Madde Bağımlılığının Nesne İlişkileri Teorisi Çerçevesinde Kavramsallaştırılması


Merve Yerli

Psikolog

 

Bağımlılığın Kapsamı ve Anlamı

 

İngilizcede “addiction” terimi Latincede devretmek, görevlendirmek, tayin etmek, teslim olmak, boyun eğmek anlamlarına gelen “addictus” teriminden türetilmiştir (Taipale, 2017).

Taipale’e göre (2017), bağımlılık davranışı evrensel bir görüngüdür ve çeşitli maddeleri, eşyaları ve eylemleri kapsar. Bunlar yemek yeme, alkol ve diğer maddeler, kumar oynama, oyun oynama, internet, fiziksel egzersiz ve alışveriş yapma gibi unsurlardır.

Madde Kullanımının Kapsamı

Madde kullanımı eski çağlardan beri çeşitli kültürlerde görülen bir pratiktir (Verceze ve Cordeiro, 2016). Her bir insan topluluğunda madde kullanımı farklı bir amaca hizmet eder (Verceze ve Cordeiro, 2016). İnsanlar fiziksel ve zihinsel olarak rahatlama, öforik bir durum yaratma ve bilinç durumunu değiştirme adına çeşitli maddeler kullanmışlardır (Davison, Neale ve Kring, 2004). 19. yüzyılın ortalarına kadar madde kullanımı bir problem olarak görülmemiştir (McKim ve Hancock, 2013). Şimdi ise; bu davranış postmodern bir semptom olarak düşünülmektedir (Verceze ve Cordeiro, 2016). Diğer bir deyişle, değişen toplumsal, ekonomik, siyasal ve sosyolojik faktörlerle son zamanlarda yaygınlaşmış ve dikkat çekmeye başlamış ruhsal bir rahatsızlıktır. Madde kullanımı çeşitli sağlık sorunlarını, ekonomik, yasal ve sosyal sorunları da beraberinde getirmektedir (Çöpür, Eryılmaz ve Çakmak, 2014).

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) 2017 yılında yayınladığı Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre (WDR, 2017), dünya popülasyonunun %5’i, 2015 yılında en az bir kere madde kullanmıştır. Bu oranın %0.6’sının ise madde kullanım bozukluğu bulunmaktadır. Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TÜBİM) verilerine göre 2011 yılında Türkiye’de nüfusun %2.7’sinin madde kullandığı belirtilmiştir. Bu oranlar madde kullanımı sorununun araştırılmasını ve buna yönelik uygun tedavi ve önleme çalışmalarının geliştirilmesini gerekli kılmaktadır.

Oltmanns ve Emery’e (2012) göre, çoğu ülkede madde kullanımı görülmekle birlikte kullanılan maddeler çeşitlilik gösterebilmektedir. Örneğin, opiyum Ortadoğu ülkelerinde ve Güneydoğu Asya’da yaygın bir şekilde kullanılırken; kokain Güney Amerika’da yoğun olarak kullanılmaktadır. Kanabis ise dünya genelinde yaygın bir maddedir. Diğer taraftan Japonya’da sentetik maddeler yaygın olarak görülmektedir (Oltmanns ve Emery, 2012).

Madde Bağımlılığının Tanımı

Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’ na göre (DSM-5, 2013), madde kullanımına ilişkin bozukluklar alkol, kafein, kanabis, halüsinojenler, uçucular, opiyatlar, sedatifler, hipnotikler ve anksiyolitikler, uyarıcılar ve tütün gibi maddelerle ilişkilidir. Bu maddeler merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı ya da uyarıcı bir etkiye sahiptir (Oltmanns ve Emery, 2012). Madde üzerinde kontrol kaybı, kişinin maddeyi temin etmeye, kullanmaya ve maddenin etkilerinden arınmaya yoğun zaman harcaması, maddeye temin etme krizi olması, sosyal bozulmaların yaşanması, tolerans gelişimi olması, yoksunluk belirtileri olması ve risk içeren durumlarda madde kullanımı madde bağımlılığının varlığını belirleyen etmenlerdir (DSM-5, 2013).

Bağımlılık Yaratan Maddeler

Davison ve meslektaşlarına (2004) göre, alkol bağımlılığında kaygılı ve depresif olma, uykusuzluk, hareketlilik, kas titremesi, kan basıncında ve vücut sıcaklığında artış gibi yoksunluk semptomları görülür. Deliryum tremens durumunda kişinin kanındaki alkol miktarının aniden düşmesi ile kişide titreme ve hezeyanlar görülür. Bu yoksunluk semptomları alkolün beyindeki yatıştırıcı etkisini telafi etmek için sinir hücrelerinin aktif olmasından kaynaklanmaktadır. Alkolün vücuda ilk etkisi uyarıcı bir etkidir. Kandaki alkol değeri zirveye ulaşıp azalmaya başladıkça alkol yatıştırıcı bir etki yapar (Davison ve ark., 2004).

Tütün ve sigara gibi maddelerde etken madde nikotindir (Oltmanns ve Emery, 2012). Nikotin, merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı bir etkiye sahiptir ve bu maddelerin kullanımı bağımlılık yaratır (Oltmanns ve Emery, 2012).

Esrar ve haşhaş, kenevir bitkisinden üretilen maddelerdir. Bu maddeler kişide rahatlama, sosyalleşme, duygularda hızlı değişim ve zamanın yavaşlaması gibi etkilerin yanı sıra dikkat problemleri, hafıza problemleri ve halüsinasyonlar da yaratabilir (Davison ve ark., 2004).

Sedatif maddeler ise vücut metabolizmasını yavaşlatır. Bu maddeler opiyum, morfin, eroin ve kodein gibi opiyatlardır (Davison ve ark., 2004). Buna ek olarak; benzodiazepin ve barbitüratlar da sentetik sedatif maddelerdir (Davison ve ark., 2004; McKim ve Hancock, 2013). Opiyatlar ise öforik bir his yaratır (Oltmanns ve Emery, 2012). Ayrıca uyku hâli, dalgınlık ve koordinasyon problemleri de ortaya çıkar (Davison ve ark., 2004). Bu maddeleri kullanan kişilerde tolerans gelişimi hızlıdır (Oltmanns ve Emery, 2012).

Merkezi sinir sistemini uyaran maddeler beyni etkileyerek dikkatin ve motor faaliyetlerin artmasına sebep olur (Davison ve ark., 2004). Bu maddeler amfetaminler ve kokaindir (Davison ve ark., 2004; McKim ve Hancock, 2013). Bu maddelerin etkileri kalp atışı ve kan basıncında artış, uyku hâlini azaltma, stereotipik davranışlar, halüsinasyonlar ve performans artışı olarak görülür (McKim ve Hancock, 2013).

Halüsinojenlerin ana etkisi halüsinasyonlar yaratmasıdır (Davison ve ark., 2004; McKim ve Hancock, 2013). Bunlara örnek olarak LSD ve ekstazi gibi halüsinojen maddeler verilebilir (Davison ve ark., 2004; McKim ve Hancock, 2013). Bu maddeler uyuşturucu etki yaratır ve geçmişe dair anıların geri gelmesine neden olur (McKim ve Hancock, 2013).

Madde Kullanımını Etkileyen Faktörler

Madde bağımlılığı gelişimsel bir süreçtir (Davison ve ark., 2004). Kişilerin madde kullanmaya başlamasında etken olan faktörler akran grubu ve aile etkisi, medya etkisi, sosyal çevre, maddeye ulaşımın kolay olması, kişinin duygu durumunu olumlu bir hâle getirme isteği, uyaran bulma isteği (Davison ve ark., 2004) ve maddeye kurtarıcı bir rolün atfedilmesi (Taylan ve Genç, 2017) gibi faktörlerdir. Smith’e göre (1980), madde kullanımı kullanılan maddeye, maddenin etki etme gücüne, madde kullanım sıklığına, maddenin tatmin ettiği ihtiyaçlara, bu ihtiyaçların yoğunluğuna ve kişinin hayatındaki önemine, kişinin ideal benliğinde ve kendi benliğinde yarattığı etkilere bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Kişinin bu açılardan kazancı oldukça madde kullanımına devam etmesi mümkündür (Smith, 1980). Diğer yandan maddenin bırakılması süreci; kullanım devam ettikçe kişinin hayatında meydana gelen kayıplar, madde haricinde farklı keyif yaratan araçların bulunması, maddenin kişinin hayatının farklı alanlarında problemler yaratması ve madde kullanımı devam ettikçe yaşam hedeflerinin gerçekleştirilememesi gibi faktörlerden etkilenir (Smith, 1980). Diğer bir deyişle, madde kullanımı kişinin maddenin getirdiği olumsuzlukları fark ettiği zamana kadar devam eder (Smith, 1980).

Madde Bağımlılığının Nesne İlişkileri Teorisi Açısından Ele Alınması

Taipale (2017) çalışmasında bağımlılığın kaynağının kişide aranması gerektiğini dile getirir ve psikolojik boyutun önemine dikkat çeker. O’na göre, madde bağımlılığı açısından bakıldığında bu durumun bağımlılık yapan dışsal bir nesne sebebiyle ortaya çıktığı düşünülebilir. Bu durum da psikolojik boyutun ikincil bir önemde görülmesine sebep olur. Eroin, tütün ya da şeker gibi maddeler bağımlılık yapan maddelerdir. Fakat, bağımlılık meselesine daha geniş bir açıdan bakıldığında internet ya da alışveriş yapma bağımlılığı herhangi bir psikoaktif bileşen barındırmamaktadır. Ayrıca, bağımlı kişiler bir maddeye bağımlı olmadan önce çeşitli maddeler denemekte ve sonrasında kullanacakları maddeleri seçmektedirler. Yani farklı psikoaktif bileşenler içeren maddeler denemekte ama bir maddeye bağımlı olabilmektedirler. Bu noktada da bu bağımlılığın psikoaktif maddelerle ilgili olduğunu düşünmek yeterli değildir. Bağımlılığın kaynağı ve sebebi öznenin yapısında aranmalıdır (Taipale, 2017). Bu noktada Nesne İlişkileri Teorisi madde bağımlılığının kaynağını aramakta yardımcı olacaktır.

Nesne İlişkileri Teorisi Klein, Fairbairn, Bowlby, Winnicott, Mahler ve Jacobson gibi teorisyenlerin çalışmalarını kapsar (Mitchell, 1984). Bu yaklaşım kişilik gelişiminde erken dönem bebeklik yaşantılarına ve bebeğin çevresiyle olan ilişkisine merkezi bir önem atfeder (King, O’Brian ve Giacomantonio, 2005). Temelde, bebeklik döneminde önemli olan kişiler, yani nesneler ile kurulan ilişkilerden edinilen örüntülerin yaşam boyunca karşılaşılan diğer kişilere aktarıldığı ve insanlarla ilişki kurma biçiminin geçmişteki yaşantılardan etkilenerek şekillendiği fikrini savunur. Ebeveynlerin kişilik özellikleri, davranışları, düşünceleri ve duygularını çocuk kendi kişiliğinin özellikleri olarak benimser ve ebeveynlerine göre şekil almaya başlar. Kendi iç dünyasında oluşturduğu, yani içselleştirdiği ebeveyn figürlerinin etkisiyle; çocuk kendi benliğini oluşturur.

Glover (1932) maddelerin içselleştirilmiş ebeveyn figürleri ile kurulan sevgi ve nefret ilişkisini sembolize ettiğini ifade etmektedir. O’na göre, madde ebeveynlerden birine ya da ikisine atfedilen, sevgi ve nefret içeren özelliklerin yansıtıldığı cansız bir nesnedir. Buna ek olarak, maddelerin manik ekstazi durumu yaratmak için kullanıldığını savunur (akt., King, O’Brian ve Giacomantonio, 2005). Rosenfeld (1960) ise, madde bağımlılığının bireyin gelişimin erken dönem aşamalarında saplanıp kalmasını (fixation) gösterdiğini savunur. Bebeklik döneminde bağımlı kişi kaygı ile bölme, inkâr ve yansıtma savunmaları ile başa çıkar. Yetişkinlikte ise istenmeyen ve acı veren duygulardan kaçınmak kişiyi duygusal açıdan zorlar ve bu durum da kişinin diğer insanlarla iletişim kurma becerisini azaltır. Bu durumda oluşan boşluk bağımlılık yapan maddelerle dolar. Bu süreç nesne ile ilişki kurmanın ve nesne kaybının getirdiği kaygıdan kişiyi uzaklaştırır (akt., King, O’Brian ve Giacomantonio, 2005). Diğer bir deyişle, madde kullanımı duygusal sıkıntılar ile ilgilidir ve maddenin kişinin psikolojik zorluklarını rahatlatan (Khantzian, 1997) ve kaygıdan kaçınmasını sağlayan bir işlevi vardır (Sweet, 2012). Madde kullanan kişinin duygularını yaşama ve duygularını tolere etmede zorlukları vardır ve madde kişi için duygularını regüle etmede bir araç hâline gelir (Khantzian, 1997). Taipale (2017) de bu görüşü savunur ve madde bağımlılığının kişinin kendini regüle etme becerisindeki eksikliklerle ilişkili olduğunu ortaya koyar. Kişi madde ile duygularını regüle edebildiği ve kontrol edebildiği illüzyonunu yaratır (Taipale, 2017).

Winnicott’a göre (2019), bebek dış dünyadaki nesneleri kendi kalıbına oturtmaya çalışır ve bu nesneler genelde anne memesinin yerini tutar. Çocuk endişelendiğinde, yalnız kaldığında veya sıkıntı ile baş etmesi gerektiğinde çocuğu sakinleştiren ve yatıştıran geçiş nesneleri ortaya çıkar (Winnicott, 2019). Yani, çocuk ayrışma ile başa çıkabilmek adına bakım veren kişinin varlığının yerini tutabilecek geçiş nesneleri edinir ve bu geçiş nesnesi duygu regülasyonuna yardımcı olur (Taipale, 2017). Yazara göre, bu geçiş nesnesi çocuğun bakım veren kişinin orada olmadığını fark etmesini geciktiren bir işleve sahiptir ve madde de kişide ulaşmak istediği duygu durumuna ulaşabildiği illüzyonunu yaratır. Yani kişi bu geçiş nesnesine takılı kalmıştır, bu sebeple madde bağımlılığı geçiş patolojisi olarak görülmektedir (Taipale, 2017).

Taipale (2017) göre, madde bağımlılığında maddenin iyi ve kötü yönlerinin bütünleştirildiği bütünlüklü ve gerçekçi bir nesne temsili görülmez. Bunun yerine, madde kullanan kişi maddenin çok iyi olduğu ve çok kötü olduğu nesne temsilleri arasında bocalar. Burada problem iyi ve kötü temsillerin bütünleştirilememesidir. Bebeklik yaşantısında hoşnutluk ve hoşnutsuzluk içeren deneyimlerin bulunması bebekte iyi ve kötü meme algısını yaratır (Klein, 2014). Besleyen meme iyi meme ve hayal kırıklığına uğratan meme kötü memedir (McWilliams, 2011). Burada nesneye yönelik bir çift değerlilik bulunmamakta ve bebeğin iyi ve kötü annenin aynı kişi olduğuna ve bu annenin bazı zamanlarda iyi bazı zamanlarda kötü olabileceğine dair bir gerçeklik kuramadığı görülebilmektedir (McWilliams, 2011). Bu, nesne sürekliliği becerisini kazanmadan önceki süreci yansıtır. Benzer bir şekilde, madde bağımlılığı olan kişi maddeden aldığı keyfi iyi nesne olan madde ile ilişkilendirirken ve maddeyi idealleştirirken; hayal kırıklığını da kötü nesne olan madde ile ilişkilendirir (Taipale, 2017).

Sonuç Yerine

Son dönemlerde yaygın bir semptom olan bağımlılık, çeşitli maddelerle ya da davranışlarla ilişkili olarak karşımıza çıkabilmektedir. Maddeye yönelik bağımlılıkların ortaya çıkmasında psikolojik etmenler oldukça önemlidir. Madde kullanımını anlamak için, bu psikolojik etmenlerin irdelenmesi ve çözümlenmesi madde kullanımını önleme ve bununla mücadele konusunda yol gösterici olacaktır. İstenmeyen ve acı veren duygulardan kaçınmak, boşluk hissini kapatmak, psikolojik olarak rahatlamak gibi sebepler irdelendiğinde madde kullanımının kişi için önemi ve işlevi ortaya çıkarılacaktır. Bu şekilde madde kullanımı tedavisi daha etkin hâle gelebilmektedir.

 

Kaynaklar

American Psychiatric Association (DSM-5). (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5. basım). Washington DC: American Psychiatric Publishing.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC). (2017). Dünya Uyuşturucu Raporu 2017 (WDR 2017) (United Nations Publication No. E.17.XI.6). https://bit.ly/2LbijUt

Çöpür, M., Eryılmaz, A. ve Çakmak, D. (2014). Alkol, madde kullanımı ve yasal sorunlar. Okmeydanı Tıp Dergisi, 30(2), 84-88.

Davison, G. C., Neale, J. M. ve Kring, A. M. (2004). Abnormal psychology (9. basım). New York: John Wiley.

Khantzian, E. J. (1997). The self-medication hypothesis of substance use disorders: A reconsideration and recent applications. Harvard Review of Psychiatry, 4(5), 231-244.

King, R., O’Brien, T. ve Giacomantonio, S. G. (2005). Psychoanalytic perspectives on substance use and antisocial personality disorder. Australian Psychologist, 40(2), 137-145.

Klein, M. (2014). Haset ve şükran (O. Koçak ve Y. Erten, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1957).

McKim, W. A. ve Hancock, S. D. (2013). Drugs and behavior: An introduction to behavioral pharmacology (7. Basım). New Jersey: Pearson Education.

McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic diagnosis: Understanding personality structure in the clinical process (2. basım). New York: The Guilford Press.

Mitchell, S. A. (1984). Object relations theories and the developmental tilt. Contemporary Psychoanalysis, 20(4), 473-499.

Oltmanns, T. F. ve Emery, R. E. (2012). Abnormal psychology (7. basım). New Jersey: Pearson Education.

Rosenfeld, H. (1960). On drug addiction. International Journal of Psychoanalysis, 41, 467–475.

Smith, G. M. (1980). Perceived effects of substance use: A general theory. D. J. Lettieri, M. Sayers ve H. W. Pearson (Ed.), Theories on drug abuse: Selected contemporary perspectives içinde (ss. 50-58). https://bit.ly/2Xj2Owl

Sweet, A. D. (2012). Internal objects and self-destructive behaviours. The Scandinavian Psychoanalytic Review35(2), 116-126.

Taipale, J. (2017). Controlling the uncontrollable: Self-regulation and the dynamics of addiction. The Scandinavian Psychoanalytic Review, 40(1), 29-42.

Taylan, H.H. ve Genç, Y. (2017). Liselerde sigara, alkol ve uyuşturucu/uçucu/uyarıcı madde kullanım eğilimleri: Kocaeli örneği. Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 47, 180-199.

Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TÜBİM). (2014). EMCDDA 2014 ulusal raporu Türkiye: Yeni gelişmeler, trendler, seçilmiş konular. https://bit.ly/3rWE2QG

Verceze F. A. ve Cordeiro, S. N. (2016). Trainspotting: A psychoanalytic perspective of drug addiction in contemporary society. SMAD, Revista Eletronica Saude Mental Alcool e Drogas, 12(3), 154-162.

Winnicott, D. W. (2019). Oyun ve gerçeklik (T. Birkan, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1971).