Mektup: Pulsuz Mektup


Nusret Özüş

Batman Kozluk Devlet Hastanesi

Psikolog

 

Sevgili Baba, Sevgilim Baba,

Bu mektubu sana hiçbir zaman postalayamayacağımı bildiğim hâlde sana yazıyorum. Baba deyince gözümün önünde hep dağlar belirir. Bakınca haşmetiyle insana cesaret veren, sırtını güvenle yaslayacağın dağlar. Ben, 17 yaşındaki biricik kızın, ürkmenin ne demek olduğunu hiç bilmezdim. Bir dağın gölgesinde beline kadar inen kestane renkli saçlarımın rüzgârda uçtuğunu görmek hep özgürlük kokardı. Ürkek bir geyiğin dağa sırtını verdiğinde evinde hissetmesi gibiydi senin gölgende olmak. İlk seni sevdim. Her kızın âşık olduğu ilk erkeği, babayı, seni. Ta ki o güne kadar.

Senin bana “başörtü takmazsan seni okuldan alırım.” dediğin o güne kadar. En beklemediğim zamanda, en beklemediğim tarafımdan, en beklemediğim kişiden. Ah. O an kulaklarımda bir zonklama oldu, gözlerim flulaştı, gerçek ile hayal arasındaki o ince çizgi belirsizleşmeye başladı. Musa Peygamber bir dağ patlaması karşısında kendinden geçmişti. Bir Musa Peygamber değildim ama ben de bir dağ patlaması karşısında kendimden geçtim. İstinat duvarlarım çöktü, sırtımı dayadığım dağ patlayınca boşluğa yuvarlandım. Boşlukta yüzmeye başladım. Ben, hayatımın ilk aşkını, ilk erkeğini, kendimden çok güvendiğim seni kaybedince hayat anlamını yitirdi. Madem hayat anlamını kaybetmişti, çektiğim acıda bile anlam yoktu, o hâlde ne diye yaşıyordum? Yaşamanın ne gereği vardı? Bulduğum bütün ilaçları içmeye başladım. Buralardan uzaklaşmak, yok olmak istedim. Senin işlemiş olduğun suçun cezasını kendime çektirdim. Ama bir bedel olarak benden sonra sen de acı çek istedim. İlaçlardan sonra yokluğun kollarına bıraktım kendimi. O an yokluğun kolları senin taş kollarından daha şefkatliydi baba.

Ama olmadı işte, açılmaktan mustarip olmuş göz kapaklarım hastanenin soğuk beyazında yine açıldılar. Seni cezalandıramadım. Ölemedim baba.

Senin dediğini yaptım. Ve örttüm saçlarımı.

Sabahları saçlarımı her örttüğümde gözlerimde yıkılışın canlanıyordu. Yıkımın ardından da kocaman bir oyuk. Belime kadar inen kestane rengi saçlarımın bir kıymeti kalmamıştı. Güzeldi saçlarım oysa sen güzelliği hak etmiyordun. Özgürlük değil tutsaklık kokuyordu benim için artık. Ben de bir başka insanda hayat bulsun diye saçlarımı kestirip kanserli bir çocuğa bağışladım.

Beni olduğum kişiden bir başka kişiye evirdiğin için benden özgürlüğümü alıp beni kişiliksizleştirdiğin için sana olan öfkem her geçen gün katlanıyordu. Madem kendimi öldürememekle seni cezalandıramadım ben de başka şekilde sana bedel ödetecektim. Sana layık bir evlat olamayacağımdan korktun hep. Ben de sana layık bir evlat olmayacaktım.

Sana ve sana ait olan bütün değerlere karşı çıktım. Sırf erkek olduğun için bütün erkeklerden nefret ettim ama onlarla konuşmak senin değerlerine aykırı olduğu için onlarla daha sık görüşmeye başladım. Garip bir şekilde erkek olduklarından, seni hatırlattıklarından dolayı onlardan nefret ediyor aynı zamanda senin açtığın boşluğu kapatabileceklerini düşündüğüm için onlara daha fazla bağlılık göstermeye başlıyordum. Erkeklerden hem nefret ediyor hem de onlarla daha sık görüşüyordum. Bir şeyi kaybetmekten gelen acının ne demek olduğunu iliklerime dek hissetmiş olduğum için her şeye, her eşyaya, her arkadaşa daha fazla bağlılık göstermeye başladım. Bir çantam vardı hatırlarsın, askılı siyah desenli. Kullanmaktan aşınmış cepleri, alt tarafı çürümeye yüz tutmuş. Bir türlü atamıyordum onu. Güç bela yeni bir tane almaya karar verdiğimde aynısını arayıp durdum. Bulamayınca da ona en çok benzeyeni aldım. Özürlü bir vefaya sahiptim artık. Dindar olduğun için dinden de nefret ettim, Tanrıyı da kendi içimde öldürdüm. Kendi içimde senin tanrının enkazını taşıyorum şimdi. Ben babamı kaybettim sen de kızını kaybet istedim. Senin yüzünden baba, açtığın derin yara yüzünden.

Yine de seni içimde öldüremedim.

Ah baba, bilsen sana olan öfkemin temelinde senin yokluğunun acısı olduğunu, sana olan nefretimin temelinde sana ne çok ihtiyacım olduğunu, bilsen sana olan kırgınlığımın temelinde sana ne kadar âşık olduğumu. Ama bilmiyorsun baba. Niye bilmiyorsun ki. Bil işte. Sen güzelliği hak etmiyorsun beni hak etmiyorsun “o adam”. Benim için baba değil “o adam”sın artık. Her evin en mükemmel hatasıymış baba* geç anladım. Seni hem çok seviyor hem de senden nefret ediyorum.

Beline kadar inen kestane renkli saçlı ya da pardon başörtülü kızın B.[1]

 


[1] Bu mektup psikoterapi uyguladığım bir danışanın izniyle ve notlarından derlenerek hazırlanmıştır.