söylenebilir (Harris ve ark., 2008; Hirst ve ark., 2003). Bu yazıda kolektif bellek kavramı ele alınırken bu tanım benimsenmiştir.

Kolektif Bellek ve Kolektif Kimlik

Kimlik, en genel anlamıyla, kim olduğumuz ve diğer insanların kim oldukları hakkındaki anlayışımız olarak tarif edilebilir (van Stekelenburg, 2013). Kişisel kimlik bireyin kendini nitelikleri açısından tanımlamasını, grup kimliği ya da sosyal kimlik bireyin kendini sosyal gruplara üyeliği ve bu üyeliğe eşlik eden değerler ve duygularla tanımlamasını ifade eder (Tajfel, 1981). Kolektif kimlik ise bir bütün olarak grubun kimliğini ifade eder. Kolektif kimlik bireyin kendini nasıl tanımladığını değil, grubun kimliğini, yani bir grubun üyelerinin aynı sosyal kimliği paylaştıklarına dair ortak farkındalığını belirtir (David ve Bar-Tal, 2009). Uluslar, dinler, spor takımları, siyasi gruplar, nesiller ya da ailelerin hepsi kendilerini bir grup olarak karakterize eden tarihsel olaylara ve bu olaylara ilişkin ortak bir belleğe sahiptir (Liu ve László, 2007).

Grubun kimliği ile belleği arasındaki ilişkinin iki yönlü olduğu söylenebilir. Bir yandan grubun ortak belleği kolektif bir kimliğin oluşmasını ve sağlamlaşmasını sağlarken, diğer yandan kolektif kimlik o grubun üyelerinin hangi olayları hatırladıklarını ve bu olayları nasıl hatırladıklarını şekillendirebilir. İlk olarak, kolektif belleğin grubun ortak kimliğini nasıl şekillendirdiğine odaklanalım. Bir toplumsal olaya ilişkin bireysel bilgi ve deneyimler grubun diğer üyeleriyle paylaşılır. Söz konusu toplumsal olaya ilişkin paylaşılan bilgi ve deneyimler grubun diğer üyelerinin de katkılarıyla yeniden şekillenerek ortak bir bellek anlatısına dönüşür. İşte bu kolektif sürecin sonunda ortaya çıkan kolektif bellek temsilleri grup üyelerine geçmişten bugüne bir grup sürekliliği duygusu kazandırır ve adeta grubun birleştirici tutkalı hâline gelir (Assmann, 1995; Hirst ve Manier, 2008; Wertsch ve Roediger, 2008). Ayrıca bireyin gruba aidiyetini ve grup dayanışmasını güçlendirerek de bir kolektif kimliğin oluşmasını ve sürdürülmesini destekler (Uzer ve ark., 2024).

Kolektif bellek ve kolektif kimlik arasındaki bağlantının dikkat çekici örneklerinden biri, Avrupa Birliği ve Avrupa’da ulusötesi bir kimliğin oluşum süreci olabilir (Mutlutürk ve Usul, 2024). Ortak bir bellek ve kimlik, Avrupa’da bir ekonomik, siyasi ve kültürel birliğin oluşması için değerli kaynaklar olarak görülmüştür (Neumayer ve Mink, 2013). Bu bakış açısının bir sonucu olarak kolektif bir Avrupa belleği fikri, Avrupa kimliğini geliştirme ve Avrupa’da bir birlik oluşturma çalışmalarının tam merkezinde yer almıştır (Prutsch, 2015). 1945’ten günümüze Avrupa’da çeşitli bellek anlatıları ön plana çıkmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra savaş sırasında işlenen zulümlerden Almanların sorumlu olduğu anlayışı hâkim olmuştur (Bachleitner, 2019; Neumayer ve Mink, 2013). Almanya bu yıllardan itibaren tarihsel sorumluluğu kabul etme ve geçmişle yüzleşme konusunda örnek bir model hâline gelmiştir (Zubrzycki ve Woźny, 2020). Avusturya ve Polonya gibi savaş sırasında Nazi işgali altında olan ülkeler ise savaştan sonra bu travmatik geçmiş anlatısını benimseyerek kendilerini kurban olarak konumlandırmışlardır (Bachleitner, 2019; Zubrzycki ve Woźny, 2020). 1950’lerden sonra Holokost[1] benzeri olayların tekrar yaşanmaması ve Avrupa’da kalıcı barış ve iş birliği oluşturulması için Avrupa ülkelerinin birliği vurgusu yapılmıştır (Neumayer ve Mink, 2013; Prutsch, 2015). Bu amaç doğrultusunda medya kampanyaları, eğitim programları ve politika girişimleri gibi uygulamalarla Avrupa ülkelerinin Nazi döneminde yaşanan kötü tecrübelere ilişkin ortak bir geçmiş anlatısı etrafında birleşmesine yönelik adımlar atılmıştır. Bu sayede bir Avrupa kolektif belleğinin yapılandırılması, Avrupa ülkelerinin demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü gibi bazı ortak değerleri benimsemesi ve Avrupa kimliğinin bu çerçevede güçlendirilmesi hedeflenmiştir (Prutsch, 2015).[2]

Kolektif bellek ve kimlik arasındaki ilişkinin bir diğer yönü ise kolektif kimliğin geçmişin nasıl hatırlanacağını şekillendirmesi ile karşımıza çıkar. Grup, kolektif bir kimliğin inşası ve bu kimliğin tutarlılığını korumaya yönelik kaygıları nedeniyle ortak geçmişe ilişkin anlatıları grubun amacına ve kimliğine uygun biçimde yeniden yapılandırabilir (Wertsch ve Roediger, 2008). Bunu yaparken kolektif kimliğe uymayan bazı bilgi ve deneyimleri göz ardı ederken kimliği destekleyen bilgileri seçici biçimde kolektif belleğe dâhil edebilir (Olick, 1999; Wertsch, 2002 Wertsch ve Roediger, 2008). Bu bakış açısıyla uyumlu biçimde, tarihsel olarak benzer toplumsal olayları deneyimleyen ülkelerin kolektif belleğinde farklı olayların ön plana çıktığını gösteren bulgular mevcuttur. Çeşitli araştırmalarda katılımcılara belirli bir dönem boyunca (örn., son 70 yılda ya da son 100 yılda) dünyada gerçekleşen en önemli toplumsal olayların hangileri olduğu sorulmuştur (Corning ve ark., 2013; Schuman ve Rodgers, 2004; Schuman ve ark., 1998). Amerikalılar, Japonlar ve Ruslar II. Dünya Savaşı’nı en önemli toplumsal olay olarak hatırlarken (Corning ve ark., 2013; Schuman ve Rodgers, 2004; Schuman ve ark., 1998), Almanlar Almanya’nın yeniden birleşmesini (Schuman ve ark., 1998) ve Litvanyalılar Litvanya’nın bağımsızlığını (Corning ve ark., 2013) hatırlamışlardır. Farklı ulusların farklı toplumsal olayları dünyanın en önemli olayı olarak nitelediğini gösteren bu bulgular, belirli bir grubun ortak geçmiş anlatısının o grubun kimliği çerçevesinde şekillenebildiğine işaret etmektedir.

İnsanların hangi toplumsal olayları önemli olaylar olarak hatırladıklarının ötesinde bu olayları zihinlerinde nasıl imgeledikleri ve başka olaylarla nasıl ilişkilendirdikleri de üyesi oldukları grubun kimliğine göre farklılaşabilmektedir. Bu konudaki bulguların bir kısmı, zihinsel temsilleri ortaya çıkarıp görselleştirmeye yardımcı olan benzerlik verisi analizlerine dayanmaktadır. Bu çalışmalarda katılımcılar çeşitli toplumsal olaylar arasındaki benzerliği sayısal olarak değerlendirirler (örn., 1-Hiç benzemiyor, 7-Çok benziyor). Benzerlik verileri sayesinde hangi olayların birbirlerine benzer görüldüklerini ve benzerlik haritası üzerinde birbirlerine yakın konumlandıklarını, hangi olayların birbirlerinden farklı görüldüklerini ve haritada uzak konumlandıklarını ortaya çıkarmak mümkün olmaktadır. Bu benzerlik haritaları sayesinde, insanların olayları zihinlerinde birbiriyle nasıl ilişkilendirdikleri, olayları benzerlikleri bakımından hangi kriterlere göre değerlendirdikleri ya da nasıl sınıflandırdıkları keşfedilebilmektedir. Bu yöntemin kullanıldığı araştırmalardan birinde Liu ve meslektaşları (2012) otuz ülkeden veri toplamışlar, katılımcılardan dünya tarihindeki bir dizi toplumsal olayın benzerliğini değerlendirmelerini istemişlerdir. Sonuç olarak, insanların toplumsal olayları zihinlerinde nasıl bir ilişkiler ağı içinde anlamlandırıp imgeledikleri ülkeler düzeyinde farklılıklar göstermiştir. Örneğin, Tarihsel Felaketler olarak adlandırılan ve dünyadaki büyük felaketleri (örn., Asya Tsunamisi, Holokost) içeren boyutta yer alan olaylar ülkeler arası belli düzeyde benzerlik göstermiştir. Ancak “Batılı ülkeler” olarak sınıflandırılan İsviçre, Norveç, Avustralya ve Yeni Zelanda tarihsel felaketleri “korkunç olaylar” olarak nitelerken Çin ve Tunus gibi “Batılı olmayan ülkeler” aynı olayları o kadar “korkunç” görmemekte ve bunları hayatta kalmanın ve ilerlemenin bir parçası olarak düşünmektedir. Benzer bir yöntemle Türkiye’de gerçekleştirilen çalışmada insanların toplumsal olayları temsil ederken politik eğilimlerinden de etkilenebildikleri, olayları birbirleriyle ilişkilendirip anlamlandırma biçimlerinin oy verme davranışına göre farklılıklar gösterdiği bulunmuştur (Mutlutürk ve ark., 2022; 2023). Bulgular bir bütün olarak ele alındığında, farklı grupların aynı olayları farklı şekillerde temsil edip anlamlandırabilecekleri görülmektedir.

Kolektif Bellek Temsilleri Nasıl Yapılandırılıyor?

Aynı toplumsal olayların farklı gruplar tarafından farklı şekillerde temsil edilebildiğini gösteren bulgular yeni bir soruya dikkat çekmektedir: Kolektif bellek temsilleri nasıl yapılandırılıyor? Bellek olup bitenleri birebir kaydeden bir kayıt cihazı gibi çalışsaydı aynı olayı deneyimleyen herkes olayı aynı şekilde anlamlandırmalıydı. Ancak araştırmalar geçmişin anlam, önceki bilgiler, deneyimler ya da sosyal etkileşim gibi faktörlerden bağımsız şekilde gerçeğin birebir kopyası olarak kaydedilmediğini, olaylar hakkındaki bilgi ve deneyimlerin çeşitli etkileşimler yoluyla yeniden yapılandırılarak temsil edildiğini gösteren bulgular sunmaktadır (Loftus ve Palmer, 1974; Roediger ve ark., 2001). Bu araştırmaların bir kısmı katılımcıların bilgisayar ekranında ya da kâğıt üzerinde sunulan yönlendirici bilgiler (örn., filmler, fotoğraflar, kelimeler) aracılığıyla bellekteki bilgileri yeniden yapılandırdıklarını gösterir (örn., Loftus ve Palmer, 1974; Marsh ve ark., 2006; Roediger ve McDermott, 1995). Bazı araştırmalar ise bu yaklaşımın ötesine geçerek, bir diğer katılımcının hatırladığı bilgileri de işin içine katar (örn., Congleton ve Rajaram, 2011; Cuc ve ark., 2007; Roediger ve ark., 2001). Söz konusu araştırmalar, belleğin toplumsal bağlamdaki sosyal etkileşimler yoluyla yeniden yapılandırılması ve böylece bilgi ve deneyimlerin toplumda yayılması hakkındaki süreçleri inceleme olanağı sunmaktadır.

Belleğin sosyal etkileşim yoluyla yapılandırılmasını inceleyen çalışmalarda çeşitli deneysel paradigmalar kullanılmıştır (kapsamlı bir derleme için bkz. Mutlutürk, 2020). Bu paradigmalardan biri olan belleğin sosyal bulaşıcılığı (social contagion of memory), kişilerin geçmişe ilişkin kendi hatırladıklarıyla başkalarının hatırladıklarını birleştirerek belleklerini yeniden yapılandırmalarını inceleyen bir deneysel paradigmadır. Bu deneyler genellikle üç aşamadan oluşur. İlk aşamada, katılımcı uyaranları (örn., bir dizi fotoğrafı) araştırmacının işbirlikçisi olan bir diğer katılımcıyla birlikte öğrenir. İkinci aşamada, uyaranlar bazen yanlış detaylar bildiren işbirlikçiyle birlikte hatırlanır. Üçüncü aşamada, katılımcı uyaranları tek başına hatırlar. Bu araştırmalarda elde edilen tipik bulgu, katılımcının işbirlikçi tarafından bildirilen yanlış detayları bireysel hatırlama testi sırasında belirtmesidir. Bir başka deyişle, asıl katılımcılar işbirlikçinin yanıltıcı yönlendirmeleri doğrultusunda belleklerini yeniden yapılandırırlar ve bellek hataları yaparlar. Bazı araştırmacılar bir işbirlikçi kullanmak yerine doğrudan araştırmadaki katılımcıların birbirlerinin belleğini nasıl etkilediklerini ve sonunda her iki katılımcının da belleklerini nasıl yeniden yapılandırdıklarını gözlemlerler (Gabbert ve ark., 2003). Bu çalışmaların çoğunda katılımcıların hatırladıkları bilgilerden ne kadar emin oldukları da sorulur. Katılımcılar, hatırladıkları bilgilerden, bu bilgiler yanlış da olsa çoğu zaman emindirler. Katılımcıların bellek hatalarını diğer katılımcılarla bir aradayken değil de bireysel hatırlama testinde yapmaları ve aslında öğrenmedikleri bilgileri öğrendiklerinden emin olmaları, diğer insanların hatırladıklarına uyum göstermeyi planlı olarak seçmediklerini, diğer insanların hatırladıkları bilgileri farkında olmadan benimseyip belleklerini yeniden yapılandırdıklarını göstermektedir (Gabbert ve ark., 2003; Roediger ve ark., 2001).

Belleğin sosyal bulaşıcılığı ve diğer deneysel paradigmalar, başlangıçta fotoğraflar ya da kelimeler gibi basit uyaranlarla tasarlanmıştır. Buna rağmen, bulgular, farklı bireysel bellek temsillerinin yeniden yapılandırılıp birbirlerine yakınsayarak bir ortak bellek temsilinin oluşması konusunda aydınlatıcı olabilmektedir. Pek çok araştırmacıya göre bu bulgular, bir grubun kolektif belleğinin oluşma sürecinin altında yatan bilişsel mekanizmaları ortaya koyma potansiyeline sahiptir (Hirst ve Coman, 2018; Hirst ve Echterhoff, 2012; Roediger ve ark., 2009). Bununla birlikte, söz konusu deneysel paradigmaları kullanarak belirli bir toplumsal olayın yeniden yapılandırılması sürecini gözlemlemeyi hedefleyen çalışmalar da bulunmaktadır. Örneğin, Yaron-Antar ve Nachson (2006), İsrailli katılımcılardan Itzhak Rabin suikastını bir ortaklaşa hatırlama ortamında birlikte hatırlamalarını istemiştir. Ardından her bir katılımcıya “Suikast ne zaman oldu?”, “Başbakan kaç kurşunla vuruldu?” gibi sorular sorulmuştur. Çalışmanın sonunda, basit uyaranlar yerine karmaşık toplumsal olaylar kullanıldığında da belleğin sosyal etkileşim ortamında yeniden yapılandırılabildiği gözlemlenmiştir.

Belleğin sosyal bağlamda yeniden yapılandırılmasına yönelik deneylerin bulguları medyada sunulan bilgilerin bellek üzerindeki rolü hakkında da aydınlatıcı olabilir. İnsanların toplumsal olayları ne şekilde hatırladıkları, sosyal etkileşimin bir parçası olarak ele alınabilecek geleneksel ya da yeni medyada olayların nasıl aktarıldığının da bir yansımasıdır (Hirst ve ark., 2009; Wang, 2019). Bu konuyu doğrudan ele alan Hirst ve meslektaşları (2009), 11 Eylül saldırıları hakkında hatırlanan bilgileri boylamsal bir çalışmada incelemişlerdir. Çalışmanın bir kısmında 11 Eylül saldırıları sırasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanı olan George W. Bush’un olay anında nerede olduğuyla ilgili sorulara verilen yanıtlara odaklanmışlardır. Michael Moore’un Fahrenheit 9/11 adlı belgeseline göre (2004), Bush olay anında (saldırı haberi kendisine ulaşmış olmasına rağmen) bir anaokulundaki öğrencilere Benim Evcil Keçim (My Pet Goat) adlı kitabı okumaktadır. Araştırmacılar, bu belgeseli izleyen katılımcıların “Bush’un olay anında nerede olduğu” sorusuna verdikleri yanıtları ayrıca incelemişlerdir. Fahrenheit 9/11 belgeseli yayımlanmadan önce (olayın 11. ayında) katılımcıların sadece %60’ı soruya doğru yanıt verirken, belgesel yayımlandıktan sonra (olayın 35. ayında) katılımcıların %91’i bu soruya doğru yanıt vermişlerdir. Tipik bir hatırlama örüntüsüne göre, bir olayın üzerinden zaman geçtikçe olay hakkındaki belleğin zayıflaması beklenir. Olayın üzerinden uzun zaman (35 ay) geçtiğinde verilen doğru yanıt oranının olayın üstünden daha kısa zaman (11 ay) geçtiğinde verilen doğru yanıt oranından yüksek olması tipik hatırlama örüntüleriyle uyumlu değildir. Hirst ve meslektaşları (2009) bu bulguyu Michael Moore etkisi olarak adlandırmışlardır. Bu bulgu, bireylerin topluluktaki diğer bireyler ve/veya medya ile girdikleri etkileşim sonucunda toplumsal olaylar hakkında hatırladıklarını yeniden yapılandırdıklarına işaret etmektedir.

Belleğin yapılandırılma sürecinde grup kimliğini ve benlik algısını destekleyen detaylar seçici olarak belleğe dâhil edilebilir, kimliği tehdit eden detaylar ise göz ardı edilebilir. Örneğin, Coman ve Hirst (2015), bir toplumsal olay hakkında paylaşılan yanıltıcı bilginin bir dış grup üyesinden geldiği durumda bu bilginin belleğe dâhil edilmediğini, bilginin sadece iç grup üyesinden geldiği koşulda belleğe dâhil edildiğini ve belleğin bu bilgiyle yeniden yapılandırıldığını göstermiştir. Coman ve meslektaşları (2014), bir diğer çalışmada, Amerikalı katılımcılara Irak Savaşı’nda Afganistanlı ya da Amerikalı askerlerin başrolde olduğu bazı barbarca olaylar hakkında metinler ve bu olaylarla ilgili gerekçeler okutmuşlardır. Daha sonra yapılan hatırlama testinde, Amerikalı katılımcılar Amerikalı askerlerin başrolde olduğu barbarca olayların gerekçelerini hatırlamışlardır. Ancak başroldeki askerlerin Afganistanlı olduğu durumda olayların gerekçelerini hatırlamamışlardır. Bu çalışmalar, toplumsal olaylara ilişkin belleğin yapılandırılma sürecinin grup kimliğine bağlı olarak seçici biçimde gerçekleşebildiğini ortaya koymaktadır.

Sonuç

Kolektif bellek, bireylerin sosyal kimliklerini ve grup aidiyetini şekillendiren ve sosyal bağlamda yeniden yapılandırılan dinamik bir sürecin sonucudur. Geçmiş deneyimlerin paylaşılarak yeniden yapılandırılması, grup üyeleri arasında bir bütünlük hissi yaratırken, grup kimliğinin inşası sürecini de destekler. Farklı grupların aynı olayları farklı şekillerde hatırlamaları, kolektif bellek süreçlerinin sosyal bağlamla nasıl etkileşimde bulunduğunu ortaya koyar. Bu durum, kolektif belleğin nasıl şekillendiğini ve grupların geçmişle nasıl bir ilişki kurduğunu anlamak için kritik bir alan sunar. Bu bakımdan, kolektif bellek, yalnızca geçmişin anlaşılmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda günümüzdeki grup dinamiklerini ve kimlik arayışlarını da derinlemesine etkiler. Sonuç olarak, kolektif belleğin incelenmesi hem geçmişin hem de günümüzün toplumsal yapılarının daha derin bir şekilde kavranmasına olanak tanımaktadır.

Kaynaklar

Assmann, J. (1995). Collective memory and cultural identity. New German Critique, 65, 125-133.

Bachleitner, K. (2019). Diplomacy with memory: How the past is employed for future foreign policy. Foreign Policy Analysis, 15(4), 492-508.

Bachleitner, K. (2021). Collective memory in international relations. Oxford University Press.

Coman, A. ve Hirst, W. (2015). Social identity and socially shared retrieval-induced forgetting: The effects of group membership. Journal of Experimental Psychology: General, 144, 717-722.

Coman, A., Stone, C. B., Castano, E. ve Hirst, W. (2014). Justifying atrocities: The effect of moral-disengagement strategies on socially shared retrieval-induced forgetting. Psychological Science, 25(6), 1281-1285.

Congleton, A ve Rajaram, S. (2011). The influence of learning methods on collaboration: Prior repeated retrieval enhances retrieval organization, abolishes collaborative inhibition, and promotes post-collaborative memory. Journal of Experimental Psychology: General, 140(4), 535-551.

Corning, A., Gaidys, V. ve Schuman, H. (2013). Transformative events and generational memory: A case study over time in Lithuania. Sociological Forum, 28(2), 373-394.

Cuc, A., Koppel, J. ve Hirst, W. (2007). Silence is not golden: A case for socially shared retrieval-induced forgetting. Psychological Science, 18(8), 727-737.

David, O. ve Bar-Tal, D. (2009). A sociopsychological conception of collective identity: The case of national identity as an example. Personality and Social Psychology Review, 13(4), 354-379.

Gabbert, F., Memon, A. ve Allan, K. (2003). Memory conformity: Can eyewitnesses influence each other’s memories for an event?. Applied Cognitive Psychology17(5), 533-543.

Halbwachs, M. (1950/1980). The collective memory. Harper Colophon Books.

Harris, C. B., Paterson, H. M. ve Kemp, R. I. (2008). Collaborative recall and collective memory: What happens when we remember together? Memory, 16(3), 213-230.

Hirst, W. ve Coman, A. (2018). Building a collective memory: The case for collective forgetting. Current Opinion in Psychology, 23, 88-92.

Hirst, W. ve Echterhoff, G. (2012). Remembering in conversations: The social sharing and reshaping of memories. Annual Review of Psychology, 63, 55-79.

Hirst, W., Phelps, E. A., Buckner, R. L., Budson, A. E., Cuc, A., Gabrieli, J. D., ... ve Meksin, R. (2009). Long-term memory for the terrorist attack of September 11: Flashbulb memories, event memories, and the factors that influence their retention. Journal of Experimental Psychology: General, 138, 161-176.

Hirst, W. ve Manier, D. (2008). Towards a psychology of collective memory. Memory, 16(3), 183-200.

Hirst, W., Manier, D. ve Cuc, A. (2003). The construction of a collective memory. B. Kokinov ve W. Hirst (Ed.), Constructive memory içinde (ss. 111-116). New Bulgarian University.

Liu, J. H., Paez, D., Hanke, K., Rosa, A., Hilton, D. J., Sibley, C. G., ... ve Suwa, K. I. (2012). Cross-cultural dimensions of meaning in the evaluation of events in world history? Perceptions of historical calamities and progress in cross-cultural data from thirty societies. Journal of Cross-Cultural Psychology43(2), 251-272.

Liu, J. H. ve László, J. (2007). A narrative theory of history and identity: Social identity, social representations, society, and the individual. Social representations and identity: Content, process, and power içinde (ss. 85-107). Palgrave Macmillan.

Loftus, E. F. ve Palmer, J. C. (1974). Reconstruction of automobile destruction: An example of the interaction between language and memory. Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior, 13, 585-589.

Marsh, R., Cook, G. ve Hicks, J. (2006). Gender and orientation stereotypes bias source-monitoring attributions. Memory14(2), 148-160.

Mutlutürk, A. (2020). Bilişsel psikoloji bakış açısından sosyal etkileşimin toplumsal bellek üzerindeki rolü. Psikoloji Çalışmaları, 40(2), 285-316.

Mutlutürk, A., Tekcan, A. I. ve Boduroglu, A. (2022). Stability and change in the organisation of collective memory representations. Memory30(10), 1302-1318.

Mutlutürk, A., Tekcan, A. İ. ve Boduroglu, A. (2023). The structure and organization of collective memory representations. Memory Studies16(5), 1343-1359.

Mutlutürk, A. ve Usul, A. R. (2024). Kamu diplomasisinde kolektif hafızanın rolü: Avrupa hafızası, Avrupa kimliği ve Avrupa Birliği. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 24, 147-168.

Neumayer, L. ve Mink, G. (2013). Introduction. G. Mink ve L. Neumayer (Ed.), History, memory and politics in East Central Europe: Memory games içinde (ss. 1-11). Palgrave Macmillan.

Olick, J. K. (1999). Collective memory: The two cultures. Sociological Theory, 17(3), 333-348.

Prutsch, M. J. (2015). European historical memory: Policies, challenges and perspectives. European Parliament. https://www.europarl.europa.eu/Reg-Data/etudes/STUD/2015/540364/IPOL_STU(2015)540364_EN.pdf

Roediger III, H. L. ve McDermott, K. B. (1995). Creating false memories: Remembering words not presented in lists. Journal of Experimental Psychology: Learning, Memory, and Cognition, 21(4), 803-814.

Roediger III, H. L., Meade, M. L. ve Bergman, E. (2001). Social contagion of memory. Psychonomic Bulletin and Review, 8, 365-71.

Roediger III, H. L., Zaromb, F. M. ve Butler, A. C. (2009). The role of repeated retrieval in shaping collective memory. P. Boyer ve J. Wertsch (Ed.). Memory in mind and culture içinde (ss. 29-58.). Cambridge University Press.

Schuman, H. ve Rodgers, W. L. (2004). Cohorts, chronology, and collective memories. Public Opinion Quarterly, 68(2), 217-254.

Schuman, H., Akiyama, H. ve Knauper, B. (1998). Collective memories of Germans and Japanese about the past half-century. Memory, 6(4), 427-454.

Tajfel, H. (1981). Human groups and social categories. Cambridge University Press.

Uzer, T., Akdağ, S., Dalmış, T., Özdemir, T. V., Demirtaşoğlu, D., Hekimci, İ., ... ve Şenyurt, S. (2024). Measuring functions of remembering public events: Development of a functions of collective memory questionnaire. Applied Cognitive Psychology, 38(3), e4213.

van Stekelenburg, J. (2013). Collective identity. D. Snow, D. Della Porta, B. Klandermans ve D. McAdam (Ed.), The Wiley-Blackwell encyclopedia of social and political movements içinde (ss. 219-225). Wiley-Blackwell.

Wang, Q. (2019). The individual mind in the active construction of its digital niche. Journal of Applied Research in Memory and Cognition, 8(1), 25-28.

Wertsch, J. V. ve Roediger III, H. L. (2008). Collective memory: Conceptual foundations and theoretical approaches. Memory, 16(3), 318-326.

Wertsch, J. V. (2002). Voices of collective remembering. Cambridge University Press.

Yaron-Antar, A. ve Nachson, I. (2006). Collaborative remembering of emotional events: The case of Rabin’s assassination. Memory14(1), 46-56.

Zubrzycki, G. ve Woźny, A. (2020). The comparative politics of collective memory. Annual Review of Sociology, 46, 175-194.

 

[1]      Holokost, II. Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler ve Heinrich Himmler liderliğindeki SS güçleri tarafından gerçekleştirilen, başta Yahudiler olmak üzere, Romanlar, bedensel ve zihinsel engelliler de dâhil milyonlarca insanın sistematik olarak öldürüldükleri soykırımdır.

[2]      Avrupa ülkelerinin ulusal belleklerinin, ulusötesi bir kolektif Avrupa belleğinin ve kimliğinin oluşumunu zorlaştırdığı örnekler de bulunmaktadır. Avrupa’yı birleştiren ve ayrıştıran çeşitli anlatılara değinen kapsamlı bir derleme için bkz. Mutlutürk ve Usul (2024).