“La Pianiste” Filminin Psikanalitik Bir Pencereden Analizi


Film Analizi

Eylem Yıldırımçakar
Psikolog

La Pianiste filmi, Viyana Müzik Konservatuarı’nda öğretim görevlisi olarak çalışan, orta yaşlı Erika Kohut karakteri üzerine kuruludur. Erika ev hayatında, hâlâ annesiyle yaşayan; annesinin dizinin dibinde, onun tüm baskılarına göz yumarak, isteklerini ve sapkın arzularını ondan saklayarak yaşamaktadır. Dışarıdaki hayatındaysa çalıştığı kurumda saygı duyulan, müzikte çok başarılı, otoriter bir öğretmen görüntüsü çizmektedir. Erika, okulda öğretmen olarak çalıştığı işinden çıktıktan sonra ara ara Viyana’nın kenar mahallelerindeki erotik şovlar ve porno filmleri gösterilen sinemalara gidip gelmektedir. Eve döndüğünde ise her geç kaldığı dakika için annesine hesap vermekte, annesi tarafından küçücük bir çocukmuşçasına azarlanmaktadır. Annesi, Erika’nın her hareketini sorgulamakta, her eşyasını didik didik aramakta ve ona evin içinde dahi bir özel alan tanımamaktadır. Ayrıca Erika, hâlâ annesiyle aynı yatakta uyumaktadır.

Erika sevgili edinmemekte, erkeklerle sıcak ilişkiler kurmaktan kaçınmaktadır, buna karşın geceleri parkta sevişen çiftleri gizlice seyrederek tatmin bulmaktadır. Ancak bir süre sonra genç bir erkek öğrencisi, Erika’ya karşı hayranlık ve tutku duyar ve onunla iletişim kurar. Bu adımla Erika görünüşteki hayatı ve bastırılmış arzuları arasındaki duvarı yıkmaya ve bugüne kadar baskıladığı sapkın arzularını ona yöneltmeye başlar.

Filmin ilk sahnesi eve gelen Erika’nın, annesine iyi akşamlar demesi ile başlar. Annesi Erika’ya cevap olarak, “iyi akşamlar, sonunda gelebildin, ne güzel!” der. Bu ilk cümleler, aslında izleyiciye, filmin baş karakterinin problemleri hakkında ipuçları vermeye başlar. Bu ufak diyalog dahi, Erika’nın kişiliğinin temellerinin kim tarafından ve nasıl atıldığını gözler önüne serer. Konuşmanın devamında Erika odasına gitmeye çalışır.

Anne: Böyle çekip gidemezsin.

Erika: Benimle lütfen uğraşma anne, çok yorgunum.

A: Eminim yorgunsundur, son öğrencin gideli 3 saat oldu bunca zamandır nerede olduğunu söyler misin lütfen!

E: Anne lütfen…

A: Hayır, bana cevap verene kadar odana gidemezsin. Hayır!

E: Yürüyüşe çıktım izin var mı? Kafesimde 8 saat geçirdim, yorgundum ve biraz hava almak istedim.

A: 3 saat boyunca mı?

E: Evet.

A: (Annesi, Erika’nın çantasını zorla kolundan alır, karıştırır ve içinden elbisesini çıkartır) işte bu harika! Tam düşündüğüm gibi, hesap defteri nerede? (Hesap defterini bulur ve elbisenin fiyatına bakar) 10 bin şilin[1] mi, aklını mı kaçırdın yoksa!

Erika, annesinin elinden elbisesini almaya çalışır, annesi vermez, çekiştirirler ve elbise yırtılır. Erika dayanamayıp annesinin saçlarını çeker ve anne televizyonun başında ağlayarak, “Ellerin kırılsın senin, insan annesine vurur mu” der. Erika, yırtılmış elbiseyi annesinin kucağından alır ve sonra annesi, Erika’ya, “O paçavra zaten süslü püslü bir şey değil mi? Bu yaşında sana nelerin yakışacağını artık bilmen lazım” der. Tüm bu kaos, annesinin Erika’nın kimliğini ve varlığını aşağılayan, onun annesinden ayrı bir birey olduğunu yok sayan bir tutum sergilediğinin göstergesidir.

Melanie Klein’in, nesne ilişkileri hakkındaki yorumlamalarına göre bebek, annesini ilk defa gördüğü zamanlarda, onu kendisinin bir parçası sayar, “ben ve annem aynı şeyiz” diye algılar. Bazı durumlardaysa, tıpkı bu filmdeki gibi, böylesine bir bakışı dikte eden anne olur (Gündoğan, 2016). Filmde, Erika’dan ziyade annesinin yeni doğan bir bebekmişçesine bir algılayışa, bir bebek narsistliğine sahip olduğu görülür. Koşan (2015), bebek narsistliği ile ilgili olarak, bebeğin doğduğu ilk andan sonra kendisini mükemmel gördüğünü, dünyanın merkezindeymiş gibi hissettiğini ve kendi mükemmelliğini ise annesininkiyle bitişik biçimde algıladığını belirtir. Annesinin, Erika’yı kendisiyle aynı, belki de kendisinin bir uzvu, bir uzantısı olarak gördüğü söylenebilir. Kızına, “Bu yaşından sonra sana nelerin yakışacağını artık bilmen lazım,” derken takındığı tavırda, aslında benim gibi ol, benim gibi görün deme arzusu yatmakta, kızının onun bir devamı ve bir uzantısı olduğunu sergilemesini istemektedir. Anne, kızına aynı ve bir bütün olarak görünelim dercesine davranır. Filmdeki annenin, bir bebeğin narsist olarak dünyayı algılayışındaki “ben mükemmelim, annem de mükemmel” düşüncesine benzer şekilde, “ben mükemmelim, o halde kızım da mükemmel olmalı” arzusu vardır.

Bu tartışma sahnesinden sonra Erika’nın, annesine fazlasıyla öfkelendiği hatta annesinin saçlarını çektiği, annesinin tavırlarını yanlış bulduğu ve annesine dayanamadığı görülür. Ancak sahnenin devamında annenin, “kafamda delik var,” diyerek ağladığı ve Erika’nın da özür dileyip, “Üzgünüm anne çok üzgünüm, izin ver bakayım,” deyip annesinin kafasına baktığı ve ona sarılıp ağladığı görülür. Erika’nın -annesine ne kadar öfkeli olsa da, annesi tarafından ona uygulanan baskıdan ne kadar muzdarip olsa da- annesinin, “kafamda bir delik var,” ajitasyonuna inandığı ya da belki inanmış gibi yapıp onu kendi gözünde iyi, nefreti hak etmeyen biri konumuna taşıdığı görülür.

Kendilik psikolojisi çerçevesinde Kohut’a göre, annesine ne kadar öfkelenirse öfkelensin, bir çocuk için annesinin pür kötü olduğuna inanmak azaptır. Çünkü onun doğarken dünyaya bakışında, annem iyi, ben iyiyim inanışı vardır. Annesinin kötü olduğuna inanmak onun kendisinin de kötü bir varlık olduğuna işaret eder ve bu duygular onun için dayanılmazdır (Atik, 2019). Erika’nın, ne kadar annesinden bıkarsa bıksın yine de onu kendi gözünde aklama, iyi konuma getirme girişimleri ilkel mekanizmalara işaret etmektedir. Bu da Erika’nın belli çocukluk dönemlerinde kullandığı mekanizmaları hâlâ kullandığına işarettir.

Tartışma bitip uyku vakti gelene kadar, gece boyunca Erika, annesinin elbise konusundaki eleştirilerine maruz kalır. Uyumak içinse gece annesi ile aynı yatağa girer. Evet, Erika hâlâ annesi ile beraber uyuyordur. Filmin ilk 6 dakikasında geçen bu sahneler ve Erika’nın, 40’lı yaşlarında olmasına rağmen hâlâ annesiyle aynı yatakta uyuması, Erika’nın ayrışma ve bireyselleşmeyi gerçekleştirememiş, annesi ile hâlâ onun bir uzvu gibi yaşamaya devam eden, kendilik aktivasyonunu sağlayamamış ve kendisine annesinden ayrı bir kimlik oluşturamamış bir kişi olduğuna ispattır. Mahler’e göre, ayrışma-bireyselleşme karşılıklı olarak birbirlerine etkide bulunan ancak bunun yanında birbirinin benzeri olmayan belirtileri ve davranışları da bünyesinde barındıran iki farklı ilerlemeyi içermektedir (Topçu, 2016). Ayrışma, çocuğun anneyle eşyaşamsal dönemden kopuşunu; bireyselleşme ise eşyaşamsal evreden kopan çocuğun, annesinden farklı özelliklerinin bilincine varıp bu çerçevede kazanımlara sahip olabilmesini ifade etmektedir. Bu dönemde meydana gelebilecek yaşamsal ve gelişimsel aksaklığın, çocuğun sonraki yaşamında da radikal bir etkiye neden olduğu bilinmektedir (Topçu, 2016). Erika’nın yetişkinlikte hayatla uyuşamamasının ve annesinden kopamamasının sebebinin, Mahler’in ayrışma–bireyselleşme hakkındaki açıklamalarında gizlenmiş olduğunu söylemek mümkündür.

Filmin devamında -nesne ilişkileri kapsamında, annenin Erika’yı hâlâ bir uzvu gibi hissettiğine ve ondan kopamadığına ilişkin analizi destekler şekilde- annesinin, Erika’ya yönelik olan kontrolcülüğünün mekân ve sınır tanımadan devam ettiği görülür. Erika, annesi ile bir piyano resitaline gider, orada bile annesi, hemen Erika’nın sırtını bir şalla örter ve evin bir ayrı ucundayken bile sürekli kafasını çevirip Erika’yı arar, annesi gece boyu onu kontrol eder haldedir. Erika ve annesinin yine bu gibi konular yüzünden bir başka tartışmalarında annesinin Erika’ya, “baban, Steinhoff Kliniği’nde tamamen aklını yitirmiş olarak öldü,” dediği duyulur. Bu cümleden Erika’nın ailesinde psikolojik sorunlar yaşayan kişi sayısının Erika ve annesi ile bitmediği, Erika’nın babasının da psikolojik sorunları olduğu ve bir akıl hastanesinde kaldığı ve orada öldüğü anlaşılır. Freud’a göre bireylerin psikolojik problemlerinde ve kişiliklerinde, erken yaşam olaylarının ve onlara bakım verenlerin psikolojik durumları neticesinde onlara yaşattıklarının büyük önemi vardır. Kişiler problemli bakım verenler ya da büyük psikolojik sorunları olan aile üyeleriyle karşılaşırsa bu durum, onların erken dönemlerinde oluşturdukları kişiliklerinde büyük etkilere sebep olacak ve onların psikolojik problemlerinin temelini atmış olacaktır (Özdemir ve ark., 2012). Erika’nın böyle problemli bir babaya sahip olması, onun erken dönem çocukluk deneyimlerinde kötü izler bırakmış ve dolayısıyla onun şu anki sorunlu psikolojisine ve kişiliğine katkıda bulunmuş olabilir.

Erika’nın, bastırmaya çalıştığı ya da baskıladığı cinsel dürtülerini bir mekânda cinsel içerikli videolar izlerken boşalttığı görülür. Başka bir sahnede de Erika’nın daha önce birilerinin oraya gelip cinsel içerikli videoları izleyip kullanıp çöpe attıkları mendilleri alıp koklamaktan zevk aldığı görülür. O sahnede, “havlayan köpekler gece uyumama izin vermeyin, rüyaların sonuna ulaştım,” sözleriyle bir şarkının araya girdiği duyulur. Tam da Erika’nin cinsel arzularını açığa vurduğu zaman bu şarkının çalması şarkının sözlerinin de yorumlanması gerektiğine işaret ediyor olabilir. Bu ihtimal, Erika'nın karmaşık cinselliği bu şarkıda gizlenmiş olabilir mi sorusuyla bu şarkının da önemli olduğunu düşündürmüştür. Şarkıda geçen sözler, psikodinamik açıdan yorumlanacak olursa; köpek, babayı sembolize etmektedir (Freud, 1900/1996). Eğer, “havlayan köpekler gece uyumama izin vermeyin, rüyaların sonuna ulaştım,” sözlerindeki köpekler babayı temsil ediyorsa, babanın olmayışını da temsil ediyor olabilir. Erika’nın babasının olmayışı, onun ödipal dönemde babaya olması beklenilen tüm aktarımını anneye yöneltmesi ile sonuçlanmıştır. Freud, ödipal karmaşayı üçüncü psikoseksüel dönem içinde ele alır. Bu dönemde kız çocuklarının babaya, erkek çocuklarının ise anneye karşı aşırı bir ilgi duyduğunu söyler. Freud (1900/1996) bireyin bu dönemde ödipal karmaşayı atlatamazsa kişilik gelişimini sağlıklı şekilde tamamlayamayacağını ve bu dönemin sağlıklı atlatılmamasının bireye nevrozlar ve saplantılar olarak döneceğini belirtir (Yayla, 2019). Erika, her kız çocuğunun yaşadığı ödipal dönemde, babasına karşı bir cinsel aktarımda bulunma evresinde, bir baba figürü bulamamıştır ve tüm hayatını annesi ile geçirmiştir. Bu durum Erika’nın ödipal çatışmasını, bir oğlan çocuğu gibi, annesine yöneltmesine sebep olmuştur. Babanın olmayışı ve Erika’nın bütün hislerinin anneye yönelmesi karmaşası Erika’da bir fiksasyon bırakmış ve Erika ödipal döneme saplanıp kalmıştır. Şarkının sonundaki rüyaların sonuna geldim cümlesi ise, Erika’nın yaşadığı ödipal dönem fiksasyonunun rüyalarında dönüştüğü şekline bir gönderme olduğu varsayılabilir.

Filmin devamında Erika’nın kendinden yaşça çok küçük, 18 yaşında biriyle karmaşık bir ilişki yaşamaya başladığı görülür. Erika’nın annesi bunca zaman onu, erkeklerden uzak tutmak için elinden geleni yapmıştır ve Erika, bunca yıl hiçbir erkekle beraberlik yaşamamıştır. Ancak şimdi Walter adında genç bir adamla beraber olmaya başlamıştır. Erika’nın bunca yıl annesine karşı gelmeyip kimseyle beraber olmaması ancak şu anda, çok genç biriyle beraberlik yaşaması bilinçdışı bir anlam içeriyor olabilir. Jung (1902/2005)’a göre kız çocuğundaki anne arketipi, “annenin etkisiyle dişi içgüdülerin aşırı güçlenmesi ya da tamamen yok olana kadar zayıflaması (ket vurması)” şeklinde olur. Kız çocuğu anneyi rakip görür, onu kıskanır ve ondan intikam alma yarışına girer. Hatta anneyi kızdıracak her şeyi yaparak ondan intikam almaya çalışır ve bu uğurda kendine dahi zarar vermekten kaçınmaz (Özörsel, 2018). Erika’nın bu beraberliği yaşama sebebi olarak; annesinin Erika’ya doğduğundan beri yaşattığı baskıdan kaynaklı, ona duyduğu bilinçdışı öfkesi yüzünden, onun hiç tasvip etmeyeceği (çok küçük yaşta) biri ile beraber olarak, annesinden bir çeşit intikam almak istemesi gösterilebilir.

Sonraki sahnelerden birinde Erika’nın bir öğrencisinin “Nasıl da patlak verdi fırtına, göğün kara elbisesi bulutlar savaşırcasına çarpışıyor delice bir karmaşa içinde” sözlerinin geçtiği bir şarkı söylediği duyulur. Freud’un, sembollerle ve belli sözcüklerle bilinçdışının yansımalarını yorumlayışlarında karmaşa, nevrotizm için popüler bir kelime olarak geçer ve Freud, özellikle de nevrotik özellikler taşıyanların kimlik bunalımları, karmaşık fantezileri ve bastırmaya çalıştıkları, kendini karmaşa ile dışa vurmaya çalışır der (Freud, 1900/1996). Buradan hareketle, şarkıdaki, delice karmaşa içinde sözleriyle Erika’nın ayrışıp bağımsızlaşamamış kendiliğinden ve dolayısıyla yaşadığı baskılanma nedeniyle oluşturamadığı kimliğinin karmaşasından söz ediliyor olabilir. Nasıl da patlak verdi fırtına sözleriyle ise; kimse ile cinsel beraberlik yaşamamış Erika’nın, videolar izlemekle, kullanılmış mendilleri koklamakla, başkalarının cinsel beraberliğini gizlice izleyip bundan zevk almaya çalışmakla (voyerizm), vajinasını jiletle kesme ve bundan zevk alma gibi eylemlerle bunca yıl baskılanan cinsel arzularının patlak vermesinden bahsediliyor olabilir.

Freud’a (1924/2013) göre dişil mazoşizm, erotojenik mazoşizme benzer. Yani dişil mazoşizm, acıdan alınan hazza dayalı iken, acı ve rahatsızlığın bir arada yaşanmasının verdiği gerilim, libidinal bir uyarılmaya sebep olur (Düşgör ve ark., 2021). Erika’nın bir sahnede, vajinasını jiletle kestiği ve bu eylemden zevk aldığı görülür. Bu durum Erika’nın, Freud’un dişil mazoşizm tanımına uyar şekilde, acıdan zevk alan mazoşistik kişilik örüntülerine sahip olduğunu gözler önüne serer.

Ayrıca Erika’nın, aşırılık içeren cinsel arzuları mazoşizmle de bitmez. Erika, başkalarının cinsel ilişkisini izlemekten zevk almakta, bu eylem sırasında kendini tatmin etmeye çalışmaktadır. Erika’nın yaptığı gibi bir başkasının cinsel aktivitelerini gizlice izlemekten haz duyma manasına gelen “scopophilia/voyerizm” Freud’a göre, “erotik ve yasak olanı izleme arzusu ve röntgencilik üzerine odaklanır, ama bu arzu erkek-merkezlidir” (Nelmes, 1998/2017). Freud voyerizmi erkek cinselliği üzerinden açıklamıştır. Ancak filmdeki Erika karakterinin, Freud’un da tanımladığı şekliyle, voyerizm arzusuyla dolup taşması, Freud’un bu tanımlamayı erkekler üzerinden yapmasına karşı gelir nitelikte, bir kadının da farklı ya da aşırılık içeren cinsel isteklerde bulunabileceğine kanıttır.

Filmin ileri sahnelerinde, Erika geç kaldığında ya da annesinin otoritesine ters gelecek davranışlarda bulunduğunda annesinin onu hâlâ kontrol etmeye çalıştığı, onu küçücük bir çocuk gibi azarladığı ve ona hesap sorup baskı uyguladığı durumlara şahit olunur. Erika ise bu baskıya pasif agresif bir tavır göstermekte, ara ara isyan etmekte ama sonunda yine annesinin dizinin dibinden ayrılmayan bir görüntü çizmektedir. Bu tavırlar da Erika hakkında ayrışma-bireyselleşmeyi sağlayamadığı ve kendine gerçek ve sağlıklı bir kimlik oluşturamadığına ilişkin analizi desteklemektedir.

Filmin ilerleyen sahnelerinden birinde, Erika’nın ilişkiye başlama sürecinde olduğu Walter’ın bir başka öğrenci olan genç bir kızın piyano çalmasına yardımcı olduğu görülür. Walter kızı cesaretlendirir ve genç kızla karşılıklı konuşup gülüşürler. Bu olaylara şahit olan Erika’nın ise ağlayarak salonu terk ettiği, soyunma odasında montların olduğu bölüme gittiği görülür. Erika’nın çok sinirli olduğu, öfkeden ve kıskançlıktan yerinde duramadığı her halinden bellidir. Erika soyunma odasında döner dolaşır ancak kıskançlığını bastıramaz. Erika, genç kızdan intikam almak, ona zarar vermek için niyetlenir ve bir bardağı bir şalın içine dolayıp yere vurup kırar ve bütün kırıkları kızın montunun cebine koyar. Erika’nın, bunu yapmaktaki amacı genç kızın zarar görmesi ve acı çekmesidir. Daha önceki sahnelerde de Erika’nın acıdan zevk aldığına, mazoşist bir tarafı olduğunu destekleyecek kanıtlar görülse de bu sahneyle birlikte Erika’nın, saldırgan ve sadist kişiliği de kendini dışa vurmuş olur. Freud’a göre mazoşizm, ölüm içgüdüsünün yansımasıdır. Bu mazoşistik ölüm içgüdüsü, sonrasında cinsel içgüdüler ile kaynaşır hale gelir. Hogg ve Vaughan’a göre (2005) bu kaynaşım kişinin kendisine yöneldiğinde mazoşizm, başka birine yöneltildiğinde ise sadizm olarak ortaya çıkar (akt. Yavuzer, 2013). Erika’nın sadece o genç kıza zarar vermekle yetinmediği, zarar verdikten sonra ise kızı getirdiği o durumdan zevk aldığı görülür. Erika’nın kurduğu tuzaktan dolayı elinin her tarafı kesilen kız uzun bir süre piyano çalamayacaktır ve uzun zamandır hazırlandığı yarışmaya katılamayacaktır. Bu durum Erika’nın daha da hoşuna gider. Erika bu yaptığından dolayı zerre pişmanlık duymaz ve tüm soğukkanlılığı ile kızın annesinin yanına gidip ona tavsiyeler verip gülümser. Bu tavırları, Erika’nın mazoşizm örüntülerinin yanında sadistik kişilik yapılanmaları taşıdığını da göstermektedir. Erika, bu yaptıklarıyla, Freud’un sadist birey tanımı gibi, cinsel içgüdülerini kıskançlıkla perçinleyip başkasına zarar vermeye yöneltmiştir.

Erika’nın kendinden çok küçük biriyle beraber olmasının sebepleri annesiyle olan ilişkisi üzerinden yorumlanmıştır. Ancak Walter’ın da kendinden yaşça büyük bir kadınla, hem de bir öğretmenle büyük bir arzu ve ısrarla birlikte olmak istemesinin sebebi olarak ödipal çatışmalarından kurtulamamış olması gösterilebilir. Freud’a (1990/1996) göre, her erkek ödipal dönemde annesine yönelik cinsel aktarımlarda bulunur ve annesini elde etmeye çalışır. Ancak bu elde etme yolunda dişli bir rakip vardır. Bu rakip otoriteyi elinde bulunduran baba figürüdür. Çocuk eğer babadan, fazla sert ya da taviz vermeyen bir yaklaşım görürse onunla çatışmaya girmekten ve penisinin kesileceğinden fazlaca korkar, bu yüzden annesine olan cinsel aktarımını saklamak zorunda hisseder, ancak bu geri çekilme arzuların sonradan patlak vermeyeceğini göstermez (Hekimoğlu ve Bilik, 2020). Walter, ödipal dönemi iyi atlatamamış olacak ki annesi olmayan ancak annesinin yerini alabilecek, ona annesine karşı aktarımını yönlendirebileceği, yaşça büyük bir kadınla hatta bir nebze anneliğe yakın olduğunu düşündüğü bir meslek olan öğretmenlik yapan bir kadınla beraber olmak ister.

Erika önceleri Walter’ı kovar, istemez. Ancak daha sonra yıllardır planladığı ama gizli tuttuğu mazoşistik fantezilerini gerçekleştirebileceği birini bulduğu düşüncesiyle Walter’ı kabul eder. Ona hislerini ve tüm fantezilerini açıkça bir mektupta yazarak gösterir. Walter, onun şiddete meyleden hislerine şaşırır ve önceleri istemez. Walter’dan aldığı bu dönüşün gecesinde Erika, annesi ile tekrar aynı yatağa girdiğinde annesine, “anneciğim seni seviyorum,” diyerek onca yıl ona karşı sakladığı cinsel aktarımını bir anda bir patlama yaşarcasına gösterir. Annesini tekrar tekrar öpmeye başlar, ona tacize varır derecede dokunup yaklaşır. Sonunda annesinin ona engel olmasıyla pes eder. Bu sahneyle, Erika’nın yaşadığı karmaşık çatışmaların ve annesiyle ensest ilişkiye olan isteğinin dışavurumu görülebilir. Freud’a göre, ilk cinsel istek ensest ilişkiyi arzulamak şeklindedir. Bu arzuların bastırılması ise ileri dönemlerde nevrozlara sebebiyet verebilir. Gelişim dönemlerinin ilk evrelerinde saplanıp kalanlar kişilerde enseste olan arzunun dışavurumları görülebilir (Freud, 1913/2012). Erika, Walter’a verdiği mektuptaki fantezileri sırasında ondan annesini bağlamasını istemektedir. Böylece annesi bütün sadistik ve mazoşistik cinsel fantezilerini izlemiş olacaktır. Burada da Erika’nın, annesine olan cinsel aktarımına ve annesiyle gerçekleştirmek istediği ilişki fantezilerine dair başka dışavurumlara şahit oluruz.

Erika’nın, annesine olan cinsel aktarımını dışa vurduğu günün sabahında Walter ve Erika’nın tekrar görüştüğü, Erika’nın ona yalvardığı ve oral seks yaptığı ancak bu oral seks sonrasında kustuğu, aslında bundan iğrendiği görülür. Erika’nın bir başkasının bedeninden iğrenmesinde ve başkasıyla karşılıklı olarak herhangi bir cinsel eylemde bulunmaktan kaçınmasında duygusuz davranışlarla bezeli kişiliğinin izleri görülür. Erika, aslında Walter’ın istediği hiçbir duygusal ve karşılıklı etkileşime dayanan cinsel eylemi gerçekleştirmeyi istememektedir. Sadece o fantezilerini kurduğu eylemlere kavuşmak için Walter’ın bazı isteklerini hiçbir şey hissetmemesine, zevk almamasına ve hatta iğrenmesine rağmen gerçekleştirir.

Filmin devamında Walter sonunda Erika’nın fantezilerini gerçekleştirmeyi kabul eder. Erika’nın evine gidip ona şiddet uygular ve Erika’ya, mektupta yer alan aşırı davranışlarda bulunur. Hatta Walter, Erika’nın annesine de şiddet uygular. Walter hem Erika’ya zarar verir hem de ona tecavüz eder. Öncesinde bu davranışların hepsini Erika istemiştir ve hatta bunun için Walter’a yalvarmıştır. Ancak bu sadist eylemleri kendisine bunun için yalvarılmış dahi olsa her insan kolayca yerine getiremez. Walter’ın Erika’ya tecavüz etmesinde ve ona şiddet uygulamasında sadece Erika’nın istekleri yoktur. Bu davranışlar, genç adamın da sadist arzularının dışavurumudur. Walter bir kadına zorla sahip olmaktan ve ona şiddet uygulamaktan zevk almıştır.

Erika’nın dövülme arzusu, diğer dürtülerinin ve arzularının üstünü örtmekte, bu arzuların kamufle edilmesinde bir araç olarak kullanılmaktadır. Erika’nın aslında en büyük arzusu, annesine olan cinsel aktarımı ve onunla gerçekleştirmek istediği ensest ilişkiye duyduğu arzudur. Ancak Erika, bu arzuyu baskılayabilmek için farklı yöntemler kullanmaya çalışmakta, bazen kendi vajinasını kesme eyleminde olduğu gibi kendine zarar vermekte bazense dövülme arzusuyla yanıp tutuşmaktadır. Erika Walter’dan şiddet içeren fanteziler isterken ona kendisine vurmasının yanında kendisine hükmedilmesini de istediğini söyler. Bu cümleler, Erika’nın baba figürünün yokluğunu doldurmak istemesinden kaynaklanıyor olabilir. Baba figürünün evde oluşturduğu otoritenin boşluğu, Erika’da kullanılma ve hükmedilme arzusu olarak dışa vurmuştur.

Erika seksten hiçbir zevk alamamaktadır çünkü annesi tarafından hep öfke ve psikolojik şiddet ile büyütülmüştür. Annesi Erika’ya her seferinde önce şiddet uygulamış sonra sevgi göstermiş ve Erika şiddet ve sevginin iç içe geçmiş hali ile büyütülmüştür. Bu karmaşık ve girift duygular ile çarpışarak büyüyen Erika, acıdan ayrışmış bir sevgi düşünememekte ve sevgiden gelebilecek hazzı hissedememektedir. Artık Erika için haz ancak şiddetle bir aradayken yaşanabilecek, hissedilebilecek bir duygu haline gelmiştir. Bu yüzden Erika, her olumlu duygu hissetmek istediğinde ve her haz yaşamak istediğinde önce bir şiddet aramakta ve kendine zarar verici bir durum oluşturmaya çalışmaktadır. Filmin final sahnesinde Walter’ın Erika’ya yaşattıklarından sonraki sabah onunla alay edercesine konuştuğu ve Erika’nınsa bu durumun verdiği acıdan kaçmayı başka bir acı ile, kendi omzuna bıçak saplayarak, bastırmaya çalıştığı ve oradan omzunda bir bıçakla uzaklaştığını görürüz. Bu son sahne de Erika’nın acı ile olan karmaşık ilişkisini gözler önüne sermektedir.

Kaynaklar

Atik, R. (2019). Ortaokul öğrencilerinin narsisizm düzeyleri ile şiddete yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi [Yayınlanmamış yüksek lisans tezi]. Sakarya Üniversitesi.

Düşgör, B., Erbahar, A. ve Sarı, A. (2021). Mazoşizm, melankoli ve aşk: Masumiyet ve kader filmleri üzerine psikanalitik bir inceleme. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 8(1), 143–160.

Gündoğan, H. (2016). Nesne ilişkileri kuramı çerçevesinden borderline (sınır) kişilik örgütlenmesine bakış: Vaka örneği ile psikoterapi sürecinin yorumlanması. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 3(2), 1–16.

Hekimoğlu, E. ve Bilik, M. (2020). Freud'dan Lacan’a kaygı. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 7(3), 336-367.

Freud, S. (1996). Düşlerin yorumu. (E. Kapkın, Çev.). Payel Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1900).

Freud, S. (2012). Totem ve tabu. (K. Şipal, Çev.). Say Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1913).

Freud, S. (2013). Mazoşizmin ekonomik sorunu. (E. Kapkın ve A. Tekşen Kapkın, Çev.), Metapsikoloji içinde (ss. 391-406). Payel Yayınevi (Orijinal çalışma basım tarihi 1924).

Jung, C. G. (2005). Dört arketip. (Z. A. Yılmazer, Çev.). Metis Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1902).

Koşan, Y. (2015). Üniversite öğrencilerinin facebook kullanımının narsisizm ve saldırganlık düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi [Yayınlanmamış yüksek lisans tezi]. Yüzüncü Yıl Üniversitesi.

Nelmes, J. (2017). Sinemada cinsiyet ve cinselliğin sunumu. (E. Yılmaz, Çev.). Sinemasal, 2, 71-98. (Orijinal çalışma basım tarihi 1998).

Özdemir, O., Özdemir, P. G., Kadak, M. T. ve Nasıroğlu, S. (2012). Kişilik gelişimi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 4(4), 556-589.

Özörsel, N. (2018). Mirror mask filmi üzerinden anne-kız çocuğu ilişkisinin incelenmesi. Güzel Sanatlar Fakültesi Dergisi, 4(8), 53-70.

Topcu, M. (2016). Ayrılma ve bireyleşme: Nesne ilişkileri üzerine terapötik uygulama. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 3(2), 27-28.

Yavuzer, N. (2013). İnsanın saldırgan ve yıkıcı doğasını anlamak. Sosyal Bilimleri Dergisi, 12(3), 43-57.

Yayla, E. (2019). Nardaniye hanım masalını analitik halkbilimi kuramı çerçevesinde inceleme denemesi. Uluslararası Çocuk Edebiyatı ve Eğitim Araştırmaları Dergisi, 3(2), 57-66.


[1]     İngiliz Sterlini’nin yirmide biri olan para birimi